Giriş

Uluslararası yatırımların artan önemi ve devletler ile yabancı yatırımcılar arasındaki hukuki ilişkilerin giderek karmaşıklaşması, yatırım uyuşmazlıklarının çözümünde uluslararası tahkim mekanizmalarını merkezi bir konuma taşımıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında hız kazanan doğrudan yabancı yatırımlar, yatırımcıların yalnızca ev sahibi devletin iç hukukuna tabi olmaksızın, uluslararası hukuk tarafından da korunmasını gerekli kılmıştır. Bu ihtiyaç doğrultusunda geliştirilen uluslararası yatırım hukuku rejimi, yatırımcı–devlet uyuşmazlıklarının çözümünde özel kurumsal yapılar ve sözleşmesel mekanizmalar ortaya çıkarmıştır.

Yatırım uyuşmazlıklarının önemli bir bölümü, devletin doğal kaynaklar üzerindeki egemenlik yetkisiyle doğrudan bağlantılı sektörlerde ortaya çıkmaktadır. Özellikle madencilik faaliyetleri, çevresel yükümlülükler ve kamu yararı gerekçesiyle alınan idari tedbirler nedeniyle hem iç hukukta hem de uluslararası yatırım tahkimi bağlamında yoğun hukuki tartışmalara konu olmaktadır.

Bu çerçevede, Dünya Bankası Grubu bünyesinde kurulan Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (International Centre for Settlement of Investment Disputes – ICSID), yatırımcılar ile ev sahibi devletler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde en önemli kurumsal platformlardan biri hâline gelmiştir. ICSID sistemi, bir yandan devletlerin doğal kaynakların yönetimine ilişkin düzenleyici yetkilerini muhafaza etmelerine imkân tanırken, diğer yandan yabancı yatırımcıların uzun vadeli ve sermaye yoğun yatırımlar bakımından hukuki güvenlik beklentilerini korumayı amaçlayan özgün bir tahkim rejimi sunmaktadır.

Türkiye, 1980’li yıllardan itibaren uygulamaya koyduğu liberal ekonomik politikalar doğrultusunda doğrudan yabancı yatırımları teşvik etmeye başlamış ve bu kapsamda çok sayıda ikili yatırım anlaşması (Bilateral Investment Treaties – BIT) akdetmiştir. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak Türkiye, ICSID Sözleşmesi’ne taraf olmuş ve yabancı yatırımcıların Türkiye aleyhine ICSID tahkimine başvurabilmesinin önü açılmıştır. Zaman içerisinde Türkiye, farklı sektörlerdeki yatırımlardan kaynaklanan çok sayıda ICSID tahkim davasına taraf olmuştur.

Bu çalışma, ICSID sistemi çerçevesinde Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası tahkim davalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada öncelikle ICSID’in kurumsal yapısı, yetkisi ve usulî özellikleri ele alınacak; ardından Türkiye’nin ICSID’e taraf olma süreci değerlendirilecektir. Son olarak, Türkiye’nin taraf olduğu ve özellikle içtihat değeri bakımından öne çıkan ICSID tahkim dosyaları ayrıntılı biçimde analiz edilerek, bu davaların Türkiye’nin yatırım tahkimi pratiği üzerindeki etkileri ortaya konulacaktır.

1. Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID)

1.1. ICSID’in Kuruluşu ve Hukuki Niteliği

Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID), 1965 tarihli “Devletler ile Diğer Devletlerin Vatandaşları Arasındaki Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümüne İlişkin Sözleşme” (ICSID Sözleşmesi) ile kurulmuştur. Sözleşme, Dünya Bankası’nın öncülüğünde hazırlanmış ve yatırımcı–devlet uyuşmazlıklarının depolitize edilerek hukuki bir zeminde çözülmesini amaçlamıştır. ICSID’in temel amacı, yabancı yatırımcılar ile ev sahibi devletler arasında doğabilecek uyuşmazlıklar için tarafsız, bağımsız ve uzmanlaşmış bir çözüm mekanizması sağlamaktır.

ICSID, klasik ticari tahkimden farklı olarak, yalnızca devletler ile diğer akit devletlerin vatandaşları arasındaki yatırım uyuşmazlıklarını konu edinmektedir. Bu yönüyle ICSID, kamu hukuku ile özel hukukun kesişim noktasında yer alan özgün bir tahkim rejimi sunmaktadır. ICSID tahkiminin bir diğer ayırt edici özelliği, verilen kararların üye devletlerin iç hukukunda doğrudan icra edilebilir nitelikte olması ve kararların esas bakımından ulusal mahkemeler tarafından denetlenememesidir.

1.2. ICSD’de Yetki ve Rıza İlkesi

ICSID tahkiminin işletilebilmesi için en temel koşul, tarafların açık ve yazılı rızasının bulunmasıdır. Bu rıza, çoğunlukla ikili yatırım anlaşmaları (BIT), çok taraflı yatırım anlaşmaları (örneğin Enerji Şartı Antlaşması) veya doğrudan yatırım sözleşmeleri aracılığıyla verilmektedir. Rıza ilkesinin bu merkezi rolü, ICSID yetkisinin sınırlarını da belirlemektedir.

ICSID Sözleşmesi’nin 25. maddesi, merkezin yetkisini “bir tarafı sözleşmeye taraf bir devlet, diğer tarafı ise başka bir sözleşmeci devletin vatandaşı olan bir yatırımcı” arasındaki hukuki uyuşmazlıklarla sınırlandırmaktadır. Bu bağlamda, yatırımcı sıfatı, yatırımın varlığı ve uyuşmazlığın yatırım ile doğrudan bağlantılı olması, ICSID yetkisinin tesisinde kilit rol oynamaktadır.

1.3. ICSID Tahkiminin Usuli Özellikleri

ICSID tahkiminde yargılama süreci, tahkim talebinin Genel Sekreterlik tarafından kaydedilmesiyle başlar. Ardından tarafların mutabakatına göre tek hakemli veya üç hakemli bir heyet oluşturulur. Yargılama süreci yazılı ve sözlü aşamalardan oluşur ve taraflar iddia ve savunmalarını uluslararası hukuk, ilgili yatırım anlaşmaları ve genel hukuk ilkeleri çerçevesinde ileri sürerler.

ICSID tahkiminde verilen kararlar, sınırlı iptal sebepleri dışında kesin niteliktedir. Bu iptal sebepleri usulî nitelikte olup, kararın esasıyla ilgili yeniden değerlendirme yapılmasına izin vermez. Bu durum, ICSID kararlarının öngörülebilirliğini artırmakla birlikte, devletler açısından önemli mali ve hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

2. Türkiye’nin ICSID’e Taraf Olması ve Genel Tahkim Pratiği

Türkiye’nin ICSID Sözleşmesi’ne taraf olması, yabancı yatırımların korunması bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye, 1980’li yıllardan itibaren uygulamaya koyduğu liberal ekonomik politikalar çerçevesinde, yabancı yatırımcıların ülkeye girişini teşvik etmeyi amaçlamış ve bu doğrultuda çok sayıda ikili yatırım anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmaların büyük çoğunluğu, yatırımcı- devlet uyuşmazlıklarının ICSID tahkimi yoluyla çözülmesini öngörmektedir.

Türkiye’nin taraf olduğu ICSID davalarına bakıldığında, uyuşmazlıkların büyük ölçüde kamu hizmetleri, enerji üretimi, madencilik ve büyük ölçekli altyapı projeleri etrafında yoğunlaştığı görülmektedir. Bu davalar, Türkiye’nin düzenleyici politikaları ile yatırımcıların uluslararası koruma taleplerinin sıklıkla karşı karşıya geldiği alanları ortaya koymaktadır.

3. Türkiye’nin Tarafı Olduğu Öne Çıkan Dosyalar

3.1. Westwater Resources, Inc. v. Republic of Türkiye (ICSID Case No. ARB/18/46)

3.1.1. Vaka Arka Planı

Westwater Resources, Inc. (“Westwater”), Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulu bir enerji ve madencilik şirketidir. Davaya konu yatırım, Türkiye’nin Yozgat ili sınırları içerisinde bulunan Temrezli ve Şefaatli bölgelerindeki uranyum yataklarının araştırılması ve işletilmesine ilişkindir. Bu faaliyetler, Türkiye’de kurulu Adur Madencilik Limited Şirketi aracılığıyla yürütülmüş; anılan şirket, uzun yıllar boyunca Türkiye’de uranyum arama ve geliştirme faaliyetleri bakımından tek yetkili lisans sahibi konumunda bulunmuştur.1

Adur Madencilik’e verilen uranyum arama ve işletme lisansları, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) tarafından 2007 yılından itibaren geçerli olacak şekilde düzenlenmiştir. Westwater, 2015 yılında Adur Madencilik’i devralarak Türkiye’deki uranyum projelerinin dolaylı yatırımcısı hâline gelmiştir. Ancak Haziran 2018 tarihinde Türk makamları, daha önce verilmiş olan tüm uranyum arama ve işletme lisanslarının iptal edildiğini açıklamış; iptal kararlarının gerekçesi olarak lisansların hukuka aykırı biçimde verildiği ve uranyum madenciliğinin devlet tekeline tabi olduğu ileri sürülmüştür.

Bu idari işlem sonucunda Westwater’ın Türkiye’deki yatırımı fiilen işlevsiz hâle gelmiş; yatırımcı, lisansların geri alınmasının yatırımın ekonomik değerini tamamen ortadan kaldırdığını ileri sürmüştür. Yatırımcıya göre, lisans iptalleri ani, öngörülemez ve geriye dönük nitelikte olup, uluslararası yatırım hukukunun temel koruma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu çerçevede Westwater, yatırımının hukuka aykırı biçimde etkisizleştirildiği iddiasıyla ICSID tahkimine başvurmuştur.

3.1.2. İddialar / Talep Edilen Haklar

Westwater Resources, Inc., Aralık 2018 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhine ICSID nezdinde tahkim talebinde bulunmuş ve taleplerini 1985 tarihli Türkiye– Amerika Birleşik Devletleri İkili Yatırım Anlaşması’na dayandırmıştır. Davacı, uranyum madenciliğine ilişkin lisansların BIT kapsamında korunması gereken bir “yatırım” teşkil ettiğini ve bu lisansların iptal edilmesinin Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

Davacının temel iddiası, lisans iptalinin keyfi ve orantısız olduğu; bu nedenle Türkiye’nin eşit ve adil muamele (fair and equitable treatment – FET) yükümlülüğünü ihlal ettiğidir. Westwater’a göre, yatırımın gerçekleştirildiği dönemde mevcut olan hukuki ve idari çerçeve, yatırımcıda lisansların geçerliliğine ve projenin sürdürülebilirliğine ilişkin meşru beklentiler yaratmıştır. Bu beklentilerin ani ve gerekçesiz biçimde ortadan kaldırılması, BIT kapsamında yasaklanan devlet davranışları arasında yer almaktadır.

Bunun yanı sıra yatırımcı, lisans iptallerinin dolaylı kamulaştırma teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Her ne kadar yatırımın mülkiyeti doğrudan devralınmamış olsa da, idari işlemler neticesinde yatırımın ekonomik değerinin tamamen yok edildiği ve yatırımcıya fiilen herhangi bir kullanım veya gelir elde etme imkânı bırakılmadığı savunulmuştur. Bu gerekçelerle Westwater, kaybedilen kârlar, yapılan harcamalar, faizler ve yargılama giderleri dâhil olmak üzere yaklaşık 36,5 milyon ABD doları tutarında tazminat talep etmiştir.2

3.1.3. Savunma / Türkiye’nin Hukuki Argümanları

Türkiye Cumhuriyeti, davaya ilişkin savunmasını esas ve zarar değerlendirmesi bakımından kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Devlet, öncelikle lisans iptalinin hukuka aykırı bir kamulaştırma teşkil etmediğini; aksine ulusal maden politikasının bir gereği olarak kamu yararı doğrultusunda tesis edilmiş meşru bir düzenleyici işlem olduğunu savunmuştur.

Türkiye’ye göre, uranyum gibi stratejik bir madenin işletilmesi devletin egemenlik yetkisi kapsamındadır ve lisansların iptali bu yetkinin doğal bir sonucudur.

Türkiye ayrıca, yatırımcının ileri sürdüğü zarar iddialarının spekülatif nitelikte olduğunu belirtmiştir. Devlete göre proje henüz üretim aşamasına geçmemiş; gerekli finansman sağlanmamış ve yatırım ticari olarak olgunlaşmamıştır. Bu nedenle lisans iptalinin yatırımcıya ileri sürüldüğü ölçüde bir ekonomik zarar doğurduğu kabul edilemez. 3Türkiye, ihlal iddiası ile talep edilen zararlar arasında yeterli nedensellik bağının kurulamadığını ileri sürerek tazminat taleplerinin büyük bölümünün reddini istemiştir.

3.1.4. Tahkim Süreci ve Usul

ICSID’de tahkim süreci, 21 Aralık 2018 tarihinde başvurunun kaydıyla resmen başlamıştır. Panel, üç hakemden oluşmuştur: tarafların atadığı hakemler ile tarafsız başkan hakem. Süreç kapsamında taraflar delillerini sunmuş, karşı iddialarını ve savunmalarını dosyalamışlardır. Usul evresinde Türkiye, bazı prosedürel taleplerle birlikte davanın belirli kısımlarının ayrıştırılmasını (bifurcation) talep etmiştir; bu talep, ülkenin sorumluluğu ile zararların hesaplanmasının ayrı ayrı incelenmesi talebini içermiştir. Panel, bu talepler üzerinde değerlendirme yapmıştır; ardından tarafların ana argümanlarını değerlendirmiş, özellikle ihlal iddialarını ve tazminat taleplerini ayrıntılı şekilde incelemiştir. Bu süreç, uluslararası yatırım hukuku standartları çerçevesinde yoğun hukuki analiz ve karşı argümanların değerlendirilmesini içermiştir.

3.1.5. Karar / Nihai Sonuç

3 Mart 2023 tarihli nihai kararda, tahkim heyeti Türkiye’nin BIT kapsamındaki yükümlülüklerinden bazılarında ihlal tespit ettiğini belirlemiştir. Heyet, lisans iptalinin yatırımcı açısından uluslararası koruma standartlarını ihlal ettiğini ve bu nedenle Türkiye’nin bazı yükümlülüklerini yerine getirmediğini kabul etmiştir. 4

Ancak heyet, Westwater’ın kaybedilen kâr ve gelecekteki beklenen gelirler gibi taleplerini destekleyecek yeterli kanıt bulunmadığına hükmetmiştir; özellikle projenin finansmanı sağlanamadığı ve ekonomik makuliyet gibi unsurların bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle heyet, yatırımcı tarafından 36.5 milyon USD talep edilen kayıp kâr tutarlarını reddetmiştir. Bunun yerine panel, yatırımcıya yaklaşık 1.28–1.3 milyon USD tutarında mevcut maliyetler, masraflar ve harcamalar için tazminat verilmesine karar vermiş; ayrıca masraflar için yaklaşık 3.7 milyon USD daha sağlanması ve faizlerin hesaplanması yönünde hüküm kurmuştur. Heyet, zarar ile ihlal arasında gerçek bir nedensellik bağı kurulmadığı gerekçesiyle tazminatın sınırlı tutulması gerektiğini ifade etmiştir.

3.1.6. Hukuki Değerlendirme

Westwater Resources kararı, devletin düzenleyici yetkisi ile yatırımcı koruması arasındaki dengeyi somut biçimde ortaya koymaktadır. Tahkim heyeti, lisans iptalini hukuka aykırı bularak ihlal tespiti yapmış; ancak tazminat miktarını sınırlı tutarak yatırımcıların zarar iddialarının sıkı bir ispat ve nedensellik denetimine tabi tutulması gerektiğini vurgulamıştır.5

Bu yönüyle karar, yatırım tahkiminde ihlal ile tazminat arasındaki ilişkinin otomatik olmadığına ve yatırımcıların kaybedilen kâr taleplerini güçlü ekonomik delillerle desteklemek zorunda olduğuna işaret etmektedir. Westwater davası, bu açıdan Türkiye’nin ICSID pratiğinde hem düzenleyici yetki savunması hem de tazminat hukuku bakımından öğretici nitelikte bir içtihat olarak değerlendirilmektedir Doktrinde bu tür kararlar, yatırım tahkiminde devletin düzenleyici takdir yetkisi ile uluslararası yatırım koruma standartları arasındaki dengeyi tartışmalı hâle getiren örnekler olarak değerlendirilmektedir.

3.2. Ipek Investment Limited v. Republic of Türkiye (ICSID Case No. ARB/18/18)

3.2.1. Vaka Arka Planı

Ipek Investment Limited v. Republic of Türkiye davası, Türkiye–Birleşik Krallık İkili Yatırım Anlaşması (1991 tarihli BIT) kapsamında açılmış olup, Türkiye’nin son dönemde karşı karşıya kaldığı en yüksek meblağlı yatırım tahkimi taleplerinden birini konu edinmektedir. Davacı Ipek Investment Limited, 26 Mayıs 2015 tarihinde Birleşik Krallık’ta kurulmuş olup, hukuki statüsü itibarıyla Birleşik Krallık vatandaşı bir yatırımcı olduğunu ileri sürmüştür6.

Davaya konu yatırım, Koza-İpek Holding A.Ş. ve bu holding bünyesinde yer alan madencilik, enerji, petrol, gaz ve telekomünikasyon şirketlerindeki hisselerin devralınmasına dayanmaktadır. Davacıya göre, bu hisse devri sonucunda yalnızca pasif bir sermaye yatırımı yapılmamış; aynı zamanda şirketler üzerinde yönetim, kontrol ve karar alma yetkisi sağlayan bir yatırım ilişkisi tesis edilmiştir. 7 Bu yönüyle yatırım, BIT ve ICSID içtihadında aranan “ekonomik katkı”, “risk üstlenme” ve “belirli süreklilik” unsurlarını taşıyan bir doğrudan yatırım olarak nitelendirilmiştir.

Davacı, Koza Grubu’na yönelik olarak Türkiye’de 2015 yılından itibaren uygulanan kayyım atamaları, şirket yönetimlerinin fiilen kamu kontrolüne geçirilmesi ve nihayetinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimine devredilmesi sonucunda, yatırımının ekonomik değerinin tamamen ortadan kaldırıldığını ileri sürmüştür. 8Bu müdahalelerin neticesinde Ipek Investment, yatırımın fiilen işlevsiz hâle geldiğini ve yatırımcı sıfatının içinin boşaltıldığını savunmuştur.

3.2.2. İddialar / Talep Edilen Haklar

Davacı, temel iddiasını Türkiye’nin uluslararası yatırım anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği üzerine kurmuştur. Davacının iddiaları özellikle üç ana eksende toplanmaktadır: (i) eşit ve adil muamele yükümlülüğünün ihlali, (ii) yatırımın etkin ve tam korunmaması ve (iii) dolaylı kamulaştırma yasağının ihlali.

Davacıya göre, Koza Grubu şirketlerine yönelik devlet müdahaleleri sistematik, hedefli ve yatırımın ekonomik değerini ortadan kaldırmaya yönelik niteliktedir. Bu müdahalelerin, yatırımcıda oluşan meşru beklentileri ihlal ettiği ve yatırım ortamına duyulan güveni tamamen sarstığı ileri sürülmüştür. Özellikle kayyım atamaları ve TMSF’ye devir işlemleri, BIT kapsamında korunması gereken yatırımın fiilen devlet kontrolüne geçirilmesi olarak değerlendirilmiştir.

Bunun yanı sıra Ipek Investment, devletin söz konusu tedbirleri uygularken orantılılık ilkesine riayet etmediğini ve yatırımcıya herhangi bir etkili hukuki koruma mekanizması sunmadığını iddia etmiştir. Davacı, bu tedbirlerin yalnızca düzenleyici önlemler olarak değil, ekonomik etkileri itibarıyla kamulaştırma sonucunu doğuran işlemler olarak ele alınması gerektiğini savunmuştur.

Bu gerekçelerle davacı, yaklaşık 5–6 milyar ABD doları tutarında tazminat talebinde bulunmuştur. Ipek Investment’e göre bu tutar, yatırımın gerçek değeri ve beklenen getirilerinin bir yansımasıdır. 9

3.2.3. Savunma / Türkiye’nin Hukuki Argümanları

Türkiye Cumhuriyeti, davaya karşı hem yetki itirazı hem de esasa ilişkin itirazlarla kapsamlı savunmalar geliştirmiştir. Öncelikle Türkiye, Ipek Investment’in yatırımcı statüsünü ve yatırımın niteliğini sorgulamış ve şirketin Türkiye’de gerçek, aktif bir yatırım gerçekleştirmediğini ileri sürmüştür. Devlet tarafından yapılan savunmada, hisselerin Koza-İpek Holding’den Ipek Investment’e devrinin geçerli bir mülkiyet devri olmadığı, Türkiye iç hukuku çerçevesinde muvazaalı ve geçersiz bir sözleşmeye dayandığı iddia edilmiştir. Buna göre, yatırımın dayandığı işlemin hukuken geçerli olmadığı ve bu nedenle şirketin ICSID tahkimine başvurma yetkisi bulunmadığı savunulmuştur.10

Ayrıca Türkiye, dava konusunu oluşturan tedbirlerin kamu düzeni ve terör finansmanının önlenmesine ilişkin olduğunu, bunun ulusal güvenlik ve kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla savunmada, devletin düzenleyici ve idari takdir yetkisinin kullanıldığı ve bu kapsamda yapılan müdahalelerin uluslararası yatırım hukukunda ihlale yol açmadığı ileri sürülmüştür. Bu çerçevede, Türkiye heyetten yetki eksikliği ve ölçülü müdahale savunmalarını kabul etmesini talep etmiştir.

3.2.4. Tahkim Süreci ve Usul

Uyuşmazlık, 29 Mayıs 2018 tarihinde ICSID nezdinde resmi olarak kaydedilmiş ve 19 Eylül 2018 tarihinde tahkim heyeti kurulmuştur. Heyetin başkanı Campbell Alan McLachlan olarak atanmış, davacı ve davalı tarafından sırasıyla kendi arzuları doğrultusunda arbitratorler tayin edilmiştir. Süreç boyunca taraflar birçok prosedürel emir çıkarmış ve bu emirler üzerinden tarafların delil sunma, gizlilik ve tanık ifadeleri gibi hukuki teknik konular üzerinde yoğunlaşılmıştır. Süreç, taraflarca uzun süreli yazılı ve sözlü argümanlarla sürdürüldükten sonra 8 Aralık 2022 tarihinde nihai kararla sona ermiştir.

3.2.5. Karar / Nihai Sonuç

Tahkim heyeti, 8 Aralık 2022 tarihinde verdiği kararda, yetki eksikliği nedeniyle red kararı vermiştir. Heyet, yatırımın niteliği, yatırımcı statüsü ve hisselerin devri ile ilgili olarak öne sürülen hukuki sorunlar sebebiyle davanın esasına girme yetkisinin bulunmadığına hükmetmiştir.

Bu bağlamda heyet, Ipek Investment’in Türkiye’de yapılan idari müdahalelerin yatırım olarak nitelenebilecek bir faaliyetle doğrudan ilişkili olduğunu yeterince ispat edemediğini belirtmiştir. Kararda özellikle hisselerin devrine ilişkin sözleşmenin Türk hukuku nezdinde geçerlilik kazanmadığı ve bu nedenle de Ipek Investment’in gerçek bir yatırımcı olarak tanınamayacağı değerlendirmesi yapılmıştır. Bu kapsamda heyet, davanın esasını incelemeden önce yetki meselesini çözmüş ve dolayısıyla iddiaların esastan değerlendirilmesine gerek kalmadan davanın reddine karar vermiştir. Bu karar sonucu, davacı tarafın ileri sürdüğü milyar dolarlar düzeyindeki tazminat talepleri tamamen reddedilmiştir. 11

3.2.6. Hukuki Değerlendirme

Ipek Investment kararının hukuki önemi, yatırım tahkiminde yetki ve yatırımcı statüsünün tespiti konusundaki içtihadı güçlendirmesidir. Heyetin, ICSID’nün yetki tespitini esas alarak belli bir karar vermesi, uluslararası yatırım hukuku literatüründe yatırımcı statüsü ve yatırımların tanımlanması noktasında kritik bir eşik teşkil etmektedir.12 Bu davada, yatırımın Türkiye’de gerçek bir ekonomik faaliyet olarak kabul edilmemesi nedeniyle yetki eksikliği kararı verilmesi, ulusal hukuka uygunluk ve yatırımın maddi unsurunun varlığı gibi öğelerin ne derece belirleyici olduğunu göstermektedir.

Akademik literatürde bu karar, özellikle “treaty shopping”, yatırımın zamanlaması ve yatırımcının iyi niyeti kavramları çerçevesinde yoğun biçimde tartışılmıştır. 13Karar, devletlerin ulusal güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleriyle aldıkları tedbirlerin, uygun koşullarda yatırım tahkiminde yetkiyi bertaraf edebileceğini göstermesi bakımından da önem taşımaktadır. Bu yönüyle Ipek Investment davası, Türkiye’nin ICSID pratiğinde devlet lehine sonuçlanan ve yetki aşamasının belirleyici rolünü ortaya koyan emsal nitelikte bir karar olarak değerlendirilmektedir.

3.3. Alapli Elektrik B.V. v. Republic of Türkiye (ICSID Case No. ARB/08/13)

3.3.1. Vaka Arka Planı

Alapli Elektrik B.V. davası, Türkiye’nin enerji sektöründe yabancı yatırımcılarla kurduğu uzun vadeli kamu hizmeti ilişkilerinin uluslararası yatırım tahkimi bakımından sınırlarını ortaya koyan önemli uyuşmazlıklardan biridir. Davacı Alapli Elektrik B.V., Hollanda’da kurulmuş bir şirkettir ve Türkiye’de Zonguldak ili Alaplı ilçesinde elektrik üretimi ve dağıtımına yönelik bir proje kapsamında yapılan yatırımla bağlantılı olarak tahkim yoluna başvurmuştur. Söz konusu yatırım, Türk kamu otoriteleri ile yapılan bir kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesine dayanmakta olup, elektrik üretimi gibi kamu yararı ağırlıklı bir faaliyeti konu edinmiştir.

Davacı şirket, Türkiye’de kurulu Alaplı Elektrik Üretim A.Ş. aracılığıyla projeye dolaylı olarak iştirak etmiş; yatırımın finansmanı, projelendirilmesi ve işletilmesine ilişkin süreçlerde rol üstlenmiştir. Ancak yatırım sürecinde, idari izinlerin geri alınması, lisans süreçlerinde yaşanan gecikmeler ve sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin kamu makamları tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle proje fiilen hayata geçirilememiştir. Davacıya göre bu durum, yatırımın ekonomik değerini ortadan kaldırmış ve yatırımcıyı uluslararası hukuk tarafından korunması gereken meşru beklentilerinden mahrum bırakmıştır. Bu gelişmeler üzerine Alapli Elektrik B.V., Türkiye’nin ikili yatırım anlaşmalarından ve Enerji Şartı Antlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini ihlal ettiği iddiasıyla ICSID tahkimine başvurmuştur.14

3.3.2. İddialar ve Talep Edilen Haklar

Davacı Alapli Elektrik B.V., tahkim talebinde esas olarak Türkiye’nin Hollanda–Türkiye İkili Yatırım Anlaşması ve Enerji Şartı Antlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda yatırımcı, Türkiye’nin eşit ve adil muamele ilkesine aykırı davrandığını, yatırım ortamını öngörülemez ve istikrarsız hâle getirdiğini savunmuştur. Davacıya göre, yatırımın gerçekleştirildiği dönemde sağlanan idari izinler ve verilen taahhütler, daha sonra alınan kamu gücü işlemleriyle etkisiz hâle getirilmiş ve yatırımcının meşru beklentileri ağır biçimde zedelenmiştir.

Bunun yanı sıra davacı, Türkiye’nin söz konusu eylem ve işlemlerinin dolaylı kamulaştırma teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Her ne kadar yatırımın mülkiyeti doğrudan devlet tarafından devralınmamış olsa da, idari müdahaleler sonucunda yatırımın ekonomik değerinin tamamen ortadan kalktığı ve yatırımcı açısından fiilen kullanılamaz hâle geldiği iddia edilmiştir. Bu gerekçelerle davacı, yaptığı harcamalar ve beklenen gelirler dikkate alınarak yüksek miktarda tazminat talebinde bulunmuştur.

3.3.3. Savunma / Türkiye’nin Hukuki Argümanları

Türkiye, savunmasını büyük ölçüde tahkim heyetinin yetkisine yönelik itirazlar üzerine inşa etmiştir. Devlet, uyuşmazlığın ICSID Sözleşmesi anlamında bir “yatırımdan doğan uyuşmazlık” niteliği taşımadığını ileri sürmüştür. Türkiye’ye göre, davanın temelinde bir kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin sözleşmesel bir ihtilaf bulunmaktadır ve bu tür uyuşmazlıklar tek başına ICSID yetki alanına girmez.

Türkiye ayrıca, davacının yatırım üzerinde yeterli düzeyde doğrudan mülkiyet veya kontrol hakkına sahip olmadığını savunmuştur.15 Davacının yalnızca dolaylı hissedar konumunda olduğu ve bu durumun yatırım anlaşmaları kapsamında korunması gereken bir yatırımcı statüsü yaratmadığı ileri sürülmüştür. Devlet, bu nedenle tahkim heyetinin uyuşmazlığın esasına girmeksizin yetkisizlik kararı vermesi gerektiğini savunmuştur.

3.3.4. Tahkim Süreci ve Usul

Uyuşmazlık 2008 yılında ICSID nezdinde kayda alınmış ve üç kişilik tahkim heyeti oluşturulmuştur. Tahkim heyeti, Türkiye’nin talebi doğrultusunda öncelikle yetki meselesini ön sorun olarak ele almıştır. Bu kapsamda heyet, ICSID Sözleşmesi’nin 25. maddesi çerçevesinde yatırım kavramının unsurlarını ve davacının yatırımcı statüsünü ayrıntılı biçimde incelemiştir.

Heyet özellikle, yatırımın fiilen hayata geçirilip geçirilmediği, ekonomik değer üretip üretmediği ve uyuşmazlığın doğrudan bir yatırımdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarına odaklanmıştır. Bu değerlendirme, davanın sonucunu belirleyen temel aşama olmuştur.

3.3.5. Karar / Nihai Sonuç

Tahkim heyeti, 16 Temmuz 2010 tarihli kararında ICSID’in bu uyuşmazlık bakımından yetkisinin bulunmadığına hükmetmiştir. Heyet, davacının ileri sürdüğü faaliyetin ICSID Sözleşmesi anlamında bir yatırım teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Kararda, uyuşmazlığın esas itibarıyla bir kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin uygulanmasından doğduğu ve bu tür sözleşmesel ihtilafların tek başına yatırım tahkiminin konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Heyet ayrıca, davacının yatırım üzerinde yeterli düzeyde doğrudan kontrol ve mülkiyet hakkı bulunmadığını belirterek yatırımcı statüsünün oluşmadığını tespit etmiştir. 16 Bu gerekçelerle dava esasa girilmeksizin reddedilmiş ve Türkiye herhangi bir tazminat ödemeye mahkûm edilmemiştir.

3.3.6. Hukuki Değerlendirme

Alapli Elektrik B.V. kararı, ICSID içtihadında yatırım kavramının sınırlarının çizilmesi bakımından önemli bir örnek teşkil etmektedir. Heyetin özellikle yatırımın fiilen ekonomik faaliyete dönüşmemiş olmasını belirleyici unsur olarak kabul etmesi, yatırım tahkiminde “sözleşmesel ihtilaf–yatırım uyuşmazlığı” ayrımını netleştirmiştir. Karar, her sözleşmesel ilişkinin otomatik olarak uluslararası yatırım korumasından yararlanamayacağını ortaya koymuştur.

3.4. Libananco Holdings Co. Limited v. Republic of Türkiye (ICSID Case No. ARB/06/8)

3.4.1. Vaka Arka Planı

Libananco Holdings Co. Limited v. Republic of Türkiye davası, Türkiye’nin enerji sektöründe 2000’li yılların başında yaşadığı yapısal dönüşüm sürecinin uluslararası yatırım hukuku bağlamında yarattığı uyuşmazlıkları konu edinmektedir. Davacı Libananco Holdings Co. Limited, Kıbrıs’ta kurulmuş bir holding şirketidir ve Türkiye’de faaliyet gösteren Çukurova Elektrik A.Ş. (ÇEAŞ) ve Kepez Elektrik Türk A.Ş. (Kepez) üzerindeki dolaylı hisse sahipliğine dayalı olarak yatırımcı sıfatını ileri sürmüştür.17

Davacıya göre Libananco, Çukurova Grubu’nun yeniden yapılandırılması kapsamında, ÇEAŞ ve Kepez hisseleri üzerinde ekonomik menfaat ve kontrol sağlayan bir yatırım gerçekleştirmiştir. Bu şirketler, Türkiye’de elektrik üretimi ve dağıtımı alanında uzun yıllar kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri çerçevesinde faaliyet göstermiş ve özellikle Akdeniz bölgesinde stratejik öneme sahip altyapı yatırımlarını yürütmüştür. 18Ancak 2003 yılından itibaren Türk kamu otoriteleri, söz konusu şirketlerin imtiyaz sözleşmelerini feshetmiş, şirket yönetimlerine el koymuş ve nihayetinde varlıkları TMSF aracılığıyla kamusal tasarrufa konu etmiştir.

Libananco, bu müdahalelerin yatırımın ekonomik değerini tamamen ortadan kaldırdığını ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiğini ileri sürerek ICSID tahkimine başvurmuştur.

3.4.2. İddialar ve Talep Edilen Haklar

Davacı Libananco, tahkim talebini Türkiye– Kıbrıs İkili Yatırım Anlaşması’na dayandırmış ve Türkiye’nin söz konusu anlaşma kapsamındaki temel yükümlülüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Bu kapsamda başlıca iddialar; eşit ve adil muamele ilkesinin ihlali, yatırımın tam koruma ve güvenlikten yoksun bırakılması ve dolaylı kamulaştırma yasağının ihlali olarak formüle edilmiştir.

Libananco’ya göre Türkiye, enerji sektöründe düzenleyici yetkisini aşarak yatırımın yönetimine fiilen el koymuş, şirketlerin gelir akışını kesmiş ve yatırımcının yatırım üzerindeki tüm ekonomik beklentilerini ortadan kaldırmıştır. Davacı, imtiyaz sözleşmelerinin feshi ve kamu müdahalelerinin, yatırımcıya herhangi bir tazminat ödenmeksizin gerçekleştirildiğini ve bunun uluslararası hukukta yasaklanan kamulaştırma teşkil ettiğini iddia etmiştir.

Bu ihlaller gerekçesiyle Libananco, tazminat talep etmiş ve yatırımın tam piyasa değeri üzerinden hesaplama yapılmasını istemiştir.

3.4.3. Türkiye’nin Savunmaları

Türkiye Cumhuriyeti, Libananco davasında savunmasını büyük ölçüde yetki itirazları üzerine kurmuştur. Devlet, öncelikle davacının ileri sürdüğü yatırımcı sıfatının gerçeği yansıtmadığını ve Libananco’nun ÇEAŞ ve Kepez üzerinde hukuken tanınabilir bir mülkiyet veya kontrol hakkına sahip olmadığını savunmuştur.

Türkiye’ye göre davacı tarafından sunulan hisse devri belgeleri, geriye dönük olarak oluşturulmuş, muvazaalı ve Türk hukuku bakımından geçersiz belgelerdir. Bu nedenle Libananco’nun BIT kapsamında korunacak bir “yatırımcı” olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca Türkiye, uyuşmazlığın esasen iç hukukta çözümlenmiş kamu alacakları ve imtiyaz sözleşmelerinin feshiyle ilgili olduğunu, ICSID tahkiminin bu tür uyuşmazlıklar bakımından bir temyiz mercii gibi kullanılamayacağını ileri sürmüştür.19

Devlet ayrıca, kamu müdahalelerinin enerji arz güvenliği ve kamu yararı gerekçeleriyle gerçekleştirildiğini, dolayısıyla düzenleyici takdir yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur.

3.4.4. Tahkim Süreci ve Usul

Uyuşmazlık 2006 yılında ICSID nezdinde kayda alınmış ve tahkim heyeti oluşturulmuştur. Heyet, yargılamayı iki aşamalı olarak yürütmüş ve öncelikle yetki meselesini ele almıştır. Taraflar, yatırımın varlığı, yatırımcı sıfatı ve belge sahteciliği iddiaları konusunda kapsamlı delil sunmuşlardır.

Tahkim süreci boyunca, özellikle davacının sunduğu hisse sahipliğine ilişkin belgelerin gerçekliği ve güvenilirliği ayrıntılı biçimde incelenmiş; bu belgelerin sonradan oluşturulup oluşturulmadığı hususu bilirkişi raporlarına ve çapraz sorgulara konu olmuştur.

3.4.5. Karar / Nihai Sonuç

Tahkim heyeti, 2 Eylül 2011 tarihli kararında ICSID’in uyuşmazlık bakımından yetkisi bulunmadığına hükmetmiştir. Heyet, Libananco’nun ileri sürdüğü yatırımcı sıfatını yeterli ve ikna edici delillerle ispat edemediğini tespit etmiştir. Kararda özellikle, davacının sunduğu hisse devri belgelerinin güvenilir olmadığı ve yatırımın hukuken varlığının kanıtlanamadığı vurgulanmıştır. Bu gerekçelerle dava esasa girilmeksizin reddedilmiş ve Türkiye herhangi bir tazminat ödemeye mahkûm edilmemiştir.

3.4.6. Hukuki Değerlendirme

Libananco kararı, ICSID içtihadında yatırımcı sıfatının ve yatırımın varlığının ispatı bakımından en katı kararlar arasında yer almaktadır. Heyetin belge sahteciliği iddialarını merkeze alarak yetkiyi reddetmesi, yatırım tahkiminde iyi niyet ve şeffaflık ilkelerinin önemini vurgulamaktadır. Türk Hukuk Doktrininde bu karar ayrıca, Türkiye aleyhine Güney Kıbrıs Rum kesiminden bir şirketin başvurusu ve şirketin sahibi olan kişilerin dava açılan devlet tabiiyetinde olmaları nedeniyle tahkim tescil başvurusunun en başından reddedilmesi gerektiği kanısıyla da eleştirilmektedir.20

3.5. PSEG Global Inc. and Konya Ilgın Elektrik Üretim ve Ticaret Limited Şirketi v. Republic of Turkey (ICSID Case No. ARB/02/5)

3.5.1. Vaka Arka Planı

PSEG Global Inc. and Konya Ilgın Elektrik Üretim ve Ticaret Limited Şirketi (“konuya kısaca PSEG v. Türkiye”) davası, Türkiye’nin enerji sektöründe yap-işlet-devret (YİD) modeliyle bir termik santral projesi için yabancı yatırımcılara verilen imtiyazlar ve bu imtiyazlar kapsamındaki sözleşme ve uygulamalar nedeniyle açılan en erken dönem ICSID davalarından biridir. Bu dava kapsamında PSEG Global Inc. (New Jersey, ABD), North American Coal Corporation (Delaware, ABD) ve Türkiye’de kurulu Konya Ilgın Elektrik Üretim ve Ticaret Ltd. Şti. birlikte hareket etmişlerdir.

Davaya konu proje kapsamında yatırımcılar, Türk idaresiyle uzun süreli müzakereler yürütmüş; proje için gerekli idari izinlerin, enerji alım garantilerinin ve finansman düzenlemelerinin sağlanması hedeflenmiştir. Ancak yatırım sürecinde Türkiye’de enerji piyasasına ilişkin mevzuatın sık sık değişmesi, kamu otoriteleri arasındaki yetki uyuşmazlıkları ve sözleşmesel çerçevenin netlik kazanmaması nedeniyle proje hiçbir zaman fiilen hayata geçirilememiştir. Hakem heyeti, yatırımcıların önemli ölçüde hazırlık harcamaları yaptığını ve yatırımın ileri bir aşamasına gelindiğini kabul etmekle birlikte, yatırımın tamamlanamamasında esas belirleyici unsurun idari ve hukuki belirsizlikler olduğunu tespit etmiştir.21

3.5.2. İddialar / Talep Edilen Haklar

Davacılar, Türkiye’nin davranışlarının Türkiye- ABD BIT kapsamında yer alan adil ve eşit muamele yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu kapsamda özellikle Türkiye’nin yatırım sürecinde tutarlı ve öngörülebilir bir hukuki çerçeve sağlamadığı, yatırımcıların meşru beklentilerinin bu nedenle ağır biçimde zedelendiği iddia edilmiştir. Yatırımcılar, proje boyunca verilen idari güvencelerin ve siyasi beyanların daha sonra etkisiz hâle getirildiğini, bu durumun yatırım kararını anlamsızlaştırdığını savunmuşlardır.

Bunun yanı sıra davacılar, yatırımın fiilen hayata geçirilememesinin dolaylı kamulaştırma niteliği taşıdığını ileri sürmüşlerdir. Her ne kadar mülkiyetin doğrudan devri söz konusu olmasa da, devletin eylem ve ihmallerinin yatırımın ekonomik değerini ortadan kaldırdığı iddia edilmiştir. Davacılar bu gerekçelerle, yaptıkları harcamalar ve yoksun kalınan kazançlar dâhil olmak üzere tazminat talep etmişlerdir.22

3.5.3. Savunma / Türkiye’nin Hukuki Argümanları

Türkiye, savunmasını büyük ölçüde yatırımın hukuki niteliği ve devletin düzenleyici yetkisi üzerine inşa etmiştir. Türkiye’ye göre, davaya konu proje henüz tamamlanmamış bir yatırım niteliğindedir ve yalnızca sözleşme müzakereleri ile hazırlık faaliyetlerinden ibarettir. Bu nedenle yatırımcıların ileri sürdüğü hakların uluslararası yatırım hukuku kapsamında korunabilir bir yatırım teşkil etmediği savunulmuştur.

Türkiye ayrıca, enerji piyasasında yapılan düzenlemelerin kamu yararı ve ekonomik zorunluluklar çerçevesinde gerçekleştirildiğini, devletin düzenleyici takdir yetkisini kullanmasının tek başına BIT ihlali olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Savunmada, yatırımcıların beklentilerinin hukuki güvence altına alınmış kesin taahhütlere dayanmadığı ve bu nedenle meşru beklenti iddiasının temelsiz olduğu vurgulanmıştır.

3.5.4. Tahkim Süreci ve Usul

ICSID nezdindeki süreçte panel, ilk olarak yetki üzerine 4 Haziran 2004 tarihli bir “Decision on Jurisdiction” (yetki kararı) vermiştir. Bu kararda panel, Türkiye-ABD BIT kapsamındaki yatırımcının yetkisinin tesis edildiğini ve uyuşmazlığın esasına girilmesinin önünde bir engel bulunmadığını kabul etmiştir. Ardından 19 Ocak 2007’de nihai ödül (award) verilmiştir. Heyet, yatırımcıların sunmuş olduğu yazılı ve sözlü argümanlar ile karşı argümanları değerlendirmiş ve hukuku somut olaylara uygulayarak çeşitli standartların ihlal edilip edilmediğini tartışmıştır. Panel ayrıca yatırımcıların hazırlık çalışmaları ve sözleşme müzakerelerinin sonuçları üzerine de yoğun hukuki değerlendirme yapmıştır. Tahkim, yatırımcı-devlet tahkimlerine özgü prosedürlerle yürütülmüş; deliller, uzman raporları ve taraf beyanları bağlamında kapsamlı bir değerlendirme ortaya konmuştur.

3.5.5. Karar ve Nihai Sonuç

Hakem heyeti, 19 Ocak 2007 tarihli nihai kararında Türkiye’nin adil ve eşit muamele yükümlülüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir. Heyet, Türkiye’nin yatırım sürecinde tutarlı bir idari yaklaşım sergilemediğini ve yatırımcıların makul beklentilerinin korunmadığını tespit etmiştir. Kararda özellikle, devlet organları arasındaki koordinasyonsuzluğun ve mevzuat belirsizliğinin yatırımcı açısından ciddi hukuki güvensizlik yarattığı vurgulanmıştır.

Bununla birlikte heyet, dolaylı kamulaştırma iddiasını kabul etmemiş; yatırımın tamamen ortadan kaldırılmadığı ve mülkiyet devrinin gerçekleşmediği sonucuna varmıştır. Tazminat bakımından ise yalnızca fiilen yapılan masrafların bir kısmının karşılanmasına hükmedilmiş ve Türkiye’nin yaklaşık 9 milyon ABD doları tazminat ödemesine karar verilmiştir.23

3.5.6. Hukuki Değerlendirme

PSEG v. Türkiye kararı, ICSID içtihadında adil ve eşit muamele standardının kapsamına ilişkin önemli bir örnek teşkil etmektedir. Karar, eşit ve adil muamele standardının geniş yorumlandığı örneklerden biri olarak ele alınmış; hakem heyetinin, yatırımcıların henüz tamamlanmamış bir projeye ilişkin beklentilerini dahi uluslararası koruma kapsamına dahil etmesinin, devletlerin düzenleyici özerkliği bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken sonuçlar doğurduğunu ortaya koymuştur.24

Sonuç

Bu çalışma, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözümü Merkezi (ICSID) nezdinde Türkiye’nin taraf olduğu ve özellikle maden ve enerji sektörleriyle bağlantılı olarak sonuçlanan tahkim davalarını inceleyerek, maden hukukuna ilişkin idari tasarrufların uluslararası uyuşmazlık çözüm mekanizmaları karşısındaki konumunu değerlendirmeyi amaçlamıştır. İncelenen uyuşmazlıklar, klasik yatırım hukuku tartışmalarının ötesinde, doğal kaynakların yönetimi, maden ruhsatlarının hukuki niteliği ve devletin düzenleyici yetkisinin sınırları bakımından önemli sonuçlar ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin taraf olduğu ICSID davalarının büyük bir bölümünün maden ve enerji projeleriyle bağlantılı olması, maden ruhsatlarının yalnızca iç hukuk düzenlemeleriyle sınırlı kalmayan, uluslararası etkiler doğuran idari işlemler olduğunu göstermektedir. Westwater Resources ve PSEG gibi davalarda görüldüğü üzere, maden ve enerji projelerine ilişkin ruhsatlandırma süreçlerinde ortaya çıkan belirsizlikler, idarenin takdir yetkisinin kapsamı ile yatırımcıların hukuki güvenlik beklentileri arasındaki gerilimi görünür kılmaktadır. Hakem heyetleri, bu tür uyuşmazlıklarda maden ruhsatlarını mutlak ve değişmez haklar olarak değil; kamu yararı, çevresel kaygılar ve doğal kaynakların korunması gibi üstün menfaatlerle sınırlanabilen idari tasarruflar olarak değerlendirmektedir.

DİPNOT

  1. ICSID, Westwater Resources, Inc. v. Republic of Türkiye, Award, 3 March 2023, para. 92–101.
  2. Westwater Resources, Inc. v. Republic of Türkiye, para. 260–275.
  3. Westwater Resources, Inc. v. Republic of Türkiye, para. 402–415.
  4. Westwater Resources, Inc. v. Republic of Türkiye, para. 355–365.
  5. Schreuer, C. H., The ICSID Convention: A Commentary, Cambridge University Press, 2009, s. 1020.
  6. UK Companies House Records; Ayrıca bkz. McLachlan, C., Foreign Investment Arbitration, Oxford UP, 2017, s. 112.
  7. Dolzer, R. – Schreuer, C., Principles of International Investment Law, OUP, 2012, s. 70–75.
  8. ICSID, Ipek Investment Limited v. Republic of Türkiye, Award, 8 December 2022, para. 45–60.
  9. Ipek Investment Limited v. Republic of Türkiye, para. 78.
  10. Ipek Investment Limited v. Republic of Türkiye, para. 260–275.
  11. Ipek Investment Limited v. Republic of Türkiye, para. 370.
  12. Schreuer, C., “Jurisdictional Issues in Investment Arbitration”, ICSID Review, 2021, s. 45–48.
  13. Tzanakopoulos, A., “Nationality Planning and Abuse of Process”, Journal of World Investment & Trade, 2020, s. 310.
  14. Alapli Elektrik B.V. v. Republic of Turkey, ICSID Case No. ARB/08/13, para. 45–50.
  15. Alapli Elektrik B.V. v. Republic of Turkey, para. 71–75.
  16. Alapli Elektrik B.V. v. Republic of Turkey, para. 99–104.
  17. Libananco Holdings Co. Limited v. Republic of Türkiye, ICSID Case No. ARB/06/8, Decision on Jurisdiction, 2 September 2011, para. 1–10.
  18. A. T. Güneş, “Türkiye’de Elektrik Sektöründe Özelleştirme ve Tahkim Uyuşmazlıkları”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 2013, s. 45–48.
  19. Libananco Holdings Co. Limited v. Republic of Türkiye, para. 150–165.
  20. İ.E. Karayel, “ICSID Tahkimi Ve ICSID Tahkiminin Kötüye Kullanılması Bakımından Türkiye Örneği”, Adalet Dergisi, 2024, s. 724.
  21. PSEG Global Inc. v. Republic of Turkey, ICSID Case No. ARB/02/5, Award, 19 January 2007, para. 109– 112.
  22. PSEG Global Inc. v. Republic of Turkey, para. 278–285.
  23. PSEG Global Inc. v. Republic of Turkey, para. 324–331.
  24. M.M. Demir, “PSEG v. Türkiye Kararının Adil ve Eşit Muamele Standardı Açısından Değerlendirilmesi”, Eskişehir Barosu Dergisi, 2023, 8(1), s. 45–58.

KAYNAKÇA