Giriş

Madencilik faaliyetleri, doğal kaynakların ekonomiye kazandırılması ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması bakımından devletler açısından stratejik bir öneme sahiptir. Buna karşılık bu faaliyetler, doğası gereği, çevre, yerel toplumlar ve özellikle mülkiyet hakkı üzerinde doğrudan ve derin etkiler yaratmaktadır. Maden sahalarının özel mülkiyete konu taşınmazlarla çakışması hâlinde, madencilik faaliyeti ile mülkiyet hakkı arasında ortaya çıkan çatışma, hukuki ve anayasal düzlemde çözülmesi gereken temel bir sorun alanı oluşturmaktadır.

Türkiye’de madenlerin hukuki rejimi, madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu kabul eden anayasal ilke üzerine kuruludur. Bu ilke doğrultusunda devlet, madenleri bizzat işletebilmekte veya bu hakkı belirli şartlar altında gerçek ve tüzel kişilere devredebilmektedir. Ancak madenlerin devlete ait olması, maden sahalarının bulunduğu taşınmazların mülkiyet rejimini ortadan kaldırmamakta; özel mülkiyet ile maden işletme hakkının farklı kişilere ait olması hâlinde ciddi hukuki sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu noktada kamulaştırma kurumu, madencilik faaliyetlerinin sürdürülmesini mümkün kılan bir araç olarak öne çıkmaktadır.

Kamulaştırma, mülkiyet hakkına yapılan en ağır müdahalelerden biri olup, yalnızca kamu yararının varlığı, kanuni dayanak ve adil denge şartlarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde meşru kabul edilebilir. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığını kabul edilmekle birlikte, bu hakkın özüne dokunan müdahalelerin sıkı bir denetime tabi tutulması gerekmektedir. Özellikle maden sahaları için yapılan kamulaştırmalarda, kamu yararı iddiasının soyut ve genel gerekçelerle ileri sürülmesi, mülkiyet hakkının korunması bakımından tartışmalı sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu çalışma, maden sahalarında kamulaştırma uygulamalarının mülkiyet hakkı üzerindeki etkilerini, anayasal ilkeler ve yargı içtihatları ışığında değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede, maden mevzuatına özgü kamulaştırma düzenlemelerinin kamu yararı, ölçülülük ve orantılılık ilkeleri bakımından ne ölçüde yeterli olduğu sorgulanmakta; mevcut uygulamaların mülkiyet hakkının etkin korunmasını sağlayıp sağlamadığı incelenmektedir.

1. Madenlerin Hukuki Rejimi ve Mülkiyet Hakkı

1.1. Madenlerin Hukuki Niteliği

Madenlerin hukuki niteliği, maden sahalarında kamulaştırma ile mülkiyet hakkı arasındaki ilişkinin doğru şekilde kurulabilmesi bakımından belirleyici bir role sahiptir. Zira madenlerin kime ait olduğu ve hangi hukuki rejime tabi olduğu sorusu, hem maden işletme hakkının kapsamını hem de özel mülkiyet üzerindeki müdahalelerin sınırlarını doğrudan etkilemektedir.

Türk hukukunda madenlerin hukuki rejimi, Anayasa’nın 168. maddesinde açıkça benimsenen devlet hâkimiyeti ilkesi çerçevesinde şekillenmiştir. Anılan hüküm uyarınca tabii servetler ve kaynaklar devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, devlet bu kaynakları bizzat işletebileceği gibi, gerçek ve tüzel kişilere belirli sürelerle devredebilmektedir. Bu düzenleme ile madenlerin, içinde bulundukları taşınmazın bütünleyici parçası olmadığı, arazi mülkiyetinden bağımsız bir hukuki statüye sahip olduğu kabul edilmektedir.

Bu yaklaşım, madenlerin özel mülkiyete konu taşınmazlardan ayrı bir hukuki rejime tabi tutulmasını zorunlu kılmaktadır. Nitekim madenlerin devlete ait olması, madenin bulunduğu taşınmazın da devlete ait olduğu anlamına gelmemekte; maden işletme hakkı ile yüzey mülkiyeti çoğu durumda farklı kişilere ait olabilmektedir. Bu durum, madencilik faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin hukuki dayanağını ve sınırlarını tartışmalı hâle getirmektedir.

1.2. Mülkiyet Hakkının Anayasal Çerçevesi

Mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınmış temel haklardan biridir. Anılan hükümde herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olduğu belirtilmiş; bu hakların ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği ifade edilmiştir. Bu düzenleme, mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığını kabul etmekle birlikte, sınırlandırmaların belirli anayasal koşullara bağlı olduğunu da ortaya koymaktadır.

Anayasa’nın 46. maddesi ise kamulaştırmayı, mülkiyet hakkına yapılabilecek en ağır müdahale biçimi olarak özel bir rejime tabi tutmuştur. Buna göre kamulaştırma, ancak kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılığının peşin ödenmesi şartıyla ve kanunda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleştirilebilir. Bu yönüyle kamulaştırma, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasından ziyade, mülkiyetten yoksun bırakma sonucunu doğuran istisnai bir müdahale niteliği taşımaktadır.

Mülkiyet hakkına ilişkin anayasal güvenceler, yalnızca iç hukukla sınırlı olmayıp, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ile de pekiştirilmiştir. Bu düzenleme uyarınca mülkiyetten yoksun bırakma, ancak kamu yararı amacıyla ve adil denge gözetilerek gerçekleştirilebilir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin meşru bir amaca dayanması, ölçülü olması ve kişiye aşırı bir külfet yüklememesi gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.

1.3. Karşılaştırmalı Hukukta Madenler ve Mülkiyet

Karşılaştırmalı hukukta madenlerin hukuki rejimine ilişkin yaklaşımlar incelendiğinde, genel olarak iki temel sistemin benimsendiği görülmektedir. Birinci sistemde madenler, içinde bulundukları taşınmazın bütünleyici parçası olarak kabul edilmekte; ikinci sistemde ise madenler arazi mülkiyetinden bağımsız olarak devlete ait sayılmaktadır. Günümüzde birçok ülkede ikinci sistemin ağırlık kazandığı söylenebilir. Kanada, Avustralya, ABD, Güney Afrika ve Türkiye gibi ülkelerde XX’nci yüzyılın başlarına kadar madenler içinde bulunduğu mülkiyete tabi idi. XX’nci yüzyılın başından itibaren maden kaynakları hakkı, mülk sahibinin tekelinden çıkarılarak devlete geçmiştir.

Özellikle madencilik faaliyetlerinin yoğun olduğu ülkelerde, madenlerin devlete ait olduğu kabul edilmekle birlikte, yüzey mülkiyetinin korunmasına yönelik mekanizmaların geliştirilmesine önem verilmektedir. Bu ülkelerde madencilik faaliyetleri için öncelikle mülk sahibi ile anlaşma yoluna gidilmesi, anlaşmanın sağlanamaması hâlinde ise kamulaştırmanın istisnai bir araç olarak devreye sokulması esası benimsenmektedir. Bu yaklaşım, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında adil bir denge kurulması amacını taşımaktadır.

Türk hukukunda da benzer bir anlayışın benimsendiği görülmekle birlikte, uygulamada kamulaştırmanın çoğu zaman mülk sahibinin rızasına dayalı alternatif mekanizmalar yeterince tüketilmeden gündeme geldiği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Bu durum, maden sahalarında kamulaştırma uygulamalarının mülkiyet hakkı bakımından daha sıkı bir anayasal denetime tabi tutulmasını gerekli kılmaktadır.

2. Maden Sahalarında Kamulaştırmanın Hukuki Dayanağı ve Uygulama Esasları

2.1. Kamulaştırmanın Anayasal ve Yasal Dayanağı

Maden sahalarında kamulaştırma uygulamalarının hukuki dayanağı, Anayasa’nın 46. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ve 3213 sayılı Maden Kanunu hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Kamulaştırma, mülkiyet hakkına yapılan en ağır müdahalelerden biri olması nedeniyle, ancak anayasal sınırlar içinde ve kanunda açıkça öngörülen hâllerde başvurulabilecek istisnai bir araçtır.

Anayasa’nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırmanın meşru kabul edilebilmesi için kamu yararının bulunması, işlemin kanuna dayanması ve gerçek karşılığın ödenmesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu anayasal çerçeve, maden sahaları bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması, kamulaştırma yetkisinin sınırsız veya otomatik olarak kullanılabileceği anlamına gelmemektedir. Aksine, maden sahalarına özgü kamulaştırma uygulamalarının da genel kamulaştırma rejimi ile uyumlu olması zorunludur.

3213 sayılı Maden Kanunu’nda, maden işletme faaliyetlerinin sürdürülebilmesi amacıyla kamulaştırmaya ilişkin özel düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan Kanun’da öngörülen kamulaştırma yetkisi, maden işletme izninin varlığına bağlı olarak gündeme gelmekte ve belirli koşulların sağlanmasını gerektirmektedir. Maden sahalarında yapılan kamulaştırmalar, fiilen özel kişi yararına sonuç doğurabilmektedir. Bu durum, kamulaştırmanın kamu yararı şartı bakımından ayrıca değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

2.2. Kamu Yararı Kavramı ve Madencilik Faaliyetleri

Kamulaştırmanın temel şartlarından biri olan kamu yararı kavramı, soyut ve geniş bir içerik taşımakta olup, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir nitelik arz etmektedir. Madencilik faaliyetleri bakımından kamu yararı genellikle ülke ekonomisine katkı, enerji ve hammadde ihtiyacının karşılanması ve doğal kaynakların değerlendirilmesi gibi gerekçelere dayandırılmaktadır. Bununla birlikte, bu gerekçelerin her durumda otomatik olarak kamu yararının varlığını ortaya koyduğu kabul edilemez.

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde kamu yararının varlığının soyut ve genel ifadelerle değil, somut ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, maden sahalarında kamulaştırma uygulamaları bakımından da geçerlidir. Her madencilik faaliyeti, niteliği ve etkileri itibarıyla farklı sonuçlar doğurabileceğinden, kamu yararının varlığı her bir kamulaştırma işlemi bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

Uygulamada ise maden işletme ruhsatının varlığının, kamu yararı şartının gerçekleştiği yönünde yeterli kabul edildiği görülmektedir. Bu yaklaşım, kamulaştırma işlemlerinin yargısal denetimini zayıflatma riski taşımakta ve mülkiyet hakkının etkin korunmasını güçleştirmektedir. Nitekim maden sahalarında yapılan kamulaştırmaların çoğunda, kamu yararı kararlarının gerekçesiz veya sınırlı gerekçeyle alındığı yönündeki eleştiriler doktrinde de dile getirilmektedir.

3. Anayasa Mahkemesi ve AİHM İçtihatları Işığında Maden Sahalarında Kamulaştırma

3.1. Anayasa Mahkemesi Kararlarında Mülkiyet Hakkının Korunması

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kararlarında mülkiyet hakkına yapılan müdahaleleri değerlendirirken, Anayasa’nın 35. Maddesini yorumlamakta; müdahalenin meşru amaca dayanıp dayanmadığını, kanuni dayanağının bulunup bulunmadığını ve adil dengenin korunup korunmadığını incelemektedir.

Mahkeme, kamulaştırma ve kamulaştırma benzeri müdahalelere ilişkin kararlarında, mülkiyet hakkının tamamen ortadan kaldırılması hâlinde dahi kamu yararı ile bireyin menfaatleri arasında makul bir dengenin kurulması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin yetersizliği, bedelin geç ödenmesi veya uzun süren yargılamalar nedeniyle mülk sahibine aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklenmesini mülkiyet hakkı ihlali olarak değerlendirmektedir.

Özellikle kamulaştırmasız el atma ve fiili el atma niteliğindeki müdahalelere ilişkin kararlarında Mahkeme, idarenin uzun süre kamulaştırma yapmaksızın taşınmazdan yararlanmasını mülkiyet hakkının ihlali saymıştır. Bu yaklaşım, maden sahalarında fiilen maden işletme faaliyetleri yürütülmesine rağmen kamulaştırma işlemlerinin geciktirildiği veya bedel ödemesinin uzun süre ötelenmiş olduğu durumlar bakımından da yol gösterici niteliktedir.

Anayasa Mahkemesi kararlarında, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken, müdahalenin süresi, kapsamı ve başvurucu üzerindeki ekonomik etkileri birlikte ele alınmaktadır.

3.2. Ölçülülük ve Adil Denge İlkesi

Anayasa Mahkemesi kararlarında mülkiyet hakkına ilişkin değerlendirmelerin merkezinde ölçülülük ve adil denge ilkeleri yer almaktadır.

Mahkeme, kamu yararı amacıyla yapılan müdahalelerin, bireyin mülkiyet hakkını anlamsız hâle getirecek veya mülk sahibini olağan dışı bir külfete katlanmak zorunda bırakacak nitelikte olmaması gerektiğini kabul etmektedir.

Maden sahalarında kamulaştırma uygulamaları bakımından bu ilke, özellikle önem taşımaktadır. Zira maden işletme faaliyetleri çoğu zaman uzun vadeli olup, kamulaştırılan taşınmazlar bakımından mülk sahibinin ekonomik faaliyet imkânları tamamen ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle, kamulaştırma bedelinin gerçek değeri yansıtması ve sürecin makul bir sürede tamamlanması, adil dengenin sağlanmasının temel unsurları olarak ortaya çıkmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma işleminin şeklen hukuka uygun olmasının, her durumda mülkiyet hakkının ihlal edilmediği anlamına gelmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Müdahalenin sonuçları itibarıyla başvurucuya yüklediği külfet, kamu yararı ile karşılaştırıldığında aşırı ise, mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

3.3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirme

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mülkiyet hakkına ilişkin içtihadı, maden sahalarında kamulaştırma uygulamalarının değerlendirilmesinde temel referans noktalarından biridir. Mahkeme, Sporrong ve Lönnroth / İsveç kararında mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin, mülk sahibine şahsi ve aşırı bir külfet yüklememesi gerektiğini vurgulamış; kamu yararı ile bireysel menfaatler arasında adil bir denge kurulması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

Benzer şekilde James ve Diğerleri / Birleşik Krallık kararında AİHM, kamu yararı kavramının devletlere geniş bir takdir yetkisi tanıdığını kabul etmekle birlikte, bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ve müdahalenin orantılı olması gerektiğini belirtmiştir. Bu yaklaşım, madencilik faaliyetleri için yapılan kamulaştırmalar bakımından da geçerlidir.

AİHM içtihadı uyarınca, kamulaştırma bedelinin piyasa değerinden açıkça düşük olması veya bedelin uzun süre ödenmemesi hâlinde, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin adil dengeyi bozduğu kabul edilmektedir. Bu ilkeler, Anayasa Mahkemesi tarafından da benimsenmiş ve iç hukukta mülkiyet hakkı denetiminin temel unsurları hâline gelmiştir.

4. Uygulamada Maden Sahalarında Kamulaştırma Süreci

4.1. Kamulaştırma Sürecinin Başlatılması

Maden sahalarında kamulaştırma süreci, çoğunlukla maden işletme ruhsatının alınmasının ardından, madencilik faaliyetlerinin özel mülkiyete konu taşınmazlar üzerinde fiilen yürütülememesi gerekçesiyle gündeme gelmektedir. Maden Kanunu’nun 7’nci maddesine göre maden hakkı sahibi özel mülkiyet alanlarında madencilik faaliyetinde bulunmadan önce mülk sahibinden izin alması zorunluluğu bulunmaktadır. Mülk sahibinden izin alınamaması durumunda özel mülkiyet alanı için kamu yararı kararı alınarak kamulaştırma yapılabilmektedir.

Kamulaştırma sürecinin temelini oluşturan kamu yararı kararı, maden işletme faaliyetinin niteliği ve kapsamı dikkate alınarak tesis edilmekle birlikte, bu kararların çoğu zaman soyut ve genel gerekçelere dayandığı görülmektedir. Özellikle somut taşınmazın özellikleri, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin ağırlığı ve alternatif yöntemlerin değerlendirilip değerlendirilmediği hususlarının kamu yararı kararlarında yeterince ortaya konulmadığı dikkat çekmektedir. Bu durum, maden sahalarına özgü kamulaştırma uygulamalarının mülkiyet hakkı bakımından daha sıkı bir anayasal denetime tabi tutulmasını gerekli kılmaktadır.

4.2. Kamulaştırma Bedeli ve Mülkiyet Hakkı Bakımından Değerlendirme

Maden sahalarında kamulaştırma uygulamalarında mülkiyet hakkı bakımından en tartışmalı hususlardan biri, kamulaştırma bedelinin mülk sahibine yüklenen külfeti karşılayıp karşılamadığıdır. Kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde, taşınmazın mevcut kullanım durumu ve ekonomik niteliği esas alınmakla birlikte, madencilik faaliyetleri nedeniyle taşınmazın kullanımının tamamen veya büyük ölçüde ortadan kalkması çoğu zaman yeterince dikkate alınmamaktadır.

Taşınmaz üzerinde bulunan madenlerin devlete ait olması nedeniyle, maden değerinin kamulaştırma bedeline dâhil edilmemesi genel kabul görmektedir. Bununla birlikte, madencilik faaliyeti sonucunda taşınmazın uzun süreli veya sürekli biçimde kullanılamaz hâle gelmesi, mülk sahibinin ekonomik faaliyet imkânlarını fiilen ortadan kaldırmaktadır. Bu durumda ödenen bedelin, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ağırlığı ile orantılı olup olmadığı tartışma konusu hâline gelmektedir.

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, bedelin varlığından ziyade bedelin etkililiğini ve başvurucuya yüklenen külfeti telafi edip etmediğini esas almaktadır. Bu yaklaşım, maden sahalarında gerçekleştirilen kamulaştırmalar bakımından, kamulaştırma bedelinin yalnızca şeklen ödenmiş olmasının yeterli olmadığını; müdahalenin sonuçları itibarıyla adil bir denge sağlayıp sağlamadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

4.3. Fiilî Kullanım ve Kamulaştırmasız Müdahale Sorunu

Uygulamada karşılaşılan bir diğer önemli sorun, kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan veya bedel ödenmeden maden işletme faaliyetlerine başlanmasıdır. Bu tür durumlarda taşınmaz, fiilen maden sahası olarak kullanılmakta; mülk sahibi ise uzun süre mülkiyet hakkından yararlanamamaktadır. Bu uygulamalar, mülkiyet hakkına yönelik fiilî müdahaleler niteliği taşımakta ve kamulaştırmasız el atma tartışmalarını gündeme getirmektedir.

Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma işlemlerinin makul sürede tamamlanmaması ve mülk sahibinin belirsizliğe sürüklenmesi hâllerini, mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu çerçevede, maden sahalarında kamulaştırma sürecinin uzun yıllara yayılması ve belirsizlik yaratması, mülkiyet hakkının etkin korunması bakımından ciddi bir sorun alanı oluşturmaktadır.

4.4. Kamulaştırılan Taşınmazın İadesi

Kamulaştırılan Taşınmazın, maden işletme faaliyetleri için gerekliliğinin MAPEG tarafından tespit edilmesi halinde, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve esaslara göre belirlenecek rayiç bedeli ödenmek kaydıyla kamulaştırılan yerin eski sahibine iade edileceği hususu, ruhsat sahibi ve taşınmazın eski sahibine tebliğ edilir. Eski sahibinin taşınmazı altı ay içerisinde almak istememesi durumunda, taşınmaz Hazineye kalır.

4.5. Acele Kamulaştırma

Maden Kanunu Madencilik Faaliyetlerinin yürütülebilmesi için gerekli olan taşınmazların kamulaştırmasına olanak tanımaktadır. Ancak, bu kamulaştırma sürecinin acele olarak yürütülebilmesi için özel şartların varlığı gereklidir. Acele kamulaştırma, genel olarak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27. Maddesi hükümleri çerçevesinde uygulanır. Maden Kanunu’nda doğrudan bir acele kamulaştırma düzenlemesi bulunmamakla birlikte, madencilik faaliyetlerinin kamu yararı ve ivedilik arz edebilen niteliği, belirli durumlarda acele kamulaştırma yapılabilmesinin önünü açabilir. Acele Kamulaştırma yapılabilmesi için belirli şartların bir arada bulunması gerekir. Bunlar; Kamu Yararı, Gecikmesinde sakınca bulunması, Yetkili İdarenin Kararı, Mülkiyetin Özel olması olarak sıralanır.

Sonuç

Maden sahalarında kamulaştırma uygulamaları, kamu yararı ile mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken hassas dengenin en yoğun şekilde sınandığı alanlardan birini oluşturmaktadır. Madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması ve madencilik faaliyetlerinin ekonomik ve stratejik önem taşıması, kamulaştırmayı kaçınılmaz bir araç hâline getirebilmekte; ancak bu durum, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin anayasal sınırlar içinde kalması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır.

Çalışmada ortaya konulduğu üzere, maden sahalarında kamulaştırmanın anayasal ve yasal dayanağı bulunmakla birlikte, uygulamada mülkiyet hakkının korunması bakımından ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle kamu yararı kararlarının çoğu zaman soyut ve genel gerekçelere dayanması, kamulaştırma bedelinin mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ağırlığını karşılamaktan uzak kalması ve kamulaştırma sürecinin uzun yıllara yayılması, mülk sahipleri açısından ağır ve öngörülemez sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, kamu yararı ile bireysel menfaatler arasında kurulması gereken adil dengenin bozulmasına yol açmaktadır.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, maden sahalarında gerçekleştirilen kamulaştırmaların salt yasal dayanağa sahip olmasının yeterli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Müdahalenin meşru amaca dayanması, ölçülü olması ve mülk sahibine şahsi ve aşırı bir külfet yüklememesi, mülkiyet hakkına saygının asgari koşullarıdır. Bu çerçevede, kamulaştırma bedelinin yalnızca şeklen ödenmiş olması değil, müdahalenin etkilerini dengeleyici nitelikte olup olmadığı da dikkate alınmalıdır.

Maden sahalarına özgü kamulaştırma uygulamalarında, mülkiyet hakkının etkin korunabilmesi için kamu yararı kavramının daha somut ve denetlenebilir ölçütlerle ele alınması gerekmektedir. Ayrıca kamulaştırma sürecinin makul sürede tamamlanmasını sağlayacak idari ve yargısal mekanizmaların güçlendirilmesi, mülk sahiplerinin belirsizlik içinde uzun süre bekletilmesinin önüne geçilmesi bakımından önem taşımaktadır. Aksi hâlde, kamulaştırma kurumu, kamu yararını gerçekleştiren istisnai bir araç olmaktan çıkarak, mülkiyet hakkını zayıflatan yapısal bir müdahale biçimine dönüşme riski taşımaktadır.

Sonuç olarak, maden sahalarında kamulaştırma ile mülkiyet hakkı arasındaki ilişkinin, yalnızca madencilik faaliyetlerinin gereklilikleri üzerinden değil, mülkiyet hakkının anayasal ve uluslararası güvenceleri ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yeniden değerlendirme, kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında adil ve sürdürülebilir bir denge kurulmasının ön koşulunu oluşturmaktadır.

KAYNAKÇA

  • Akyılmaz, B., Sezginer, M. ve Kaya, C. (2016). Kamulaştırmada ölçülülük ilkesi. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 7(26).
  • Anayasa Mahkemesi. (2013). Mehmet Akdoğan ve diğerleri başvurusu (Başvuru No: 2013/817). Karar Tarihi: 19 Aralık 2013.
  • Avrupa Konseyi. (1952). İnsan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasına ilişkin sözleşmeye ek 1 no.lu protokol. Paris.
  • Çağlayan, R. (2015). İdare hukuku dersleri (3. bs.). Adalet Yayınevi.
  • Erdoğan, S. (2024). Maden haklarının hukuki rejimi ve maden sahaları için kamulaştırma. Kamu Yönetimi ve Politikaları Dergisi, 5(1), 1–24.
  • European Court of Human Rights. (1982, 23 Eylül). Sporrong and Lönnroth v. Sweden (App. Nos. 7151/75 & 7152/75).
  • European Court of Human Rights. (1997, 9 Temmuz). Akkuş v. Turkey (App. No. 19263/92).
  • Gözler, K. (2009). İdare hukuku (C. 2). Ekin Yayınevi.
  • Gözler, K. (2019). Kamulaştırma hukuku. Ekin Yayınevi.
  • Günay, Ö. (2017). Maden hukuku: Kavramlar, ilkeler, tanımlar (2. bs.). Seçkin Yayıncılık.
  • Günday, M. (2004). Kamulaştırma ve kamu yararı kavramı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, 62(1-2).
  • Kaplan, G. (2014). Mülkiyet hakkının anayasal korunması. Anayasa Mahkemesi Dergisi, 31(1).
  • Özay, İ. H. (1996). İdari yargı. Filiz Kitabevi.
  • Tan, T. (2011). İdare hukuku. Turhan Kitabevi.
  • Yıldırım, T. (2010). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında mülkiyet hakkı. Anayasa Yargısı, 27(1).