Meşru Savunma ve Koşulları
Meşru Savunma Nedir?
Bir eylemin suç sayılarak cezalandırılabilmesi için eylemin; tipe uygun, kanunda suç olarak düzenlenmiş ve hukuka aykırı olması gerekir. Ceza kanunumuzda düzenlenen her suçun muhakkak bir cezai karşılığı vardır. Bu, modern ceza hukukunun bir gereğidir. Bazı özel durumlarda hukuka aykırılık unsuru ortadan kalktığı için eylemden dolayı faile ceza verilmez. Türk Ceza Hukuku'nun hukuka uygun saydığı durumlardan bir tanesi de “Meşru Savunma”dır.
Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinde meşru savunma; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde tanımlanmıştır.
Kanun maddesinin de ifade ettiği gibi meşru savunma hali bir çeşit cezasızlık sebebidir. Kişinin tamamen koruma içgüdüsünden meydana gelen insani bir reflekstir. Suçun tanımı yapılırken, işlenen fiilin hukuka aykırılık unsuru taşıması gerektiğinden söz edilir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu noktada meşru savunma hali, hukuka aykırılığı ortadan kaldırarak eylemi hukuka uygun hale getiren ve suç olmaktan çıkaran bir etmendir. Aşağıda ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz üzere, meşru savunmanın şartları;
- Kişinin kendisine veya üçüncü bir kişiye ait bir hakka yönelik haksız saldırı bulunmalıdır.
- Saldırı gerçekleşiyor ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olmalıdır.
- Savunma saldırıyla orantılı ve zamanında olmalıdır.
- Savunma zorunlu olmalı ve savunma iradesiyle yapılmalıdır.
- Savunmada ölçü aşılmamalıdır.
Meşru Savunmanın Şartları
Şahsın Kendisine veya Üçüncü Kişiye Ait Bir Hakka Yönelik Haksız Bir Saldırı Bulunmalı
Meşru savunmanın uygulama alanı bulabilmesi için öncelikle bir saldırı gerekir. Bu saldırı kişinin kendisine ya da üçüncü bir kişiye ait şahsi bir hakka karşı bulunmalı ve haksız olmalıdır. Hak kavramından anayasal düzenle korunan haklar anlaşılmalıdır. Örneğin hakkında yakalama kararı olan bir şüphelinin kolluk görevlisince yakalanması, şüpheliye meşru savunma hakkı vermez; kolluk görevlisi kanunun emrini yerine getirmektedir. Kanunun emrini yerine getirmek de bir hukuka uygunluk sebebidir. Haksız saldırı deyiminden hukuka aykırı bir fiil anlaşılmalıdır.
Saldırı şahsın kendine olabileceği gibi üçüncü kişiye yönelik de olabilir. Örneğin; pusetteki bebeği çalmak üzere olan hırsıza, bebeğin annesi tarafından yapılan müdahale “üçüncü kişi lehine meşru savunmadır”. Üçüncü kişi lehine meşru savunma yapabilmek için bu kişinin mutlaka kendini koruyamayacak durumda olması gerekmez. Saldırıya o an karşı koyamıyor olması ya da saldırının farkında olmaması yeterlidir. Örneğin, pazar yerinde farkında olmadan çantası çalınan kadının hırsızı fark edememesi durumunda bir başkasının koşarak hırsızı yakalaması ya da silahını ateşlemek üzere doğrultan birine, bir başkasının eline vurarak ateş etmesini önlemesi “üçüncü kişi lehine meşru savunmadır”.
Saldırı Anında Gerçekleşiyor veya Gerçekleşmesi Muhtemel Olmalı
Meşru savunmanın en önemli şartlarından bir tanesi de saldırının güncel olmasıdır. Yani saldırı an gerçekleşmekte veya gerçekleşmek üzere olmalıdır. Saldırı sona erdikten sonra yapılan müdahale meşru savunma kapsamında değerlendirilemez. Zira artık savunma iradesi ortadan kalkmıştır, intikam duygusuyla hareket edilmektedir. Böyle bir durumu ceza hukuku korumaz. Örneğin, yumruklu saldırıya uğrayan birinin kavga bittikten sonra yumruk atanın arkasından koşup ona saldırması meşru savunma olarak kabul edilemez. Ancak intikam duygusu olmayan yalnızca savunma maksatlı bir saldırı için de olayın gerçekleşmesinin beklenmesine gerek yoktur. Sanığın, onu sistemli olarak her gün döven eşinin “beni şimdi öldür yoksa ben seni döverek öldüreceğim “demesi üzerine, iple boğarak öldürdüğü olayda Yargıtay meşru savunmaya hükmetmiştir.
Savunma İradesi Olmalı ve Zorunluluk Bulunmalı
Meşru savunmadan söz edebilmek için saldırıda zorunluluk bulunmalıdır. Yani failin içinde bulunduğu saldırıdan kurtulmak için karşılık vermekten başka bir çaresi bulunmamalı, buna mecbur olmalıdır. Örneğin, konut dokunulmazlığını ihlal suçunda saldırıya uğrayan, polisi çağırabilecek imkanı varken kendi başına saldırganı evinden uzaklaştırmak için fiziki müdahalede bulunursa, burada zorunluluk unsuru oluşmadığından bu müdahale meşru savunma kapsamında değerlendirilemez.
Zorunluluğun yanı sıra meşru savunmada bulunan kişide aranması gereken özelliklerden biri de savunma iradesidir. Saldırıya karşı koyarken kişi kendisini yahut üçüncü kişiyi koruma iradesiyle hareket etmeli, durumu bir intikam meselesi haline dönüştürmemelidir. Saldırı sona erdikten yahut saldırıyı savuşturduktan sonra karşı saldırıyı sürdürmemelidir. Bahçeye giren hırsızları korkutmak için havaya ateş açtıktan sonra, hırsızlar kaçarken arkasından ateş etmek örneğinde olduğu gibi saldırı sona erdikten sonra eyleme devam etme hali öç alma duygusu oluşturduğundan, savunma iradesini ve dolayısıyla meşru savunmayı ortadan kaldıracaktır.
Savunma Ölçülü Olmalı
Meşru savunmanın var olabilmesi için yapılan saldırının ölçülü olması gerekir. Saldırı altındaki mağdur, bu saldırıyı sona erdirmek için savunmada bulunduğunda bu savunma, kendisine yapılan saldırıyla orantılı olmalıdır. Uygulamada en çok karşılaşılan durumlardan biri meşru savunmada sınırın aşılması”, yani savunmanın oranında ölçüsüzlüktür. Örneğin; Mutfakta bulaşık yıkarken kocası tarafından öldürülmekle tehdit edilen sanığın, önündeki tavayla vurarak saldırganı etkisiz hale getirme şansı varken, bıçakla öldürdüğü olayda Yargıtay bu durumu meşru savunmada sınırın aşılması olarak kabul etmiştir. Ceza mevzuatımız da bu hususa spesifik olarak yer vermiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesine göre; “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. “Görüldüğü üzere kanun koyucu, meşru savunmada sınırın aşılmasını suçun taksirli hali gibi düzenlemiştir.
Ayrıca yine aynı maddenin ikinci fıkrasında bu duruma bir istisna getirilmiştir. Söz konusu fıkra hükmünce: “ Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” madde metninde de belirtildiği üzere sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku yahut telaştan ileri geliyorsa TCK kapsamında bir cezasızlık sebebidir. Örneğin; Saldırmak için elinde sopayla koşarak gelen bir şahsı korkutmak için havaya ateş edilmesi esnasında, heyecan veya korku hissine kapılarak şahsa doğru yanlışlıkla ateş edilmesi halinde ilgili fıkra uygulama alanı bulacaktır.
Meşru Savunmanın Zorunluluk Hâlinden Farkı
Uygulamada en çok karıştırılan hususlardan bir tanesi de meşru savunmanın, TCK'nın başka bir hukuka sebebi olan “Zorunluluk (Iztırar) Hali “ile olan uygunluk benzerliğidir. Zira her iki kavram da farklı fıkralarda ama aynı maddede, TCK'nın 25. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak meşru savunma ve zorunluluk hali birbirinden tamamen farklı iki uygulamadır. Zorunluluk hali kanunda: “Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde tanımlanır.
Her iki tanıma bakıldığında da ortak olan unsurun “hukuka aykırı yapılan bir eylemin, bir saldırıyı savuşturma amacı ile yapıldığı durumlarda hukuka uygun hale gelmesidir.” Ancak burada en temel ve önemli fark, meşru savunmada verilen zarar saldırının sahibine iken, zorunluluk halinde üçüncü bir şahsa zarar verilmesidir. Ayrıca bunun yanı sıra zorunluluk halinde mutlaka bir saldırı olmak zorunda değildir, kanun metninde de söz edildiği gibi “ağır ve muhakkak bir tehlike “halinde de uygulama alanı bulacaktır. Örnekle açıklamak gerekirse: A kişisinin kendisini köprüden itmek için hamle yaptığını gören B kişisine karşı hamle yaparak B kişisinin köprüden düşüp yaralanmasına sebebiyet veren B kişisi, kendisine A'dan gelecek saldırıyı önlemek amacıyla meşru savunma hakkını kullanmış olacaktır. Aynı durumda A kendisini ittiğinde düşmemek için B'nin C kişisine tutunarak onun düşmesine sebebiyet vermesi ise zorunluluk halini oluşturacaktır. Ya da aynı örnekte, herhangi bir saldırı olmaksızın rüzgardan dengesini kaybeden B 'nin C'ye düşmemek için tutunması ve düşmesine sebep olması da yine zorunluluk hali olarak nitelenecektir. Yine bir başka örnekte, bir köpeğin çocuğa saldırdığını görüp köpeğe vurarak uzaklaştırmak “üçüncü kişi lehine meşru savunmayı”, köpek çocuğu bırakıp şahsa saldırdığında kaçacak yer bulamayıp kapalı bir dükkanın camını kırarak içeri kaçmak “mala zarar verme” suçundan zorunluluk halini oluşturacaktır.
Kaynakça
- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu
- http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm
- Dr. Cengiz APAYDIN / Meşru Savunma / İst. Nisan 2016
- http://www.hukukmedeniyeti.org/karar/3221/mesru-mudafaa-hali/
