Giriş

Mücbir sebep, borçlunun iradesi dışında, önlenemeyen, beklenmedik olaylar, borcun ifasını engelleyen veya herhangi bir kişi tarafından alınacak tedbirleri engelleyen olaylar olarak ifade edilmektedir. Borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlığa yol açan nedenler arasında uygulamada en yaygın görülen ve en önemli nedenlerden birisidir. Mücbir sebep, kural itibariyle sorumlunun kusurunu ortadan kaldırır. Kusur başladığında mücbir sebep son bulur. Benzer şekilde mücbir sebep başladığında da kusur son bulmaktadır. Kusur ile mücbir sebebin unsurlarından kaçınılmazlık, haricilik ve öngörülemezlik bir arada bulunmamaktadır.

Mücbir sebep ve umulmayan olay Türk Borçlar Kanunu’nda genel olarak tanımlanmamıştır. Bununla birlikte, öğretideki hâkim görüşe göre umulmayan olay, sözleşme ilişkisinde borçlunun irade ve davranışından bağımsız olarak onun borcunu ihlâl etmesine kaçınılmaz biçimde neden olan olaydır. Umulmayan olayın varlığı için borçlu açısından kaçınılmaz bir olayın varlığı, borcun ihlâl edilmesi ve olay ile borcun ihlâl edilmesi arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir.

Türk Hukukunda mücbir sebep ile umulmayan olay ayrı kavramlar olarak kabul edilmektedir. Zira umulmayan olay ile mücbir sebebin meydana geliş şekli ve sonuçları birbirinden farklıdır. 1 Bu makalede, öncelikle mücbir sebep kavramına kısaca değinilmiş olup, sonrasında teorileri, unsurları ve sonuçları bakımından umulmayan olaydan farkları irdelenerek genel anlamda umulmayan olay ve mücbir sebebin farkları incelenmektedir.

I. Mücbir Sebep Kavramı

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre mücbir sebep, borçlunun iradesi dışında, önlenemeyen, borcun ifasını engelleyen, herhangi bir kişi tarafından alınacak tedbirlerin alınmasını engelleyen beklenmeyen olaylar olarak tanımlanmaktadır. 2 Hukukta mücbir sebep, dikkate alınamayan ve bu nedenle önceden önlenemeyen, dış etkiden kaynaklanan olaylar olarak ifade edilmektedir.

Mücbir sebep, çok eskilere dayanmakta olup Roma Hukukundan günümüze kadar uygulanmıştır. Roma Hukukunda mücbir sebep, karşı konulmaz olaylara karşılık gelmekte ve bu olaylar su baskını, yıldırım, düşman istilası, fırtına, eşkıya saldırısı ve benzeri olaylar olarak ifade edilmektedir. 3 Günümüzde mücbir sebep de benzer yönde zorunlu veya zorlayıcı olayları kapsamaktadır. Mücbir sebep kavramı genel olarak karşı çıkılamayan, algılanamayan veya önlenemeyen olaylar olarak karşımıza çıkmaktadır. 4

Mücbir sebep göreceli bir kavram olduğundan, önceden ve her zaman belirli olaylar mücbir sebep olarak değerlendirilemez. Aynı durum umulmayan haller bakımından da geçerlidir. Meydana gelen olay, bazı hususlar açısından mücbir sebep veya umulmayan hal olarak değerlendirilebilmektedir. Bunlar somut olayın koşulları, taraflar arasında kurulan hukuki ilişkinin niteliği, yükümlülüğün ihlaline kaçınılmaz olarak yol açan bir durum, mükemmel bir şekilde gerçekleşen, önceden tahmin edilemeyen, karşı konulamaz, tahmin edilemeyen, sorumlu kişinin işi veya faaliyeti dışından kaynaklanan ve gerçekleşmesi mümkün olmayan olağanüstü bir olay olarak tanımlanmaktadır.

Özel hukukta mücbir sebep kavramı, borcun ifasını imkânsız hale getiren ve borçludan kaynaklanmayan durumları belirtmektedir. İdare-kişi ilişkilerinde kişilerin görevlerini, taahhütlerini veya borçlarını yerine getirmelerini engelleyen bazı durumlara mücbir sebep adı verilmektedir. Doktrin dikkate alındığında mücbir sebep, borçlunun faaliyet ve işi dışında meydana gelen, borcun mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde ihlâline yol açan, öngörülmesi ve direnilmesi mümkün olmayan olaylardır.

Yargıtay ise zorlayıcı sebebi, kaçınılmaz biçimde borca aykırılığa sebebiyet veren bir hal 5 kusursuz biçimde gerçekleşen, öngörülemez, karşı konulamaz, gerçekleşmiş bir olay 6 öngörülmesi mümkün olmayan, sorumlu kişinin işletmesi veya faaliyeti dışından kaynaklanan ve önlenemeyecek güçte, olağan dışı bir olay 7 olarak tanımlamaktadır.

II. Mücbir Sebebi Oluşturan Teoriler ve Umulmayan Olay Ayrımı

Roma Hukukundan sonraki dönemde mücbir sebepleri tanımlayan görüşler sübjektif ve objektif teori altında toplanmıştır. Bu görüşler öncelikle demiryolu kazalarında sorumlunun belirlenmesi amacıyla ortaya atılmış, daha sonraki dönemde ise bazı düzenlemeler yapılarak modern hukuka dâhil edilmiştir. Tarihsel olarak önce sübjektif teori ortaya atılmış, daha sonraki dönemde ise objektif teori ortaya çıkmıştır. Her iki teoride de umulmayan haller ikiye ayrılmakta ve geniş anlamda beklenmeyen olaylar mücbir sebep olarak tanımlanmaktadır. Sadece mücbir sebep kavramını değil, umulmayan hal kavramını da açıklamak için objektif ve sübjektif teori oluşturulmuştur. 8 Mücbir sebebe ilişkin öğretide ileri sürülen görüşler sübjektif ve objektif teorilerle sınırlı olmayıp ayrıca mücbir sebebi açıklamaya çalışan teorilerden birisi de tehlike teorisi olarak değerlendirilmektedir.

a. Sübjektif Teori

Sübjektif teoride borçlunun sorumluluğunun belirlenmesinde, borçlunun şartlara göre mümkün olan en üst düzeyde özen gösterip göstermediği dikkate alınmaktadır. 9 Bu bağlamda sübjektif teori, sorumluluğu tespit edilen borçlunun davranışına dayanmakta olup teoriye göre gelişen olayların mücbir sebep hali oluşturması için, mümkün olan en üst düzeyde özen gösterilmesine rağmen zararın ortaya çıkması halinde zararın önlenmemiş olması gerekmektedir. 10 Sübjektif teorinin temelini, teslim edilen şeylere karşı olan koruma borcu oluşturmaktadır. Bu, özel bir özen borcu olup borçlu, söz konusu borcundan ötürü normal koşullarda alması gerekenden daha fazla önlem almak mecburiyetindedir. Nitekim sübjektif teoriye göre mücbir sebep, borçlunun göstermesi gereken özenin bittiği yerde başlar. 11 Sübjektif teori, bir olayın hangi koşullar altında zorlayıcı sebep teşkil edeceğine ilişkin ön kabuller ortaya koymadığından, her somut olay kendi başına değerlendirilir. Borçlu veya sorumlunun gerekli tüm çaba ve özeni göstermesine rağmen olayın halen meydana gelmiş olması gerekmektedir. Buna göre borçlu, her durum karşısında, gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. Gösterilmesi gereken özen borcunun boyutları ise, her olayın niteliğine göre hâkim tarafından takdir edilecektir. 12

Tekrar belirtmek gerekir ki, sübjektif teoriye göre umulmayan bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için, mevcut şartlarda düşünülebilecek azami özen gösterilse bile önlenmesinin mümkün olmaması gerekmektedir. 13 Diğer bir deyişle sübjektif teoriye göre, kişiden bağımsız olarak gerçekleşen olayların mücbir sebep olarak adlandırılabilmesi için kişinin içinde bulunulan hal ve şartlara göre en ileri düzeydeki özeni göstermiş, gerekli bütün tedbirleri almış ve buna rağmen zararı önleyememiş olması aranmaktadır. Burada sözü edilen “azami” yahut “en üst seviyedeki” dikkat ve özen ise, aynı durumdaki makul bir insanın göstereceği ortalama özen değil, o durumdaki kişinin göstermesi gereken azami özendir. Bu teoride, bazı durumlarda borçlunun sorumluluğunun ağırlaştığı ve olağanüstü haller de dâhil olmak üzere bu durumlarda borçlunun özel dikkat göstermesi gerektiği kabul edilmektedir. Buna göre hukuk düzeni kusursuz kişiye sorumluluk atfetmez; Ancak bazı durumlarda kişiden beklenen özen ve ilgi standardını en üst düzeye çıkarabilir. 14

Türk Hukukunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da sübjektif teoriye benzer bir kararla mücbir sebebin varlığı için ihlali yapan kişinin kusursuz olması gerektiğine hükmetmiştir. 15 Buna göre, eğer kişinin olayın doğumuna sebep olan bir kusuru varsa yahut ona isnat olunabilecek bir nedenle olay gerçekleşmiş ise artık mücbir sebebin öteki unsurlarını araştırmaya gerek yoktur; zira bu ihtimalde mücbir sebepten bahsedilemez. 16

Sübjektif teori uyarınca anılan özenin son bulduğu yerde mücbir sebep başlamakta ve mücbir sebep hali ise her zaman için bir kusursuzluk hali olmaktadır. Dolayısıyla, mücbir sebep ve borçlunun kusuru aynı anda söz konusu olmamaktadır. Sübjektif teoride, objektif ve farklılık göstermeyen umulmayan hal ya da mücbir sebep kavramı bulunmamaktadır. Her olayda halin, mücbir sebep ya da umulmayan olay sayılıp sayılamayacağı yalnızca kanunun bütün hükümlerinin araştırılması suretiyle anlaşılabilir.

b. Objektif Teori

Objektif teori, genel anlamda, sorumluluğu sınırlandırmak ve mutlak sorumluluk düzeni oluşturmak amacıyla kusur ilkesini bir kenara bırakarak, borcun ifasına engel olan ve kimsenin alacağı tedbirlerle önlenemeyecek durumları mücbir sebep olarak kabul etmektedir. Objektif teoride riskin işin niteliğinden kaynaklandığı durumlarda sorumluluk için kişilerin kusurları aranmaz. Dolayısıyla sorumluluğun doğması için kişinin gösterdiği özen ve dikkatin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durumlarda kusur olmasa dahi sorumluluktan bahsedilmektedir. Yani sübjektif teorinin aksine objektif teoride borçlu, içeriden kaynaklı bir zararda gerekli tüm dikkat ve özeni gösterdiğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Örneğin objektif teoriye göre, işletmeci; otel, gar, vagon, gemi veya antrepoda çıkan yangın sonucu meydana gelen zararlardan sorumludur. Sübjektif teorinin aksine, objektif teoride bu yangın, işletmeye gelen üçüncü bir kişinin attığı yanan sigaradan veya gaz borusundan kaynaklansa dahi işletmeci bu zarardan sorumludur. Zira zarar işletme içindeki bir nedenden ötürü meydana gelmiştir. 17

Objektif teori, mücbir sebepleri istisnai anlamda kabul etmekte ve umulmayan olayları basit ve geniş olmak üzere iki gruba ayırmaktadır. Birincisi borçluyu sorumluluktan kurtaran mücbir sebep durumudur. İkincisi ise borçlunun sorumlu kaldığı basit, umulmayan olaylardır. Umulmayan olayda borçlu kusurlu olmasa dahi sorumluluk ortadan kaldırılamaz. Ancak sübjektif teori her zaman kusurun bulunmamasını mücbir sebep oluşturan bir sebep olarak kabul eder. Ancak sübjektif sistemde basit umulmayan olaylar ile mücbir sebepleri birbirinden ayırmada zorluk yaşanmaktadır. Bu durum somut olaya ilişkin olarak hâkimin takdirine bırakılmıştır. Böylece sübjektif teori basit umulmayan olayların alanını daraltırken, objektif teori bu alanı genişleterek borçlunun kusuru olmasa dahi borçlunun sorumluluğunu kabul etmektedir. Objektif teoriye mutlak teori denir çünkü kusur ilkesinden ayrılmaktadır.

c. Tehlike Teorisi

Tehlike teorisine göre modern sorumluluk hukukunda objektif teorinin tek başına dikkate alınması yeterli değildir. Tehlike teorisi ile objektif teorinin eksiklikleri giderilmeye çalışılmış ve objektif teori yeniden düzenlenmiştir. Tehlike teorisine göre objektif teoride mücbir sebebin varlığı için gerekli olan haricilik unsuru, mücbir sebebin belirleyici kıstasıdır. Tehlike teorisinde sadece doğa olayları mücbir sebep olarak kabul edilmektedir. Bu teoriye göre mücbir sebep, dış bir kuvvetin neden olduğu doğal bir olaydır. Örneğin, ansızın çıkan şiddetli fırtına veya su baskını vb. bir mücbir sebep teşkil etmektedir. Umulmayan olay ise işletme içerisinde yaşanan, neyden kaynaklandığı ve sebebi anlaşılamayan bir olayı ifade etmektedir. Örneğin, işletme içerisinde yaşanan yangın olayı veya işletmede bulunan bir ocağın patlaması umulmayan hal teşkil etmektedir.

II. Mücbir Sebebin Unsurları ve Umulmayan Olaydan Farkları

a. Olay

Mücbir sebep unsurlarını içeren en somut örnekler doğa olaylarıdır. Ancak mücbir sebep sayılabilecek olaylar çeşitli şekillerde görülebilmektedir. Mücbir sebepler; doğal olaylar, sosyal olaylar, hukuki olaylar veya insan kaynaklı insan kaynaklı olaylar şeklinde ortaya çıkabilmektedir. 18 Devlet veya kamu tüzel kişisi gibi sözleşmenin tarafları açısından üçüncü kişi sayılabilecek kişilerin davranışlarının yoğunluğu ve aşılmazlığı ileri düzeyde ise bu tür davranışlar da mücbir sebep olarak değerlendirilmektedir.

Umulmayan olaylar borcun yerine getirilmesini esaslıca güçleştiren, mücbir sebep ise borcun yerine getirilmesini imkânsızlaştıran olaylardır. 19 Umulmayan hal kavramı, borçlunun kaçınamayacağı bir şekilde borcunu ifa etmesine engel olan, önceden öngöremediği durumları ifade etmektedir. Örnek olarak; bir fabrikada çıkan yangın, beklenmeyen hal sınırları içerisine dâhil edilebilir iken, mücbir sebep olarak kabul edilmemektedir.

b. Haricilik

Bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için nicelik ve nitelik unsurlarının aynı anda bulunması gerekir. Bu kapsamda mücbir sebebin nitelik unsuru ile kastedilen haricîliktir. Diğer bir deyişle, bir olayın mücbir sebep teşkil etmesi için kaynağının işletme dışı olması gerekir. İşletme içerisindeki bir kusurdan doğan olay, mücbir sebep olarak nitelendirilememektedir. Nitekim işletme içerisinde meydana gelen olay iç nedenden kaynaklanır. 20 Dolayısıyla bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için zarar verici olayla bu olayın cereyan ettiği alan arasında bir bağlantı olmamalı, mücbir sebep kaynağını sorumlunun, sorumluluk alanı içinde bulmamalıdır. 21

Haricilik unsuru, mücbir sebebi, umulmayan olaydan ayırır. Umulmayan olayda zarara yol açan olay işletmenin içinde meydana gelmektedir. Mücbir sebep halinde ise işletmenin dışında meydana gelen olay, illiyet bağını kaldırdığından sorumluluk doğmaz. Borcun yerine getirilmesi imkânsızlaşır ise bu durumda mücbir sebep hali vardır. Öngörülemeyen durum olan beklenmeyen olay, hizmetin işleyişi ile ilgilidir. 22 Örneğin otelde çıkan yangının havagazı borularının patlamasından geldiği saptandığında, olay iç kökenli sayılacak ve otelci sorumlu kılınacaktır. 23 Yine çalışanların fiilleri nedeniyle meydana gelen zararın, iç kökenli olması ihtimalinin tespiti halinde, mücbir sebep sonuçları yok olacaktır. 24

c. Kaçınılmazlık

Bir olayın mücbir sebep olarak kabul edilebilmesi için mücbir sebep, mutlak ve kaçınılmaz olarak borcun ihlâline sebep olmalıdır. Zira kaçınılmazlık, objektif ve mutlak bir kavramdır. Bu çerçevede bir olayda hangi tedbir alınırsa alınsın, hangi derecede özen gösterilirse gösterilsin, her kim olursa olsun, yaşanan bir olayın gerçekleşmesine engel olmak objektif manada mümkün değil ise ve bu olayın zararlı sonuçları karşı konulamaz ise “mutlak kaçınılmazlık” söz konusu olur. Bu noktada mutlak kaçınılmazlık halinde kişi, ne yaparsa yapsın olayın veya zararlı sonuçların oluşmasına engel olamayacaktır. Buna göre, önüne geçmenin imkânsız olduğu ve her türlü tedbir alınsa dahi engellenemeyen olaylar veya zararlı sonuçlar mutlak anlamda kaçınılmazdır. 25 Başka bir deyişle alınan bütün tedbirlere, sahip olunan her türlü imkân ve araca rağmen, mücbir sebep teşkil eden olayın sonuçları önlenemez ise burada mutlak veya objektif bir kaçınılmazlık söz konusudur. Kaçınılmazlığın mutlaklığından kasıt ise, teknik ve bilimin o andaki verilerine göre, mevcut her türlü tedbir alınsa, her türlü özen gösterilse bile, ihlâlin ve dolayısıyla zararlı sonucun hiç kimse tarafından önlenememesidir. 26

Kaçınılmazlık tespit edilirken mücbir sebep olarak sayılacak olayın olağanüstü nitelikte olması, büyük bir şiddet ve yoğunlukla gerçekleşmesi, sözleşmenin kurulduğu sırada böylesi bir olayın meydana geleceğinin öngörülemez olması veya öngörülebilir olsa dahi olayın doğuracağı sonuçların öngörülemez olması gibi hususlar dikkate alınır. Bu kapsamda doktrinde depremin kaçınılmaz bir doğa olayı olduğu ancak binaların sağlam yapılmış olması durumunda depremin zararlı sonuçlara yol açması önlenebiliyor ise mücbir sebepten söz edilemeyeceği ifade edilmektedir. 27 Yargıtay da birçok kararında depremi mutlak kaçınılmazlık unsurunun eksikliği gerekçesiyle mücbir sebep kapsamına almamıştır. Bunun nedeni olarak da kaydedilen deprem şiddetinin, ne kadar önlem alınırsa alınsın, yapı ne kadar sağlam yapılırsa yapılsın zararın doğacağının muhakkak olduğu seviyede olmamasını göstermiştir. 28

Mücbir sebep ile umulmayan olay açısından ayırt edici kıstas olan kaçınılmazlık yönünden bir inceleme yapıldığında, nispi kaçınılmazlığa sebep olan hallerin mutlak kaçınılmazlığa sebep olan halleri kapsayacağına şüphe yoktur. Şu hâlde mücbir sebepler, beklenmeyen hallerin alt kümesini oluşturur. Dolayısıyla beklenmeyen hallerin mücbir sebepler dışında kalanları da ifa imkânsızlığından başka ifa engellerine de sebep olabilir. Kaçınılmazlık kıstası ise temelde hem olayın meydana gelmesinden kaçınılamamasını hem de sonuçlarının yarattığı engellerin aşılamaz olmasını gerektirir. Bir diğer ifadeyle mücbir sebep veya beklenmeyen hal ister doğal sebepli ister toplumsal kaynaklı olsun, ortaya çıkışı ve yarattığı engeller bakımından borçlu açısından önüne geçilemez niteliktedir. Bu iki hukuk kavramın ortak paydası, temelde birer “olağanüstü olay” niteliğinde olmalarıdır. Aralarındaki ayırıcı kıstas, tanımları itibarıyla, borcun ifası önünde yarattıkları engelin derecesidir. 29

d. Öngörülemezlik

Yargıtay 30 uygulaması ve doktrinde 31 ifade edildiği üzere göre mücbir sebebin unsurlarından bir diğeri, öngörülemezlik halidir. Buradaki öngörülemezlik, sözleşmenin kurulduğu sıradaki durum esas alınarak belirlenir. 32

Yargıtay uygulamasında mücbir sebep iddiasında bulunan borçlunun, olayın vukuu ihtimaline karşı sübjektif olarak alabileceği her türlü tedbiri almış olduğunu ve bu tedbirlere rağmen, meydana gelen sonucu engelleyemediğini ispatlaması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay burada sübjektif ölçünün kullanılmasına öncelik vermektedir. 33

Öngörülmezlik ilkesi ile öngörülemeyen bir durum eğer mücbir sebep seviyesinde değilse dahi, borçlu tarafın bu durumu ileri sürebileceği durumların önü açılmış; dürüstlük kuralı ve hakkaniyet ilkeleri ile paralel öngörülemeyen bir durum eğer mücbir sebep seviyesinde değilse dahi, borçlu tarafın bu durumu ileri sürebileceği durumların önü açılmış; dürüstlük kuralı ve hakkaniyet ilkeleri ile paralel düzenlemeler uluslararası ticaret hukukuna kazandırılmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bir engelin öngörülebilir olup olmadığı sözleşme anına bakılarak karar verilmesi gerekir. Bu ilke hem mücbir sebep hem de beklenmeyen hal için geçerli olup; somut olayın oluş şekli ve nitelendirilmesine göre ayırt edilmesi güç farklar mevcuttur. Öngörülemezliğin somut olayda var olup olmadığını ise hâkim takdir edecektir. Örneğin, kiralanmış bir atın üzerine bir yıldırım düştüğünde, sözleşme gereğince bir mücbir sebep halinin meydana geldiği kabul edilecektir. Oysa patlayıcı madde deposu olarak kullanılan bir binaya yıldırım düştüğü takdirde, mücbir sebep, yıldırım unsuruna rağmen ileri sürülemeyecektir. 34

Sonuç

Hayatın olağan yaşamında doğal olayların müdahalesi ya da insan kaynaklı tahmin edilemez olayların meydana gelmesi kaçınılmazdır. Bunlara örnek olarak yukarıda da belirtildiği gibi depremler, doğa olayları, yangın, erozyon, asit yağmurları vb. verilebilmektedir. Bu noktada mücbir sebep için önemli olan unsurlar genel hatlarıyla olay, haricilik, öngörülemezlik ve kaçınılmazlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Meydana gelen olayı bir insan aklı için öngörülmesi imkânsız ise ve sonuçları konusunda tacir için tahmin edilemez ise, burada borçlunun kusuru olsun ya da olmasın mücbir sebep olduğu kabul edilmelidir. Bir olay hiç öngörülemiyor ya da öngörülmesi taraflar açısından mümkün değilse mücbir sebep; olay öngörülebilir iken sonuçlarının ağırlığı taraflarca önceden bilinemiyor ya da bilinmesi mümkün değilse beklenmeyen hal söz konusu olabilir denilebilmektedir.

Doktrinde ifade edildiği üzere, her mücbir sebep aslında bir beklenmeyen hal iken her umulmayan olay bir mücbir sebep değildir. Belirtmek gerekir ki, mücbir sebebe konu olabilecek olaylar, beklenmeyen hal için de geçerli olsa da; olayın meydana geliş şekline ve yukarıda yazılı unsurlara bakılarak bir ayrım yapılmalıdır. Mücbir sebepte meydana gelen olayın, beklenmeyen hale kıyasla daha şiddetli ve önemli olması gerekmektedir.

Mücbir sebep ile umulmayan olay arasındaki farklılıklara, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu vermiş olduğu bir karardan bakıldığında, 35 mücbir sebep ve beklenmeyen hâl kavramları, kusurdan bağımsız olmaları, önlenemez olaylar sonucu ortaya çıkmaları ve işverenin sorumluluğunu etkilemeleri nedeniyle benzer iseler de birbirlerinden farklı kavramlardır. Öncelikle mücbir sebep yıldırım, kasırga, savaş vb. daha güçlü olaylar sonucu borcun ihlaline sebep olurken beklenmeyen hâl de bu derece güçlü ve yoğun olaylar söz konusu değildir. Diğer taraftan mücbir sebep illiyet bağının kesilmesi nedeniyle borçlunun sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırırken, beklenmeyen hâl her zaman borçlunun sorumluluğunu tümden ortadan kaldırmamakta bazı durumlarda kısmen sorumluluktan kurtarmaktadır. Son olarak mücbir sebepten bahsedebilmek için mücbir sebep olarak nitelendirilecek olayın nadiren meydana gelen olaylardan olması ve basit nitelikteki bir beklenmeyen hale nazaran dikkate alınmasında daha belirgin bir zorluğun bulunması gerekmektedir. Bir olay meydana geldiği bölgenin, koşulların ve içinde bulunulan zamanın niteliklerine göre mücbir sebep sayılabilir veya sayılmayabilir.

DİPNOT

  1. EREN, F. (2012), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık, s. 583.
  2. Türk Dil Kurumu Sözlüğü, (sozluk.gov.tr, E.T.10.04.2024).
  3. GÖKTÜRK, H.A. (1936), “Türk Hususî Hukukunda Mücbir Kuvvet ve Fevkalâde Haller”, Adliye Ceridesi, S. 17, s. 1162.
  4. AKYAZAN S. (1973), “Taahhüt Sözleşmelerinde Görülen Götürü Bedel, Sabit Fiyat, Mücbir Sebepler, Önceden Tahmin Edilmiyen Haller ve Bunlardan Peşinen Feragat Hükümleri Üzerinde Bir İnceleme”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 7, S. 2, s. 298.
  5. Y.14.HD. 01.11.2006 T. 2006/9323 E. 2006/12267 K.
  6. Y.11.HD. 11.7.2018 T. 2016/8059 E. 2018/5032 K.
  7. Y.19.HD. 25/11/1997 T. 1997/6415 E. 1997/10192 K.
  8. ŞAHİN, H. (2020), Mücbir Sebep Nedeniyle Borcun İfa Edilememesi, Ankara, Yetkin Yayıncılık, s. 58.
  9. EREN, F. (1975), Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, 1. Baskı, Ankara, s.185.
  10. İNAL, H.T. (1997), Mücbir Sebeplerin Oluşum Unsurları, Prof. Dr. Kemal Oğuzman’a Armağan, Ankara, s.13.
  11. ŞAHİN, s.20.
  12. İNAL, s.15.
  13. EREN, s.175.
  14. KAHRAMAN, Z. (2023), Beklenmedik Haller ve Hukuki Sonuçları, 1.Bası, İstanbul, s.17.
  15. YHGK. 18.04.1984 T. 1984/139 E. 1984/426 K.
  16. KAHRAMAN, s.19.
  17. ŞAHİN, s. 22.
  18. EREN, Genel Hükümler, s. 629; EREN, Uygun İlliyet Bağı Teorisi, s. 177.
  19. GÖZÜBÜYÜK, P . (1977), Mücbir Sebepler-Beklenmeyen Haller, Ankara, Kazancı Yayınevi, s. 166.
  20. GÖZÜBÜYÜK, s.35.
  21. EREN, Genel Hükümler, s.559.
  22. GÖZÜBÜYÜK s. 127.
  23. İNAL, s.32.
  24. İNAL, s.32.
  25. KAHRAMAN, s.49.
  26. EREN, Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, s.182.
  27. KAHRAMAN, s.49-50.
  28. Y.3.HD. 09.12.2014 T. 2014/12359 E. 2014/16124 K.; Y. 3.HD. 7.12.2017 T. 2016/9802 E. 2017/17324 K.
  29. ŞAFAK SARIKAYA, E. E., (2022), “Olağanüstü Olayların Tasnifi ve Borç İlişkilerine Etkilerinin Çeşitli Görünümleri: Covid-19 Örneği Üzerinden Bir İnceleme”, Antalya Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 20, s. 337-374.
  30. Y. 19.HD. 24.10.2005 T. 2004/13395 E. 2005/10568 K.
  31. KAHRAMAN, Beklenmedik Haller ve Hukuki Sonuçları, s.58.
  32. ACAR, H. (2008), “Uluslararası Sözleşme Hukukunda Mücbir Sebep (Force Majeure) Kavramı ve Hukuki Sonuçları”, Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi, 45-46, s.16-45-46.
  33. Y. 11.HD. 16.2.1976 T. 976/5406 E. .976/5406 K.
  34. EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.559; İNAL, Mücbir Sebeplerin Oluşum Unsurları, s.22-23.
  35. Yargıtay HGK., E. 2015/2682, K. 2019/986, T. 01.10.2019 (www.sinerjimevzuat.com.tr, E.T. 07.11.2020).

KAYNAKÇA

  • ACAR, H. (2008), “Uluslararası Sözleşme Hukukunda Mücbir Sebep (Force Majeure) Kavramı ve Hukuki Sonuçları”, Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi, 45-46, ss. 7-23.
  • AKYAZAN S. (1973), “Taahhüt Sözleşmelerinde Görülen Götürü Bedel, Sabit Fiyat, Mücbir Sebepler, Önceden Tahmin Edilmiyen Haller ve Bunlardan Peşinen Feragat Hükümleri Üzerinde Bir İnceleme”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 7, S. 2.
  • GÖKTÜRK, H.A. (1936), “Türk Hususî Hukukunda Mücbir Kuvvet ve Fevkalâde Haller”, Adliye Ceridesi, S. 17.
  • GÖZÜBÜYÜK, P . (1977), Mücbir Sebepler-Beklenmeyen Haller, Ankara, Kazancı Yayınevi.
  • EREN, F. (2012), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara: Seçkin Yayıncılık.
  • EREN, F. (1975), Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, 1. Baskı, Ankara.
  • İNAL, H.T. (1997), Mücbir Sebeplerin Oluşum Unsurları, Prof. Dr. Kemal Oğuzman’a Armağan, Ankara.
  • KAHRAMAN, Z. (2023), Beklenmedik Haller ve Hukuki Sonuçları, 1.Bası, İstanbul.
  • ŞAFAK SARIKAYA, E. E., (2022), “Olağanüstü Olayların Tasnifi ve Borç İlişkilerine Etkilerinin Çeşitli Görünümleri: Covid-19 Örneği Üzerinden Bir İnceleme”, Antalya Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 20.
  • ŞAHİN, H. (2020), Mücbir Sebep Nedeniyle Borcun İfa Edilememesi, Ankara, Yetkin Yayıncılık.