Giriş

Birçok hukukçu aynı zamanda iyi birer edebiyatçıdır. Şair profesörler, hikâye yazan avukatlar düşünüldüğünde bu kimselerin kelimeler ile oyunlarının ve cümleler ile giriştikleri tek taraflı meydan okumaların dilekçeler, mütalaalar ile sınırlı kalamadığını görürsünüz. Bu sebeple Fransız sosyolog Pierre Bourdieu hukukun mantık çerçevesinde işleyen toplumsal bir büyü olduğunu öne sürmesinden yola çıkarak büyü ve hukukun ortak noktasının kelimeler ile ifade edilmiş olmasını öne sürülmüştür. İncelememizde Melville’nin kalemini edebiyat ve hukukun ortak büyüsü kapsamında değerlendireceğimiz gibi aynı zamanda edebiyatın ve sosyolojinin ortak noktalarından da yararlanacağız. Çünkü nüktedan bir anlatımla edebiyat sosyal toplumun birçok farklı ressam tarafından çizilen resmi, hukuk ise bu toplumun devlet dairelerine ibraz edilmek üzere sunulan vesikalığıdır. İncelememizin konusunu oluşturan Moby Dick eserinin sahibi Herman Melville de kelimelere olan hâkimiyeti ve sosyolojik gözlemleri, hukuka ait bakış açısını yansıtma şekli açısından kalemini başarılı bir şekilde oynatmıştır. Melville, 1 Ağustos 1819 yılında New York’ta dünyaya gelmiştir. Çocuk yaşta çalışmak zorunda kalan Melville 18 yaşında denizlere tayfa olarak açılmış ve belirli bir süre yamyamlarla yaşadığı, gemilerde isyana katıldığı, Tahiti’de kısa bir süre tutuklu kaldığı çılgın deniz hayatı bu şekilde başlamıştır. Melville’nin yaşadığı tarihlerin Amerikan İç Savaşı yıllarına denk gelmesi hayata, siyasete ve otorite ile hukuk kavramlarına olan görüşlerini etkilemiş ve bu görüşler Moby Dick dâhil yazdığı kitaplara yansımıştır. Amerikan İç Savaşı tarih olarak 1861 – 1865 olsa da etkileri çok daha uzun yıllar önce başlamış ve çok uzun yıllar devam etmiştir. Moby Dick de 1851 yılında yayınlanarak savaşı hazırlayan ortamdan çıkmıştır. Yonca Denizarslan ve birçok yazara göre 1851 yılında yayınlanan bir roman olmasına rağmen Moby Dick’in üne kavuşmasının 20.yy’a rastlamasının sebebi de Melville’nin Amerikan emperyalizmine karşı durduğu muhalif bakıştan kaynaklıdır. Moby Dick; “İsmael deyin bana” cümlesi ile başlayarak Kaptan Ahab öncülüğünde Pequoad isimli gemide balina avcılığına çıkan bir tayfanın hikâyesini İsmael’in perspektifinden anlatır. İsmael’in çıktığı yolculuk ilk başta sıradan bir balina avı gibi görünse de sonradan bu yolculuğun Kaptan Ahab’ın daha önce karşılaştığı balina Moby Dick’e ilan ettiği bir savaş olduğu ortaya çıkar. Kaptan Ahab’ın tek gayesi Moby Dick’i öldürmek ve Moby Dick’in kendisinde açtığı yaranın intikamı almaktadır. Moby Dick ve Kaptan Ahab’ın temsil ettikleri, kimlikleri ve amaçları yıllar içinde kişiden kişiye, dönemden döneme ve yorumlandıkları alandan alana değişiklik göstermiştir. Jeffrey

Insko da bu sebeple Ahab’ı siyasetçi kimliği ve şirket yöneticisi kimliği ile farklı değerlendirmiş, 1920’lerde ve İkinci Dünya Savaşı’nda yahut Soğuk Savaş sırasında Moby Dick’in yorumlanmasındaki farklılıkların sebebini araştırmıştır. Gerçekten de “Kara yüzlerce kilometre uzakta, en yakın yer dışarıya kapılarını kapatmış Japonya. Yasalarla aramda tam iki okyanusla koca bir kıta var, kalakaldım denizlerin ortasında yapayalnız.” ifadesinden de anlaşılacağı üzere özellikle teknolojiye ve ana karaya erişimin sınırlı olduğu yer ve zamanlarda ülkelerin yasası geri planda kalır. Bu boşluğun yerini deniz teamülleri, kaptanın otoritesi doldurur. Bu sebeple Ahab Pequoad’ı donatan kişilerin karını koruyan ve yöneten bir şirket yöneticisi, gemiyi yöneten bir siyasi figürdür. Geminin tayfası da sefer öncesi imzaladıkları sözleşmeler ile bir çalışan ve gemide olan yaşayışları sebebi ile otoriteye bağlı bir vatandaş olarak görülürler. Bu yönetici, şirket yönetici ve çalışanlar ile vatandaşlar arasındaki ilişkiler de onları yorumlayan insanlara ve çağa göre değişiklik göstermektedir. Moby Dick’in hukuki altyapısı sadece siyaset hukuku, şirketler hukuku ve deniz hukukunu incelemekle birlikte bununla da sınırlı kalmaz, Moby Dick aynı zamanda hukuk felsefesini irdeler. Doğal hukuk ve pozitif hukuk tartışması yapar, denizin sert kuralları ve insanların koyduğu kuralları karşılaştırır. Balinaları tanımlar ve Stoa’cı balıklar ile Platon’cu balıklardan bahseder. Bu çalışmamızda; edebiyat ve hukuk ilişkisi açıklandıktan sonra Moby Dick’te var olan hukuk kavramı üzerinde yoğunlaşılacaktır. Moby Dick kapsamında hukuk; deniz hukuku, şirketler hukuku ve siyaset hukuku üzerine tartışılarak hukuk tarihi ve felsefesi bağlamında Moby Dick incelenmesine devam edilecektir.

I. Edebiyat ve Hukuk Bağlamında Moby Dick

Edebiyat ve hukuk ilişkisi birçok farklı açıdan incelenmektedir. Öncelikle, edebiyat hukukun yorumlayıcısı ve yargıcıdır. Hukuk sistemi ve sistemin şekillendirdiği toplum edebi eserlere yansıyarak yıllar sonrasına taşınır yahut bulunduğu çağda değiştirilmeye çalışılır. Eser sahibi, yaşadığı çağdaki hukuk sistemini ve sistemin getirdiği tartışmaları, hukuki görüş farklılıklarını isteyerek veya toplumun bireyi olarak eserine yansıtacaktır. Antik Yunan zamanındaki hukukçuların yaptığı doğal hukuk ve pozitif hukuk tartışmalarından bize kalan Antigone’nin bir cesedin gömülmesinin Tanrı’nın yasası ve gömülmemesinin kralın yasası olduğu, Tanrı’nın yasasının kralın yasasından üstün olduğu hakkındaki tiradıdır. Sophokles’ten Dostoyevski’ye, Shakespeare’den Kafka’ya Kleist’ten Camus’ya edebiyat, hukuksal olgu ve pratikleri sorgulamaktan asla vazgeçmemiştir. Victor Hugo Sefiller adlı romanında “tüm sosyal kurumları havaya uçurmayı” amaçlamıştır. Birçok hukukçu fakülte günlerinden derslerde kanun maddeleri tartışılırken bazen birden fazla ders saatinin tartışma konusu maddede yer alan bir kelimeye hatta tek bir eke ayrıldığını anımsayacaktır. En basit örnekle, kelimeye gelen tek bir ekin maddeyi emredici, yorumlayıcı yahut tanımlayıcı olarak nitelendirmemize sebep olacağından bu durum şaşırtıcı değildir. Edebiyat bu bağlamda kelimeleri kullanma hâkimiyetiyle hukukçuya kısa ve öz yazma yeteneğini de bahşetmektedir. Toplumumuzda, maalesef birçok eser sahibi usta hukukçular da dâhil olmak üzere, uzun ve karışık paragrafların, sonu bitmeyen cümlelerin, ağdalı ifadelerin hukuki görüşün saygılılığını arttıracağına dair bir inanç vardır. Yaygın inancın aksine türü fark etmeksizin iyi bir edebi eserde gereksiz bir paragrafın bulunmadığı gibi iyi bir hukuki yazıda da gereksiz bir ifadenin bulunmaması gerekir. Bir hukukçu yazılarında Çehov’un hikâyelerindeki gibi eğer bir tüfekten bahsediyorsa yazısının sonunda o tüfek patlamalıdır. Yahut Donald Rayfeild’in dediği gibi yazarın Vişne Bahçesi’nde yaptığı gibi patlamayan tüfeklere bir anlam yüklemelidir. Edebiyat hukukçuya aynı zamanda çok yönlü düşünme yetisini de kazandırmak açısından önem arz eder. Özellikle Suç ve Ceza, Savaş ve Barış gibi birçok değişik sosyal mevkiden birden fazla karakterin olduğu romanları okumaya alışkın hukukçular önlerindeki uyuşmazlığa da çok yönlü bakacaklardır. Hukuk ve edebiyat ilişkisi bağlamında Dava, 1984, Suç ve Ceza, Otomatik Portakal gibi eserler önerilmektedir. Hiç şüphesiz sayılan eserler hukuk ve edebiyat bağlamında çok kıymetli eserler olmakla birlikte konuyu sadece bu ve benzeri eserler ile sınırlamak yanlış olacaktır. Makalemizin amacı hukuk ve edebiyatın sanılandan daha derin bağlantılarının olduğunu, belirli kitaplar ile sınırlı kalmadığını Herman Melville’nin Moby Dick’i bağlamında kanıtlamak ve Moby Dick’e fazlaca verilmeyen övgüyü teslim etmektir.

II. Deniz Hukuku Bağlamında Moby Dick

Moby Dick mekân olarak balina gemisini esas alır. Kitapta yaşanan birçok olay denizde Pequoad gemisinde yaşanmaktadır. Bu

anlamda Moby Dick incelemesi yapılırken karakterlerimizin tabi olduğu deniz hukuku kurallarının incelenmesi gerekmektedir. Deniz hukuku devletlerin sınırlarını koruması, egemenliklerinin ülke toprakları dışına da yayılması ve deniz ticaretinin düzenlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Deniz taşımacılığı en eski çağlardan beri dünya ticaretinde önemli bir yere sahip olmuş, bu sebeple en eski çağlardan beri hukuk tarafından düzenlenmiştir. İlgili kısımda özellikle deniz taşımacılığı, deniz teamülleri, Pequad gemisindeki hiyerarşi ve balina avına hâkim olan kurallar üzerine yoğunlaşılacaktır. Pequoad’ın asıl kaptanı Ahab’tır. Starbuck geminin birinci kaptanı (first mate), Stubb ikinci kaptanı (second mate) ve Flask üçüncü kaptanıdır (third mate). Bu üç kaptanın ekibinde birer zıpkıncı bulunur. Romanın ana karakterlerinden Queequeg Starbuck’in takımındadır. Bunların dışında gemide aşçı, demirci, marangoz ve İsmael bulunur. Gemideki asıl otorite Kaptan Ahab’tır. Roman boyunca özellikle Starbuck’un Kaptan Ahab ile zaman zaman karşı karşıya geldiği fakat son sözün her zaman Ahab’ta olduğu görülmektedir. Hatta romanın sonunda İsmael dışındaki tüm tayfayı kaçınılmaz sona sürükleyen emri verdiğinde bile son söz Ahab’ındır. Meliville denizlerde gemilerin birbirleriyle karşılaştıklarında uyguladıkları prosedürlerden de bahseder. Gam-Balina Gemilerinin Karşılaşması başlıklı 53. bölümde ticaret gemilerinin, savaş gemilerinin, korsan gemilerinin ve balina gemilerinin açık denizlerde birbirleriyle karşılaştığında yaptıkları protokoller anlatılır. İsmael’in anlatımına göre açık denizlerde karşılaşan ticaret gemileri birbirlerine selam vermez. “açık denizlerde sanki Broadway’de bir çift züppe gibi birbirlerini görmezden gelirler ve bir yandan da muhtemelen birbirlerinin teçhizatı hakkında atıp tutarlar.” Savaş gemileri ise “Denizde karşılaştıklarında ilk olarak bir dizi aptalca eğilip kalkmalar, bayrak indirip kaldırmalar yaparlar ama bunların gerçek bir iyi niyet ve kardeşçe bir sevgiyle ilgisi yoktur.” Köle gemileri ise insanın yüreğine dokunmaktadır ve “Bunlar öylesine muazzam bir telaş içindedirler ki birbirlerinden bir an önce uzaklaşırlar.” Korsanlar ise “Balinacıların ‘Kaç varil?’ dedikleri gibi ‘Kaç kafatası?’ diye sormaktadır. Bu soru yanıtlanır yanıtlanmaz hemen birbirlerinden uzaklaşırlar çünkü her iki tarafın da içinde cehennemlik alçaklar vardır ve bunlar kendilerine benzeyen başkalarının alçaklıklarına görmek istemezler.” İsmael’e göre tüm bu denizcilerin aksine, “yağ kaynatıcılar” ve benzeri ifadeler ile alaya alınan balina gemilerinin bu konuda teamülleri daha sağlam ve kadimdir. Balina gemilerinin bu türden karşılaşmalar için ‘gam’ı vardır

Kitapta gam “GAM: İsim- İki (ya da daha fazla balina gemisinin genellikle av bölgesinde sosyal buluşması; selamlaşmadan sonra mürettebat karşılıklı olarak kayıklarla birbirini ziyaret eder; bu esnada her iki kaptan bir süre bir gemide, birinci zabitler ise diğer gemide kalır.” Bu gam töreni sırasında kaptanların geminin tam olarak neresinde ve ne şekilde duracağı da belirlidir ve detaylı bir biçimde anlatılır. Detaylı protokol kuralları köklü devlet gelenekleri ile bağdaştırılır. İki devlet başkanın karşılaşması, konuşurken salonda bulundukları konum, rütbeler ve hiyerarşi kuralların ve hukuk düzeninin sağlam olduğu yerlerde görülmektedir. Balina gemilerinde diğer gemilerin aksine Gam kültürünün oluşması, her balina avcısının bu kültürü bilmesi ve kaidelere uyması da balina gemilerindeki köklü gelenek ve güçlü otoritenin varlığına işarettir. Ayrıca, Melville balina avcılığı kaideleri ile mülkiyet kavramını da başarılı bir şekilde bağdaştırmıştır. Melville’ye göre: 1. Bağlı balıklar bağlı olduğu teknenin malıdır. 2. Başıboş balıklar herkesin yasal avıdır ve ilk kim yakalarsa onundur. Fakat bu mükemmel yasanın en önemli sorunu hayran olunacak kadar özlü olmasıdır ki bu özlülük koca bir ciltlik yorum gerektirir. Eğer mürettebat tarafından kontrol edilen bir gereçle bağlıysa, bir flama yahut gemiye ait olduğunu belirten herhangi bir sembol taşıyorsa balığı flama ile işaretleyenler onu yanlarında çekme niyetini ve çekebilme gücünü gösteriyorsa balık bağlı sayılır. Amerikan yayılmacılığının yüksek olduğu 1850’li yıllarda yazılmış bir kitap olan Moby Dick mülkiyet kavramını da geniş yorumlamıştır. Melville herhangi bir eşyanın mülkiyetinin tabiyetini sorgulamaktan ileri geçerek aşağıda görüldüğü üzere kölelik ve egemenlik kavramlarını sorgulamıştır.. Sahip olunan şeyin nasıl elde edildiğine bakılmaksızın mülkiyet adaletin yarısıdır demek, herkesin dilinde olan bir laf değil midir? Ama çoğunlukla mülkiyet adaletin tamamıdır. Rus köylülerinin ve Amerikan Cumhuriyeti kölelerinin kasları ve ruhları, mülkiyetin tamamını oluşturduğu bağlı bir balıktan başka nedir? 1492’de Kolomb, kral ve kraliçesi adına flama olarak İspanyol bayrağını diktiğinde Amerika başıboş balıktan başka neydi?” diye sorar ve devam eder. “İnsan hakları da özgürlükler de birer başıboş balık değil de nedir?.

III. Sözleşme ve Şirketler Hukuku Kapsamında Pequoad

Amerikan deniz hukukunda önceleri ücret sistemine göre çalışan deniz adamları düşük ücretler almaktaydılar. Düşük ücretler ve tehlikeli iş koşullarıyla birlikte, deniz adamları en ufak ihlal ve suçta barbarca cezalara maruz bırakılıyor ve sefer boyunca kişisel özgürlüklerden mahrum kalıyorlardı. Fakat özellikle Moby Dick’in de yayınlandığı 1850’li yıllarda sektördeki azalan işgücü gemi donatanları farklı bir sistemi uygulamak

durumunda bıraktı. Ücret sisteminin yerini “lay sistemi” aldı. Lay sistemi kısaca “Bir girişimde ücret yerine verilen kâr payı.” olarak tanımlanmaktadır. Romanda bu sistem Pequad’da bulunan “Balina işinde ücret ödemediklerinin zaten farkındaydım ama kaptan dâhil tekmil tayfa belli bir kar payı alıyordu ve bu kar payı gemi şirketindeki görevlere ait önemlilik derecesine göre değişiyordu. Balina avında henüz bir çaylak olduğumun ve benim payımın pek büyük olmayacağının da farkındaydım ama denize alışkın olduğum, bir gemiyi idare edebileceğim, halatları birbirine ekleyebileceğim falan düşünülürse duyduklarımdan en az 275’te bir kar payının teklif edilmesi gerektiğinden bir kuşkum yoktu – yani seyahatin net karının, o her ne kadara denk gelirse 275’te biri. Her ne kadar bu 275’te bir kar payına daha ziyade kâfi pay dense de hiç yoktan iyiydi, tek kuruş ödemeyeceğim için üç yıllık yeme içme ve yatmanın yanı sıra eğer yolculukta şansımız yaver giderse neredeyse eskittiğim giysilerin yenisini almamı karşılardı. Hatırı sayılır bir servet biriktirmek için bunun pek zavallı bir yöntem olduğu düşünülebilir – ki öyleydi, gerçekten de pek zavallı bir yöntem.” Şüphesiz ki Pequad Ahab’ın kişisel vandettasının yanında hissedarlarının sermayelerini kar payı olarak döndürmek amacıyla denize açılan bir ticaret gemisidir. Bu açıdan Kaptan Ahab aynı zamanda çalışanların ve hissedarların kardan alacakları payın en fazla olmasını sağlamaya çalışan bir şirket yöneticisi olarak da hareket etmektedir. Gemi içindeki giderleri kısmalı, gemiyi efektif kullanarak ve tayfaya ve gemiye en az zararla en tehlikeli fakat ve karlı balinaları yakalamalıdır. Birçok anolojide Kaptan Ahab’ın ısrarcılığının hayranlık duyulası bir karakter olduğu gözlemlenir. Ayrıca şirket kültürünü, hırs, aggression ve vahşi rekabet açısından pekiştirdiğini belirtir. Bu açılardan Kaptan Ahab kardan pay alacaklar için teşvik edilen bir karakter zlenimi çizer. Leverenz Ahab’ı “Amerikan endüstrisinin dünya çapında egemenliğini sağlamaya yardımcı olan erkek davranış modelinin abartılı bir prototipi.” olarak tanımlayarak bu tipin “hayatı sık sık kalp kriziyle son bulan

agresif bir yönetici.” olduğunu belirtmiştir.

IV. Siyasi Bir Figür Olarak Kaptan Ahab

Siyasi karakterlerin kişisel çıkarlarını halkın çıkarlarının önüne koymamaları, risk ve güvenlik dengesini korumaları ve bir kontrol mekanizması ile denetlenmeleri beklenir. Siyaset tarihi de tek insanın yönetimde bulunduğu sistemlerden yönetimin belirli kontrol mekanizmaları ile yönetilmesine evirilmiş, anaysa hukuku bu yönde şekillenmiştir. Pequoad gemisi bir ülke olarak değerlendirildiğinde ise Pequoad Kaptan Ahab’ın tek kişilik otoritesi ile yönetilmektedir.. Üçüncü başlıkta belirtildiği üzere endüstri kaptanları Ahab ile karşılaştırıldığında, bu benzetme belirli bir hayranlık seviyesini de beraberinde getirir. Buna karşılık siyasette, beyaz balina arayışındaki Ahab’a benzetilmek, tehlikeli bir saplantı ya da daha kötüsü, hem arayışın kurbanı hem de dolaylı olarak politik beden için potansiyel olarak feci sonuçları olan pervasız, güç delisi bir davranışla açıkça suçlanmak demektir. Kinzer George W Bush’u Ahab’a, Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i ise Amerikan hayatlarının ve hazinesinin intikamı karşısında ucuz kaldığı balinasına benzetmektedir. Garrison Keillor ise, Bush’u güvenilir danışmanlarının tavsiyelerini umursamayan bir akıl hastası olarakdeğerlendirmiştir. Gerçekten de Ahab’ın yolculuk boyunca Starbuck başta olmak üzere tayfasının tavsiyelerini görmezden gelerek kişisel intikam hırsı ile gemiyi yönettiği “Bu deli ihtiyarın kendisiyle beraber gemideki herkesi bir lanete sürüklemesine seyirci mi kalacağız? Eğer gemi ölümcül bir hasara uğrarsa bu onu otuzdan fazla adamın kasıtlı katili yapar.” ifadesinden de anlaşılmaktadır. Starbuck bu aşamdan sonra Ahab’ı etkisiz hale getirmenin yasal yollarını aramış fakat yasalar ile arasındaki iki okyanus ve bir koskocaman kıta onu çaresiz bırakmıştır. Her durumda Ahab’ın mutlak otoritesi galip gelmiş ve gemiyi Starbuck’un da tahmin ettiği sona götürmüştür.

V. Hukuk Tarihi ve Felsefesi Bağlamında Moby Dick

Melville yaşadığı çağa eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Balina avı hırsı ile hareket eden kaptan tiplemesini Amerikan yayılmacılığı ile bağdaştırmış ve birçok açıdan karakteri despot bir şekilde lanse etmiştir. Ahab’ın davranışlarına karşı çıkan Starbuck ve İsmael dışında fazlaca karakter bulunmaz, bahsedilen karakterlerin çabaları da sonuçsuz

kalır. Aynı zamanda Melville Hobbes, Locke ve Rousseasu’dan etkilenmiş ve özellikle Pequoad tayfasından Queequeg özelinde incelemelerde bulunmuştur. Fakat makale kapsamında asıl incelenecek konu Amerikan tarihi ve kimliği bakımından Moby Dick’tir. Erken 19. Yüzyıl Amerikan Rönesansı edebiyatı ve sanatından birçok eserde Amerikan demokrasisi ve ulus kimliği işlenmiştir. Yeni bir kimlik oluşturularak kültürel yayılmacılık roman karakterleri, çizgi roman kahramanları ile yeni bir kimlik yaratılmıştır. Melville ise, kısa öykü ve romanlarında, ülkeyi İç Savaş’ın eşiğine getiren ideolojik bölünmüşlüğe cevap veremeyen merkeziyetçi cumhuriyetçiliğin mutlak ve değişmez bir yapı olarak vurgulayan üst-anlatıların yansıttığı Amerikan kimliğini sorgulamıştır. 19. yüzyıl boyunca ilerleyen demiryolu, yapay geçit ve su kanalları inşaları sonucunda mevcut bölgesel sınırları yok sayılan Yerli Amerikalılara yönelik tecrit ve soykırım politikalarına ithafen Melville, Kaptan Ahab’ın gemisine “Pequod” adını vermiştir. Bu isim soykırıma uğrayan bir kabilenin adıdır. Yazar ayrıca ispermeçet yağının fayda sağladığı sektörler için balinaların katledilmesi ile bölgesel hâkimiyeti ilerletmek için Pequod topraklarının işgali arasındaki benzerliği vurgulamıştır.

Sonuç

Tarihin eski çağlarından beri edebiyat ve hukuk yakın bir ilişki içinde olmuş ve birbirlerini şekillendirmişlerdir. Bu ilişkinin sonucu olarak hukuk ve edebiyat disiplini doğmuş, birçok hukukçunun ilgisini çekmiştir. Fakat bu çalışmalar genellikle belirli metinlerle ve konularla sınırlı kalmıştır. Oysa bu ilişki daha girift bir ilişki olup, belirli eserler ile sınırlı değildir. Herman Melville Moby Dick adlı eserinde balina avlayan bir tayfadan fazlasını anlatmış ve hukuk; deniz hukuku, şirketler hukuku, siyaset hukuku üzerine yoğunlaşarak hukuk tarihi ve felsefesi bağlamında incelemiştir.