Ticari İşletmenin Devri
Ticari işletmelerin devri günümüzde sıkça gerçekleştirilmekte olan bir hukuki işlem olduğundan önemi gittikçe artmıştır. Bu yazıda, önce ticari işletmenin çerçevesi çizilecek, akabinde ticari işletme devrine ilişkin kanuni düzenlemeye değinilecek, nihayet devrin hüküm ve sonuçları ile tamamlanacaktır.
1. Ticari İşletme
1.1. Türk ticaret hukukunda birçok kurum “ticari işletme” kavramından hareketle açıklanmış, dolayısıyla bu kavram temel bir ölçüt olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle kavramın ticaret hukukunda önemli bir rol üstlendiği söylenebilir. Ticari işletme, Türk Ticaret Kanunu (“Kanun”) 11’inci maddesinin 1’inci fıkrasında “esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım Ticaret Sicili Yönetmeliği 4’üncü maddesi 1’inci fıkrası (r) bendine de aynen taşınmıştır.
1.2. Türk Ticaret Kanunu’nun yapmış olduğu bu tanıma göre bir işletmenin ticari işletme olması için aranan unsurlar şunlardır:
- Gelir sağlamayı hedef tutmak,
- Devamlılık,
- Bağımsızlık,
- Esnaf işletmesi sınırının aşılması.
1.3. Tüm iktisadi işletmelerin ortak özelliği gelir sağlamayı hedef edinmiş olmalarıdır. Bu itibarla, ticari işletmenin ilk unsuru da işletme faaliyetinin gelir temin etmesidir. İşletmenin kâr elde edip etmemesi bu noktada önem arz etmemekte olup, gelir sağlama kastının varlığı bu unsur için yeterlidir.
Bir ticari işletmenin varlığının kabul edilebilmesi için belli bir süreklilik aranmaktadır. Bu bağlamda, bir seferlik ya da arızi bir şekilde gelir elde edilmesi ticari işletmenin varlığı için kâfi gelmemektedir. Kanun hükmünde yer alan bağımsızlık kavramından kasıt ise, işletmenin iç ilişkide işleten dışında başka bir kişinin iradesine bağımlı olmaksızın faaliyet göstermesidir. Bu sebeple, yönetiminde de merkeze bağlı olan şubeler, ayrı bir işletme kimliğine sahip değildir. Kanunda aranan son unsur esnaf işletmesi sınırının aşılması ise, diğer iktisadi işletmelerden ticari işletmeleri ayıran ve işletmeye “ticari” unvanını kazandıran unsurdur. Bu sınırın tespit edilebilmesi için mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde belirlenen ve halen geçerli olan Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararında esas alınacak kıstaslar ortaya konmuştur.
2. Ticari İşletme Devrinin Kanuni Düzenlemesi
2.1. Ticari işletmenin devrini düzenleyen Türk Ticaret Kanunu 11’inci maddesinin 3’üncü fıkrası şöyledir:
Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir.
2.2. Ticari işletmenin devri konusunda ilk kez Kanun’da özel bir hüküm öngörülmüş ve ticari işletmenin “içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde” devredilebileceği kabul edilmiştir. Böylece taraflar isterlerse bütün, isterlerse kısmi malvarlığı unsurlarını devredebilirler.
Doktrinde ticari işletmenin pasiflerinin devri açısından tartışma bulunmaktadır. Doktrindeki bir görüş, sadece aktiflerin devrini konu alan bir anlaşmanın geçerli olduğunu savunurken, çoğunluğu oluşturan diğer görüş ise alacaklıları korumaya yönelik öngörülme amacından hareketle Türk Borçlar Kanunu 202’nci hükmünün emredici nitelik taşıdığını ve bu nedenle pasiflerin devrinin kapsam dışında bırakılamayacağını kabul etmektedir. Yargıtay da bu konuda Türk Borçlar Kanunu’ndaki düzenlemenin emredici olduğunu kabul etmiş, bu nedenle devralanı işletmenin borçlarından da sorumlu tutmaktadır.
2.3. Ticari işletme ile ilgili imzalanmış sözleşmeler ticari işletmelerin devrinde incelenmesi gereken konulardan biridir. Türk Ticaret Kanunu’nda kiracılık hakkına ilişkin olarak özel düzenleme yapılmış ve kiracılık hakkının devrinin mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Benzer şekilde İş Kanunu’nun 6’ncı maddesinin “İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.” şeklindeki açık hükmü gereğince devir halinde iş sözleşmeleri devralana geçecektir. Bu iki özel düzenleme dışında devir halinde ticari işletme ile alakalı sözleşmelerin akıbetine ilişkin düzenleme yapılmamıştır.
2.4. Ticari işletme devri yazılı şekilde yapılma şartına bağlanmıştır. Yazılı şekilde yapılan devir sözleşmesinden sonra devir için Rekabetin Korunması Hakkında Kanun gereğince izin alınması gerekli bir devir işlemi ise Rekabet Kurulu’ndan izin alınması aranır. Arandığı hallerde Rekabet Kurulundan izin alınmasından sonra ticaret siciline tescil edilerek devir işlemi tamamlanır. Ticari işletmenin devri tamamlandıktan sonra ilgili diğer sicillere de bildirim gerçekleştirilir.
3. Devrin Hüküm ve Sonuçları
3.1. Ticari işletme devri sonrasında devreden ve devralanın sorumluluklarını Türk Borçlar Kanunu 202’nci maddesi düzenlemektedir. Kanunun metni şu şekildedir:
F. Malvarlığının veya işletmenin devralınması
MADDE 202- Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir. Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.
3.2. Ticari işletmeyi devreden, devri alacaklılara bildirim veya ilan tarihinden itibaren iki yıl süreyle devralan ile müteselsil borçlu olarak kalır.
Devredenin sorumluluğunun bu iki yıllık süre sonunda sona erme şartları şunlardır:
- İşletmenin geçerli bir biçimde devredilmesi,
- Alacaklılara yönelik bildirim veya duyuru yapılması,
- Borçların açıkça devrin kapsamı dışında bırakılmaması,
- Ticari işletme kapsamındaki borçların üstlenilebilir olması.
3.3. Bildirim ve duyuru tarihinde henüz muaccel olmamış borçlar için devredenin sorumluluğu borcun muaccel olmasından itibaren iki yıldır.
Kaynakça
İlgili Yargıtay kararları için bkz. Yargıtay HGK’nın 28.11.2001 tarih ve 21-1030/1077 sayılı kararı, Yargıtay 10. HD’nin 29.03.2013 tarih ve 2011-5485/6178 sayılı kararı.
