Yargıtay’ın Bozma İlamından Sonra Islah Hakkının İkinci Kez Kullanımı
Giriş
İddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının bir istisnası mahiyetinde olan ıslah, 1 tarafların yargılama esnasında usul bakımından gerçekleştirdikleri işlemlerinden belli bir usul kesitine kadar yapılanların, masraflarının ödenmesi koşulu ile bir defaya mahsus biçimde kaldırılmasına yönelik beyanlarından vaki bir müessese olup; yargılama esnasında süre ve biçime aykırılığın söz konusu olması hasebiyle mevcut olabilecek maddi hak kayıplarının önüne geçilmesi maksadıyla getirilmiş bir kurumdur. 2 Teksif ilkesi uyarınca iddia ve savunmanın yalnızca belli bir usul kesitine kadar genişletilip değiştirilebilmesi durumu, yargılama süresinde ortaya çıkabilecek yeni bulgu ve delillerin öne sürülememesine sebebiyet verebilecek ve bu durum hak kayıplarına, hakkaniyetsiz hükümlere yol açabilecektir. Islah, bu hakkaniyetsiz neticelerin meydana gelmesini engelleyebilecek yegâne yoldur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) muhteviyatında yer alan tanımı, yapılan bir usul işlemini taraflardan birinin kısmen yahut tamamen (Aynı dava içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere) düzeltebilmesi hakkı şeklindedir. 3 Bunun yanında ıslah hakkının bir kere kullanımından ne anlaşılması gerektiği meselesi de birtakım tartışmalara sebebiyet vermektedir. Bu tartışmalar, HMK’nın m.176/2 hükmünün ne şekilde yorumlanması gerektiği hususunda da fikir ayrılıkları doğurmaktadır. Doktrinde ağırlıklı görüş; yargılamanın sonuna kadar geçen sürenin tek bir dava sayılacağını ve bu sebeple öncesinde bir kez kullanılan ıslah hakkının bozma kararından sonra ikinci kez kullanılamayacağını savunmakta, 4 aksi yöndeki azınlık görüşü ise; bozma kararından sonra ilk derece mahkemesinin bu bozmaya uyarak başlattığı yeni tahkikat aşamasında ikinci kez bu hakkın kullanılabileceğini öne sürmektedir. 5 Bu çalışmada ise azınlık görüş takip edilerek öncelikle dava kavramının unsurları itibariyle kapsamı belirlenecek, devamında ıslah hakkının mahiyeti ortaya koyulacak ve bu iki başlığın ortaya koyduğu hukuki bulgular ışığında bozma kararından sonra ikinci kez ıslah hakkının kullanımının neden kanuna aykırılık teşkil etmediği incelenecektir.
I. Islah Hakkının Yargıtay’ın Bozma İlamından Sonra Kullanılabilirliği Meselesi
Teksif ilkesinin bir sonucu olarak taraflar talep sonucunu ancak belli bir usul kesitinin sonuna kadar genişletip değiştirebilirler. 6 HMK’nin 141/1 hükmü uyarınca taraflar, dilekçeler teatisi aşamasının sonuna kadar talep sonucunu genişletebilir veya değiştirebilirler. 7 Bu aşama tamamlandıktan sonra ise iddia ve savunma artık genişletilemez yahut değiştirilemez. 8 Ancak aynı kanunun 141/2 hükmü uyarınca ıslah yolu ile tarafların iddia ve savunmalarını genişletebilecekleri hüküm altına alınmış olmakla birlikte, bu hüküm iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası mahiyetindedir. 9 Dolayısıyla kural olarak taraflar bakımından iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilebilmesi hakkı belli bir usul kesiti ile sınırlandırılmış olmakla birlikte, aynı kanun ile getirilmiş bulunan ve istisnai bir düzenleme teşkil eden ıslah kurumu sayesinde taraflar, ilgili usul kesiti neticelendikten sonra dahi bu hakkı kullanabileceklerdir.
Islah, taraflardan herhangi birinin yapmış bulunduğu bir usûli işlemin bir kısmının yahut tamamının değiştirilmesi veya düzeltilmesi işlemidir. 10 Bu hak, teksif ilkesinin katılığını bir nebze olsun yumuşatmak maksadıyla hüküm altına alınmış bir yoldur. 11 Dolayısıyla taraflar getirilen bu düzenleme ile bu yasağı aşabilir, talep sonucunu bu hükme dayanarak ıslah vasıtası ile genişletebilir yahut değiştirebilirler. 12
a. Bozma İlamından Sonra Islah Hakkının Kullanılabilirliği Meselesinin Kısa Bir Tarihçesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yapılan değişiklikten önce verilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında (“İBK”) bozmadan sonra ıslah hakkının kullanılabilirliğine ilişkin ihtilaflı hükümler kurulduğu hâlde, 13 işbu kanunla getirilen düzenleme ile bu konu netlik kazanmıştır. 14 Örneğin 1948 tarihli İBK’ de ilk derece mahkemesindeki tahkikat aşamasının tamamlanmasından itibaren tarafların ıslah hakkını kullanamayacağı yönünde karar verildiği halde, 15 1959 tarihli İBK’de ise mahkeme kararının temyiz mercii tarafından bozulması ve ilk derece mahkemesinin bu bozma kararına uyması üzerine davanın tekrar duruşma safhasına gireceği, tahkikatın devam edeceğinden bahisle duruşmanın henüz bitmemiş sayılacağı ve bu sebeple bu aşamada ıslah hakkının kullanılabileceği yönünde bir hüküm kurulmuştur. 16 Yine bu ihtilaflı hükümlerden biri de 2016 tarihli İBK’de Yargıtay tarafından kurulmuştur. 1959 Yılında verilen karardan aksi yönde ve 1948 yılında verilen kararla aynı doğrultuda olan 2016 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, 1948 tarihli kararın yerinde olduğu, tahkikat aşamasının ilk derece yargılaması ile son bulduğu kabul edilmiş ve bozma kararından sonra ıslah yapılmasının yargılamanın ivedi bir biçimde ilerlemesine engel teşkil edeceği ileri sürülerek bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı yönünde hüküm kurulmuştur. 17 İBK’ler arasındaki bu ihtilaflı durum, geçmiş yıllarda doktrinde de pek çok tartışmaya sebebiyet vermiştir. 18
b. Güncel Yaklaşım
Son olarak HMK’nin 177. madde 2. fıkrası bakımından getirilen düzenleme ile birlikte artık Yargıtay’ın bozma kararı veya istinaf mercii’in kaldırma kararı sonrası dosya ilk derece mahkemesinin önüne geldiğinde, ilk derece mahkemesi tahkikata ilişkin bir işlem yaptığında, bu tahkikat aşaması sona erinceye kadar ıslah hakkı kullanılabilecektir. 19 Dolayısıyla bu konu ile ilgili bir tartışma kalmamıştır. Ancak aynı fıkranın son cümlesi uyarınca dikkate alınması zorunluluk arz eden bir husus bulunmaktadır. Bu husus, “usûli müktesep hak / usuli kazanılmış hak” meselesidir. usuli kazanılmış hak, bir yargılama sırasında taraflar ya da mahkemece gerçekleştirilen bir usul işlemi neticesinde taraflardan biri lehine doğmuş bulunan ve sınırlarına riayet edilmesi mecburi olan haktır. Bu hak, mahkeme tarafından Yargıtay’ın verdiği bozma kararına uyulması neticesinde bu karar lehine olan taraf bakımından doğabilir veya bazı meselelerin bizzat Yargıtay tarafından bozma kararı kapsamı haricinde bırakılması suretiyle tezahür edebilir. İkinci ihtimalde Yargıtay tarafından bozma kapsamına dahil edilmeyen kısımlar özelinde karar kesinleşir. Bozma kararına uyan mahkeme bu kesinleşen kısımlar hakkında yeniden incelemelerde bulunup hüküm kuramaz. Netice itibarıyla bu kesinleşen kısımlar, lehine sonuç doğurduğu taraf bakımından usuli kazanılmış hak teşkil eder. 20
HMK’nin 177. madde 2. fıkrasının son cümlesinde bu husus, “…Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” şeklinde açıklanmıştır. Dolayısıyla her ne kadar kanun hükmü uyarınca bozma ilamından sonra ıslah yapılabileceği kabul edilse de bu kullanımın sınırı yine aynı hükmün son cümlesi ile çizilmiştir. Ayrıca HMK’nin “Kötüniyetli Islah” başlıklı 182. maddesi uyarınca ıslah hakkının kullanımına cevaz verilebilmesi için, bu talebin kötü niyetli olarak öne sürülmemiş olması aranmaktadır. Bu husus, “Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Özetle; ıslah hakkının kullanılabilmesi için bu hakkın, bozmaya uyma kararı neticesinde usuli kazanılmış hak teşkil eden hukuki durumu ortadan kaldırabilecek nitelikte olmaması ve bu ıslah talebinin kötüniyetli olarak öne sürülmemiş olması gerekmektedir. Aksi takdirde hâkim; hüküm kurduğu sırada, taraflarca öne sürülen ıslah talebini göz önüne almayacaktır.
İlaveten ıslah hakkı bozma ilamından önce bir kez kullanıldıysa, bu ilamdan sonra ikinci kez kullanılabilirlik durumu tartışmalara sebebiyet vermektedir. Neticede Kanun’un 176/2 hükmü uyarınca aynı davada yalnızca bir kez ıslah yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu durumda; Yargıtay’ın bozma ilamından sonra ilk derece mahkemesinin bozmaya uyma kararı vermesi üzerine başlayan tahkikat aşaması ile birlikte ortaya çıkan yargılamanın, yeni bir dava teşkil edip etmeyeceği hususunun tartışılması önem arz etmektedir. Söz konusu yargılamanın önceki davadan ayrı olarak yeni bir dava teşkil edeceğini savunan görüşler bulunmakla birlikte, aksi yönde bunun bozma kararına konu teşkil eden davanın devamı mahiyetinde olduğunu savunan yazarlar da vardır. Konunun önemine binaen bu mesele, aşağıda ayrı bir başlık altında detaylandırılmıştır.
II. Yargıtay’ın Bozma İlamından Sonra İlk Derece Mahkemesinin Bozmaya Uyma Kararı Vermesi Neticesinde Başlayan Usul Kesitinin Hukuki Niteliği Hakkında Değerlendirme
Tahkikat evresi, HMK’nin 184 ve 185 hükümleri uyarınca, söz konusu dava ile ilgili olarak araştırılacak başka bir meselenin bulunmadığının tespiti üzerine mahkeme tarafından ilgili aşamada (tahkikat aşaması) sona gelindiğinin taraflara bildirmesi ile neticelenmektedir. Doktrindeki bir görüş uyarınca; HMK md. 176/2 hükmünde düzenlenmiş bulunan “aynı davada” ifadesinden kastedilen esasında yukarıda bahsedildiği şekilde yeni bir tahkikat başlangıcına kadar geçen süredir. Yani buna göre bozma ilamı neticesinde ilk derece mahkemesi tarafından bozmaya uyma kararı verilmiş ise, bu uyma kararı dolayısıyla başlayacak olan yeni tahkikat evresi ile yeni bir davanın başladığı kabul edilecektir. Bu görüşü savunanlar, ilgili kanun maddesinin bu şekilde yorumlanmasının Anayasanın 141. Maddesi ile getirilen düzenlemenin ruhuna daha uygun düşeceğini ileri sürmektedir. 21 Aksi yöndeki diğer bir görüşte ise Yargıtay’ın bozma kararı vermesi neticesinde davanın bitmiş sayılmayacağı, bu durumun yalnızca yargılamanın bitmesine sebebiyet vereceği, 22 bozmaya uyma kararı verilmesi ile başlayan yeni tahkikat evresinin yeni bir dava teşkil etmeyeceği yönündedir. Özetle; ilk görüşü savunan hukukçular, Yargıtay’ın bozma ilamı neticesinde ilk derece mahkemesi tarafından başlatılan yeni tahkikat evresini yeni bir dava saymakta iken, ikinci görüş yanlıları bu bozma ilamından sonraki evreyi, önceki davanın devamı niteliğinde görmekte, dolaysıyla tek bir dava olarak değerlendirmektedir.
Bu bakımdan ilk görüşü savunan hukukçular, bozmaya uyma kararı ile birlikte yeni bir davanın başladığını savunduklarından dolayı bozma ilamından önce ıslah hakkı kullanılmış olsa bile bozmaya uyma kararı ile başlamakta olan yeni davada ıslah hakkının bir kez daha kullanılmasında HMK m. 176/2 gereği bir beis bulunmadığını savunmaktadırlar. İkinci görüşü savunanlar ise, bozmaya uyma kararından sonra girişilen tahkikat evresi ile yeni bir davanın başlamadığını, dolayısıyla ıslah hakkı bozma ilamından önce bir kez kullanıldı ise bozmaya uyma kararı neticesinde başlayan yeni tahkikat evresinde bir kez daha kullanımının kanuna aykırılık teşkil edeceğini ifade etmektedirler.
Uygulamada, istinaf veya temyiz kanun yollarına başvuru aşamalarında dosyalar özelinde yeni esas numaraları tayin edilmezken, bozmaya uyma kararı sonrası başlayacak olan tahkikat evresinde yeni bir esas numarası verilmektedir. Bu durumda yeni esas numarası verilmiş dosyanın, önceki davanın devamı olarak mı değerlendirileceği, yoksa yeni bir dava mı teşkil edeceği hususu tartışılabilir. Eğer kanun koyucunun amacı, bozmaya uyma kararından sonra başlayan usuli kesiti ayrı bir dava olarak değerlendirmek değilse, uygulamada neden bu aşamada yeni bir esas numarası tayin edildiği sorunu gündeme gelecektir. Netice itibarıyla söz konusu uygulama ve Anayasa ile güvence altına alınan usul ekonomisi prensibi birlikte değerlendirildiğinde, bu usul kesitini ayrı bir dava olarak değerlendirmek daha isabetli olacaktır. Bu yorum; hem yargılamanın daha hızlı ve daha az maliyetle neticelenmesi bakımından, hem de tarafların hak kayıpları yaşama ihtimallerine engel olunması bakımından doğru bir yaklaşım teşkil edecektir. Usul ekonomisi ilkesinin ıslah hakkı ile olan ilişkisi aşağıda ayrıca değerlendirildiğinden bu başlık altında detaylıca açıklanmamıştır.
Bununla birlikte uygulamada bozma kararından sonra ilk derece mahkemesine giden dosyaya yeni bir esas numarası verilmesi de bu yaklaşımın daha isabetli olduğu iddiasını desteklemektedir. Neticede bozmaya uyma kararından itibaren yargılama tekrar başladığında, dosyaya yeni bir esas numarası tayin edilmesinin başka türlü izah edilebilecek mantıklı bir açıklaması yoktur. Eğer bu yargılama, önceki davanın devamı niteliğinde görülecekse, uygulamada yeni bir esas numarası tayin edilmesindeki amacın ne olduğu meselesine açıklık getirilemeyecektir.
III. “Usul Ekonomisi” ve “Hukuk Devleti” İlkeleri ve “Teksif İlkesi” Gereği Islah Hakkının Kullanılabilirliği
Anayasa 141 hükmü ve HMK 30/1 hükümlerinin usul ekonomisi ilkesine temel teşkil ettiği ve Anayasa 36/1 hükmünün de hukuk devleti ilkesi, iddia ve savunma hakkı bakımından koruma sağladığı göz önüne alındığında, ıslah hakkının önemi bakımından bu maddelerin de ayrı ayrı incelenmesi hususiyet arz etmektedir. Söz konusu hükümlerin incelenmesi, kanun koyucunun ilgili kanun maddeleri ve ıslah hakkı ilişkisi çerçevesinde gayesinin anlaşılması bakımından önemlidir. İşbu sebeple aşağıda bu hükümler ayrıca ele alınmıştır.
a. Anayasa’nın 141. Maddesi Hakkında Değerlendirme
Anayasanın 141. Madde 4. fıkrası usul ekonomisi ilkesinin dayanağını teşkil etmektedir. 23 İlgili fıkra, “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” Şeklindedir. Buna göre yargılamada esas olan, davanın en hızlı biçimde ve en az giderle sonuçlanmasıdır. Ancak; Yargıtay’ın bozma ilamından sonra ilk derece mahkemesinin bozmaya uyma kararı neticesinde vaki olan tahkikat evresinde ıslah hakkının ikinci kez kullanılabileceğinin kabul edilmemesi durumunda, ıslaha konu teşkil eden mesele ile ilgili olarak ek dava açılması gerekeceği açıktır. Bu durumda daha sonra bu ek dava ile görülmekte olan ilk davanın birleştirilmesi suretiyle hem zaman kaybına sebebiyet verilecek, hem de olması gerekenden daha fazla masraf ödenmesi sebebiyle “en az gider” ve “mümkün olan süratle sonuçlandırılması” gayelerinden uzaklaşma sonucu gündeme gelecektir. Netice itibarıyla; tarafların, sırf bozma ilamından önce ıslah hakkını kullandıklarından bahisle girişilen yeni tahkikat aşamasında bu hakkı ikinci kez kullanamayacaklarının ileri sürülmesi, yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet verecek, usul ekonomisi ilkesine ters düşecektir.
Dolayısıyla 141/4 hükmünden yola çıkılarak, bozmaya uyma kararından sonra girişilen tahkikat evresini yeni bir dava olarak değerlendirmek daha isabetli olacaktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu görüşün temeli usul ekonomisi ilkesidir. Bu sayede yargılama, kanun koyucunun amaçladığı şekilde, en az giderle ve mümkün olan en hızlı şekilde neticelenecektir.
b. HMK’nin 30. Maddesi, 1. Fıkrası Özelinde Değerlendirme
Esasen Anayasa’nın 141. Maddesi ile hüküm altına alınan usul ekonomisi ilkesi, uygulama alanının önemine binaen Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na da sirayet etmiştir. Bu sebeple ilgili kanunun 30. Maddesi ile düzenleme alanı bulmuştur. Usul Ekonomisi İlkesi başlıklı 30. Madde, 1. Fıkra, “(1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” Şeklindedir. Görüldüğü gibi HMK özelinde, Anayasa’nın 141. Maddesine paralel bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre hâkim, söz konusu yargılamayı makul süre içerisinde ve gereksiz giderlerin mevcut hale gelmesini engelleyecek biçimde yürütmeli ve nihayete erdirmelidir. Taraflar bozmaya uyma kararı neticesinde ıslah yapmalarını gerektiren bir durum peydah olduğunda ve talepleri sırf bozmadan önce bir kez bu hakkı kullandıklarından bahisle reddedildiğinde, ek dava açmayı tercih edecek veya daha fazla masrafa sebebiyet vereceği ve süreci uzatacağından endişe ederek bu yola dahi gitmeyeceklerdir. Tarafların hak kaybına uğramasının engellenmesi için, bozma ilamından sonra ıslah hakkını kullanmalarına ruhsat vermek yerine, ek dava açılması için zorlanmaları açıkça Kanun ve Anayasa ile çelişmekte, yargılama süresinin “makul süre” çizgisi dışından çıkarak uzamasına ve açılan ek davalar ile birlikte yeni masrafların peyda olmasına, dolayısıyla “gereksiz gider” kaleminin artmasına netice teşkil etmektedir.
c. Anayasa’nın 36. Maddesi Özelinde Değerlendirme
Anayasa’nın 36. Maddesi uyarınca getirilen “Hak arama hürriyeti” başlıklı düzenleme, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” şeklindedir.
Islah hakkı, hak arama özgürlüğü ile doğrudan alakalıdır. Örneğin; maddi tazminat talepli bir uyuşmazlıkta işverenine dava açmak isteyen bir işçi, söz konusu zararın toplamda ne kadarlık bir meblağ teşkil ettiğini tespit edemeyebilir. Bu zararı dosya kapsamında tayin edecek olan makam uzman bilirkişidir. Eğer ıslah kurumu vaki bulunmasaydı, söz konusu işçi bu toplam zarar tutarının öngörülemezliği sebebiyle yüksek miktarda harç ödememek için belki de gerçek zararının çok altında bir talep öne sürecek ve nihai karar neticesinde bu tutarla sınırlı olarak ödeme almak durumunda kalacak idi. Ancak ıslah müessesesi sayesinde, davanın başında düşük miktarda öne sürdüğü talep sonucunu, bilirkişi raporuna dayanarak arttırabilecektir, bu surette hak kaybına uğramasının önüne geçilmiş olacaktır. Islah hakkının bozma ilamından sonra ikinci kez kullanımına müsamaha gösterilmesi de benzer olayların bu aşamada yaşanabilme ihtimali dolayısıyla isabetlidir.
d. Teksif İlkesi Bakımından Değerlendirme
Teksif ilkesi uyarınca iddia ve savunmanın ancak belli bir usul kesitine kadar ileri sürülebilmesine temel teşkil eden düşünce, yargılamanın makul sürede neticelenmesi ve gereksiz yere, kötü niyetli olarak uzatılmasının önüne geçilmesidir. 24 Bu ilkeden yola çıkılarak, ıslah hakkının bozma ilamından sonra ikinci kez kullanılmasının yargılamanın nihayete ermesine engel teşkil edebileceği, bunun kötü niyetli olarak kullanılabileceği öne sürülebilir. Ancak böyle bir durumun gerçekleşme ihtimali bulunsa bile, yargılamanın gereksiz yere uzatılması ihtimalinin mi yoksa taraflardan birinin hak kaybına uğraması ihtimalinin mi daha sakıncalı sonuçlar meydana getireceği tartışması gündeme gelebilecektir. Böyle bir ihtimalde, esasen bu hakkın ikinci kez kullanılmasının yargılamayı gereksiz yere uzatabileceği çekincesi belli ölçüde haklılık teşkil etmektedir. Ancak; mesele farklı bir açıdan ele alındığında, örneğin ıslah hakkının kullanılmasına müsaade edilmek yerine tarafların konu özelinde ek dava açmaya yönlendirilmesi durumunda, bu husus yargılamanın belki de daha fazla uzamasına sebebiyet verebilecektir. Yani her halükârda ıslah hakkının bozma ilamı neticesinde ikinci kez kullanımına müsaade edilmemesi, taraflar bakımından ek dava açılmak suretiyle ya yargılamanın daha fazla uzamasına ve daha fazla masrafın peydah olmasına sebebiyet verecek, (bu durum usul ekonomisi ilkesine de aykırılık teşkil edecektir) ya da tarafların bu süre ve masraf çekinceleri dolayısıyla bu yollara başvurmayarak hak kaybı yaşamaları sonucunu doğuracaktır. Bu açıdan değerlendirilirse; ikinci ihtimal, ıslah hakkının kullanılmasına ikinci kez müsamaha gösterilmesini teşvik eden ilk ihtimal ile bakımından olumsuz neticelere sebebiyet vermeye daha meyillidir.
IV. Islah Hakkının Bozma İlamından Sonra İkinci Kez Kullanılabilirliği Hakkında Doktrindeki Görüşler
Uyuşmazlığın her iki tarafının da aynı dava içerisinde ıslah hakkına yalnız bir kez başvurabileceği HMK md. 176/2 ile hüküm altına alınmıştır. 25 Dolayısıyla aynı dava içerisinde taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceklerdir. Bu bakımdan yukarıda da değinildiği üzere bozma kararı sonrasında ilk derece mahkemesinin bozmaya uyma kararı verdiği ve yeniden tahkikat aşamasına geçtiği evrenin yeni bir davanın başlangıcı sayılıp sayılmayacağı önemlidir. Bu değişiklik ile vurgulanmak istenen şey, ıslahın yapılabilecek olması koşulunun, bozma kararından sonra tahkikata devam edileceği ihtimalinde, bu tahkikat aşamasının tamamlandığı zamana kadar yapılabilecek olmasıdır. 26
a. Baskın Görüş
Son değişikliklerle birlikte, bozma kararından sonra ıslah hakkının kullanılabilirliği üzerine bir ihtilaf kalmadığı meselesi yukarıda açıklanmıştır. Bununla birlikte bahsedilen bu ıslah hakkının bozma kararından sonra ne şekilde ve hangi şartlarla kullanılabileceği ilgili kanun maddesinde açık bir biçimde hükme bağlanmadığı için doktrinde tartışmalar bu konu üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Bu bağlamda doktrinde bir görüşe göre, ilgili kanun maddesi 27 ıslah hakkının bir kez kullanılabileceğini belirttiği için bu hak bir kez kullanılmakla tüketilecektir.
Dolayısıyla bozmadan önce ıslah hakkını kullanan kişi, koşulları oluşmuş olsa bile bu bozma kararından sonra yeniden ıslah yapamayacaktır. 28 Yani ıslah hakkının bozma kararından sonra kullanılabilmesi için ilk yargıda tüketilmemiş olması gerekmektedir. 29 Yine doktrinde aynı yönde bir görüşe göre HMK m. 176/2 uyarınca iddia ve savunmanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağının istisnası niteliğindeki ıslah hakkının, aynı dava içerisinde bir kez kullanılabileceğine ilişkin kural bozma kararından sonra da geçerlidir. Dolayısıyla ilgili kanun hükmü açıktır, bozmadan önce ıslah hakkı bir kez kullanıldıysa, yeniden tahkikat yapılacağı öne sürülerek ikinci kez ıslah yapılamaması gerekmektedir. 30 Yine doktrinde aynı yönde bir görüş uyarınca yeni kanuni düzenlemede ıslah hakkının yalnızca bir kez kullanılabileceği prensibi değişikliğe uğramamıştır. Bu sebeple ıslah hakkı bozma kararı verilmeden önce bir kez tüketilmiş ise tekrar kullanılamayacaktır. 31 Bu yönde fikir belirten başka bir yazar ise, kanun değişikliği ile kesinleşen, ıslahın bozma kararından sonra da kullanılabilmesi hakkının kişiye ikinci bir ıslah imkânı tanımadığını, bu sebeple kanun yoluna başvurulmadan önce ıslah hakkı taraflarca bir kez tüketilmiş ise bozmadan sonra ikinci kez kullanılamayacağını savunmaktadır. 32 Dolayısıyla bu yazarlar; bozmadan sonra girişilen yargılamayı mevcut davanın devamı olarak nitelendirdikleri ve kanunda da aynı dava içerisinde ıslah hakkının bir kez kullanılmakla tükeneceği belirtildiği için, bozmadan önce bir kez kullanıldığı ihtimalde bu hakkın bozma kararından sonra tekrar kullanılamayacağını savunmaktadırlar. 33
Yukarıda açıkladığımız ilkeler çerçevesinde; öncelikle bu yazarlar, kanun maddelerini çok katı biçimde yorumlamaktadırlar. Fikirleri incelendiğinde, ilgili maddeler düzenlenirken kanun koyucu tarafından güdülen amaç yerine yalnızca madde lafızlarına odaklandıkları görülmektedir. Bir kere, yukarıda da değindiğimiz gibi ilgili hükümde geçen “aynı davada” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği hususu hukukçular arasında ihtilafa sebebiyet vermektedir. 28253 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu incelendiğinde dahi dava kavramından tam olarak ne anlaşılması gerektiği, neden bozmaya uyma kararı neticesinde eski dosyaya yeni bir esas numarası tayin edildiği meselelerine açıklık getirilmediği görülmektedir.
Bunun yanında normlar hiyerarşisinde Anayasa Kanunlardan üstündür. Bu sebeple Kanun hükümlerinin Anayasa maddelerine ve ruhuna uygun olma mecburiyeti vardır. Açık biçimde görüldüğü üzere; yazarların yorumları, Anayasa’da koruma altına alınan “Usul Ekonomisi İlkesi”ne ters düşmektedir. Kanunların Anayasa’ya uygun olma mecburiyeti göz önüne alındığında dahi kanun koyucunun bu maddeyi düzenlerken, bozmaya uyma kararından sonra başlayan yeni tahkikat evresini yeni bir dava olarak değerlendirmekte olduğu açıktır. Dolayısıyla, tarafların bozmadan önce ıslah hakkını bir kez kullanmış olsalar bile bozmaya uyma kararından sonra başlayan yeni dava aşamasında tekrar kullanmalarında bir beis bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bunun yanında normlar hiyerarşisinde Anayasa Kanunlardan üstündür. Bu sebeple Kanun hükümlerinin Anayasa maddelerine ve ruhuna uygun olma mecburiyeti vardır. Açık biçimde görüldüğü üzere; yazarların yorumları, Anayasa’da koruma altına alınan “Usul Ekonomisi İlkesi”ne ters düşmektedir. Kanunların Anayasa’ya uygun olma mecburiyeti göz önüne alındığında dahi kanun koyucunun bu maddeyi düzenlerken, bozmaya uyma kararından sonra başlayan yeni tahkikat evresini yeni bir dava olarak değerlendirmekte olduğu açıktır. Dolayısıyla, tarafların bozmadan önce ıslah hakkını bir kez kullanmış olsalar bile bozmaya uyma kararından sonra başlayan yeni dava aşamasında tekrar kullanmalarında bir beis bulunmadığı kabul edilmelidir.
b. Azınlığı Oluşturan Görüş
Doktrinde azınlığı oluşturan aksi yönde bir fikre göre ise; bozma kararından sonra ikinci kez ıslah hakkının kullanılamayacağını savunan hukukçular her ne kadar usuli kazanılmış hak müessesesini öne sürseler ve bu hakkın ihlâl edildiğini savunsalar bile, aslında 176/2 hükmünde belirtilen “aynı davada” ifadesi ile kastedilen durum yeni bir tahkikat aşamasının başladığı ana kadar geçen süre şeklinde anlaşılmalıdır. Yani, yeni bir tahkikat aşmasına geçildiği anda yeni bir dava başladığı kabul edilmelidir. Bu sebeple bozma kararından sonra yeni bir tahkikat aşamasına girişilmiş ve bu yeni tahkikat aşaması henüz ilk derece mahkemesinde nihayete ermemişse, bu ihtimalde usuli kazanılmış hakkın ihlal edildiği öne sürülemeyecektir. İşte bu ihtimalde, Yargıtay tarafından verilen bozma kararı sonrası girişilen yeni tahkikat aşaması yeni bir dava niteliğinde kabul edildiğinden, bir yenilik doğuran hak olan ıslah hakkı, ikinci kez ileri sürülebilecektir. Çünkü hüküm bozulduğunda ve bozma kararına ilk derece mahkemesi tarafından uyulduğunda, bu karardan önce tüketilmiş bulunan ıslah hakkının etkisi de ortadan kalkacaktır. 34 Aksi yönde bir değerlendirme ile 176/2 hükmünün yanlış uygulanması usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil edecek, bunun sonucunda yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet verebilecektir. 35
Azınlık görüş değerlendirildiğinde; ilgili yazarın görüşlerinin tutarlı ve Anayasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim yazar; hükmün bozulduğu ve ilk derece mahkemesinin bozmaya uyma kararı verdiği ihtimalde, mahkeme yeniden hüküm kuracağı için önceden kullanılan ıslah hakkının etkisi devam etmeyeceğini ifa etmiştir. Dolayısıyla, hem “Çoğunluk Görüş” başlığı altında açıklandığı üzere, Anayasa’nın özüyle çelişmemesi bakımından hem de önceden kullanılan ıslah hakkının her halükârda yeniden başlayan yargılama sebebiyle etkisiz kalacağından bahisle, azınlık görüş daha isabetlidir. Sayılan sebeplerle, bozmaya uyma kararı neticesinde başlayan tahkikat evresi ile yeni bir davanın peyda olduğu ve ıslah hakkının bozma kararından önce kullanılmış olsa bile yeniden kullanılabileceği söylenebilecektir.
Sonuç
Islah müessesesi, mevcut olabilecek hak kayıplarının önüne geçilmesi maksadıyla getirilmiş bir kurumdur. Yukarıda değindiğimiz görüşlerden ve kanun maddelerinden yola çıkarak; daha öncesinde ıslah hakkı bir kez kullanılmış olsa bile, bozma kararından sonra yeniden kullanılabilmesi gerektiği kanaatindeyim. Burada azınlık görüşüne katılıyorum. Aksi takdirde tarafların ek bir dava açmak suretiyle hareket etme mecburiyetinde bulunmaları, yargılamanın gereksiz yere uzamasına sebebiyet vererek usul ekonomisi prensibine aykırılık teşkil edecektir. Bu şekilde yargılama uzayacaktır. Bu durum Anayasa tarafından korunan prensip ile çelişecektir. Bazı durumlarda tarafların hak kayıplarına bile sebep olabilecektir. Bu sebeple bozma kararından sonra ilk derece mahkemesi tarafından başlatılan yeni bir tahkikat aşamasının yeni bir davanın başlangıcı niteliğinde değerlendirilmesi derece mahkemesi yeni bir karar vereceği için artık önceden tüketilmiş olan ıslah hakkının da etkisi yok olacaktır. Bu sebeple yeni bir tahkikat aşamasına girildiğinde yeni bir davanın başladığının kabulü isabetlidir. Dolayısıyla bozma kararından sonra ıslah hakkının ikinci kez kullanılması kanuna aykırılık teşkil etmeyecektir. Nitekim ilgili kanunun 176/2 hükmü “aynı davada” ifadesine yer vermiştir. Yani ıslah hakkı aynı dava içerisinde bir kez kullanılabilecektir. Ancak biz bozma kararından sonra ilk derece mahkemesinin bu karara uyarak başlattığı yeni tahkikat aşmasını yeni bir dava olarak değerlendirdiğimiz için burada yeni bir davanın başladığını kabul ediyoruz ve ıslah hakkının daha önce kullanılmış olması ihtimalinde de bozma kararından sonra ikinci kez kullanılabileceğini savunuyoruz.
Daha önce kullanılmış olsa dahi ıslah hakkının bozmaya uyma kararından sonra ikinci kez kullanılabileceğinin kabulü, teksif ilkesi ile korunmak istenen amaç bakımından da uygundur. Nihayetinde tarafların ek dava açmaya yönlendirilmesi yargılamanın daha fazla uzamasına ve daha fazla masrafın peyda olmasında sebebiyet verebilecek; bu durum da tarafların hakkını aramaktan vazgeçmeleri sonucunu doğurabilecektir. Bu sebeple Yargıtay’ın bozma ilamından sonra başlayan evrenin yeni bir dava teşkil ettiği yönündeki böylesi bir çıkarım hem Anayasa’nın ruhu hem de fiili uygulama bakımından daha isabetlidir.
Netice itibarıyla; Yukarıda sayılan sebeplerle, hem usul ekonomisi ilkesi gereği hem hak arama hürriyetinin önemi hem de fiili uygulama bir arada değerlendirildiğinde ıslah hakkı, daha önce bir kez kullanılmış olsa bile Yargıtay’ın bozma ilamından sonra ikinci kez kullanılabilmelidir. Böylesi bir yorum Anayasa’nın özüne daha uygun olacaktır.
DİPNOT
1 CAN, C. (2019), “Medeni ve İdari Yargılama Usullerinde Islahın Karşılaştırılması”, Legal Hukuk Dergisi, 17(199), s. 2915.
2 Yargıtay HGK., 16.03.2016 T, 2014/4-896 E, 2016/332.
3 SARICI, S. (2009), “Hukukta Bütünlüğün Gözden Kaçırılmasına İlişkin Bir Örnek: Islah”, Legal Hukuk Dergisi, Ocak, s. 96.
4 TUNCER, K. İ. (2020), “Yargıtay Uygulaması Işığında Kısmi Davaya İlişkin Bazı Sorunlar.”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 28(3), s. 1536; EROĞLU O. (2021), Islah, 4. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, s. 133; YAVAŞ M. (2015), Medeni Usul Hukukunda Temyiz, 1. Baskı, Seçkin Yayıncılık, s. 156; SARIOĞLU B. Ş. (2009), “Medeni Usul Hukukunda Müddeahibin Arttırılması”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, s. 61; AKİL C. ve BÜYÜK E. I. (2017), “Yargı Kararları Işığında Bozmadan Sonra Islaha Gidilip Gidilemeyeceği Üzerine Düşünceler”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 21(3), s. 31.; İLHAMİ A. (2023), “Yasa Değişikliği Sonrasında Bozmadan Sonra Islah Kurumu”, Eskişehir Barosu Dergisi, 8(1), s. 202.
5 GÜNDÜZ O. (2017), “Islahla Dava Değerinin Artırılması Sonucunda Ortaya Çıkan Bazı Hukuki Meseleler.” Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, (1), s. 209-210.
6 TANRIVER, S. (2020), Medeni Usul Hukuku, Ankara, s. 362; ARSLAN, R. / YILMAZ, E./ AYVAZ, S. T./ HANAĞASI, E. (2020), Medeni Usul Hukuku, 6. Baskı, Ankara, s. 162.; Yavaş (2015), s. 157.
7 KÜÇÜK, A. T. (2021), “Medenî Usûl Hukukunda Davacının Talep Sonucunu Genişletmesi veya Değiştirmesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, 9(18), s. 218.
8 YENİPINAR, F. B. (2018), Uygulamada Islah Müddeabihinin Arttırılması, 1. Baskı, Seçkin Yayıncılık, s. 31.
9 GÜNAY, E. (2021), Usul Hukukunda Islah, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, s. 60; Akil, C. (2012), “Yargıtay Kararları Işığında Zamanaşımı Def’inin Islah Yolu ile İleri Sürülüp Sürülemeyeceği Meselesi”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 2(2), s. 7.
10 TUTUMLU, M. A. (2021), Medeni Usul Hukuku Sorunları, 1. Baskı 6. Cilt, Seçkin Yayıncılık, s. 286.
11 AKİL (2012), s. 4; TUTUMLU, M. A. (2022), Kuram ve Uygulama Işığında Medeni Usul Hukukunda Îslah, 6. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, s. 40.
12 TUTUMLU, s. 165.
13 AKİL ve BÜYÜK, s. 19-31.
14 HMK m. 177/2; “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.”
15 İBK, 04.02.1948, E. 1944/10, K. 1948/3.
16 İBK , 28.04.1959, E. 1957/ 13, K. 1959/5.
17 İBK, 06.05.2016, E. 2015/1, K. 2016/1; ERDOĞAN E./ KORKMAZ C. (2016), “Yargıtayca Verilen Bozma Yahut Bölge Adliye Mahkemelerince Verilen Geri Çevirme Kararlarından Sonra Islah Yapılıp Yapılamayacağı Sorunu”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, (2), s. 251-252.
18 KAZANCI İ. T. (2020): “Yargıtay Uygulaması Işığında Kısmi Davaya İlişkin Bazı Sorunlar.”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 28(3), s. 1534.
19 EROĞLU, s. 133; ALBAYRAK, Z. G. (2021), Alfabetik Medeni Usul El Kitabı, 1. Baskı, Ankara: Adalet Yayınevi, s. 1123; ATALI, M./ ERMENEK, İ. (2021), Medenî Usul Hukuku, 3. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınevi, s. 211-212; BUDAK, A. C./KARAASLAN, V. (2021), Medenî Usul Hukuku, 5. Baskı, İstanbul: Filiz Kitabevi, s. 224.
20 AKAN, İ., “Yasa Değişikliği Sonrasında Bozmadan Sonra Islah Kurumu”, Eskişehir Barosu Dergisi, 8(1), s. 196.
21 GÜNDÜZ, s. 209-210.
22 BAKİ, K. (2015), Medenî Usûl Hukuku, Birinci Baskı, İstanbul: Legal Yayınları, s. 474; Akt ERDOĞAN/KORKMAZ, s. 275.
23 MAZLUM, N. (2021):“Medeni Usul Hukukunda Teksif İlkesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 70(1), s. 116.
24 ERDOĞAN ve KORKMAZ, s. 255.
25 Bu husus kanun değişikliğinde aynı kalmıştır ve bu konuda doktrinde bir tartışma söz konusu değildir. Bkz. TUTUMLU, s. 322; ATALI VE ERMENEK, s. 212; GÜNAY, s.233; YENİPINAR, s. 24; ÇAĞLAYAN, Y., (2022), Açıklamalı-İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınları, s. 266; KILIÇOĞLU, M. (2012), 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu El Şerhi, Legal Yayınları, s. 759-767; Budak/ Karaaslan (2021), s. 221; Erdoğan/ Korkmaz (2016), s. 255; PEKCANITEZ, H. / ATALAY, O. / ÖZEKEŞ, M. (2019), Medenî Usul Hukuku Ders Kitabı, 7. Baskı, İstanbul, s. 311; ÇINAR, İ. (2016), “Mahkemeye Erişim Hakkı Kapsamında İdari Yargıda Islah”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, (7), s.483.
26 ÖZTEK, S. / AYVAZ, S. T. / KALE, S. (2020), “Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 20 Mart 2020 Tarihli Kanun Teklifine İlişkin Bazı Açıklamalar ve Kanun Teklifinin Değerlendirilmesi”, TBB Dergisi, (149), s. 125.
27 HMK m. 176/2; “Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.”
28 ÖZTEK / AYVAZ / KALE, s. 127; BULUT, H. (2022), Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınları, s. 1588.
29 AKİL ve BÜYÜK, s. 31.
30 KAZANCI, s. 1536; EROĞLU, s. 133; YAVAŞ, s. 156.
DİPNOT
31 TUTUMLU, s. 232.
32 EROĞLU, s. 129.
33 YAVAŞ, s. 157; SARIOĞLU, s. 61.
34 GÜNDÜZ, s. 209-210.
35 GÜNDÜZ, s. 208.
KAYNAKÇA
- AKAN, İ, “Yasa Değişikliği Sonrasında Bozmadan Sonra Islah Kurumu”, Eskişehir Barosu Dergisi, 8(1).
- AKİL, C. / BÜYÜK, E. I. (2017), “Yargı Kararları Işığında Bozmadan Sonra Islaha Gidilip Gidilemeyeceği Üzerine Düşünceler”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 21(3).
- AKİL, C. (2012), “Yargıtay Kararları Işığında Zamanaşımı Def’inin Islah Yolu ile İleri Sürülüp Sürülemeyeceği Meselesi”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 2(2).
- ARSLAN, R. / YILMAZ, E./ AYVAZ, S. T./ HANAĞASI, E. (2020), Medeni Usul Hukuku, 6. Baskı, Ankara.
- ALBAYRAK, Z. G. (2021), Alfabetik Medeni Usul El Kitabı, 1. Baskı, Ankara: Adalet Yayınevi.
- ATALI, M. / ERMENEK, İ. (2021), Medenî Usul Hukuku, 3. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınevi.
- KURU, B. (2015), Medenî Usûl Hukuku, Birinci Baskı, İstanbul: Legal Yayınları.
- BUDAK, A. C./ KARAASLAN, V. (2021), Medenî Usul Hukuku, 5. Baskı, İstanbul: Filiz Kitabevi.
- BULUT, H. (2022), Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınları.
- CAN, C. (2019), “Medeni ve İdari Yargılama Usullerinde Islahın Karşılaştırılması”, Legal Hukuk Dergisi, 17(199).
- Çağlayan, Y. (2022), Açıklamalı-İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1. Baskı, Ankara: Seçkin Yayınları.
- Çınar, İ. (2016), “Mahkemeye Erişim Hakkı Kapsamında İdari Yargıda Islah”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, (7).
- ERDOĞAN, E. / KORKMAZ, C. (2016), “Yargıtayca Verilen Bozma Yahut Bölge Adliye Mahkemelerince Verilen Geri Çevirme Kararlarından Sonra Islah Yapılıp Yapılamayacağı Sorunu?” Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, (2).
