İnsan Psikolojisi ve Cezaevinin Etkinliği
Giriş
Türkiye’de kamuoyunun büyük bir kısmı, ki buna birçok hukukçu da dahil, maddi ceza hukuku ile ilgilenmekte, infaz hukuku kısmını ise neredeyse hiç kimse önemsememektedir. Hukukçular tüm enerjisini adil ceza hakkaniyetini sağlamaya harcamaktadır. Ancak ceza hukukunda; maddi ceza hukuku buzdağının görünen kısmıdır sadece. Cezaların nasıl infaz edildiği en az cezaların hakkaniyetle verilmiş olması kadar elzem ve hayatidir. Bir cezanın kendisinden beklenen yararı sağlayabilmesi için nasıl infaz edileceği önemlidir. Özgürlüğü bağlayıcı cezaların infazı ile hem toplum için hem bireyler için yeni bir süreç başlar. Bu süreç her ne kadar suçlu olsa da, insan olma vasfını kaybetmediği için; bireyin insan fıtratına uygun bir yaşayış sürmesinin sağlanması ve bireyin yeniden topluma kazandırılması açısından hassasiyetle yaklaşılması gereken bir süreçtir. Bu makale boyunca; hapsetmenin, yüksek maliyetine rağmen, hapishanelerdeki insan onuruna yakışmayan koşullardan ve insan psikolojisi üzerine etkisinden bahsedilerek aslında sanıldığı kadar güvenilir bir yöntem olmadığının üzerinde durulacaktır.
I. Kavramsal Açıdan İnfaz Hukuku
A. İnfaz Kavramı
İnfazın kelime anlamı “bir yargıyı yerine getirme” dir. Hukuki açısından ise mahkemelerin vermiş olduğu ceza ve güvenlik tedbirlerinin kesinleşmesinin akabinde yerine getirilmesi olarak tanımlanabilir. Hürriyeti bağlayıcı cezaların mahiyetleri gereği sadece hüküm verilmekle kalmayıp; hükmün infazı da en az hüküm kadar önemlidir. Türk ceza hukuku sistemine göre ceza mahkemeleri tarafından verilerek kesinleşen güvenlik tedbirleri de dahil olmak üzere mahkumiyete ilişkin her türlü karar infaz kavramının içeriğinde yer almaktadır. Cezaevleri ise yetkili merciler tarafından verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların uygulanması için hükümlülerin bir takım hürriyetlerinin kısıtlandığı, çalıştırıldıkları ve çeşitli eğitimlere tabi tutulduğu yerler olarak adlandırılmaktadır.(1) Ülkemizde birçok cezaevi ve bu cezaevlerinde yaşayan birçok insan bulunmaktadır. 15.04.2020 tarihinde ceza infaz kurumlarındaki hükümlü sayısı 293.240 iken 7242 sayılı Kanun ile getirilen değişiklik sonucunda Covid-19 salgını nedeniyle hükümlülerin izinli olması veya tahliye edilmeleri sebebiyle yaklaşık 209.000 hükümlü ve tutuklu kalmıştır ve ülkemizde toplam 265 kapalı, 76 açık, 4 çocuk eğitim evi, 9 kadın kapalı, 7 kadın açık ve 7 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere 368
ceza infaz kurumu bulunmaktadır.(2)
B. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazının Amacı
T5275 sayılı CGTİHK madde 3’te, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen amaçlar; “öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.” şeklinde açıklanmıştır. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenen amaç önleme amacı ve yeniden topluma kazandırma amacı olarak iki başlık altında incelenebilir. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, toplumu suça karşı korumak, yeniden suç işlenmesini önlemek, suçluyu topluma kazandırmak özetle suçla etkin bir şekilde mücadele etmeyi sağlamaktır. Suçun işlemesinin önlemek için gerekli tedbirleri almak, bu kişilerin sosyalleşmesine yardımcı olarak, toplumsal kurallara uyumlu, üretken, sağlıklı bireylere dönüşmesine katkı sunmaktır. Bu amacın sağlanmasına elverişli olmayan bir yöntem olarak cezaevinin; topluma uyum sağlamakta sorun yaşayan hükümlülerin topluma entegre edilmesi yerine toplumdan tecrit edilmesi sonucunu doğurması hem hükümlü hem de toplum açısından büyük felaketlerin habercisi olacağını göstermektedir.
II. Cezaevi ve Kökeni
5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun ikinci kısmında, özgürlüğü bağlayıcı hapis cezalarının çektirileceği yerlere “ceza infaz kurumları” denmektedir. Tutukluların, hükümlülerden ayrı olarak tutulduğu yere tutukevi denir. Suç işleyen 18 yaşından küçük gençleri ve çocukları ıslah etmek amacıyla Türk Ceza Kanunu gereğince faaliyette bulunan kurum ise “çocuk eğitim evleridir”. Türkçede zindan ve mahpushane sözcükleri cezaevi kelimesinin yerine sıklıkla kullanılmaktadır. Özellikle Osmanlı döneminde cezaevlerinin karanlık, havasız ve nemsiz olmasından ötürü zindan kelimesinin yaygın olarak kullanılırdı. Arapçada ceza kelimesinin kökeni “bir suça karşılık ödenen bedel, tazminat” sözcüğünden gelir. “Bedeli ödendi, tazmin etti” fiillinin ise mastarıdır. Bu sözcük Süryanice “ödeme” kelimesi kökünden gelir. İngilizcede “prison” kelimesine karşılık gelen kelime tutulma, alıkonulma anlamı taşır. Özetle cezaevi kelimesi etimolojik olarak cezalandırma işlevinin ön planda olduğu özgürlüğü bağlayıcı cezanın infaz edildiği yer anlamındadır.
III. Cezaevlerine İnsan Hakları Hukuku Perspektifinden Bir Bakış
Cezanın yerine getirilmesi aşamasına geçildiği andan itibaren, mahkemece verilen tutuklama ya da kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının nerede, kimler tarafından, ne şekilde yerine getirileceği; tutuklu ve hükümlünün, infaz kurumuna kabulünden, onun cezasının sona
ereceği güne kadar, kapalı dört duvar içinde nasıl bir hayat süreceği kurallar çerçevesinde belirlenmiştir. Mahkûmiyet kararının kesinleştiği andan itibaren sona erdiği ana kadar devlet ve hükümlü arasındaki hukuki bir ilişki başlar. Ceza infaz kurumları ile tutukevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin, cezaevinde bulundukları sürece insan onuruna yakışır biçimde ve güven içinde yaşamlarını ikame ettirmeleri devletin güvencesi altındadır. Ceza infaz kurumlarında cezaların insan haklarına saygılı ve insan onuruna yaraşır bir şekilde infaz edilmesi devletin sorumluluk ve görevlerinin bir gereğidir. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında hiçbir devlet kurumu insanlık dışı, zalimane, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz. Cezaevlerinde kalan tüm insanlar da gerek anayasal temel hak ve özgürlükleri gerek Avrupa insan hakları Sözleşmesi gereği insan onuruna saygı gösterilmesini, onur kırıcı davranışların, özellikle işkence ve diğer zalimce, insanlık dışı muamele ve cezalardan korunmayı isteme hakkına sahiptir. Cezaevinde insanlık dışı uygulamaların baş göstermesi halinde sadece mahkumlara zarar vermez suçtanarınmış bir toplum yaratılmasına da engel teşkil eder. Cezaevlerinde artan nüfus artış oranıyla ters orantılı olarak suç işlenme oranının artması ile yeni cezaevleri inşa edilmektedir ancak artan maliyete rağmen yeni ceza evleri ihtiyacı karşılamaya yetmemektedir. Bundan dolayı cezaevlerinde yatak alanı, banyo, hava değişimi, sosyal alanlar gibi fiziki koşulların kötü olduğu bir yaşam alanı mevcuttur. Kriminolojik olarak suç işlemeye yatkı olan insanların aynı yerde yaşamaya zorlanması ile berber ortaya çıkan çatışmaların yetersiz güvenlik önlemleri nedeniyle önlenememesi cezaevlerini suç kurumu haline getirmiş durumdadır. Duruma Türkiye özelinde bakacak olursak gerek ulusal gerekse uluslararası Sivil Toplum Kuruluşlarının, İnsan Hakları Örgütlerinin, İnsan Hakları Komisyonlarının, Türkiye cezaevlerine yönelik çalışma ve gözlem raporları son 30 yıl da Türkiye cezaevlerinin genellikle, cezaevi isyanları, yaşanan insan hakları ihlalleri, ölüm oruçları, şiddet, isyanlar, firarlar, çatışmalar, güvenlik sorunları ve yönetimden kaynaklanan sorunlarla birlikte anılan kurumlar haline geldiği görülmektedir.
IV. İnsan Psikolojisi ve Cezaevinin Etkinliği
Cezaevi suçlunun suç işleme duygularından arındırılarak topluma yeniden kazandırılması gayesi ile getirilmiş hukuksal bir kurumdur. Peki, yüzlerce yıldır gerek hukuksal gerek infazın uygulanmasına yönelik değişimlerle inşa edilen bu yöntem, cezaevinden chukuksal gerek infazın uygulanmasına yönelik değişimlerle inşa edilen bu yöntem, cezaevinden beklenilen işlevi yerine getirebilmiş midir? Suçluları vicdanlarıyla baş başa bırakarak, kendileriyle yüzleşmelerini sağlamak ve devamında da onlara kendilerini suç işlemeden ifade edebilecekleri yeni bir davranış biçimi kazandırma fikri cezaevlerinden beklenen en üst düzeyde faydadır. Ancak cezaevinin insan doğası ile bağdaşmayan yapısı gereği kendisinin” sorun üretmeye ve halihazırda var olan sorunları büyütmeye uygun bir ortam” yarattığını söylemek daha doğru olur.
Kişilerin suç işlememesini sağlamak için hapis cezasını kullanmak sadece hapsoldukları süre boyunca işe yarar ve bu son derece maliyetli bir yöntemdir. İşte tam da bu sebeple, son derece şaşırtıcı olarak, suçun yeniden işlenmesini engellemek için hapis cezasına başvurmak uzun vadede etkili bir yöntem değildir. Cezaevi pek çok dezavantajı, doğası itibariyle kaçınılmaz olarak içinde barındıran, kurulumu ve yönetimi oldukça maliyetli, yarattığı onca olumsuz yan etki gözünde bulundurulduğunda, kendine yapılan onca yatırımın asla gerçek manada bir geri dönüşü olamayacak, tüm emeklere karşın pek pozitif bir değer yaratamayacak cezai bir yaptırım türüdür. Hapsetmenin başta “kapatılmaya” dayalı doğasını insan psikolojisine yaptığı baskı ve katı uygulamalarından hareketle temelde “cezalandırıcı” olması, onu başarısız bir infaz yöntemi haline getirmiştir. Hapsetme olgusunun sürekli gündemde tutularak yaratılan psikolojiyle pek çok insanın her an kapatılma riskiyle karşı karşıyaymış gibi bir ortam yaratılması, beklenilenin aksine caydırıcı olmadığı gibi, bir de aksine, suç üretmeye olanak veren bir iklim yaratmaktadır. Yani cezaevlerinin cezalandırıcı işlevi caydırıcılık işlevinden daha fazla olup başarısız bir ıslah yöntemidir.
Sonuç
Gerek kökeninden gerekse tarihinden anlaşılacağı üzere kişilerin hapsedilmesi, yeni bir uygulama değildir. Ancak tarihi yüzlerce yıl önceye dayanan bu yaptırımın edinilen tecrübeye göre caydırıcı bir infaz yöntemi olmadığı ortadadır. Hatta ceza adaletinin sağlanması adına “cezalandırma” işlevi odaklı, daha az insan haklarına saygılı oldukça, değil caydırıcı olmak suç üreten yerler haline gelmeleri bile kaçınılmaz olur. Cezaevinin bir infaz yöntemi olarak tercih edilmesi ile ortaya çıkan mutlak anlamda özgürlüğün yok olması ne toplum için ne de suçlu kişiler açısından faydalıdır. Yukarıda bahsedildiği üzere şu an ki hapishane koşullarının insan hakları açısından durumu gözlemlendiğinde ve hapsetme olgusunun insanın doğasında yaptığı tahribat ortaya konulduğunda bu kanı desteklenmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin cezaevinde geçirecekleri süre; insan fıtratı da göz önünde bulundurularak insan haklarına nazarında her suç tipine, belirli bir mahkûm kategorisine göre bireyselleştirilmiş ve iyileşme odaklı şekilde planlanabilir. Zaten düşünüldüğünde kasten adam öldürme suçundan mahkûm olmuş biri ile cinsel istismar suçundan mahkûm birinin yan yana kapalı bir dört duvar içinde yılarını geçirerek topluma kazandırılacağı fikri pek de gerçekçi değildir. Ceza ve güvenlik tedbirlerinden toplum yararına bir sonuç almak için, bu başka bir çalışmanın konusu olmakla beraber, radikal, hümanist ve daha faydacı bir infaz yöntemine ihtiyaç vardır.
Kaynakça
- Akın, A. (2014). İnfaz hukuku. Ankara.
- Applebaum, A. (2008). Gulag (U. Demirbaş, Çev.). İstanbul: Arkadaş Yayınevi.
- Artuk, M. E., Gökcen, A., & Yenidünya, A. C. (2009). Ceza hukuku: Genel hükümler. Ankara.
- Demirtaş, T. (2000). Cezaevleri gerçeği. S. Edis’e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayını, İzmir.
- Özbek, V. Ö. (2019, Şubat). İnfaz hukuku. Eskişehir.
- Özel, İ. (2021, Ekim). Cezaevi çalışmaları ve İskandinav ceza infaz sistemi. On İki Levha Yayıncılık.
- Sağıroğlu, M. (2021). Geçmişten bugüne ve tüm yönleriyle ceza infaz sistemi. Ankara.
- Sağlam, Y. (1995). İnfaz ve infaz hukuku kavramları üzerine bir inceleme. Türkiye Barolar Birliği Dergisi.
- Ünal, R. (2011). Ceza hukukunda yaptırımın uygulanması ve infazı öncesi imkânlar (Yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
- Üstün, Ü. S., Bozkurt, T., & Uyumaz, A. (2021). Genç Hukukçular Sempozyumu. Ankara.
