Uyarlama Davası ve Hukuksal Dayanağı

Döviz kurundaki dalgalanmalar hayatımızın her alanını yakından ilgilendirdiği gibi hukuki ilişkilerimizi de etkilemektedir. Son zamanlarda yaşanan döviz kurundaki hareketlilikle beraber tekrar gündeme gelen sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması konusu, üzerinde durulması gereken bir mevzudur. Dövizin bu denli hayat standartlarını belirleyici olması elbette ki hukukta da bir karşılığının bulunmasını gerektirir. Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde sözleşme koşullarının değişmesi nedeniyle “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı madde bu hususun bir karşılığını oluşturmaktadır.

Sözleşme hukukunda esas olan tarafların edimlerini sözleşmeyle kararlaştırdıkları üzere tam ve gereği gibi yerine getirmeleridir. Burada hâkim olan ilke; “pacta sunt servanda”, yani “ahde vefa” ilkesidir. Bu ilkeye göre sözleşme kurulduktan sonra tarafların, üstlendikleri edimleri her hâl ve şartta eksiksiz ve sözleşmeye bağlı kalınarak borçlanma şartlarına uygun bir şekilde aynen ifa etmeleri gerekmektedir. Ancak bu ilkenin her zaman katı bir şekilde uygulanmasının mümkün olmadığı ortadadır. Bazı durumlarda borç tamamen imkânsız olmamakla beraber, edimin ifası çok zorlaşmış ve sözleşme sonucu gerçekleşecek edimden çok daha ağır bir yük getirecek hal almış olabilir. Böyle bir durumun varlığı karşısında taraflardan, sözleşme kurulduktan sonra meydana gelen öngörülemez olay ve durumlar karşısında sözleşmenin kurulduğu andaki şartlar devam ediyormuş gibi bir şekilde edimin ifa edilmesini beklemek hakkaniyete aykırılık teşkil edecektir. Aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmenin uyarlanması için ortaya çıkan güçlüğün, mutlaka borçlunun ekonomik olarak mahvına veya ağır zararına yol açacak olması gerekmez. Tarafların ifa etmek üzere anlaştıkları edimler arasındaki dengenin, bir tarafın aleyhine olacak şekilde kaybolması sözleşmenin uyarlanması için gereklidir.

Bu nedenle borcun her hâl ve şartta aynen ifa edilmesini beklemek dürüstlük ilkesi ve adaletle de örtüşmeyecektir. Bu durumda ahde vefa ilkesinin istisnasını işlem temelinin çökmesi oluşturur. İşlem temelinin çökmesi, edimin ifasının imkânsızlaşması anlamına gelmemektedir. Beklenmeyen hâl (emprevizyon) veya clausula rebus sic stantibus kuramı ile sözleşme kurulduğu sırada mevcut şartların önemli ölçüde değişmesi ile tarafların sözleşmeyle bağlı olmayacakları ifade edilmektedir.

İşlem temelinin çökmesi ile aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama talebinin temelini Türk Borçlar Kanunu’nun gerekçesinde de ifade edildiği üzere Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan “dürüstlük kuralı” oluşturmaktadır. Dürüstlük kuralı gereğince işlem temelinin çökmesi nedeniyle uyarlama isteminde bulunabilmek için TBK 138. maddesinde sayılan unsurların hepsinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

6098 sayılı TBK 138. maddede sayılan unsurlar şunlardır:

  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun varlığının ortaya çıkmış olması,
  2. Uyarlama isteyen tarafın, beklenmeyen durumun ortaya çıkmasında kusurunun bulunmaması,
  3. Bu beklenmeyen durumun ortaya çıkması sonucunda edimler arası dengenin dürüstlük kuralına aykırılık oluşturacak şekilde bozulmuş olması,
  4. Edimin henüz ifa edilmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan hakların saklı tutularak ifa edilmiş olması gerekir.

Uyarlama daha çok uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur ve 138. maddede sayılan koşulların hepsinin bir arada gerçekleşmesi halinde hâkimden uyarlama talep edilebilir. Sözleşmeye konulan bir kayıtla değişen hâl ve şartların ortaya çıkması durumunda rizikoyu üstlenen taraf, daha sonra dürüstlük kuralına dayanarak bu yükümlülükten kurtulamaz. Fakat Yargıtay kararlarına göre sözleşmede olumlu ve olumsuz intibak (uyarlama) kaydı bulunmasına rağmen, bu kayda dayanılarak sözleşmenin kayıtla birlikte aynen uygulanmasını talep etme TMK’nın 2/2 maddesi hükmü anlamında hakkın kötüye kullanılması manasına gelebilir. Böyle bir durumda sözleşmedeki intibak kaydına rağmen edimler arasında aşırı bir isabetsizlik çıkmışsa uyarlama yine yapılmalıdır.

Aşırı İfa Güçlüğüne Yol Açabilecek Durumlar

Sözleşmenin kurulmasından sonra değişen hâl ve şartlar, taraflar bakımından önceden öngörülebilir, beklenebilir, olağan ve hesaba katılabilir nitelikte olmamalı veya olaylar öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir. Sözleşmenin kurulmasından önce var olan fakat taraflarca bilinmeyen şartlar sözleşmenin uyarlanmasına değil irade sakatlıklarına yol açabilir. Sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen beklenmeyen hallere; savaş, ekonomik krizler, para değerinin önemli ölçüde düşmesi, doğal afetler, ithal ve ihraç konusunda getirilen yasak ve tedbirler, enflasyon ve devalüasyon gibi durumlar örnek olarak gösterilebilir.

Hâkimin Sözleşmeyi Uyarlarken Dikkate Alacağı Hususlar

Sözleşmeye bağlılık esas olduğundan, uyarlama daima yardımcı ve son bir çözüm olarak düşünülmelidir. Sözleşmede bulunan özel hükümler ve bunların taraflara sağladığı haklar ile ekonomik durumların değişikliklerinin etkileri, uyarlamanın somut olayda sağlayacağı fayda konusunda tüm objektif ve sübjektif hâl ve koşullar değerlendirildikten sonra uyarlama yapılması sonucuna varılması halinde doğruluk, dürüstlük kuralları (TMK. 2/1, 4. md) ışığında yasa boşluğunda olduğu gibi TMK’nın 1. maddesindeki yetkiye dayanılarak hâkim tarafından sözleşme uyarlanmalıdır.

Sözleşmede uyarlama yapılamayacağı yönünde bir koşul bulunmadığı takdirde uyarlama talebinde hâkim, sözleşmenin özüne aykırı olmayacak şekilde sözleşmeyi değişen şartları ve tarafların edimleri arasındaki dengeyi dikkate alarak uyarlar. Uyarlama, tarafların edim yükümünün azaltılması veya artırılması şeklinde yapılabileceği gibi vadelerin veya ifa şeklinin değiştirilmesi şeklinde de yapılabilir. Uyarlamanın nasıl ve ne şekilde yapılacağı hâkimin takdirinde bulunan bir husus olup hâkimin uygun bulduğu her şekilde sözleşme uyarlanabilir. İşlem temelinin çöktüğünü kabul eden hâkim; duruma göre, alacaklı lehine borçlunun edimini yükseltmeye, borçlu lehine onun tamamen veya kısmen akit yapıldığı andaki dengeyi sağlayacak biçimde, edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar vermek suretiyle sözleşmeyi değişen şartlara uydurur.

Sözleşme ile kararlaştırılan borç, uyarlamaya uygun değil veya sözleşmenin uyarlanması halinde karşı taraf açısından katlanması beklenemez bir durum oluşacaksa ve henüz borcun ifasına başlanılmamış ise bu durumda borçlu sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir. Sürekli bir sözleşme söz konusu olup ifasına da başlanılmış ise ve aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama da mümkün görülmüyorsa bu durumda sözleşmeden dönme değil de sözleşmenin feshi ileriye dönük olarak söz konusu olacaktır. Fakat hâkim, borçlunun talebi olmaksızın sözleşmeyi sona erdirme kararı veremez. Hâkim sözleşmeden dönme kararı verdiğinde sözleşme hiç kurulmamış gibi kabul edilir. Sözleşmenin feshinde de sözleşme fesih tarihinden itibaren ileriye dönük olarak hüküm doğurmayacak hale gelir.

Uyarlama Davalarında Yargıtay Kararları ve Tacirler

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 12. maddesi ve devamında tacir ve tacir sayılanlar açıklanmış olup aynı kanunun 18. maddesinde de tacir olmanın hükümleri sayılmıştır. “Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.” hükmü ile tacirlerin basiretli bir iş adamı olarak yaptığı ticari faaliyetten doğabilecek riskleri bilebilecek yeterlilikte olup işinin gerektirdiği sorumlulukları yerine getirirken gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerektiği konusunda tacire ayrı bir rol biçilmiştir.

Bu madde kapsamında döviz kurundaki hareketlilik nedeniyle aşırı ifa güçlüğüne düşen ve sözleşmenin uyarlanmasını talep eden tacirler konusunda Yargıtay; tacirlerin basiretli bir iş adamı gibi hareket etmeleri gerektiğini, ülkede yaşanan ekonomik krizlerin ve döviz kurundaki dalgalanmaların geçmişten beri süregelen bir durum olduğunu ve öngörülmezlik unsurunun oluşmadığını kabul etmektedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 10.3.2010 tarih, 2010/188 Esas ve 2010/2991 sayılı kararında,

Her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde kendi yetenek ve imkânlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir.

Gerekli tedbirleri almadan sözleşme yapan ve borç altına giren tacirin alabileceği tedbirlerle önleyebileceği bir imkânsızlığa dayanması kabul edilebilecek bir durum değildir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır. Ayrıca taraflar arasındaki kira sözleşmesi bir yıl süreli olup, kısa süreli akitlerde uyarlama istenemez.

ifadesiyle yerel mahkemenin vermiş olduğu uyarlama kararı bozulmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 19.6.2017 tarih, 2017/6433 Esas ve 2017/10426 sayılı kararında,

Kiranın her yıl %35 oranında artırılacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşme geçerli olup tarafları bağlar. Sözleşmede kararlaştırılan kira artış şartında uyarlamaya gidilemez. Bununla birlikte her davada açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilme yapılması zorunluluğu vardır. Geçmişe dönük olarak doğmuş kira alacağının indirilmesi şeklinde uyarlama istenemeyeceği…

nedeniyle yerel mahkemenin sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin kararını bozmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.11.2014 tarih, 2014/13-1614 Esas ve 2014/900 sayılı kararında,

Türkiye’de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır.

Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçektir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bilinmektedir.

Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır.

ifadeleri ile Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken direnme kararı bozulmasının hatalı olduğuna hükmedilmiştir.

Döviz Kurundaki Dalgalanmaların Uyarlama Davalarına Etkisi

Dövizdeki değişiklikler ve iniş-çıkışlar, ülke ekonomisi ve insanların günlük ihtiyaçlarının karşılanması dahil, birçok konuda belirleyici rol oynamaktadır. Son zamanlarda döviz kurundaki dalgalanmalar neticesinde 13 Eylül 2018 tarihli 30534 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 85 Sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Kararın yürürlüğe girmesi, dövizin ne kadar önemli bir role sahip olduğuna örnektir. Karar’ın 2’nci maddesine göre önceden döviz cinsinden yapılan ve Karar’da belirtilen sözleşmelerin1 yürürlük tarihinden itibaren 30 gün içinde TL cinsinden yeniden düzenlenmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu Karar’ın 1’inci maddesinde belirtilen sözleşmelerin en geç 13 Ekim 2018 tarihine kadar Türk Lirası üzerinden revize edilmesi konusunda hem borçlu hem alacaklı bir yükümlülük altına girmiş bulunmaktadır.

Sözleşmelerin TL cinsinden revize edilme noktasında problemlerin özellikle sözleşme bedelinin, sözleşmenin kurulduğu zamandaki kur üzerinden mi yoksa sözleşmenin revize edileceği zamandaki kur üzerinden mi Türk Lirasına çevrileceği konusunda bir açıklığın henüz bulunmaması nedeniyle yaşanabileceği öngörülmektedir. Bu problemlerin çıkmasının neticesinde uyarlama davaları, ilerleyen günlerde çokça karşılaşacağımız bir konu olarak güncelliğini korumaya devam edecektir.

Kaynak

  1. Menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmeleri.
  • Türk Borçlar Kanunu ve Gerekçesi
  • Türk Medeni Kanunu
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu
  • 85 Sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar
  • Prof. Dr. Fikret EREN – Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları, 22. Baskı, 2017

Kararlar

  • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin T. 10.3.2010, E. 2010/188, K. 2010/2991
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi T. 19.6.2017, E. 2017/6433, K. 2017/10426
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu T. 12.11.2014, E. 2014/13-1614, K. 2014/900
  • www.kazanci.com

Makaleler

  1. Av. Gülmelahat DOĞAN – Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması
  2. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Erdem AYBAY – Sözleşmenin Değişen Koşullara Göre Uyarlanması (Hukuk Genel Kurulu Kararı İncelemesi)
  3. Ar. Gör. Ümmühan KAYA – Sözleşmenin Uyarlanmasında Değişen Şartlar ve Öngörülemezlik İlkesi
  4. Dr. Eleanor Cashin-Ritaine, (Çev. Başak Baysal) – Emprevizyon, Hardship ve İşlem Temelinin Çökmesi: Pacta Sunt Servanda ve Alman-Fransız Hukuki İlişkilerinde Sözleşmelerin Uyarlanmasına Giden Yollar