5187 Sayılı Basın Kanunu Çerçevesinde Basın Suçları
Basın suçları bahsine Anayasal bir bakış açısıyla, basın özgürlüğünün düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilişkisini kısaca ifade ederek başlayarak devamında Basın Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olan basın suçlarını kategorilere ayırarak açıklayacağız.
Basın Özgürlüğü ile Düşünce ve İfade Özgürlüğü İlişkisi
“Düşünce özgürlüğü, insanın serbestçe düşünce ve bilgilere ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına ya da başkalarıyla çeşitli yollardan serbestçe açıklayabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelmektedir” (Tanör).
Düşünme özgürlüğüne anlam kazandıran düşünceleri ifade edebilme ve yayabilme özgürlüğüdür. İfade edilip yayılamayan bir düşünce özgürlüğü sosyal yaşamda bir karşılık bulamayacaktır. Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ortamda ise basın ve haberleşme özgürlüğünden bahsedilemez. “Düşünce ve kanaat özgürlüğü, fikir ve düşüncelerin basılmış ve teksir edilmiş bir biçimde yayımlanmasına taalluk ettiği andan itibaren basın özgürlüğü adını alır. Bu nedenle düşünce ve kanaat özgürlüğünün esasta fiili değer almasını basın özgürlüğü sağlamaktadır” (Dönmezer, Basın Hürriyetini Düzenleyen ve Sınırlayan Mevzuatın Değerlendirilmesi). Demokratik bir hukuk sisteminde bu karşılıklı ilişkinin sağlam bir şekilde kurulabilmesi gerekmektedir. Ancak çoğu Anayasal hakta olduğu gibi bu özgürlüklerin de sınırsız bir şekilde uygulanması başkalarının özgürlük alanına tecavüz oluşturacağından bir takım hukuki sınırlamalara tabi tutulması gerekliliği doğmaktadır.
Basın Özgürlüğünün Sınırları
Makalemizin konusu basın suçları mevzusu da basın özgürlüğünün sınırları bahsinde ortaya çıkmaktadır. “Haber verme hakkı, basının en önemli hakkı ve varlık sebebidir. Bu hak, olayların aktarılması, resimlenmesi, olayın niteliği ve olaya katılan kişiler ile ilgili bilgi verilmesi olanaklarını kapsamaktadır.
Tabii haber verme hakkı, olayların gerçeklere uygun bir biçimde verilmesi ve hakkın objektif sınırları içinde kalınması durumuna bağlı olarak kullanılmalıdır”
(Özek, Türk Basın Hukuku). Basın özgürlüğü açısından bakıldığında, basın mesleğinden doğan bir hakkın söz konusu olabilmesi için ve fiilin hukuka uygun sayılabilmesi için bir takım formüller öngörülmüştür. yayında haber niteliğinin bulunması, haberin gerçeğe uygun olması, haberin güncel olması, düşünsel bağ ölçütünün bulunması ve toplumsal ilgi ve yarar taşıması başlıca dikkat edilmesi gereken noktalardır. Ayrıca haberin objektif ölçüler içinde verilmesi gerekmektedir. Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre, bir olayın haberin verildiği andaki durum ve iddialara uygun olarak yansıtılmış olması halinde bu haberde gerçeklik öğesinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir, bu haberin somut gerçeğe uygun olması aranmamaktadır.
Güncellikten bahsedebilmek için ise, adli kovuşturmaya söz konusu olan olayın oluştuğu sırada ve toplumsal ilginin süreci içinde verilmesi gerekmektedir. Toplumsal ilgi ortadan kalktıktan sonra olaya yer vermek, sübjektif bir karine oluşturmaktadır.
Ancak güncellik kavramı nisbi bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle, güncellik kavramı her olayda somut koşullara göre belirlenmelidir. Yine bir Yargıtay kararında güncellik değerlendirmesi şu şekilde yapılmıştır: “Gerçekten güncel olmayan bir olayın aktarılmasında toplumsal ilgi ve kamu yararı bulunamaz.
Çünkü unutulmuş, hatırlanmasında yarar görülmeyen geçmişteki birtakım davranışların gündeme getirilmesinde böyle bir yarar düşünülemez. Ancak güncel olan bir durum nedeniyle aynı nitelikteki eski olayların sergilenmesinde kamu yararının varlığının kabulu gerekir.” (Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 26.01.1989 tarihli ve 6431/424 sayılı kararı)
Basın özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin çerçeve basın kanununda şu şekilde çizilmiştir. “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”
Basının özgürlüğü ile kişilerin değerlerinin karşı karşıya geldiği ve söz konusu hukuki yararların çatışma içinde bulundukları gözlemlenmektedir. Bu iki hukuki yarardan hangisinin üstün tutulacağının saptanması için uygulanması gereken temel ölçüt “kamu yararıdır” Bu nedenle; yayının gerçek olması, yayında kamu yararı bulunması, toplumsal ilginin varlığının korunması ve haber verilirken öz ile biçim arasındaki dengenin korunması gerekir. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Dava konusu somut olayda haberle yayının örtüşmesi ve yayının görünürdeki gerçekliğe uygun olması karşısında hukuka aykırılığın oluştuğu kabul edilemez.
Basın Suçları
Basın suçları, kanunda bir sınıflandırmaya tabi tutulmamakla birlikte daha net anlaşılabilmesi adına doktrinde üç başlık altında incelenmektedir. Bunlar; dar anlamda basın suçları, basın yoluyla işlenen suçlar ve basın düzenine karşı suçlar olarak adlandırılabilir. Bu başlıklar altında basın suçlarını inceleyelim.
Dar Anlamda Basın Suçları
Dar anlamda basın suçları sadece basılmış eserlerle işlenebilen, başka bir araçla işlendiğinde cezalandırılmayan suçlardır. Fiilin basılmış eserle gerçekleştirilmesi suçun kurucu unsurudur. Kanun belirli bir hareketi, sadece basın yoluyla işlendiği cezalandırıp kitle haberleşme dışında cezalandırmıyorsa bu tür suçlar, “dar anlamda basın suçudur”. Örneğin basın kanunu 20. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı, cinayet ve intihara özendirme suçu bu tip suçlardandır.
Basın Yoluyla İşlenen Suçlar
Basın yoluyla işlenen suçlar, suçun başka araçlarla da işlenebilmesi mümkünken basının araç olarak kullanılmasıyla işlenen suçlardır. Basının araç olarak kullanılması genellikle bu suçlar için cezayı ağırlaştırıcı nitelikli unsur olarak düzenlenmiştir Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen bu suçlar şunlardır
(84.madde) kişileri intihara yönlendirme, (124.madde) haberleşmenin engellenmesi, (125. madde) hakaret suçu, (130.madde) kişilerin hatırasına hakaret, (132.madde) haberleşmenin gizliliğini ihlal, (133.madde) kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması, (134.madde) özel hayatın gizliliğini ihlal, (158/g. madde) basın yayın dolandırıcılık yapmak, (164.madde)şirket ve araçlarından yararlanarak kooperatifler hakkında yanlış bilgi vermek, (213.madde) halk arasında korku ve panik yaratmak, (214.madde) suç işlemeye tahrik, (215.madde) suçu ve suçluyu övme, (216. madde) halkı kin ve düşmanlığa tahrik, (217. madde) halkı kanunlara uymamaya tahrik, (220.madde) suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve propagandasını yapmak, (226. madde) müstehcenlik, (237. madde) ekonomi, sanayi ve ticaret alanına ilişkin olarak fiyatları etkileme, (267. madde) iftira eylemi, (285.madde) soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin olarak gizliliğin ihlali, (286.madde) soruşturma ve kovuşturma işlemleri açısından ses ve görüntülerin kayda alınması, (288.madde) adil yargılamayı etkilemeye teşebbüsü, (299. madde) Cumhurbaşkanına hakaret, (301. madde) Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama, (304. madde) devlete karşı savaşa tahrik eylemi, (305. madde) temel milli yararlara karşı hareket, (318. madde) halkı askerlikten soğutma eylemleri, (323. madde) savaşta yalan haber yaymayı, (329. madde) devletin güvenlik ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama, 330. maddedeki gizli kalması gereken bilgileri açıklama, (334.madde) yasaklanan bilgileri temin eylemleri, (336.madde) yasaklanan bilgileri açıklama.
Terörle mücadele kanunu 6 ve 7. maddeleri de basın suçları kapsamındadır.
Basın Düzenine Karşı Suçlar
Yayın öncesinde, yayın sırasında veya yayın sonrasında ortaya çıkan kanunların basın faaliyetinin yürütülmesi için koyduğu şartlara ve yüklediği yükümlülüklere aykırı davranışlardan doğan suçlardır. Çoğunlukla yayına bağlı olmaksızın gerçekleşir basılmış eserleri engelleme, tahrip ve bozma, süreli yayınlarda dağıtım zorunluluğuna uymama gibi fiiller bu kapsamda değerlendirilebilir. Basın kanununda düzenlenmiş olan basın düzenine karşı suçlardan kısaca bahsedecek olursak; * Süreli yayınların çıkarılması için, kaydedilmek üzere yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet
Başsavcılığına bir beyanname verilmesi yeterlidir. İş bu beyanname gerekli bilgilerin tamamını içermediği veya verilen bilgiler gerçeğe aykırı olduğu takdirde eksikliklerin giderilmesi için süre verilerek giderilmesi istenir, eksikliklerin giderilmediği durumda da Savcılık asliye ceza mahkemesinden yayının durdurulmasını talep eder Eğer mahkeme yayının durdurulmasına karar verir ve yayına devam edilirse bu durumda yetkili kişi para cezasına çarptırılır. Basımcı, bastığı her türlü yayının imzalı iki nüshasını, dağıtım veya yayımın yapıldığı gün, bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde basımcı para cezasıyla cezalandırılır. Basılmış eserlerde gösterilmesi gereken hususların gösterilmemesi veya gerçeğe aykırı olarak gösterilmesi halinde süreli yayınlarda sorumlu müdür ve bağlı olduğu yetkili, süresiz yayınlarda ve basımcı para cezasıyla cezalandırılır.
Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına hakim sorumlu müdür ve bağlı olduğu yetkili para cezasıyla cezalandırılır.. Kanun’a uygun olarak basılmış eserleri, bunların yayımını, dağıtımını, satışını önlemek amacıyla tahrip eden veya işi para cezasıyla cezalandırılır.
Süreli yayınların dağıtımını yapan kişiler belirlenen dağıtım ücretini aşmayacak bir bedel yükümlüdürler. Bu yükümlülüğü yerine karşılığında dağıtmakla getirmedikleri takdirde para cezasıyla cezalandırılırlar.
Sorumluluk Sistemi
Basılmış eserin içeriğine ilişkin suçlarda ceza sorumluluğu sisteminde bir takım farklılıklar mevcuttur. Basın suçları, genel unsurlar dışında basılmış eser ve yayın unsurlarının varlığını gerektirdiğinden ve dolayısıyla kolektif bir faaliyeti zorunlu kıldığından özel sorumluluk sistemine bağlanmıştır. Eski Basın Kanunu zamanında farklı bir ceza sorumluluk rejimi olup olmadığı yönünde doktrinde tartışmalar mevcutken 5187 sayılı Basın Kanunu’nda bu farklı rejim net şekilde düzenlenmiştir.
Örneğin eski kanundan farklı olarak yeni düzenlemede sorumlu müdürler hakkında da hapis cezasına hükmedilmesi mümkündür. Suçun asıl faili eser sahibidir; ceza sorumluluğu sübjektif sorumluluktur. Bu bağlamda, işlenen suçtan öncelikli olarak eser sahibi sorumlu olacaktır. Ancak eser sahibinin sorumluluğuna gidilemediği durumlar için Basın Kanunu 11. maddede süreli yayınlar ve süresiz yayınlar için ayrı ayrı sorumluluk silsileleri sayılmıştır.
Süreli Yayınlarda Sorumluluk
Süreli yayınlarda eser sahibinin belli sebeplerden dolayı sorumlu olmaması veya çeşitli nedenlerle sorumluluk yüklenememesi durumunda sorumlu müdür ile yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör veya basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Fakat suç konusu eserin bu yetkililerin onayı dışında yayımlanması durumunda sorumluluk yayımlatana ait olur.
Süresiz Yayınlarda Sorumluluk
Süresiz yayınlarda ise eser sahibinin sorumlu tutulamadığı durumlarda yayımcı, yayımcının olmadığı veya sorumlu tutulamadığı durumlarda da basımcı sorumlu olur.
Sonuç Olarak
Basın özgürlüğü demokratik toplumların olmazsa olmaz bir enstrümanı olmakla birlikte bir takım sınırlayıcı tedbirlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Gerek kişilerin özgürlük alanlarını korumak gerekse basın düzeninin varlığını korumak amacıyla son çare olarak ceza hukuku araçlarına başvurulması gerekmektedir. Bahse konu gereklilik durumlarında, Basın Kanunu'nda düzenlenmiş olan sorumluluk rejimi doğrultusunda yargılama ve cezalandırma yapılacaktır.
