Maden Ruhsatlarının Devri ve Hukuki Sonuçları
Giriş
Madencilik faaliyetleri, günümüz ekonomik ve sosyal yaşantısı üzerinde doğrudan yahut dolaylı olarak büyük bir etkiye sahip olup bir yandan ekonomik kalkınma ve sanayileşme süreçlerinin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak kabul edilirken diğer yandan ise çevre hukuku, iş sağlığı ve güvenliği ile idare hukuku bakımından önemli sorun alanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Nitekim yer altı kaynaklarının sınırlı ve yenilenemez olmasına karşın sektörün yüksek maliyet, teknik uzmanlık ve uzun vade gerektirdiği hususları da madencilik faaliyetlerine ilişkin yasal düzenlemelerde bulunma ihtiyacını her geçen gün artırmaktadır. Kaldı ki madencilik faaliyetlerinin yalnızca ekonomik kazanç sağlayan unsurlar olarak değil kamu düzeni, çevrenin korunması ve gelecek nesillerin hakları bakımından da çok boyutlu bir yapısı bulunduğu açıktır.
Dolayısıyla bu denli geniş ölçekli etkilere sahip bir faaliyet alanının sıkı bir hukuki denetime tabi tutulması, madenlerin aranması ve işletilmesi hususlarının ancak kamu otoritesi ve ilgili mevzuat tarafından uygun görülen şekillerde gerçekleştirilmesi, ruhsatlandırma ve ruhsat devri işlemlerinin de bu sayılan koşullar doğrultusunda yapılması madencilik sektörü için önem arz etmektedir. Kaldı ki çalışmamızın devam eden kısımlarında da açıklanacağı üzere Anayasamızda, madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğuna dair açık düzenlemeye yer verilerek devletin bu alandaki asli yetki sahibi olduğu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuştur.
Nitekim bu çalışmamızda da gerek ekonomik gerekse de sosyal ve çevresel açından ciddi etki meydana getirebilen maden ve devletin madenler üzerindeki yetkisini kullanma biçimi olarak karşımıza çıkan “maden ruhsatı” kavramları incelenecek ve akabinde genel hatları itibariyle iradi şekilde gerçekleştirilen maden ruhsatı devrinin hukuki sonuçları tartışılacaktır.
1. Maden Kavramı ve Maden Ruhsatı
Maden kavramı, 3213 Sayılı Maden Kanunda; “Yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticari değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü madde bu Kanuna göre madendir.” yönündeki düzenleme ile açıklanmış ve devamında ise madenlerin ruhsatlandırılacağı gruplara yer verilmiştir. Yine anılan Kanunun dördüncü maddesinde, “Madenler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi değildir.” yönündeki ifadelere yer verilerek Anayasamızın, “Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.” hükmünü havi 168. maddesi doğrultusunda bir düzenlemeye gidilmiştir.
İlgili mevzuata dair anılan hükümler bir arada değerlendirildiği takdirde açıkça görülebilmektedir ki madencilik faaliyetlerinin; yüksek maliyet, teknik uzmanlık ve uzun vade gerektiren yapısına karşın yer altı kaynaklarının sınırlı ve yenilenemez olmasının yanı sıra gerçekleştirilen faaliyetlerin ekonomik ve sosyal etkileri ile birlikte kamu düzeni, çevrenin korunması ve gelecek nesillerin hakları bakımından da çok boyutlu bir yapı meydana getirdiği hususlarının açık olmasından dolayı madenciliğe ilişkin kapsamlı ve sıkı hukuki düzenlemelerin meydana getirildiği açıktır.
Ayrıca “maden ruhsatına” ilişkin değerlendirmeye geçmeden önce genel hatlarıyla “maden hakları” kavramının da açıklanması gerektiği kanaatindeyiz. Keza sektöre ilişkin çatı kavramlardan biri olan “maden hakkı” kavramının; madenlerin aranması, bulunması ve işletilebilmesi için verilen izinler ile maden yataklarının bulunmasına yardımcı olanlara tanınan maddi imkânları ifade ettiğinin söylenebilmesi mümkün olup ilgili mevzuatta da bu minvalde bir tanımlama gerçekleştirilmiştir.1
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki madenlerin, idare tarafından belirli bir sahaya özgü olarak verilen izin ile aranması veya işletilmesi için gerçek veya tüzel kişilere verilen belgeye maden ruhsatı denir. Madenlerin aranması veya işletilmesi ancak devlet tarafından verilen izinlere başka bir deyişle ruhsatlara bağlıdır.2
Hukuk sistemimizde maden ruhsatı arama ve işletme ruhsatı olarak ikiye ayrılmakta olup bunlardan ilki olan arama ruhsatı; maden sahasında cevherin olup olmadığına dair değerlendirmenin yapılabilmesi gerçekleştirilen faaliyete ilişkin ruhsattır ve öncelikle bu ruhsat alınmaksızın madencilik faaliyeti başlayamaz. İşletme ruhsatı ise Maden Kanunu’nun üçüncü maddesine göre madencilik işletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen izin belgesini ifade etmektedir. Arama ruhsatı sahibi öncelikle bu ruhsatının verdiği yetkiye istinaden madeni arar ve bu faaliyet sonucunda bulursa, artık işletme safhasına geçecektir. 3 Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki arama, ön işletme ve işletme ruhsatının hukuki niteliğinin bir “idari izin” olduğu söylenebilir. Bu izinle Devlet, kendi hüküm ve tasarrufu altında bulunan madenlerin aranması ve işletilmesi için özel kişilere yetki vermektedir. Maden ruhsatları ile ilgili Bakanlık ve Daire işlemleri, idarî işlem niteliğinde olduğundan idarî yargı denetimine tabi olup işletme ruhsatnameleri idarî bir işlem (sözleşme) olarak kabul edilmektedir. Özel kişi, devlete belli bir harç ödeyerek, madeni kendi yararına işletme hakkını elde etmekte ve maden işleticisinin bu yolla bir kamu hizmetini yürütmesi öngörülmemekle beraber, Anayasa’nın 168. maddesi ile devlete tanınan denetim ve gözetim ödevi, işletme sözleşmelerine idarî sözleşme niteliği kazandırmaktadır.4
2. Maden Ruhsatının Devri
3213 Sayılı Maden Kanunun, “Maden ruhsatları, görünür rezerv geliştirme hakkı ve buluculuk hakkı devredilebilir. Devir yapılmadan önce arama ve işletme ruhsatlarının devredildiği tarihteki ruhsat bedelinin iki katı tutarında devir bedeli alınır. Devir Bakanlık onayı ile gerçekleşir.” hükmünü havi 5/2. maddesi ile maden ruhsatlarının ve dolayısıyla da maden haklarının iradi şekilde devrinin mümkün olduğuna dair düzenlemeye yer verilmiştir. Nitekim maden hakkının, malvarlığına dâhil bir hak olduğu da göz önünde bulundurulduğunda ilgili mevzuatta iradi devre ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olmasının isabetli olduğu kanaatindeyiz.
Maden ruhsatının iradi şekilde devrine ilişkin inceleme gerçekleştirilirken ilk olarak üzeride durulması gereken konu “devirde yetkili merciinin tespiti” konusudur.
Madenciliğe ilişkin hakların verilmesinde söz sahibi olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, anılan hakkın devrinde de söz sahibi olduğu konusunda bir soru işareti bulunmamaktadır. Nitekim devir işleminin yapılmasında, Bakanlıkça herhangi bir kanuni sakınca görülmediğine dair iznin alınmasının gerekmesi dahi ilgili Bakanlığın devir işleminde söz sahibi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Keza bu husus çalışmamızın yukarıda yer alan kısımlarında atıfta bulunmuş olduğumuz Maden Kanunun 5/2. maddesinde yer verilen “…Devir Bakanlık onayı ile gerçekleşir.” yönündeki değerlendirme incelendiğinde de açıkça görülebilmektedir.
Dolayısıyla anılan düzenleme de göz önünde bulundurulduğunda, ruhsat devrinin yalnızca serbest iradeye dayalı basit bir sözleşme olmadığı ve bunun tam aksine özel nitelikler barındırdığı anlaşılmaktadır.
Bu yöndeki bir düzenleme ile netleştirilmek istenen hususun ise devredenin Devlete karşı olan yükümlülüklerinin devralan tarafından aynen kabul edilip edilmediğinin saptanması ve izin verilebilmesi için; devralacak kişinin, devredecek kişinin Devlete karşı olan yükümünü aynen ve tamamen kabul ettiğini beyan etmesinin sağlanması noktasında toplandığının söylenebilmesi mümkündür. Nitekim bir kısım yüksek yargı kararlarında da bu husus kendine yer bulmuştur.5
Maden hukukunda şekle uygunluğun esas olması sebebiyle gerekli iznin alınması devir işleminin tamamlanması açısından yeterli olmamakta ve yetkili memur önünde devir beyanında bulunulması gerekmektedir. Dolayısıyla belirtmek gerekir ki devir işleminin, Kanunun öngördüğü şekilde yapılması zaruridir.
Gerek ruhsatnamenin verilmesi gerekse de ruhsatnamenin devri hususları Devleti doğrudan doğruya ilgilendiren işlemler olup6 devir işlemi resmi bir şekle bağlanmıştır. Anılan şekil, sıhhat şartı olduğundan bu şarta riayet edilmeksizin yapılan akit ise geçersiz olacaktır.
Usul ve yasaya uygun şekilde geçerli bir devrin söz konusu olabilmesi için öncelikle tarafların, yetkili memur huzurunda maden hakkının devri borcunu doğuran satım, bağışlama ve trampa gibi borçlandırıcı işlem yapmaları gerekmekte olup bu işlem, Ek form 16’ya uygun olarak dilekçe tanzimi ile gerçekleşir. Bu formun, taraflarca, yetkili memur huzurunda imzalanması gerekir.7
Bu işlemin akabinde ise ikinci safhaya geçilip taahhüt işleminin ifası niteliğindeki tasarruf işleminin gerçekleştirilmesi gerekmekte olup bu tasarruf işleminin yapılmasının ardından maden hakkının devredildiğinin söylenebilmesi mümkündür.
Ancak burada önemle üzerinde durulması gereken bir nokta vardır ki devir işleminin tamamlanabilmesi için gerekli olan üçüncü adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu adım, yetkili memurun devir işlemini maden siciline tescil edilmesini kapsamaktadır. Nitekim bu husus 3213 Sayılı Kanun’un, “Durum maden siciline şerh edilir. Devir muamelesi maden siciline şerh edilmesi ile tamam olur.” hükmünü havi 5/3 maddesi ile açıkça düzenleme alanı bulmuştur.
Dolayısıyla maden hakkı devrinin tescil işleminin yapılmasıyla karşı tarafa geçtiği ve anılan hakların doğumu için tescilin zorunlu olmasının yanı sıra buradaki tescilin inşai (kurucu) nitelikte olduğu ile aleni olan sicile tescil gerçekleştirilmeksizin maden hakkının gerek devlete gerekse de üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmeyeceğinin söylenebilmesi mümkündür.8
Sonuç
Kamu hukuku ile özel hukukun kesişim noktasında yer alan özgün bir husus olan maden ruhsatının devri, idarenin onayı ve maden siciline tescil ile birlikte hüküm ve sonuç doğurmaktadır. Nitekim madencilik faaliyetlerinin doğrudan yahut dolaylı olarak ekonomik ve sosyal hayatı, bölgesel kalkınmayı ve başkaca birçok konuyu ciddi şekilde etkilediği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda maden ruhsatı devrinin de kamu hukuku ile özel hukukun kesişim noktasında bulunması gerekliliği anlaşılabilmektedir.
Öte yandan madencilik faaliyetlerinin çevresel ve toplumsal etkileri, ruhsat devri sürecinde idarenin denetim rolünü daha da önemli hale getirmektedir. Ruhsatın ehil olmayan kişi veya kuruluşlara devredilmesi, yalnızca ekonomik kayıplara değil; çevre tahribatına, iş güvenliği sorunlarına ve toplumsal huzursuzluklara da yol açabilmektedir. Bu bakımdan idarenin devir sürecindeki denetimi, salt şekli bir kontrol olarak değil, kamu yararını ve sürdürülebilir kalkınmayı esas alan maddi bir inceleme olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak maden ruhsatının devri, hukuki güvenlik, ekonomik kalkınma ve sosyal sorumluluk ilkelerinin kesişim noktasında yer alan özgün bir kurumdur. Bu kurumun doğru uygulanması hem madencilik sektörünün sağlıklı gelişimi hem de madenlerin toplum yararına etkin biçimde değerlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
DİPNOT
- Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği, Madde 4/1–e “Maden hakları: Madenlerin aranması, bulunması ve işletilebilmesi için verilen izinler ve maden yataklarının bulunmasına yardımcı olanlara tanınan maddi imkânları”
- Agah Kürşat Karakuz, “Maden Hakları Devir Sözleşmelerinin Şekli”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 13, S. 1, Haziran 2023, s. 434-435.
- Karakuz, s. 435.
- Demet Özdamar, “Maden Haklarının Verilmesi ve Bu Hakkın Devri”, Prof. Dr. Turhan Tûfan Yüce’ye Armağan, İzmir, 2001, s. 120.
- Danıştay 8. Dairesi, E. 1970/1763, K. 1971/1266, T. 12.05.1971, (Danıştay Dergisi, S. 5, 1972, s. 258): “… işletme hakkı devralacak kimsenin, işletme hakkının verilmesini isteyenin Devlete karşı haiz olduğu hukuk ve tâbi bulunduğu vecibe, taahhüt ve mükellefiyetleri aynen ve tamamen kabul ettiğini dilekçe ile bildirmesi gerektiği…”.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu, E. 1967/7, K. 1970/6, T. 06.07.1970, (Resmî Gazete, 01.11.1970, S. 13654).
- Özdamar, s. 126.
- Özdamar, s. 127.
KAYNAKÇA
- Danıştay 8. Dairesi. (1971, 12 Mayıs). E. 1970/1763, K. 1971/1266. Danıştay Dergisi, (5).
- Karakuz, A. K. (2023). Maden Hakları Devir Sözleşmelerinin Şekli. Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 13(1), 431–446.
- Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği. (2017). T.C. Resmî Gazete (30193, 21 Eylül 2017).
- Özdamar, D. (2001). Maden Haklarının Verilmesi ve Bu Hakkın Devri. Prof. Dr. Turhan Tûfan Yüce’ye Armağan içinde. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu. (1970, 6 Temmuz). E. 1967/7, K. 1970/6. T.C. Resmî Gazete (13654, 1 Kasım 1970).
