İhtiyati Haciz Uygulama Şartlarının ve Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklanan Tazmin Sorumluluğunun Mülkiyet Hakkı Bağlamında Değerlendirilmesi
Giriş
Bir borç ilişkisinin tarafı olan alacaklı kimseler, borcun vadesinde ve tam olarak ifa edilmesini istemektedirler ancak her zaman borcun ifası (zaman ve/veya bedel açısından) gereğince yerine getirilmeyebilir. Bu gibi durumlarda başvurulacak olan yargılama yahut icra takibi süreçlerinin uzun olması; alacağını hali hazırda tahsil edememiş olan alacaklı açısından katlanılamaz durumlar (hukuki ve mali olarak) meydana getirirken giderilmesi mümkün olmayan kayıplara da yol açabilmektedir.
Sahibine; üzerinde hakimiyet kurulabilen, belirlenebilir olan, yasaya ve toplum yararına aykırı olmayan her türlü eşya üzerinde kullanma, yaralanma ve tasarrufta bulunma gibi en kapsamlı ve etkili imkanları tanıyan mülkiyet hakkının çalışmamızın başında belirtmiş olduğumuz hususlar neticesinde zarar görmemesi adına kamu tarafından bir takım önlemler alınmaktadır. Zira bazı durumlarda belirli bir eşya yahut malvarlığının herhangi bir tedbir veya yaptırım olmaksızın bir kimsenin mülkiyeti altında bulunması bir başka kimsenin mülkiyet hakkına dolayısıyla da malvarlığına ciddi şekilde zarar verebilmektedir.
Bu nedenle kanun koyucu tarafından çeşitli geçici koruma müesseseleri düzenlenmiş ve belli ölçüde haklılığını ortaya koyabilen alacaklının (hak sahibinin), uzun yargılama yahut icra takibi süreçlerini beklemeksizin, alacağının güvence altına alınması sağlanılmaya çalışılmıştır. Bu geçici hukuki korumlardan olan ve mülkiyet hakkını sınırlandıran bir kanuni yol olarak karşımıza çıkan ihtiyati haczin; para veya teminat alacaklarının kesin hacizden önce mahkeme kararı ile, borçlunun malvarlığına el konularak, geçici güvence altına alınması şeklinde tanımlanabilmesi mümkündür. Çeşitli ülkelerin hukuk düzenleri içerisinde de benzer şekilde kendine yer bulmuş olan ihtiyati haciz müessesinin kişilerin malvarlığı üzerinde ivedi ve etkili biçimde sonuç doğurması nedeniyle irdelenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bu cihetle çalışmamızda; ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için gereken şartları, ihtiyati haciz kararında dikkat edilmesi gereken menfaat ve hak dengesini Anayasal hak olan mülkiyet hakkı temelinde inceleyerek, çalışmamızın sonunda, haksız olarak tatbik edilen ihtiyati haciz nedeniyle meydana gelen zararlardan sorumluluğun hangi şartlarda ve ne ölçüde kime ait olduğunu değerlendirecek ve mülkiyet hakkına ilişkin etkilerini ortaya koyacağız.
I. İhtiyati Haciz Kavramı ve İhtiyati Haciz Tatbik Şartları
İhtiyati haciz kavramı; alacağına kavuşamama konusunda ciddi risk altında olan ve haklılığını yaklaşık ispat çerçevesinde ortaya koyan alacaklıların korunması için tesis edilmiş bir hukuki koruma metodu dolayısıyla da hukuki bir çare olarak karşımıza çıkmaktadır. Hukuki çare ifadesini kullanıyoruz keza ihtiyati haciz bir yargılama faaliyeti olmakla birlikte bir dava olmayıp rehinle temin edilmemiş, muaccel yahut müstakbel para borcu alacaklısının giderilmesi imkansız zararlara uğramasının önüne geçilmesini hedefleyen bir müessesedir. 1
Bir dava açılmadan önce yahut derdest bir dava esnasında talep edilebilecek ihtiyati haczin tatbik edilebilmesi için aranan şartlar hukukumuzda muğlak şekilde bırakılmamış olup somut ve belirli şekilde sınırlandırılmıştır. Kanaatimizce gerekli şartların somut ve belirli şekilde sınırlandırılması yerindedir. Zira kimi zaman ihtiyati haciz talebinde bulunulan mahkemece haczin muhattabı olan borçlu dinlenmeden karar verilebilmekte bu suretle hakkındaki ihtiyati haciz sürecinden dahi haberdar olmayan borçlunun malvarlığında ivedi ve ciddi sonuçlar meydana getirecek durumlar ortaya çıkabilmektedir (Yargılama sürecinin bir tarafı olan borçlunun dinlenmeksizin ve yaklaşık ispat ile karar verilebiliyor olması ihtiyati haczi genel hükümlere göre görülen bir davadan ayıran en önemli noktadır). 2 İhtiyati haczin; alacaklının ve borçlunun malvarlığı üzerindeki etkileri ile ihtiyati haciz kararına karşı gerçekleştirilebilecek itiraz ve istinaf başvurusu çalışmamızın ileriki başlıkları altında incelenecek olup bu başlık altında ise ihtiyati haczin şartları ve tatbiki irdelenecektir.
Çalışmamızın yukarıda yer alan kısmında da söz ettiğimiz üzere ihtiyati haczin uygulanabilmesi için aranan şartlar İcra ve İflas Kanunumuzca, para borcununun vadesi açısından tasnif edilmiş ve somut şekilde belirtilmiştir. Vadeye ilişkin yapılan tasnifin ilk kısmında muaccel alacaklara ilişkin düzenleme getirilmiş (İİK md. 257/1) ve muaccel bir para alacağı için, rehinle temin olmamış olması şartıyla, borcun ifa edilmemiş olması ihtiyati haciz kararı verilmesi için yeterli kabul edilmiştir. Burada ihtiyati haciz talebinde bulunan alacaklının üzerine düşen yükümlülük alacağın muaccel hale geldiğini ve buna karşın ifa edilmediğini yaklaşık olarak ispat etmek olacaktır. 3
Muaccel alacaklara ilişkin ihtiyati haciz tatbikinde “süresinde ifa edilmemiş ve rehinle temin edilmemiş olma” şartı yeterli görülmekte olmasına karşın henüz muaccel olmayan bir alacağa ilişikin talep edilen ihtiyati hacizde (İİK md. 257/2 b.1) ise “borçlunun belirli bir yerleşim yerinin olmaması” veya “borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemesi, kaçırması veya kendisinin kaçmaya hazırlanması yahut kaçması ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması” şartlarından en az birinin varlığı aranmakta ve ancak bu şartların sağlanması hainde alacaklının ihtiyati haciz istemede hukuki yararının olduğu kabul edilmektedir.
Kanaatimizce henüz muaccel olmamış alacaklar hakkında ihtiyati haciz tatbik edilebilmesinin daha sıkı şartlara bağlanmış olması sağlıklı sonuçlar meydana getirmektedir. Keza henüz muaccel olmamış alacaklar hakkında kolayca ihtiyati haciz kararı verilebilecek olması halinde kişilerin borç ilişkisi doğuran hukuki işlemler tesis etmekten ciddi ölçüde imtina edebilmesi, bu suretle sosyal ilişkilerin ve ticari faaliyetlerin yürütülmesinde aksamaların meydana gelebilmesi olasıdır.
Alacaklı tarafından ihtiyati haciz talebinde bulunulmasının akabinde mahkemece şartların mevcut olup olmadığına dair bir inceleme yapılmalı, gerekli görülmesi halinde borçlu taraf dinlenmeli ve teminat mukabilinde ihtiyati haciz tatbik edilmesine karar verilmelidir. Tüm bu yargılama safhasında ise hukuki yararın, teminat miktarının hakkın kullanılmasına etkisinin, mülkiyet hakkında meydana gelecek etkilerin bütün yönleriyle değerlendirilmesi dolayısıyla makalemizin de temelini oluşturan menfaat dengesinin kurulmasına azami dikkat edilmelidir.
II. İhtiyati Haciz Uygulamasında Hak ve Menfaat Dengesi
Çalışmamızın esas noktasını meydana getiren “ihtiyati hacizde hak ve menfaat dengesi” kavramının irdelenebilmesi adına öncelikle ihtiyati haciz yargılamasının unsurları belirlenerek taraflara sağladığı kolaylıklar ve yine taraflara getirdiği yükümlülükler ortaya konulmalı ve akabinde ise ihtiyati haciz kararına karşı başvurulabilecek hukuki yollar belirlenmelidir.
Bu bağlamda ilk olarak ele alınması gereken husus ihtiyati haczin mahkemece uygun görülecek bir teminat mukabilinde verilecek olmasıdır. Bu uygulama ile keyfi ihtiyati haciz başvurularının önüne geçilmesi (salt borçluya zarar verme amacı güden başvurular gibi) ve ihtiyati haczin haksız olarak tatbik edilmesi halinde borçlunun ve ilgili üçüncü kişilerin uğrayacağı zararların giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu suretle ihtiyati haczin en temel şartlarından birini teşkil eden teminat miktarının başvuruya konu somut olay göz önünde tutularak; alacaklının ve borçlunun mülkiyet hakkına zarar vermeyecek nispette ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi ihtiyati hacizde hak ve menfaat dengisinin sağlanmasında kanaatimizce en önemli rolü üstlenmektedir.
Uygulamada karşımıza çıkan ve %10 – %15 bandında hükmedilen teminatlar hakim açısınsan yol gösterici olsa da hakim bu oranlara sıkı sıkıya bağlı kalmamalı, yargılama konusu edilen her başvuru hakkında özel bir muhakemede bulunmalıdır. 4 Zira teminat miktarının somut olayın ve hakkaniyetin gerektirdiğinden yüksek olarak belirlenmesi alacaklının hak arama hürriyetini ihlal ederek alacağının güvence altına alınmasını önemli ölçüde zorlaştıracakken; somut olayın ve hakkaniyetin gerektirdiğinden az bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesi ise borçlunun malvarlığına orantısız ve haksız bir müdahale olarak nitelendirilebilecek ve bunun yanı sıra ihtiyati haczin haksız çıkması neticesinde borçlunun ve ilgili üçüncü kişilerin uğrayabilecekleri zararların tazminini imkansız hale getirebilecektir. Keza Yargıtay ve Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda da hak arama hürriyetinin korunabilmesi ile olası zararların tazmin edilebilmesi için uygun miktarda teminata hükmedilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. 5 Teminat miktarının belirlenmesinin menfaat dengesinin korunabilmesi adına elzem olduğu gerek bizim kanaatimiz nezdinde gerekse de makalemizde atıfta bulunduğumuz doktrin görüşleri ile yargı kararları nezdinde sabittir. Bu hususun yanı sıra ihtiyati haczin teminat mukabilinde tesis edileceği kuralının istisnaları bulunmakta ve bu istisnalar ile de menfaat dengesinin korunması amaçlanmaktadır. Keza alacağın bir ilama dayanıyor olması halinde alacaklı, teminat yükümlülüğü altında bırakılmaksızın ihtiyati haciz talebinde bulunabilecekken; ilam niteliğinde bir belgeye dayanan alacak hakkında istenen ihtiyati hacze ilişkin muhakkak teminat istenmesi gerekmememekte olup bu husus hakim takdirine bırakılmış bu suretle elinde ilam yahut ilam niteliğinde belge bulunan alacaklının alacağının güvence altına alınması kolaylaştırılmıştır. 6
Kanaatimizce elinde ilam niteliğinde belge bulunan alacaklının da tıpkı elinde ilam bulunan alacaklı gibi hakimin takdirine bırakılmaksızın teminatsız olarak ihtiyati haciz talep edebilmesi gerekmektedir. Keza kanun koyucu tarafından bir belgenin ilam niteliğinde olduğu belirtilmişken ve ilgili belgeye dayanmak suretiyle alacaklı tarafından ilamlı icra takibi dahi yapılması mümkünken ihtiyati haciz talebinin alacaklının teminat yatırması şartına bağlanabilecek olması icra ve usul hukuku bakımından bir tezat teşkil etmekte ve kanunun ilam niteliğinde olduğunu belirttiği belgeye ilişkin değerlendirmenin hakim tarafından yeniden yapılmasının önünü açmaktadır.
İhtiyati hacizde menfaat dengesinin gözetilmesine ilişkin bir diğer unsur ise yaklaşık ispat şartı olarak karşımıza çıkmaktadır. Keza ihtiyati haciz, uyuşmazlığın esası hakkında verilmiş olan nihai bir karar olmayıp yalnızca alacağa kavuşulabilmesini kolaylaştıran ve güvence altına alan bir uygulama olduğundan dolayı talepte bulunan alacaklının tam ispat yerine yaklaşık ispat külfeti altında tutulması ihtiyati haciz müessesesinin amacı açısından yerindedir. Nitekim iddianın doğru olma ihtimalinin doğru olmama ihtimaline göre daha ağır bastığı durumları ifade eden “yaklaşık ispat” 7 , ivedi ve ihtiyati bir uygulamanın ruhuna daha uygun düşmektedir. Bunun yanı sıra uygulamanın ruhuna ve menfaat dengesine uygun düşen bir diğer durum ise şatların muğlak bırakılmaksızın net şekilde kanunda gösterilmesi ve şartlar bakımından muaccel ve müstakbel alacaklar açısından ayrıma gidilerek; müstakbel alacaklar hakkında tesisi talep olunan ihtiyati haczin daha sıkı şartlara bağlanması olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca ivedi olarak ve borçlu haberdar edilmeden karar verilmesinin gerektiği hallerde mahkemece borçlunun dinlenmesine ilişkin bir zorunluluk getirilmemesi; buna karşın alacaklı açısından herhangi bir hak kaybına sebep olmayacağı ve sakıncası bulunmadığı kanaatinde olunması halinde ise borçlu dinlenerek karar verilebiliyor ve bu suretle borçlunun malvarlığı üzerindeki etkinin haksız ve orantısız olmasının önüne geçilebiliyor olması gerek hakkaniyet gerekse de menfaat dengesi açısından ölçülü yaklaşım sergilendiğini ortaya koymaktadır.
İhtiyati haciz kararı verilmesinin akabindeki on gün içerisinde alacaklı tarafından kararın gereği için icra dairesine başvurulmasına ilişkin bir zorunluluk getirilmesi aksi halde ise ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkması ve ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmediği sürece satış istenememesi; borçlunun sürekli hukuki bir tehdit altında kalmasının önlenmesi ve alacaklının keyfi bir davranış sergilemesinin önüne geçilmesi açısından ciddi bir önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra ihtiyati haczin tatbikinin ardından borçluların ve ilgili üçüncü kişilerin hacizden haberdar edilebilmesi için kendilerine tebligat gönderilmesi hukuki dinlenilme hakkı ile silahların eşitliği ilkesinin zedelenmemesini sağlamaktadır.
İhtiyati haczin tatbik edildiğine dair kendisine tebligat yapılan borçlu, tebligatın kendisine ulaştığı tarihten itibaren, ihtiyati haciz kararı verilirken dinlenilmemiş olma şartıyla, haczin hukuksuz olduğu gerekçesini ileri sürerek itirazda bulunabilecektir. İtirazda bulunabilme süresi ilgili üçüncü kişiler içinse ihtiyati haczin öğrenildiği tarihten itibaren başlamaktadır.
Yalnızca karar verilirken dinlenmemiş olan hukuksuz olduğu gerekçesini ileri sürerek itirazda bulunabilecektir. İtirazda bulunabilme süresi ilgili üçüncü kişiler içinse ihtiyati haczin öğrenildiği tarihten itibaren başlamaktadır.
Yalnızca karar verilirken dinlenmemiş olan borçluların karara itiraz edebiliyor olması kanaatimizce yerindedir. Keza kararın verilmesine ilişkin yapılan yargılama esnasında ileri sürebilecek iddia ve itirazların daha sonradan ileri sürülemeyecek olması adeta iddianın genişletilememesi kuralının bir tezahürü niteliğinde olup yargılamanın sürüncemede bırakılmamasına ve mahkemenin iş yükünün gereksiz olarak arttırılmamasına hizmet etmektedir.
İtirazın yanı sıra borçlu tarafından teminat gösterilmesi suretiyle de ihtiyati haczin kaldırılabiliyor olması menfaat dengesine katkı sağlamakta olup alacaklının alacağını korumakta ve borçlunun malvarlığına haciz uygulanmasının önüne geçmektedir. Bu düzenlemenin en ciddi faydası muhakkak ki tacirler ve şirketler açısından ortaya çıkmakta ve sürekli olarak finansal işlemlerde bulunan ticaret erbaplarının haciz nedeniyle kredi notunun düşmesi gibi mağduriyetler yaşamaması sağlanmaktadır.
Ayrıca itiraz üzerine verilen kararın istinaf kanun yoluna tabi olması da yalnızca ilk derece mahkemesince verilen kararlar ile tarafların malvarlığı üzerinde etki meydana getirilmesinin önüne geçilmiş, bu suretle hukuki ve ekonomik istikrar sağlanmaya gayret gösterilmiştir.
III. Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklanan Zarar ve Zararın Tazmini
İcra ve İflas Kanunumuzun 259/1. maddesince haksız olarak ihtiyati haciz koyduran alacaklının, borçlunun ve ilgili üçüncü kişilerin bu haksız haciz nedeniyle uğradığı tüm zararlardan sorumlu olduğu hükme bağlanmışsa da sorumluluğunun sınır ve şartlarının belirlenmesi kanaatimizce yerinde olacaktır.
Doktrinde fedakarlığın denkleştirmesine dayanan kusursuz sorumluluk hali olarak nitelendirilen ihtiyati hacizden kaynaklanan sorumluluğa ilişkin dava, 8 genel esaslara göre ve genel mahkemelerde görülen bir tür tazminat davası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu davanın davacısı konumunda bulunan borçlu yahut ilgili üçüncü kişi; ihtiyati haciz tatbik edilmesinin haksız olduğunu ve bu nedenle maddi/manevi zarara uğradıklarını ispatla mükelleftir.
İspat edilecek olan hususlar; ihtiyati haczin haksız olarak tatbik edildiği ve meydana gelen zarar ile haksız ihtiyati haciz arasında bir illiyet bağının bulunması şeklinde karşımıza çıkmaktayken doktrinde, alacaklının sorumluluğunun; ihtiyati haczin koydurulduğu andan kaldırıldığı ana kadar söz konusu olacağı, bu süre zarfı dışında meydana gelen zararlardan ise alacaklının sorumlu tutulamayacağı yönündeki görüşün karşılık bulduğu unutulmamalıdır.
Yargı kararlarında ve doktrinde kabul görmüş yaklaşım olan; zararın ve illiyet bağının aranması, sorumluluğunun haczin tatbik edildiği süre açısından sınırlandırılması ve zarar tazmininin istenebilmesinin zamanaşımı süresine tabi kılınması menfaat dengesini sağlamakta ciddi rol üstlenmektedir. Keza ihtiyati haciz talebi esansında alacaklıya teminat ve yaklaşık ispat sorumluluğunun yüklenmesi gibi ihtiyati hacizden kaynaklanan tazminata ilişkin yargılamada da borçluya bir takım sorumlulukların yüklenmesi ve alacaklının sorumluluğunun sınırlanması hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik açısından yerinde uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır.
IV. Mülkiyet Hakkı Temelinde Değerlendirme
İhtiyati haciz uygulaması ile yalnızca borçlunun malvarlığına ilişkin bir müdahale söz konusu olmayıp müstakbel getirilerinin güvence altına alındığı hususu göz önünde tutularak alacaklının da mal varlığı üzerinde ciddi bir müdahale meydana geldiğine dikkat çekilmeli; bu suretle ihtiyati haczin tüm taraflarının mülkiyet hakları üzerinde bir takım etkiler meydana geldiği unutulmamalıdır. 9
Hal böyleyken; mahkeme kararı neticesinde dolayısıyla da kamu gücü kullanılarak tatbik edilen ihtiyati haczin tarafların mal varlığı üzerine olan etkilerinin ve mülkiyet hakkına ilişkin müdahalenin sınırlarının belirlenmesi ciddi derecede önem arz etmektedir
Başta Anayasamız olmak üzere bir çok ulusal ve uluslararası düzenleme ile korunmakta olan mülkiyet hakkının sahiplerine sunduğu imkanlar tarihin ve sosyal yaşamın gerekliliklerine uygun şekilde zaman içerisinde önemli ölçüde daralmıştır. Keza mülkiyet hakkının sahibine, hakka konu eşya üzerinde; kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma gibi en geniş ve kapsamlı hakları kazandırdığı günümüz hukuk dünyasında kabul edilse de içinde bulunduğumuz yüz yıla dek bir başkasının hakkına zarar verecek seviyede olsa dahi mülkiyet hakkının semeresinden faydalanılabileceği bu suretle mülkiyet hakkının kişiye neredeyse sınırsız bir hak ve özgürlük tanıdığı görüşü toplumlarda ciddi şekilde karşılık bulmakta adeta sınırsız bir hak kullanımı söz konusu olmaktaydı. Ancak zaman içerisinde meydana gelen sosyal, ekonomik ve hukuki gereksinimler nedeniyle belirli şartların varlığı halinde kişilerin sahip olduğu mülkiyet hakkının sınırlandırılması ve bu suretle toplumsal güven ve adaletin tesisi ile hukuki öngörülebilirliğin arttırılması amaçlanmıştır.
Anayasamızda herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu ancak bu hakın kullanılmasının kamu yararına aykırı olamayacağı aksi takdirde sınırlanabileceği belirtilmiştir. 10 Makalemizin ana konusunu teşkil eden ihtiyati haciz müessesesi de bu hükmün bir tezahürü olarak doğmuştur. Zira yazımızın başında da belirttiğimiz üzere haklılığını yaklaşık ispat düzeyinde ortaya koyabilen bir kimsenin borçlunun malvarlığının borca yeten kısmını ihtiyaten haczedebiliyor olması hak arama hürriyetinden dolayısıyla da kamu yararından kaynaklanmaktadır. İhtiyati haciz gibi bir uygulamanın bulunmadığı bir durumda, alacaklılar açısından tazmini çok zor zararlar meydana gelmesi ihtimali oldukça yüksektir. Bunun yanı sıra bir uyuşmazlık hakkında bir uyuşmazlık hakkında verilecek kararlarının icrasının mümkün olamayacağı yahut uyuşmazlığa konu edilmesi gereken bir malvarlığı hakkında herhangi bir önlem alınamayacağı hususları da ihtiyati haczin yokluğu halinde karşılaşılabilecek durumların vehametini ortaya koymakta bu suretle ihtiyati haciz müessesesinin kamu yararıyla ne kadar yakından ilgili olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bir malvarlığı hakkında ihtiyaten karar alınmasının bir diğer tezahürü ise Anayasamızın “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” şeklinde düzenlenen on üçüncü maddesinde karşımıza çıkmakta ve bu suretle toplum yararına ne denli katkı sağlandığı görülmektedir.
Bir malvarlığı değeri üzerinde mülkiyetten kaynaklanan hakların; ölçülülük, elverişlilik ve orantılılık ilkeleri gözetilerek sınırlandırılması halinde 11 hem yaklaşık ispat ile haklılığını ortaya koyan tarafların alacağına kavuşması sağlanacak hem de böyle bir imkanın varlığı neticesinde herhangi bir kaygı duymaksızın toplumu oluşturan bireylerce hukuki, sosyal ve ekonomik ilişkiler geliştirilecek dolayısıyla kamu yararı ciddi şekilde korunmuş olacaktır. Bu suretle, Anayasa Mahkemesi içtihatlarında da tanımı yapıldı üzere 12 , başka bir kimsenin haklarına zarar getirilmeden mülkiyet hakkı kullanılmış olacaktır. Çalışmamızın başından itibaren ifade ettiğimiz üzere ihtiyati haciz müessesesi bu konuda çok ciddi bir rol oynamaktadır. Ancak saymaya gayret gösterdiğimiz tüm bu olumlu yanların söz konusu olabilmesi için gerek İcra ve İflas Kanunundan kaynaklanan gerekse de Anayasamızdan kaynaklanan tüm şartların ve hak sınırlandırma koşullarının ihtiyati haciz kararında değerlendirilmesi gerekmekte aksi takdire borçlunun veya borçlu görünen kişinin mülkiyet hakkına ilişkin müdahale meşru zeminden uzaklaşarak haksız nitelikte karşımıza çıkabilmektedir.
Sonuç
Alacağını güvence altına almak isteyen alacaklı tarafından yapılan başvuruda yaklaşık ispat ile haklılığın ortaya konulması zorunluluğunun bulunması, ihtiyati haciz sebeplerinin mevzuatta açıkça gösterilmiş olması, kararının (istisnalar haricinde) teminat mukabilinde veriliyor olması, borçlu tarafça ihtiyati haciz kararına karşı itiraz ve istinaf yollarına başvurulabiliyor olması, Yargıtay içtihatlarıyla teminat miktarında yeknesaklık sağlanmaya çalışılmasının yanı sıra her bir somut olay özelinde değerlendirme yapılması gerekliliğinin vurgulanıyor olması, Anayasa Mahkemesi kararlarında da görüldüğü üzere elverişlilik/ölçülülük/orantılılık şartların aranıyor olması ve bu şartların birinin dahi mevcut olmaması halinde mülkiyet hakkı ihlali kararı veriliyor olması hususuları ihtiyati haciz kurumunun düzenlendiği esnada menfaat dengesinin azami ölçüde dikkate alındığını açık şekilde göstermektedir. Bunun yanı sıra sayılmış olunan hususların eksikliği halinde meydana gelecek zararların tümünden illiyet bağı da gözetilmek suretiyle alacaklının sorumlu tutulması ihtiyati haciz kararının haksız olması nedeniyle doğabilecek zararların ivedi (yatırılan teminat vasıtasıyla) ve etkili şekilde giderilmesine yardımcı olmaktadır. Bu suretle ihtiyati haciz müessesesinin tüm tarafları açısından emsal hak ve yükümlülükler tanınmış bu suretle ihtiyati haciz müessesesinin mevcut haliyle sağlıklı olarak işlemesinin ve sebep olunabilecek zararların giderilebilmesinin önü açılmıştır.
DİPNOT
- PEKCANITEZ Hakan, ATALAY Oğuz, SUNGURTEKİN Özkan Meral, ÖZEKES Muhammet, İcra ve İflas Hukuku, 9. Baskı, On iki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2022.
- GÜNAY Erhan, Usul Hukukunda İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 09.07.2013 Tarih E. 2013/9887, K.2013/14511, 09.07.2013; “İİK madde 257’de ihtiyati haciz talep edebilmenin koşulları sayılmıştır. Anılan maddeye göre, ihtiyati haciz istenebilmesi için alacağın vadesinin gelmesi ve rehinle temin edilmemiş olması yeterli olup tam bir ispat gerekmeyip yaklaşık ispat yeterli olduğu borçlunun gerçek veya tüzel kişi olması şeklinde de bir ayrım söz konusu değildir.”
- OKUR Mustafa, Adli Teminat, Yetkin Yayıncılık, 1. Bası, Ankara, 2011.
- Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 10.04.2013 E.2013/5214, K.2013/7168 10.04.2013; Antalya BAM 4. Hukuk Dairesi E.2017/179, K.2017/7168, 21.03.2017.
- PEKCANITEZ, ATALAY, SUNGURTEKİN, ÖZEKES, s. 352 – 353.
- PEKCANITEZ Hakan, ATALAY Oğuz ve ÖZEKES Muhammet, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayıncılık, 14. Baskı, 2013.
- PEKCANITEZ, ATALAY, SUNGURTEKİN, ÖZEKES, s. 359
- “…Alacaklının tazminle yükümlü olduğu zarar, borçlunun (veya üçüncü şahsın) haksız olarak ihtiyaten haczedilen mallar üzerinde tasarruf hakkının kısıtlanmasından kaynaklanan zararlardır. Mahkeme tazminatın miktarını takdir ederken, ihtiyaten haczedilen malların mahiyet ve kıymetlerini, ihtiyati haczin devam ettiği süreyi ve borçlunun (veya üçüncü şahsın) haczedilen mallar üzerinde tasarruf etmedeki yararını dikkate alır…” (DEYNEKLİ Adnan, SALDIRIM Mustafa, Öğretide ve Uygulamada İhtiyati Haciz, Turhan Kitabevi, 3. Bası, Ankara, 2011); “…Aleyhine ihtiyati tedbir kararı alınmış ve icra edilmiş olan karşı tarafın veya bir üçüncü kişinin bu haksız ihtiyati tedbirden bir zarar görmüş olması gerekir. … Haksız ihtiyati tedbir nedeniyle ödenmesi gereken zarar ihtiyati tedbir kararının icra edildiği tarihle ihtiyati tedbirin ihtiyati tedbirin sona erdiği tarih arasındaki dönemde oluşan zarardır. Zarar ile haksız ihtiyati tedbir arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Zarar, haksız ihtiyati tedbir kararının yerine getirilmesinin bir sonucu olmalıdır. Zarar ile haksız ihtiyati tedbir kararının yerine getirilmesi arasında bir bağlantı bulunmuyorsa lehine ihtiyati tedbir kararı verileni tazminle sorumlu tutmak mümkün olmayacaktır…” (KONURALP Serhat Cengiz, İcra ve İflas Hukukunda İhtiyati Tedbirler, Oniki Levha Yayıncılık, 1. Bası, İstanbul, 2013).
- Anayasa md. 35; “Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması kamu yararına aykırı olamaz.”
- Anayasa Mahkemesi 15/09/2021 Tarihli ve 2018/18975 Başvuru Sayılı Kararı.
- Anayasa Mahkemesi 21/06/1989 Tarihli ve 1988/34 E. – 1989/26 K. Sayılı Kararı.
KAYNAKÇA
- DEYNEKLİ A. ve SALDIRIM M. Öğretide ve Uygulamada İhtiyati Haciz, Turhan Kitabevi, 3. Bası, Ankara, 2011.
- GÜNAY E., Usul Hukukunda İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz, Seçkin Yayıncılık, 2. Bası, Ankara, 2021.
- KONURALP S. C., İcra ve İflas Hukukunda İhtiyati Tedbirler, Oniki Levha Yayıncılık, 1. Bası, İstanbul, 2013.
- OKUR M., Adli Teminat, Yetkin Yayıncılık, 1.Bası, Ankara, 2011.
- PEKCANITEZ H., ATALAY O., SUNGURTEKİN Ö. M., ÖZEKES M., İcra ve İflas Hukuku, 9. Bası, On iki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2022.
- PEKCANITEZ H., ATALAY O., ÖZEKES M., Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayıncılık, 14. Bası, Ankara, 2013.
