Giriş

Haksız fiilden doğan tazminat talepleri için, mağdurun zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmesinden itibaren işlemeye başlayacak iki yıllık ve herhâlde haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak on yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. TBK m. 72/1, 2. cümlede, “Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” Demektedir. Bu makalemizde öncelikle haksız fiilden kaynaklı zamanaşımının başlangıcı ve sair hususlar ile ceza zamanaşımının uygulanabilirliği incelenecektir.

I. Haksız Fiilden Kaynaklı Kısa Sürenin (2 Yıllık Sürenin) Ne Zaman Başladığının Yani Zamanaşımı Başlangıç Tarihinin Değerlendirilmesi

THaksız fiilden doğan tazminat talepleri için, mağdurun zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmesinden itibaren işlemeye başlayacak iki yıllık ve herhâlde haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak on yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Burada 2 yıllık zamanaşımı için; iki yıllık

zamanaşımı süresi, zararın ve failinin öğrenildiği an başlar. Zararın ve failin veya hukuki sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresi içerisinde tazminat davası açılmamışsa, tazminat alacağı zamanaşımına uğrayacaktır. Zararın öğrenilmesinden amaç zararın varlığının öğrenilmesidir; zararın miktarının ya da kapsamının öğrenilmesi gerekmez. Öğrenilen zararın genel olarak bir tazminat davası açabilmek için yeterli nitelikte olması gerekir. Zararın varlığının öğrenilmesi, ileride doğacağı öngörülen başkaca zararlı sonuçları da öğrendiği var sayılır. Zarardan sorumlu olanın tahmini değil, kesin olarak belirlenmesi gerekir. Failde yanılma zamanaşımını etkilemeyecektir. Tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarih; tazminat yükümlüsü hakkında ayırt edici olacak şekilde, kesin olarak tespit etmeye yarayacak bilgiye ulaşıldığı tarihtir. Zira, kişinin tahmini olarak bilinmesi veya tazminat sorumlusu kişinin tahmin edilen kişi olup olmadığı hususunda şüphe edilmesi yeterli bilgiye sahip olmak anlamına gelmeyecek ve “öğrenmek” şartı gerçekleşmiş kabul edilmeyecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.11.2002 tarihli, 2002/1034 sayılı kararında bu hususa şöyle dikkat çekilmiştir; “… Zamanaşımı süresinin başlaması için haksız eylemden zarar görenin ‘faili’ ve ‘zararı’ öğrenmiş olması gerekir. Zararı öğrenmeden amaç, zararın kapsamını ve esaslı unsurları hakkında davayı açmaya elverişli bütün şartların öğrenilmesidir. Zararın kapsamını belirleyecek husus ‘gelişmekte olan bir durum’ ise, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak tedavi sonucunda düzenlenecek doktor raporuyla belirlenebilecekse, zamanaşımı süresi bedensel zararı kesin olarak saptayan son tıbbi raporun verilmesinden sonra işlemeye başlayacaktır.” Adalet Komisyonu Kanun Değişiklik Gerekçesinde de; “Tasarının 71 inci maddesi deprem ve benzeri olaylarda uzun zamanaşımını benimseme temeline dayanarak yirmi yıllık genel bir süre öngörmüştür. Deprem üzerine Yüksek Mahkemenin geliştirdiği yorum, bu düzenlemeyi etkilemiş olmalıdır (YHGK. 04.06.2003 t, 4 – 400 / 393 – E / K, YCGK. 4.3.2003 t, 9 – 314 / 15 – E / K). Komisyon, bu gibi sonuçlarda çözümün “haksız fiil” kurumunun analizinde aranması gerektiği değerlendirmesinde bulunmuş, süreyi on

yıla indiren önergede temel çözümü ortaya koymuştur. Buna göre, haksız fiilin “sonuç” unsurunun üzerinde durulması gerekir. “Sonuç”, eylemin “hareket” unsurunun dışdünyada meydana getirdiği ve hukukun hüküm tertip ettiği “değişiklik”tir (Prof. Dr. Kaneti, Selim, Haksız Fiilde Ani Sonuçlu Olaylarda Hukuka Aykırılık Unsuru, İst. 2007, s. 19 ve civ.). Hareketten hemen sonra meydana gelen ölüm, yaralanma ve hasar gibi “ani sonuç”lar yönünden bir sorun yoktur. Bu hâllerde, hareketle sonuç arasında uzun bir zaman bulunmamaktadır. Hareketle sonuç arasına uzun bir zamanın girdiği hâllerde sorun doğmaktadır. Sözgelimi kimi kimyasal ya da radyoaktif kökenli kazalarda hareket unsuru ile dış-dünyadaki değişiklik (sonuç) unsuru arasına, yarım asrı aşan bir süre girebilir. Radyoaktif kaza çevresinde 50 yıl sonra elsiz-kolsuz doğumun gerçekleşmesi farazî örneği uyarıcıdır. İlliyet bağının varlığı hâlinde bu örnekte nükleer santraldeki “patlama”, haksız fiilin “hareket unsurunu”, “noksan doğum” ise, haksız fiilin “sonuç unsurunu” (cismani zararı) ifade eder. Bu somut örnekte haksız fiilin işlendiği tarih, hareketin oluştuğu “patlama” tarihi değil; sonucun meydana geldiği “noksan doğum” tarihidir. Haksız fiil, noksan doğum tarihinde tamamlanmış olmaktadır. (Prof. Dr. Henri Deschenaux, Prof. Dr. Pierre Tercier, Sorumluluk Hukuku, Selim Özdemir çevirisi, Ank, 1983, s.12- 13). Hareket ve sonuç haksız fiil bütününü oluşturan kurucu unsurlar olup sonucu meydana gelmemiş harekete bir hüküm tertip olunamaz. Öte yandan aynı hareketin farklı zamanlarda birden fazla sonuç doğurması mümkündür. Çernobil kazasından sonra birden fazla özürlü doğum gibi. Her sonucun meydana geldiği tarihe göre zamanaşımının başlangıcı farklı olacaktır. Bu gibi hâllerde zarar, ancak ve ancak sonucun meydana geldiği tarihte oluşmuş olacağından, kısa süreli zamanaşımının da başlangıç tarihi zorunlu olarak, sonucun meydana geldiği tarih sonrasındaki öğrenme tarihi olacaktır.” “Eldeki dava, haksız fiil hukuksal nedenine dayalı maddi tazminat istemine ilişkin olup, bilindiği üzere kanunun zamanaşımı süresinin başlaması için alacaklının belli olguları öğrenmiş olması koşulunu aradığı hâllerden biri, haksız fiilden kaynaklanan tazminat borcudur. Buna ilişkin iki ve on yıllık süreler öngören ve dava tarihi itibariyle uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72 nci maddesinde, iki yıllık zamanaşımı süresinin, zarar görenin, zararın varlığını ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında, alacaklı zararın varlığını ve zarar vereni bilmediği sürece, zamanaşımı süresi başlamayacaktır. Zararın varlığını öğrenme koşulu, öncelikle zararın gerçekleşmiş olmasını gerektirir. Henüz gerçekleşmemiş bir zararın, herkes gibi, o zararın tazminini isteyebilecek olan alacaklı (zarar gören) tarafından da öğrenilmesi mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, hukuka aykırı fiil işlenmesine rağmen, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış; zararın ortaya çıkması için, fiil tarihinden sonra birtakım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, doğal olarak zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması da mümkün

olmayacaktır.” 1 Zarar görenin meydana gelen zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenmesiyle iki yıllık kısa zamanaşımı işlemeye başlar. Kısa zamanaşımının işlemeye başlayabilmesi için zarar görenin sadece zarar göreni ya da tazminat yükümlüsünü değil, her ikisini de öğrenmiş olması gerekir. Zarar görenin zararı ya da tazminat yükümlüsünden hangisini sonra öğrenmiş olursa zamanaşımı süresi o tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünün kim olduğunu öğrenmesi yeterli olduğundan ayrıca zarar görenin hangi hukuk normuna dayanarak zararını talep edebileceğini bilmesi aranmaz. İki yıllık kısa zamanaşımı süresinin işlemeye başlayabilmesi için öncelikle zarar görenin meydana gelen zararı öğrenmesi gerekir. Sadece zarara sebep olan fiilin öğrenilmesi, kısa zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli değildir Kısa zamanaşımı süresinin işlemeye başlayabilmesi için zararın tamamen tespit edilmesi gerekmez. Çünkü bazı durumlarda zararın tamamen tespit edilmesi uzun bir zaman alabilir. Bu sebeple tazminat yükümlüsünün de öğrenilmesi şartıyla, zamanaşımı süresi zarar görenin zararın kapsamını büyük ölçüde belirleme imkânı tanıyan önemli unsurların öğrenmesiyle başlar. 2 Zararın öğrenilmesindeki kasıt, haksız fiil sonucunda meydana gelen zararların tüm kapsam ve ayrıntısı ile kesin olarak öğrenilmesi değil; zararın varlığı, niteliği, kapsamı ve esaslı unsurları hakkında tazminat davası açabilmek için yeterli bilgiye sahip olunmasıdır. Zararın öğrenilmesi, zararın gerçekleşmesini, zararı meydana getiren fiilin veya olayın sona ermesini gerektirdiğinden; haksız fiil devam ettiği sürece zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. Kısa zamanaşımı süresinin işleyebilmesi için ortaya çıkan zararın yanı sıra tazminat yükümlüsünün de öğrenilmesi gerekir. Tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden kasıt; bu hususta kesin, emin ve dava açmak için yeterli bilgiye sahip olunması demektir. Kişinin tahmini olarak bilinmesi ya da şüphe edilmesi tazminat yükümlüsünün öğrenildiği anlamına gelmez. Haksız fiilin tek bir kişi tarafından işlenmesi halinde o kişinin öğrenilmesi ile kısa zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Ancak, haksız fiilin birlikte işlenmesi halinde zamanaşımı süresi her bir fail hakkında farklı zamanlarda işlemeye başlar. Tüm müteselsil sorumlular aynı anda öğrenildiğinde zamanaşımı süresi hepsi için aynı anda işlemeye başlarken, müteselsil sorumluların farklı tarihlerde öğrenilmesi durumunda her bir müteselsil sorumlu

için onun kimliğinin öğrenilmesiyle süreler işlemeye başlayacaktır. 3 “Dosyadaki kanıtlara göre zararın maden arama ve çıkarma eylemi sonucu meydana geldiği iddia edilmektedir. Tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere maden çıkarma faaliyeti, 1950’li yıllarda başlamış ve o tarihten bu yana devam etmektedir. Şu durumda davalının zarar doğumuna neden olan eylemi devam ettiğine göre zamanaşımından söz edilemez. 4 Mahkemece hükme esas alınan fabrikanın izabe hane bölümünün 1993 yılında durdurulmuş olması, bu tarihten itibaren bir yıldan fazla süre geçtiğine dair davalı savunmasına, zararın sadece bu bölümden çıkan gazlardan kaynaklanmadığı, fabrikanın çalışması ile de bitkilerin uzun zaman içerisinde yok olduğu, bunun nedeni olarak erozyonun başladığı ayrıca maden çıkarmak için başvurulan adımlardan dolayı da sarsıntıların oluştuğu, bunların bir anda değil yer yer ve halen de devam ettiğinin anlaşılmış bulunmasına göre davalının bu yöne ilişkin olan savunmasına itibar edilemez. Bu nedenle de davanın zamanaşımına uğramış olduğundan söz edilemez. Davanın bundan dolayı reddi doğru değildir.” 5

II. Haksız Fiilden Kaynaklı Uzun Sürenin (10 Yıllık Sürenin) Ne Zaman Başladığının Yani Zamanaşımı Başlangıç Tarihinin Değerlendirilmesi:

TBK 72. Maddede “tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” Denilmektedir. Böylelikle, haksız fiil sebebiyle zarar gören gerek zararı gerek sorumlunun kim olduğunu ne zaman öğrenmiş olursa olsun, haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçince, tazminat davası açma hakkı zamanaşımına uğrar. Uzun zamanaşımı süresinin işlemesi için zararın meydana gelmesi veya zararın öğrenilmesinin bir önemi yoktur. Uzun zamanaşımı süresinin başlangıç anı, zararı meydana getiren eylem veya olayın meydana geldiği tarihtir. Bir başka deyişle, on yıllık uzun zamanaşımı süresi fiilin işlendiği tarihte başlar. Hak aramanın üst sınırını belirleyen on yıllık kesin sürenin başlama tarihinin, kural olarak “olay günü” ya da “haksız eylemin işlendiği gün” olduğu söylenmekte ise de bunun doğru tanımının “zarara yol açan eylemin tamamlandığı gün” olması gerekir. Fakat haksız eylem zaman içinde süregelmişse, başlangıç anı değil, bitiş anı esas alınarak (10) yıllık süre hesap edilecektir.

III. Taraflar Arasında Sözleşme Olması Halinde TBK 72. Madde Değerlendirilmesi ve Sözleşmesel Zamanaşımının Başlangıcının Değerlendirilmesi

Öte yandan, bu düzenlemelerin uygulanmasında zararın türü, maddi veya manevi tazminat istemi ya da tazminat isteminin sözleşmeye aykırılık haksız fiil ya da bir kusursuz sorumluluk olgusu olması arasında bir ayırım yapılmamıştır. Zamanaşımı süreleri ve başlaması, zarar ve hangi hukuki sebebe dayandığına bakılarak değil, ihlal edilen hukuki varlığa bağlı olarak tayin edilmiştir. Doktrinde Gauch / Schluep’e göre,

sözleşmenin müspet ihlalinden, özellikle koruma yükümlülüklerinin ihlalinden doğan zararın tazmininde zamanaşımı, zararın doğduğu anda işlemeye başlayacaktır. TBK m. 146 hükmünde ; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın 10 (on) yıllık zamanaşımına tabi olduğu”, TBK m. 149/I hükmünde ise “zamanaşımının, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı” düzenlenmiştir. Sözleşmeden doğan sorumlulukta kural olarak, zamanaşımı süresi 10 (on) yıl olarak belirlenmiştir. Sorumluluğunun kapsamı, koşulları ve ileri sürülmesi bakımından, bahsi geçen iç ilişkinin sözleşme veya haksız fiil olmasına göre bazı farklılıklar barındırır. Meselâ, sözleşmeye dayalı taleplerde zamanaşımı süresi (TBK m. 146 vd.) ile haksız fiile dayalı taleplerde zamanaşımı süresi (TBK m. 72) farklıdır. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunda, zarar gören, zarar verenin kusurunu ispat yükü altında (TBK m. 50/I) iken; sözleşmeden doğan sorumlulukta, borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispatlamakla yükümlüdür (TBK m. 112). Burada belirtmek gerekir ki sözleşmeden kaynaklanan zarar ve haksız fiilden kaynaklanan zarar birlikte iç içe geçebilir. Sorumluluk ile haksız fiil sorumluluğunun aynı anda olabilmesi için öncelikle zarar gören ile zarar veren arasında sözleşme ilişkisinin bulunması ve zarar veren fiil ile sözleşmeden doğan yükümlülüğün ihlali arasında bir bağın olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile genel davranış kurallarına aykırılık aynı andasözleşme ilişkisine de aykırılık teşkil etmelidir. İki sorumluluk hükmünün aynı anda bulunduğu bu hâllerde öğretideki bir görüş ( sözleşme hükümlerinin haksız fiil hükümlerine göre özel hüküm niteliğinde olduğunu belirterek haksız fiil hükümlerine dayanılamayacağını borca aykırılık hükümlerine üstünlük tanınması gerektiğini; diğer bir görüş bunun tam aksini, haksız fiil hükümlerine üstünlük tanınması gerektiğini savunmasına karşın hâkim görüş ve uygulamadaki yargı içtihatları iki sorumluluk hükmünün yarışacağını ve zarar görenin istediği esasa dayanabileceğini kabul etmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda ise bu konuda ‘sebeplerin yarışması’ kenar başlıklı 60. madde düzenlemesi mevcuttur. Bununla ‘sebeplerin yarışması ilkesi’ açıkça kabul edilmiştir. Gerçekten de anılan madde ile bir kişinin sorumluluğunun birden çok sebebe dayandırılabildiği hâllerde hâkimin zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vereceği düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmeye aykırılık ve haksız fiil sorumluluğunun şartları aynı anda gerçekleşmişse, yani zarar gören/alacaklı iki sorumluluk hükmüne de dayanabiliyorsa istediği sorumluluk rejimini seçebilir. Bu seçim hakkı zarar gören/alacaklı tarafından kullanılmamışsa ve kanunda aksine bir düzenleme de yoksa hâkim zarar görenin lehine olan hükümleri uygular. 6 Sözleşmeden veya sözleşme benzeri ilişkilerden doğan edim yükümlülükleri (Leistungspflichten) ve koruma

yükümlülüklerinin (Schutzpflichten) ihlali halinde, zarar gören değil, zarar veren, ispatla yükümlü bulunmakta, zarara yol açan fiili kusurlu şekilde yerine getirmediğini ortaya koymak durumunda kalmaktadır. Koruma yükümlerinin ihlali halinde açılacak tazminat davasında da alacaklıdan bir kusur ispatı beklenmez. TBK’ya göre, sözleşmeye aykırılık nedeniyle sorumluluğun ortaya çıkması için, borca aykırı fiil, bu aykırılık nedeniyle bir zararın ortaya çıkması, borca aykırılık ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması ve son olarak borca aykırı hareket eden kişinin kusurlu olması gerekmektedir. Borçlu alacaklıya verdiği zararın tazmininden ancak kusursuz olduğunu ispat etmek suretiyle kurtulabilir. 7

IV. TBK 72. Madde Kapsamında Ceza Kanununda (Uzamış) Zamanaşımı Değerlendirilmesi:

Kanun koyucu hemen ikinci cümlede bu süreler dışında ve bunları aşan ayrı bir süre daha öngörmüştür. İnceleme konumuz olan ve ceza zamanaşımı olarak nitelendirilebilecek olan bu süre TBK m. 72/1, 2. cümlede, “Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümle hem tazminat sorumluluğunu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre suç teşkil eden bir eylemin farklı zamanaşımı sürelerine tabi olması engellenerek adalete ve hukuksal güvenliğe aykırı sonuçların önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Burada olayımızda ceza kanunlarına göre suç teşkil eden bir husus söz konusu olup ceza zamanaşımı olaya uygulanabilecektir. Buna göre, TBK m. 72/1, 2. cümle hükmünün (ceza zamanaşımının) uygulandığı durumlarda, zamanaşımı süresi, zararın ve sorumlu şahsın öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (eylemin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Ceza zamanaşımının uygulanması için;

  • Haksız Fiilin Aynı Zamanda Suç Teşkil Etmesi
  • Fiil İçin Ceza Kanunlarının Öngördüğü Zamanaşımı Süresi TBK m. 72’deDüzenlenen Sürelerden Daha Uzun Olmalıdır.

“Diğer taraftan, 6098 sayılı TBK’nın 72’nci maddesinin birinci fıkrasında; “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, eylemin aynı zamanda ceza kanununda suç sayılması hâlinde, daha uzun ise olayda ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanacağı, dolayısı ile bu durumda TBK’daki daha kısa zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı hususu açıkça anlaşılmaktadır. Söz konusu hüküm, ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Sonuçta; haksız eylemin suç oluşturması durumunda o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10704/2013 tarihli ve 2012/4- 1161 E., 2013/498 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir. 8 “6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır.

Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK’nın 60. (TBK’nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir. 9 Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız eylem faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. 10 “Olay tarihi olan 04/07/2007’de yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. ve 60/2. maddeleri uyarınca haksız fiilden kaynaklanan tazminat talepleri, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her halde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden bir eylemden doğmuş ve Ceza Kanunu’nda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüş ise haksız fiil sorumluluğunda da uzamış ceza zamanaşımı süreleri uygulanır. 237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1. maddesinde “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmü; aynı Kanun’un “Dava Zamanaşımı” başlıklı 66/1-d. maddesinde “Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi on beş yıldır.”hükmü yine aynı Kanun’un 66/4. maddesinde ise “Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde

Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalının eyleminin olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1. maddesinde düzenlenen taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu oluşturduğu anlaşılmakta olup uygulanacak dava zamanaşımı süresi yukarıda anılan düzenlenmeler uyarınca on beş yıldır. Eldeki davalar 21/08/2014 ve 05/01/2015 tarihlerinde açıldığına göre, ceza kanununda düzenlenen dava zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davaların süresinde açıldığı kabul edilmelidir.” 11 TCeza zamanaşımının başlangıç tarihi ise TCK hükümlerine göre belirlenmelidir. Sürelerin başlangıcının tabi oldukları hukuk disiplinine göre işlemesi daha uygundur. Dolayısıyla, ceza zamanaşımın başlangıcı, TCK hükümlerine göre belirlenir. TCK m. 66/VI’ya göre, dava zamanaşımının başlangıcı kural olarak fiilin işlendiği tarih olarak kabul edilmekle birlikte; suçun tipine, işleniş şekline ve mağdurun durumuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Yargıtay kararlarında ceza zamanaşımı, fiilin işlendiği tarihten itibaren işletilmektedir. 12 Öte Yargıtay 4. HD., T. 8.5.2017, E. 2016/16641, K. 2017/2607: “Uzamış (ceza) zamanaşımının başlangıcı olay tarihidir, zarar ve failin öğrenilmemesi önem taşımaz.” “Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 60/2. maddesinde (6098 sayılı TBK m. 72) haksız fiil nedeniyle tazminat davasının zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, herhalde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden itibaren on yıllık sürede zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Ancak, haksız fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir eylem ise ve Ceza Kanunu’nda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüşse haksız fiil sorumluluğunda bu (uzamış) ceza zamanaşımı süreleri uygulanır. Uzamış (ceza) zamanaşımının başlangıcı olay tarihidir, zarar ve failin öğrenilmemesi önem taşımaz.” 13 Aynı zamanda tazminat davalarında uygulanacak ceza zamanaşımı süreleri, eyleme verilen ceza miktarına göre değil, eylemin uyduğu hükümde öngörülen cezanın üst (tavan) limitine göre belirlenecektir. Ayrıca, faile daha ağır ceza verilmesini gerektiren nitelikli hallerin varlığı durumunda, ceza zamanaşımı süresinin belirlenmesinde bu haller de göz önünde bulundurulmalıdır. Bir başka deyişle, ceza zamanaşımı süresinin belirlenmesinde, o suçla ilgili olarak hükmedilmesi mümkün olan en yüksek ceza miktarı esas alınmalıdır. Buna karşın, daha hafif cezayı gerektiren nitelikli haller söz konusu ise ceza zamanaşımı süresinin belirlenmesinde bu durum dikkate alınmaz. 14 Burada belirtmek gerekir ki; Ceza zamanaşımı süresi ancak haksız fiil failine karşı uygulanabilir, hukuken tazminat sorumlusu olan kişilere karşı uygulanamaz. Yani TBK’ nın 72(1). Maddesinin 2. cümlesinde yazılı olan ve suç niteliği bulunan haksız eylemlere ilişkin olan tazminat davalarında ceza zamanaşımının uygulanacağı kuralı, yalnız haksız eylemi işleyenlere karşı açılan davalarla sınırlıdır. Yargıtay’ n 4. Hukuk Dairesi’nin 09.04.2009 tarih, 2008/10964 E. ve 2009/5304 K. numaralı ilamında belirtilen “…cezai sorumluluğu olmadığı için gazete sahibi hakkında uzamış (ceza) zamanaşımının

uygulanması olanağının da bulunmadığı belirgindir.” ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, ceza zamanaşımı haksız eylemin failine karşı açılacak davalarda uygulanabilmektedir. Burada şu detayı da belirtmek gerekir. Aslında tüzel kişiliğin bir cezai sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak yargı kararları tüzel kişilerdeki organların yaptığı eylemlerin ceza kanunu kapsamında suç sayılması halinde haksız fiilden kaynaklı tazminat davasının tüzel kişiye yöneltilmesi halinde haksız fiilde yer alan ceza zamanaşımının uygulanacağı belirtilmektedir. Yüksek Mahkeme tüzel kişilerin organlarının işledikleri haksız fiilde, organın fiili tüzel kişiyi sorumluluk altına sokacağından, organı oluşturan kişilerin suç teşkil eden eylemlerinden dolayı tüzel kişi aleyhine açılacak davalarda ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği görüşünü benimsenmiştir. Doktrinde de bir fiilin, tüzel kişinin organları tarafından işlenmesi, tüzel kişinin hukuki sorumluluğunu gerektiriyorsa, organlara karşı uygulanan ceza davası zamanaşımı süresinin, tüzel kişiye karşı açılacak tazminat davası açısından da uygulaması gerektiğini ileri süren görüşler de bulunmaktadır. 15 “Haksız fiil aynı zamanda suç teşkil ediyorsa ceza zamanaşımı süresinin tüzel kişi aleyhine açılan tazminat davasında da uygulanması gerekmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.09.2012 tarih ve 2012/4-319 E-2012/619 K sayılı ilamı da bu doğrultudadır). Tüzel kişi hakkında daha kısa olan zamanaşımı süresinin, şahıslar hakkında ise, daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin kabul edilmesinin uygulamada hakkaniyete de uygun olmayan sonuçlar doğuracağı açıktır. Mahkemece davalı tüzel kişi hakkında ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağının kabulü ile davanın esasına girilerek sonucu dairesinde hüküm tesisi gerekirken mahkemece davalı tüzel kişi hakkında ceza zamanaşımı uygulanmayacağından bahisle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” 16

Kaynakça

  • Akçay, E. (2010). Türk Borçlar Kanununa göre zamanaşımı (1. baskı). İstanbul: Oniki Levha Yayıncılık.
  • Aşçıoğlu, Ç. (2012). Trafik kazalarından doğan hukuk ve ceza sorumlulukları (3. baskı). Ankara: Sözkesen Matbaacılık.
  • Aydos, O. S. (2013). İstisnai sürenin nisbi süreye etkisi. TAAD, 14, 397–415.
  • Başpınar, V., & Altunkaya, M. (2008). Depremden doğan zararların tazmininde zamanaşımının başlaması ve süresi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 57(1), 106.
  • Çelik, A. (2004). Tazminat ve alacaklarda zamanaşımı. İstanbul.
  • Gürkanlar, M. (1982). Bir zarara birlikte neden olan birden çok kişinin sorumluluğu. Ankara.
  • Karahasan, M. R. (2003–2004). Türk Borçlar Hukuku genel hükümler (5 cilt). İstanbul: Beta Yayınevi.
  • Kayıhan, Ş. (2012). Borçlar Hukuku genel hükümler (3. baskı). Ankara: Seçkin Yayınevi.
  • Kılıçoğlu, A. M. (2014). Borçlar Hukuku genel hükümler (18. baskı). Ankara: Turhan Kitabevi.
  • Tandoğan, H. (1961). Türk mesuliyet hukuku. Ankara.
  • Tekinay, S. S., Akman, G. S., Burcuoğlu, H., & Altop, A. (1993). Borçlar Hukuku genel hükümler (7. baskı). İstanbul: Filiz Kitabevi.
  • Tunçomağ, K. (1976). Türk Borçlar Hukuku genel hükümler (Cilt 1, 6. baskı). İstanbul: Sermet Matbaası.
  • Tutumlu, M. A. (2007). Türk Borçlar Hukukunda zamanaşımı ve uygulaması (3. baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.
  • Uygur, T. (2013). 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu şerhi (Cilt 1, 3. baskı). Ankara: Seçkin Yayınevi.
  • Tuhr, A von. (1983). Borçlar hukuku (Cilt 1–2, C. Edege, Çev.). Ankara: Yargıtay Yayınları.

Dipnot

  1. Yargıtay 3. HD., E. 2021/8894 K. 2022/6039 T. 21.6.2022
  2. Çelik, A. (2004). Tazminat ve alacaklarda zamanaşımı. İstanbul, s. 66.
  3. Başpınar, V., & Altunkaya, M. (2008). Depremden doğan zararların tazmininde zamanaşımının başlaması ve süresi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 57(1), s. 106.
  4. Çelik, s. 147.
  5. YHGK, E. 1999/4-940, K. 1999/937, T. 10.11.1999
  6. Çelik, s. 145.
  7. Eren, s. 794. İsviçre Hukuku’nda da “bu bapta tayin olunan zamanaşımı süreleri sözleşme ile değiştirilemez” şeklindeki 129. madde düzenlemesi 60. maddede düzenlenen zamanaşımı sürelerine uygulanmadığından; söz konusu sürelerin tarafların anlaşmaları ile uzatılması veya kısaltılması mümkündür.
  8. Yargıtay 3. H.D., E. 2021/8894 K. 2022/6039 T. 21.6.2022
  9. Yargıtay 11. HD., E. 2019/488 K. 2022/7234 T. 20.10.2022
  10. Aynı yönde bkz., Yargıtay 11. H.D T. 12.06.1989, E. 1989/ 6367, K. 1989/3541; Yargıtay 4. H.D. T. 28.03.2002, E. 2001/12800, K. 2002/3736 ve T. 27.01.2003, E. 2002/10674, K. 2003/844
  11. Yargıtay 4. HD., E. 2018/1691 K. 2019/5589 T. 26.11.2019
  12. Tandoğan, H. (1961). Türk mesuliyet hukuku. Ankara, s. 358.
  13. Yargıtay 4. HD., E. 2016/16641 K. 2017/2607 T. 8.5.2017; Yargıtay HGK., T: 16.04.2008, E: 2008/4-326, K: 2008/325 “…uzamış (ceza) zamanaşımı, suç sayılan eylemin failinin, tazminat davasının açılmasından önce veya davanın görülmesi sırasında ölmüş olduğu durumlarda, mirasçıları bakımından da uygulanır.”; Aynı yönde bkz. Yargıtay 4. HD., T: 25.01.1990, E: 1989/6101, K: 1990/285; Yargıtay 4. HD., T: 14.09.1987, E: 2461, K: 6505; Yargıtay 4. HD., T: 08.07.1986, E: 1986/4736, K: 1986/5453.
  14. Yargıtay Büyük Genel Kurulu, T. 03.06.1942, E. 1941/36, K. 1942/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ; Aynı yönde bkz. Yargıtay HGK., T: 19.02.2014, E: 2013/4-440, K: 2014/115
  15. Eren, F. (2010). Borçlar hukuku genel hükümler (12. baskı). İstanbul, s. 800.ve orada dn.25 te yollama yapılan BGE 112 II 189 vd: 111 II 440,112 II 90; Deschenaux/Tercier sh.204 Brehm Art 60 N.98, Or-Schnyder Art 60 N.12; Mehmet Erdem, Özel Hukukta Zamanaşımı, sayfa 144 ve burada yollama yapılan BGE.133 III 6; BGE 125 III 339, JDT 1999 I 859; BGE 111 II 429; Werro N.1466; Tappy, s.393.
  16. Yargıtay 3. HD., E. 2013/19903 K. 2014/3914 T. 13.3.2014