Enerji Depolama Sistemleri ve Hukuki Düzenlemeler
Giriş
Dünya genelinde insan nüfusunun ve buna bağlı olarak kentleşmenin artması ve bununla birlikte ihtiyaçların daha kolay elde edilebilir hale gelmesi için teknolojinin gelişmesi, bu teknolojinin kullanımının da sürdürülebilirliği için enerji ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Doğal kaynaklar artık bu ihtiyacı karşılar nitelikte olmadığı gibi insanlar tarafından çok tüketilmesi ve tükenebileceği gerçeği yenilenebilir enerji taleplerini gündeme getirmiştir. Aynı zamanda kömür, linyit, petrol vb. şekildeki doğal kaynakların tüketilmesi çevreye de zarar vermekte olduğundan, yenilenebilir enerjinin aynı zamanda çevreye duyarlı olarak üretilebilmesi de önem kazanmıştır. Özellikle elektrik enerjisi, enerji türleri arasında kullanımı en yaygın ama depolanma konusunda da en sıkıntılı olan ve bu nedenle de arz ve talep arasındaki dengenin sağlanması gereken bir enerji türüdür. Alternatif depolanabilen enerji türlerinin gerekliliği de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Enerji depolama tesisleri bu ihtiyacı gidermeye yönelik olarak, herhangi bir yerde ve zamanda üretilen elektrik enerjisinin çeşitli formlarda depolanması ve daha sonra ihtiyaç halinde kullanılabilmesi için oluşturulmaktadır. Enerji depolama sistemleri üretilen fazla enerjiyi depolayarak, ihtiyaç olduğunda ağa geri vererek enerji talebini dengeleyen teknolojilerdir. Enerji Depolama sistemleri, elektrik enerjisi arzı ve talebi arasındaki dengesizlikleri azaltmak, acil durumlarda enerji sağlamak ve enerji verimliliğini artırmak için önemlidir. Özellikle, dünyamızdaki nüfus fazlalığı ve sanayileşme, kentlerin kırsal kesimlere göre kalabalıklaşması, tüketim çılgınlığı, teknolojinin gelişmesi ile enerji talebinde hızlı bir artışa sebep olurken, mevcut enerji kaynakları bu talepleri artık karşılamakta zorlanmakta ve hatta karşılayamaz hale gelmektedir. Bu nedenle mevcut kaynakların verimli kullanılması gibi olası bir enerji tasarrufunun yanında, fazla üretilen enerjilerinde ileride kullanılmak üzere depolanması önem arz etmiştir. Çok çeşitli enerji depolama sistemleri mevcuttur. En yaygın enerji depolama sistemleri; Mekanik Sistemler, kimyasal Sistemler, ısıl ve elektriksel enerji depolama sistemleridir. Ancak bu sistemlerin teknolojik olarak kurulumu, işletilişi ve depolanan enerjinin dağıtılması, maliyeti vb.. tüm hususlarında hukuki alt yapısının oluşturulması gereklidir.
1. Enerji Depolama Sistemleri:
Enerji depolama sistemleri, elektrik enerjisinin üretildiği zaman diliminde depolanarak daha sonra kullanılmak üzere saklanmasını sağlayan teknolojik sistemlerdir. Bu sistemlerin amacı, enerjinin kullanıldığı alanlarda oluşan atık enerjiyi depolama (örneğin sanayi ve endüstrideki atık ısının depolanması gibi); yalnız belirli zamanlarda enerji verebilen (örneğin; güneş enerjisi gibi) yenilenebilir enerji kaynaklarının enerjisini depolayarak, enerji temin zamanı ile talebi arasında doğabilecek farkı farkı gidermektir.1 Bu sistemler;
1.1. Mekanik Sistemler
Hareket enerjisi (kinetik enerji) bir iş yaptığında mekanik enerji olarak ortaya çıkmaktadır. Elektrik santrallerinde türbine çarpan su mekanik enerjiye dönüştüğü gibi beden kuvveti ile meydana getirilen bazı hareketler de mekanik enerjidir. Elde edilen mekanik enerji ile herhangi bir iş yapılabileceği gibi elektrik enerjisi de üretilebilmektedir. Örneğin; rüzgâr türbinleri, rüzgâr enerji santrallerinin ana yapı elemanı olup hareket halindeki havanın kinetik enerjisini önce mekanik enerjiye ve sonrasında elektrik enerjisine
dönüştüren makinelerdir. Ancak mekanik enerji toplama ve depolamaya ilişkin en çok görülen örnek HES projeleridir. Akan sudan yararlanarak mekanik enerji üretilmektedir. Hazneli depolu sistemler mekanik enerji depolamada en çok elektrik üretimi amacıyla kullanılmaktadır. Bazı su debisi yüksek barajlarda suyun kuvvetli akmasından yararlanılarak enerji üretimi arttırılır. Bazı durumlarda da pompalı sistemler kullanılarak suyun seviyesi düşükken su pompalanarak seviyesi arttırılarak depolanır ve depolanmış bu sudan tekrar tekrar elektrik üretilebilir.
a. Hazneli Pompalı Sistemler;
Suyun potansiyel enerjisi, hidro Elektrik Santraller ile kinetikenerjiye dönüşmekte, kinetik enerji de elektrik enerjisine dönüşmektedir. HES projelerinin çoğunda da enerji üretim tesislerinin yanında depolama sistemlerini görmek mümkündür. Bu nedenle, pompalanmış su tabanlı enerji depolama sisteminde yükseklik farkı bulunan iki depolama alanı mevcuttur. Sistem, talebin az olduğu zaman aralığında suyun üst depolama alanına pompalanması ve talebin yüksek olduğu dilimde ise suyun alt depolama alanına salınması ile elektrik üretilmesi esasına göre çalışmaktadır. Depolama alanları konusunda yer altı mağaraları, deniz ya da insan yapımı barajlar gibi çeşitli seçeneklerin bulunduğu bu tür depolama sistemlerinin verimleri %70-85 civarında iken deşarj süreleri birkaç saat ile birkaç gün arasında değişebilmektedir. 2
b. Sıkılaştırılmış Hava ile Enerji Depolama;
Hidrojen genellikle gaz halinde ve en yaygın olarak yüksek basınca dayanıklı KOMPOZİT TANKLARDA sıkıştırılarak depolanır. Kömür, petrol, linyit, doğalgaz gibi yakıtların yakılmasıyla da ısı enerjisi ortaya çıkmaktadır. Sıkılaştırılmış hava sistemleri elektrik enerjisini, kriyojenik koşullarda yer altında ve çeşitli yapılarda yer alan doğal yer altı kaynaklarından, erimiş tuz solüsyonları ve kayalardan doğal olarak oluşmuş kimyasal maddelerin yüksek basınç altında kalması, sıkıştırılması neticesinde yanması ile ortaya çıkan ısı enerjisini dönüştürerek oluşturmaktadır. Elde edilen ısı enerjisi ilk önce türbinler yardımıyla mekanik enerjiye, daha sonra da jeneratörler yardımıyla elektrik enerjisine dönüştürülebilmektedir. Evlerimizde, kışın ısınmak, mutfak ve banyoda sıcak su elde etmek, yemek pişirmek için ısı enerjisinden sıkça faydalanılmaktadır.3
c. Hidrojen Depolama Sistemleri:
Bu sistemde, elektrokimyasal bir dönüştürücü olan elektrolizler tarafından elektrik yardımı ile suyu oluşturan oksijen ve hidrojen atomları ayrıştırılır ve hidrojen tanklarda depolanır. Talebin arttığı dönemde ise depo edilen hidrojen, yakıt pili sayesinde elektrik üretmek için kullanılır. Hidrojenin depolanmasında yüksek basınçta sıkıştırma, sıvılaştırma, hidrokarbonlar, hidrürler ve karbon nano tüplerinin kullanılması gibi çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Kullanılan depolama yönteminin türüne göre depolanan hidrojenin depo ağırlığına oranı %2 ile %68 arasında değişmektedir. %2 gibi çok düşük depo ağırlık oranına sahip çelik ve alüminyum bazlı tüplerde depolama işleminde tüp ağırlığı büyük sorun oluşturmakta iken %68 gibi iyi bir depo ağırlık oranı sunan karbon nano tüp yönteminde ise maliyetin çok yüksek olması büyük bir dezavantajdır. Bu sistem, sayılan mevcut problemlerinin çözümü ile birlikte çok olumlu çevresel etkileri olacak geleceğin en önemli enerji depolama yöntemlerinden biri olarak görülmektedir.4
d. Volanlar;
Volan enerji depolama sisteminin temel bileşenleri, dönen ağır bir cisim, manyetik yataklama elemanları ve enerjinin depolanmasını ve tekrar geri alınmasını sağlayan iletim elemanı olup enerji, dönen ağır bir cisimde kinetik enerji formunda depolanır. 5
1.2. Kimyasal Enerji Depolama Sistemleri:
Enerji kimyasal bileşiklerin oluşturduğu bağlarda depolanabilir ve exotermik reaksiyonlarla tekrar kazanılabilir. Exotermik reaksiyon, ısı açığa çıkaran reaksiyonlara denmektedir. Bunun için bazen bir katalizör (Isı, enzim vs.) kullanmak gerekebilir. En çok kullanılan yöntemler; hidrojen ve amonyaktır. Hidrojen gazı elektroliz yoluyla sudan elde edilebilir. Gaz depolanabilir, taşınabilir ve yakılarak depoladığı enerjiyi açığa çıkartabilir. Yanma sonucu açığa çıkan egzoz sadece sudur ve çevre dostudur. Günümüzde kullanılan hidrojenin büyük bölümü fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Elektroliz ise yeni bir yöntemdir ve ~%60 verimivardır. Elektroliz sırasında çıkan baloncuklar elektrotların iletkenliğini azaltarak kayıpları arttırmaktadırlar. Bu engellenerek verim %80’lere çıkarılabilmektedir. Hidrojenin depolanması basit değildir. Yanıcı ve patlayıcı bir gazdır. Sıvı halde depolamak için (donma noktası 20°K (-253°C) olduğundan) sürekli soğuk tutmaya ihtiyaç vardır. Metal hidritler olarak depolanırsa hem ısıtarak kolayca enerji geri kazanılabilir hem de büyük hacimler depolanabilir. Bu şekilde mobil araçlara enerji deposu olarak kullanılabilir. Tek sorun kullanılacak metalin ağırlığı ve maliyetidir. Ayrıca yakıt hücresi ile havadan hidrojen ve oksijen elde edilebilmektedir.6
1.3. Isıl Enerji Depolama Sistemleri:
- Isı enerjisi bir maddeyi oluşturan atom
veya moleküllerin, kinetik ve potansiyel enerjilerinin toplamıdır ve atomik veya moleküler titreşimler sonucu oluşur. Isı enerjisi, maddenin iç enerjisindeki değişme ile duyulur ısı, gizli ısı, tepkime ısısı ya da tüm bunların birleşimi olarak depolanır.
- Duyulur ısı depolama metodunda, depolama maddesinin sıcaklığındaki değişimsonucunda ortaya çıkan duyulur ısıdır. Havadaki kuru termometre sıcaklığını arttırmak amacıyla ortama verilen ısı miktarı
- Gizli ısı depolamasında, faz değişimi gösteren maddeler kullanılır. Depolamaya uygun sıcaklık aralığında depolama maddesinin faz değiştirmesiyle ortaya çıkan gizli ısı belirlenir. Bu amaçla belirli sıcaklıklarda ergime, buharlaşma veya diğer fazdeğişimlerine uğrayan maddelerden yararlanılır.
- Termokimyasal depolama metodunda ise ısı enerjisi bir bileşiğin bağ enerjisi olarakdepolanabilir ve aynı enerji tersinir kimyasal tepkimelerle serbest bırakılabilir. Yanı sıra gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir. Depolamanın yapılabilmesi için bir ısı kaynağına ihtiyaç vardır. Bu ısı kaynağı bir santralin atık ısısı olabileceği gibi güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. ısı kaynaklı sistemler olabilir. Güneş enerjisi zamana bağlı olarak değişim gösteren ve kesikli yapıya sahip bir enerji türüdür. Bu özelliği nedeni ile güneş enerjisine bağlı olarak çalışan sistemlerin yük faktörü kesikli yapıya sahip enerji türlerine göre daha düşüktür. Güneş enerjisinden elde edilen ısı enerjisinin depolanması ile yük faktörü artmakta, bunun sonucunda da sistemlerin geri ödeme süreleri kısalmakta ve sistemler ekonomik hale gelmektedir. Bu depolama işleminin gerçekleştirilmesinde birçok parametre etkin olmaktadır. Depolama işlemi için seçilecek ortam, yapılacak işlem türü ile doğrudan ilgilidir. Örneğin, su ısıtma sisteminde duyulur ısı yolu ile depolama, hava ısıtma sisteminde ise çakıl taşı yatakları daha etkindir. Bir binanın pasif olarak ısıtılması işleminde ısı enerjisinin bina duvarlarında depolanması gerekir.7 Isıl enerji depolama, kullanım süresi bakımından kısa süreli (gündüz/gece) ve mevsimsel depolama (yaz/kış) olarak ikiye ayrılır. Kısa süreli depolama için, pratikte dikkate alınan su, yağ, erimiş tuzlar, erimiş metaller, tuğlalar, kum ve toprak vb. gibi bir dizi depolama ortamı vardır. Bu depolamanın avantajı elde edilen enerjinin ihtiyaca göre belirli bir miktarının birkaç saat veya günlük olarak geçici depolaması ve bulutlu dönemlerde de günlük ısı sağlayabilmesidir. Mevsimsel depolama için büyük akiferler, kaya yatakları, güneş havuzları ve büyük tanklar kullanılmaktadır. Bu depolama, kışın kullanım için yazın ısıyı depolayabilir veya yazın soğutma talebini karşılamak için kışın soğuk depolama yapabilir. 8
1.4. Elektriksel Enerji Depolama Sistemleri:
Cisimlerin atom yapısındaki elektronların hareket etmesiyle oluşan kuvvete
elektrik enerjisi adı verilmektedir. Elektrik enerjisi maddeye ait bir özelliktir. Gözle görülmez fakat tesiriyle hissedilir. Elektrik enerjisini bugün geceleri aydınlatma için ve ayrıca televizyon, çamaşır makinesi gibi ev aygıtlarını çalıştırmak için sıkça kullanmaktayız. Bu tür bir enerjiyi depolama da sinyal işleme, zamanlama ve ayırma 9 gibi işlevler için kondansatörler kullanılır. Kondansatörler enerjiyi pozitif ve negatif elektrostatik yüklerin ayrışmasıyla depo eden cihazlardır.
a. Ultrakapasitörler / Süperkapasitörler:
Süperkapasitörler (Ultrakapasitör diye de adlandırılır) temel olarak, elektrik enerjisinin depolandığı elektro-kimyasal çift katmanlı bir yapı üzerinde çok sayıdaki yüzeysel elektrotlardan ve bir ayırıcı yüzeyden oluşmaktadırlar. Ayırıcı yüzey elektrotlar arasında teması fiziksel olarak engellemekte, fakat iyon geçişine izin vermektedir. Süper kapasitörün yapısındaki yüzeysel elektrotlar nano boyutlarda olup yüzey alanını ve buna bağlı olarak kapasite değerini çok yüksek değerlere çıkarmaktadır. Süper kapasitörler, olağanüstü düşük iç dirençleri 10 ve içyapılarında herhangi bir kimyasal reaksiyon gerçekleşmemesi nedeniyle çok hızlı şarjdeşarj olabilmektedirler. Bunun yanı sıra, dayanıklılık, uzun ömür, yüksek çevrim sayısı ve hava şartlarına daha az duyarlı olması diğer avantajları olarak sıralanabilir. Süper 11 kapasitörler, %90’lara varan verimlilikleri ve üretildikleri malzemelerin çevre dostu olması nedeniyle hem küçük uygulamalarda hem de son yıllarda hızla gelişen elektrikli taşıt uygulamalarında enerji depolama elemanı olarak tercih edilmektedir.
b. Süperiletken Manyetik Enerji Depolama:
Bu sistemlerde depolama şekli en basit anlatımla, süperiletken bobin içerisindeki akan akım ile oluşan manyetik alan içerisin-
de enerjinin depolanmasıdır. Süperiletken manyetik enerji depolama (SMES) sisteminin temel olarak içinde şu bileşenler vardır; süperiletken bobin (cryostat), enerji dönüşüm sistemi (bobin içi ve dışına enerji transferi için) ve soğutma sistemidir. SMES’nin avantajları, çok yüksek verimlilik (yaklaşık %97– 98), çok kısa sürede isteklere cevap verme (20–30 ms), aktif vereaktif gücün bağımsız kullanılabilmesi, uzun ömürlü olmaları diye sıralanabilir. Yukarı da bahsedilen özellikleri ile birçok alanda kullanılan depolama tekniğidir. Özellikle elektrik şebeke sisteminde pik yüklerin karşılanması, frekans kontrolü, sistem kararlılığı ve yük akışı kontrolü gibi önemli noktalar için kullanılabilecek özellikleri ile diğer depolama tekniklerinden ayrılan yegâne depolama birimi denilebilir.
c. Bataryalar:
Batarya sistemleri, elektrik enerjisini elektrokimyasal formda depolayan ve maliyet-verim oranı yüksek enerji depolama yöntemlerinden biridir. Bataryalar, çalışma prensibi nedeniyle sessiz olmaları, genel olarak çevre kirliliğine neden olmamaları ve modüler yapıları sayesinde birkaç wattan birkaç megawata kadar her türlü enerji ihtiyacına cevap verecek şekilde bağlantılarının kolay ve hızlı yapılabilmesi nedeniyle günlük yaşantımızda sıklıkla kullanılmaktadırlar. Farklı uygulamalardaki ihtiyaçları karşılamak üzere kurşun-asit, nikel-kadmiyum, nikel metal hidrit, sodyum sülfür, sodyum nikel klorit, vanadyum redoks, çinko bromür ve lityum iyon gibi çeşitli batarya teknolojileri geliştirilmiştir.12
1. Lityum-İyon:
Günümüzde bu çeşit piller elektronik cihazların yaklaşık hepsinde kullanılmaktadır. Lityum iyon pil, yüksek enerji depolama kapasiteleri, düşük iç direnç ve %90’ın üzerinde verimliliğe sahip olmalarından dolayı kullanımları yaygındır. Yüksek verimleri ve enerji yoğunlukları ile lityum iyon piller enerji kalitesinin önemli olduğu yerlerde, dağıtım sistemlerinde ve otomotiv alanlarında kullanım için çok uygundur. .
2. Kurşun Asit:
Güç kalitesi için düşük maliyetli depolama uygulamalarında genellikle kurşun asit piller kullanılır. Uygulamaları sınırlıdır çünkü kısa bir kulanım ömrü vardır. Kurşun asit piller otomobillerde, motosikletlerde, botlarda ve çeşitli diğer endüstrilerde, çalışma, aydınlatma ve ateşleme amacı ile kullanılır.
3. Nikel-Kadmiyum:
Nikel kadmiyum pilleri kullanım olarak çok yaygın değildir ve yaklaşık olarak verimlilikleri %75’tir. Nikel kadmiyum pilleri (NiCd) kadmiyum adı verilen malzeme ile kaplıdır. Kadmiyum zehirli ağır bir metaldir. Nikel-kadmiyum pillerinin devamlı şarjda tutulup kısa süreler için kullanılması çalışma verimini azaltır. Eğer devamlı kullanılıp tam deşarj ve ardından şarj edilmiyorsa belirli aralıklarla tam olarak deşarj edilmesi gerekir, aksi halde hücrelerdeki plakalar üzerinde kristalleşme oluşur (buna aynı zamanda hafıza etkisi de denir) ve bunun sonucu olarak zamanla pilin verimi düşmeye başlar. NiCd pilleri hala çok geniş bir kullanım alanına sahiptir. Örneğin acil aydınlatmalar, telekomünikasyon sistemi, güneş enerji istasyonlar, uzay araçları vs. diye sıralanabilir.
4. Nikel-Metal Hidrit:
Nikel metal hidrit (NiMH) pillerin yüksek enerji yoğunluğu ve içlerinde çevreyi kirletmeyen bileşim ve metaller bulunması en önemli özelliğidir. Günümüz nikelmetal hidrit pili normal bir nikel-kadmiyum pille karşılaştırıldığında %40 daha fazla enerji yoğunluğuna sahiptir. Aslında bileşimleri göz önüne alındığında daha da yüksek verim elde edilebilir ama bu kazanç ne yazık ki bazı yan etkileri de ortaya çıkardığı için tercih edilmemektedir. Hala bu piller yüksek enerji yoğunluğuna sahiptir ancak diğer pil teknolojileri (lityum iyon gibi) çıkmasıyla birlikte aynı piyasada yer almaları kendi önünde bir engel oluşturabilir.
2. Enerji Depolama Sistemlerinin Hukuki Yönleri
1.1. Sistemin Kurulumu ve Lisanslama İçin Gerekli Olan Hukuki Prosedür:
Elektrik piyasası faaliyetlerinin EPDK tarafından verilen lisanslar kapsamında yürütülmesi idare hukukundaki ruhsat usulüne denk düşmektedir. Elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti hukukumuzda kamu hizmeti olarak kabul edildiği için bu hizmetin yerine getirilmesi için verilen ruhsatın kamu hizmeti ruhsatı niteliğinde olduğu düşünülebilir. Ancak günümüzde özelleştirme ile birlikte bu faaliyetlerin özel hukuk tüzel kişileri tarafından yürütülmesi sonucunda, kamu hizmeti kavramı biraz değişmiştir. EPDK’nın tek yanlı iradesi ile bu piyasada etkin olması, gerektiğinde bu hizmeti verenlerin statüsünde değişiklik yapabilmesine olanak vermektedir, ama bu müdahalelerde bulunurken amaç kamu yararı ve kamu hizmeti gereklerini yerine getirmek, idari istikrar ve nefaset gibi hukukun genel ilkelerini gözetmek olmalıdır.13 Enerji depolama sistemleri için lisans başvurusu, Elektrik Piyasası Depolama Faaliyetleri Yönetmeliği’ne göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)’na yapılır. Bu başvuruda, sistemle ilgili teknik detaylar, finansal bilgiler ve işletme planı gibi belgeler sunulması gereklidir. Bu belgeler arasında başvuru dilekçesi, şirket ana sözleşmesi ve tadilatları, ticaret sicil gazetesi, vergi levhası, işletme belgesi, teknik rapor, finansal rapor ve işletme planı gibi detaylı belgeler bulunmaktadır. Başvuru, ön inceleme sürecine tabi tutulmakta olup, bu aşamada EPDK, başvurunun eksik veya hatalı olup olmadığını 10 gün içinde değerlendirmektedir. Eğer eksiklik veya hatalar tespit edilirse, başvuru sahibine 15 günlük süre verilerek bu eksiklikleri gidermesi istenir. Başvuru
sahibi verilen süre içinde eksik veya hatalı belgeleri tamamlarsa, başvuru şartlı olarak kabul edilir. Ancak verilen süre içinde tamamlayamazsa, evrakları geri iade edilerek talebi reddedilir ve ödediği başvuru ücreti geri verilmez. EPDK başvuruyu inceleme sürecinde; başvurunun teknik, finansal ve işletme planı açısından uygunluğunu değerlendirir. İnceleme süreci 45 gündür. Depolama yapılacak enerji ile ilgili resmî kurumlardan, başvuru yapanın gerekli kriterlere uygun olup olmadığı hakkında görüş istenir. İncelemenin sonucunda, başvurucunun depolama faaliyetinde bulunmasına ilişkin başvurusu yeterli görülür ve olur alırsa, lisans verilmesine karar verilir ve son aşama olan karar aşaması tamamlanır. Başvurusunun uygun bulunmaması durumda ise başvuru sahibine ret cevabı gerekçeleri belirtilerek verilir. Ret sebepleri, Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 16/4. Maddesinde belirtilmiştir. Bunlar;
- TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketi tarafından uygun bağlantı görüşü verilmeyen başvurular ile 15 inci maddenin dokuzuncu fıkrası kapsamında yapılan değerlendirmede kalan kapasiteyi kabul etmeyen başvurular.
- Rüzgâr ve güneş enerjisine dayalı başvurularda, üretim tesisinin kurulacağı sahanın maliki tarafından başvuru yapılması durumunda aynı saha için yapılan diğer başvurular.
- Ön lisans başvurusu kapsamında kurulması planlanan üretim tesisinin iletim ve/veyadağıtım sistemine bağlantısı ve sistem kullanımı hakkında, ilgili mevzuat çerçevesindeuygun bağlantı görüşü oluşturulamayan ve/veya başvuru sahibi tüzel kişi tarafından özel direkt hat tesis edilmesi tercih edilmeyen başvurular.
- Ana kaynağı veya yardımcı kaynağından biri rüzgâr, güneş, biyokütle veya jeotermal olan tesisler ile depolamalı elektrik üretim tesisleri için Enerji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından teknik değerlendirmesi uygun bulunmayan başvurular.
- YEKA için yapılacak başvurular ile depolamalı elektrik üretim tesisi kapsamında yapılacak başvurular hariç Enerji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ölçüm istasyonunun, üretim tesisine ilişkin bilgi formunda verilen koordinatlara göre üretim tesisinin kurulacağı ön lisans başvurusu yapılan santral sahası alanında yer almadığı bildirilen başvurular.
- Ön lisans başvurusuna konu üretim tesisinin, başvuru sahasında kurulmasının mümkün olmadığı belirlenen başvurular.
- 6/12/2013 tarihli ve 28843 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan Rüzgâr ve Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Ön lisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği kapsamında yarışmayı kazandığı halde ön lisans başvurusundan vazgeçen tüzel
kişilerin başvuruları.
- Ön lisans başvurusunda bulunan tüzel kişiden istenen bilgi ve belgelerin süresi içinde Kuruma sunulmadığı veya sunulan belgelerin mevzuatı kapsamında istenilen şartları sağlamadığı anlaşılan başvurular.”
2.2. Enerji Depolama Sistemlerinin Çevreye Etkileri:
Türkiye’de çevre mevzuatı, kurumsal yapısı ve çevre bilinci 21. Yüzyılın son çeyreğinde oluşmaya başlamıştır. 1982 Anayasa’sı ile birlikte çevre ile ilgili yasal alt yapının temeli oluşturulmuştur. Anayasa’nın 56. maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” hükmü yer almıştır. Anayasa’nın bu maddesine dayanılarak 9 Ağustos 1983 tarihinde 2872 sayılı Çevre Kanunu yürürlüğe girmiştir. Daha sonrada bu konuda çeşitli düzenlemeler yapılmış, güncellenmeye de devam etmektedir. Çevre kirliliği, çevrenin doğal dengesini olumsuz etkileyen, havada, suda, toprakta ve canlılar üzerinde meydana gelen bozulmalardır. Çevre kirliliği; şehirleşme, sanayileşme, enerji faaliyetleri ve doğal olaylar sonucu oluşabilmektedir. Enerji ve çevre birbirleriyle yakından ilgili iki kavramdır. Enerjinin üretimi, taşınması, ticareti, çevirimi, iletimi, dağıtımı ve tüketimi hava, toprak, su, görüntü ve gürültü kirliliğine yol açmaktadır. Fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan gaz ve partiküller, nükleer güç santrallerinde meydana gelen kazalar ile nükleer atıklar, rafineri yangınları, petrol dökülmesi, enerji faaliyetlerinin her safhasında meydana gelen kazalar hava, toprak ve su kirliliği ile can ve mal emniyetine yönelik olumsuz sonuçlar ortaya çıkarırlar. 14 Enerji depolama sistemleri, enerji üretimi için kullanılan yakıtların çevreye verdiği zararın önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Daha az fosil yakıt tüketilmesine bağlı olarak çevreye yayılan sera gazı miktarının azalması, havanın daha temiz olmasına, bu da küresel ısınmanın engellenmesi yönünde olumlu etkiler doğuracaktır. Enerji depolama sistemlerinin çevreye etkilerini 3 farklı aşamada inceleyebiliriz. Bunlar; Enerji üretiminde kullanılan malzemeler, Atık oluşumu ve yönetimi, İklim değişikliği ve enerji verimliliğidir.
a. Enerji Üretiminde Kullanılan Malzemeler;
Enerji üretiminde kullanılan kimyasalların aynı zamanda çevreye de zarar vermeyeceği bir ortam yaratılması hukuk açısından gereklidir. Buna ilişkin
Enerji kaynağı hammaddelerinin üretimi, taşınması, çevrimi ve tüketimi sırasında oluşan gaz, sıvı ve katı atıklar toprak kirlenmesine neden olmaktadır. Kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların yanması sonucu oluşturdukları katı, sıvı ve gaz halindeki atıklar hava, su ve toprak kirliliğine neden olmakta, ayrıca atmosfere yaydıkları sera gazları ile küresel ısınma ve iklim değişikliği sorununda da ana rolü oynamaktadırlar. Doğal gaz, diğer fosil yakıtlar olan petrol ve kömüre göre daha temiz bir yakıttır. Doğal gaz yandığında diğer fosil kaynaklara göre daha az karbondioksit, nitrojen oksit ve çok az kükürtdioksit ortaya çıkar, partikül madde oluşmaz. Petrol ve kömürden daha az karbondioksit üreten doğal gaz, yanmadan havaya karışırsa petrol ve kömüre göre yirmi kat daha fazla karbondioksit üretir. Enerji kaynakları içinde çevreye en fazla etkisi olan kömürdür. Kömür yandığında yüksek karbondioksit gazı üretir. Termik santrallerde kükürtdioksit konsantrasyonu belli değerleri aşınca solunum yolu hastalıklarına yol açabilmektedir. Petrol, sera gazı üretimi bakımından kömürden sonra en fazla etkisi olan fosil yakıttır. Petrolle çalışan enerji santralleri, motorlu taşıtlar ve sanayi tesisleri havaya önemli miktarda sera gazı bırakırlar. Denizlerde petrol platformlarında yaşanan kazalar ile petrol dökülmeleri, tanker kazaları, petrol boru hatlarındaki kazalar önemli çevre sorunlarına neden olmaktadır. 15 Ancak enerji depolama sistemleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını destekleyerek fosil yakıtlara göre daha az sera gazı emisyonu oluştururlar. Bu sistemlerin yaygınlaşması ve verimli bir şekilde kullanılması, iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir rol oynar. Aynı zamanda enerjinin verimli kullanılması ile maliyetlerin düşürülmesine, çevrenin korunmasına, sera gazı salımının azaltılmasına, sürdürülebilir enerji, sürdürülebilir çevre anlayışına katkıda bulunulur.. Yenilenebilir enerji hem yerli kaynak hem de çevreselir etkilerinin en az seviyede olması nedeniyle son yıllarda enerjide odak noktası haline gelmiştir. Ancak, yenilenebilir enerjinin güneş enerjisi dışında sınırlı potansiyele sahip olması, rüzgâr ve güneş enerjisinin sürekliliğinin olmaması ve doğa olaylarına bağlı olması, maliyetlerinin yüksekliği, fosil yakıtlarda olduğu gibi ticari bir mal olarak piyasada bulunmamalarınedeniyle aynı zamanda külfetli bir faaliyettir.
Yenilenebilir enerji kaynakları, fosil yakıtlara göre daha az olmakla birlikte çevre üzerindebazı olumsuz etkileri bulunmaktadır; Hidrolik enerjinin sıfır karbondioksit emisyonu, yüksek verim, sel önleme, sulamaamaçlı kullanımı gibi avantajları bulunmakla birlikte, sistem gereği oluşan barajgölünün geniş alanlar kapsaması neticesinde bu alan içinde kalan tarım arazileri, tarihieserler, yerleşim yerleri su altında kalmakta dolayısı ile çevresel ve sosyal etkileri ilebölgesel iklimi değişimine neden olabilmektedir. Nehir tipi hidrolik santraller, büyük baraj gölüne sahip santrallere göre çevreseletkileri daha azdır. Ancak nehir tipi santrallerde planlamanın iyi yapılmaması, nehrindoğal dengesini bozabilmekte ve ekolojik yapıyı olumsuz yönde etkilemektedir. Rüzgâr santralleri, sera gazı üretmediğinden çevre dostu olarak kabul edilmekte, küresel ısınma ile mücadelede tercih edilmesi gereken kaynak olarak öne çıkmaktadır. Ancak rüzgâr santralleri görüntü ve gürültü kirliliği oluşturmaktadır. Jeotermal kaynaklar fosil kaynaklara göre temiz bir enerji kaynağı olmakla birlikte doğrudan veya dolaylı olarak hava kirliliğine, yüzey ve yer altı sularına, kimyasal kirliliğe, termal kirliliğe, katı atık kirliliğine, karbondioksit, hidrojen sülfür ve metan gibi gazların salımına az da olsa etkileri bulunmaktadır. Jeotermal kaynaklarda kullanılan sıcak su, yeraltına enjeksiyon yapılmadığı takdirde çevresel sorunlara nedenolabilmektedir. Güneş enerjisi, güneşin çekirdeğindeki hidrojen atomlarının basınç altında birleşerek helyuma dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan en büyük bir enerji kaynağıdır. Güneş enerjisinin yenilenebilir ve potansiyelinin sınırsız olması, gürültü kirliliği oluşturmaması, sera gazı salımı olmaması önemli avantajlarıdır. Ancak bulutlu havalar ile gece ve kış aylarında üretimin büyük ölçüde azalması nedeniyle sürekliliğinin olmaması, maliyetinin yüksekliği, güneş panellerinin çok geniş alanlarda görüntü kirliliği oluşturması önemli dezavantajlarıdır. Yüzyıllardır ısı kaynağı olarak kullanılan güneş enerjisi yirminci yüzyılın sonlarından itibaren elektrik enerjisi kaynağı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Biyokütle, yakıt olarak kullanılabilen enerji bitkileri, tarımsal, bitkisel ve hayvansal atıklar, orman ürünleri ve atıkları, organik atıklar ve endüstriyel atıkları içine alanenerji kaynağıdır. Geçmiş yıllarda az gelişmiş ülkelerin enerji üretiminde büyük paya sahip olan biyoyakıtlar, günümüzde modern teknoloji kullanarak üretim yapılan çevre dostu bir enerji kaynağıdır. 16 Çevre dostu binaların yaygınlaştırılması, enerji verimliliği yüksek olan teknolojinin gelişmesi, yukarıda belirtmiş olduğumu yenilebilir enerji alanlarında üretilen tüm enerjinin herhangi bir kaçağa izin verilmeden depo edilebilmesi, enerji ile ilgili tüm konularda bilgi ve duyarlılığı artırmaya yönelik çalışmalar yapılması,
konusuna önem verilmesi halinde enerji verimliliği de artacaktır. Bu nedenle, çevresel düzenlemelerde bu sistemlerin kullanımının teşvik edilmesi gerekmektedir.
3. Enerji Sektörüne İlişkin Hukuki Düzenlemele
Türkiye de enerji depolama sistemlerinin kurulumu, işletilmesi ve çevresel etkilerinin kontrolü gibi konuların düzenlenmesi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) gibi kurumlar tarafından belirlenen yönetmeliklerle gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde bu yönde yapılan düzenlemeler, 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu başta düzenlenmiş olmakla, bu kanunun amacı; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanmasıdır. Halkın enerji talep hakkının kamusal niteliği doğal olarak bu piyasada kurumlara tek taraflı hareket etme yetkisi vermektedir. EPDK bu yetkisini, enerji piyasası ile ilgili kanunların sınırları ile çevrili olmak üzere tek başına kullanabilmekte, gerekli düzenlemeler yapabilmekte, süreci kontrol etmekte ve denetlemekte, gerektiğinde ise yaptırım uygulayabilmektedir. Bu nedenle de piyasaya ilişkin “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik”, “Elektrik Piyasasında Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Belgesi Yönetmeliği”, “Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği” ile “Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği” hazırlanarak yürürlüğe girmiştir. Yine kanunlarla sınırlı kalmak kaydı ile 09.05.2021 tarih, 31479 sayılı resmî gazetede yayınlanan Elektrik piyasasında depolama faaliyetleri yönetmeliği de EPDK tarafından düzenlenmiştir. Elektrik piyasasında depolama yönetmeliğinin amacı, elektrik depolama üniteleri veya tesislerinin kurulmaları, iletim veya dağıtım sistemine bağlanmaları ile bu ünite veya tesislerin piyasa faaliyetlerinde kullanılmalarına ilişkin usul ve esasları belirlemektir. Ancak, Pompaj depolamalı hidroelektrik santraller ile enerji kesintisi sırasında kullanılmak üzere tesis edilen kesintisiz güç kaynakları bu Yönetmeliğin kapsamı dışındadır. 2005 yılında, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun kabul edilmiş olup amacı; yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması, sera gazı emisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi, çevrenin korunması ve buamaçların gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan imalat sektörünün geliştirilmesidir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere EPDK kanuni sınırlar içinde tek başına elektrik piyasasında gerekli düzenlemeler yapması, süreci
kontrol etmesi ve denetlemesi, gerektiğinde ise yaptırım uygulayabilme yetkisi idari bir üretim görevi değildir. Bu durum, enerji üretiminde idari makamların “piyasanın düzenli işleyişini” ve bu bağlamda “düzeni” sağlamaya (regüle etmeye) yönelen faaliyeti” sağlamaya yönelik bir yetki vermesidir. EPDK bu faaliyetini toplum yararına yürütmekte ise de enerji piyasasının özelleştirmeye konu olması ve duruma göre düzenlemelerde değişkenlikler gösterilmesi bu hizmetin tam anlamıyla idari bir işlem olmadığını göstermektedir. 17 Elektrik üretimi özel hukuk tüzel kişileri tarafından yerine getirildiğinden, her ne kadar kamu yararı için gerçekleştirilen bir faaliyet olsa da sonuçta kar elde etme amaçlıdır. Kamu yararı ise, karşımıza çevrenin korunmasının sağlanması ve fosil yakıtlara bağımlılığın azalması, çevre kirliliğinin, iklim değişikliğinin önlenmesi gibi şekillerde çıkar. Yukarıda açıkladığımız üzere, bu faaliyet doğrudan kamu hizmeti olarak değerlendirilemediğinden, ilgili idarece üretim faaliyetlerine dair yapılacak denetim neticesinde verilen lisansların kamu hizmeti ruhsatı niteliği taşımadığı da ortadadır. EPDK’nın yenilenebilir enerji piyasasındaki özel şirketlerin faaliyetlerinden toplumun zarar görmemesini sağlamak için ön tedbirleri almak gibi idari anlamda müdahale ederek yaptırımuygulama yetkisi de mevcuttur. İdari kolluk görevinin daha baskın olduğu bu yaptırımlarda öne çıkabilmektedir. Diğer önemli bir husus ise, yenilebilir enerji kaynaklarına alan oluşturulacak arazilerin belirlenmesidir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimi açısından sağlanacak kamu yararı, arazi planlama faaliyetlerine ve bu kapsamda yapılan imar planlarına da etki etmektedir. Türk hukuk düzeninde, arazi planlama faaliyetlerinde bir anlamda yenilenebilir enerji kaynak alanlarına öncelik tanınmakta, sonrasında diğer alanların planlamasına geçilmektedir. İmar planlarının yapılış aşamasında değer taşıyan kamu yararı kavramı da bu bağlamda somutlaşmaktadır. İlk aşamada yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminde var olan yarar, arazi planlamasından umulan sağlıklı ve dengeli bir kentleşme ile çevrenin yaratılması amacıyla bağdaşıyorsa; bu noktada üretim faaliyetine izin verilebilecektir. Bu bağlamda idarenin yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi açısından üretilen enerjinin satışını da kapsayan sunum düzleminde değil ve fakat kurulum düzleminde kamu hizmeti faaliyeti gerçekleştirdiği ifade edilebilir. Zira burada kamu yararına yönelen bir özel faaliyetin kurulmasına dair yapılması gereken işlemler, kanunda açıkça belirtilerek idari makama görev olarak verilmiş durumdadır. Bu doğrultuda Bakanlık, “yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması, bu alanların ve bağlantı kapasitelerinin yatırımcılara tahsisiyle yatırımların hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi” amacıyla “kamu ve Hazine taşınmazları ile özel mülkiyete konu taşınmazlarda” ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yer seçimi yapmak suretiyle yenilenebilir enerji kaynak alanları (YEKA) oluşturur. 18
Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretiminin desteklenmesi için 5346 sayılı Kanun ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik ile Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik kapsamında yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapan kişilerin, bölgelerinde bulundukları görevli tedarik şirketleri aracılığıyla faydalanabileceği fiyatlar, süreler ve bunlara yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları içeren YEKDEM kurulmuştur. YEKDEM, kullanılan yenilenebilir enerji kaynağının türüne göre elektrik üretimi faaliyetinde bulunan kişiye “fiyat garantisi” sağlayan bir mekanizmadır. Sonuç olarak, Ülkemizde endüstriyel kalkınma ve toplumun temel enerji ihtiyaçlarının karşılanması için enerjinin temin ve tedariki ile alakalı düzenlemeler daha da geliştirilmeli ve yenilenebilir enerji maliyetleri minimize edilebilerek daha da fazla teşvik edilmelidir. Enerji de dışa bağımlılığı azalmak için enerji üretimi kadar fazla üretilen enerjinin de kaybedilmemesi ve depolanabilmesi önem taşıdığından, bu husustaki hukuki tüm düzenlemelerin revize edilmesi, çevreye verilecek zararın en aza indirilmesi için sistematik bir şekilde gerekli projelerin oluşturulması, fiyat istikrarının korunarak halkın temel enerji ihtiyacında sıkıntıya girmesinin önlenmesi gerekmektedir. Her ne kadar yenilebilir enerji kaynaklarının çoğunluğu tüzel hukuk kişilerce yönetilse de asıl olan kamu yararı ve kamu düzeni olduğundan bu tür hizmetlerin kamusal yönünün unutulmaması gerekmektedir. Enerji üretimi kadar, üretilen enerjinin yönetimi de önemlidir. Enerji yönetimi, enerji üretim/tüketim süreçlerinin planlanması ve işletilmesi ile enerjinin dağıtılması ve depolamasını içermektedir. Ülkelerin enerji yönetimi politika ve hedefleri; doğal kaynakların ve iklimin korunması ve maliyetlerin azaltılmasını içermektedir. Kaynak kullanımında verimliliği hedef alan döngüsel ekonomi, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında hayata geçirilmesi hedeflenen politikalar ile ekonomik amaçlar arasında dengeli bir ilişki kuraraksürdürülebilir gelişme kavramını temel alan yeşil ekonominin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. 19
Kaynakça
- Akınsal, A. (2009). Rüzgâr enerjisi ve Türkiye rüzgar potansiyeli: Rüzgar enerjisinde değişken ve sabit fiyat tarifeleri ve enerji depolama teknikleri (Yüksek lisans tezi). İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü.
- Alacalı, M. (2016). Enerji hukukunda lisans usulü: Rüzgar enerjisi örneği (Yüksek lisans tezi). Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı.
- Çalıkler, Â., & Özdemir, E. (t.y.). Modern enerji depolama sistemleri ve kullanım alanları. https:/
/ www.emo.org.tr/ ekler/ 0a55200ff16175a_ ek.pdf - Erdoğan, S. (2020). Enerji, çevre ve sera gazları. Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 10(1), 284.
- Kaplan, O. (2023). Türk hukukunda idarenin yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretimi yönünden işlevlerinin irdelenmesi. Yaşar Hukuk Dergisi, 5(2), 297–336.
- Kozak, M., & Kozak, Ş. (2012). Enerji depolama yöntemleri. SDU International Technologic Science, 4(2), 17–29. https:/
/ dergipark.org.tr/ tr/ download/ article- file/ 254805 - Yalçınkaya, D. Y., Günerhan, H., Hepbaşlı, A., & Bayramian, H. (2022). Duyulur ısıl enerji depolama sistemlerinin enerji yönünden incelenmesi. Mühendis ve Makine, 63(706), 163.
Dipnot
- Kozak, M., & Kozak, Ş. (2012). Enerji depolama yöntemleri. SDU International Technologic Science, 4(2), s. 19.
- Çalıklar, A., & Özdemir, E. (t.y.). Modern enerji depolama sistemleri ve kullanım alanları. s. 177. https:/
/ www.emo.org.tr/ ekler/ 0a55200f16175a_ ek.pdf - Akınsal, A. (2009). Rüzgâr enerjisi ve Türkiye rüzgâr potansiyeli: Rüzgâr enerjisinde değişken ve sabit fiyat tarifeleri ve enerji depolama teknikleri (Yüksek lisans tezi). İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, s. 64.
- Çalkır ve Özdemir, s. 178.
- Çalkır ve Özdemir, s. 178.
- Kozak, s. 20.
- Kozak, s. 23-24.
- Yalçınkaya, D. Y., Günerhan, H., Hepbaşlı, A., & Bayramian, H. (2022). Duyulur ısıl enerji depolama sistemlerinin enerji yönünden incelenmesi. Mühendis ve Makine, 63(706), s. 163.
- Çalıker ve Özdemir, s. 179.
- Kozak, s. 24.
- Kozak, s. 25.
- Çalıker ve Özdemir, s.178.
- Alacalı, M. (2016). Enerji hukukunda lisans usulü: Rüzgar enerjisi örneği (Yüksek lisans tezi). Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, s. 61.
- Erdoğan, S. (2020). Enerji, çevre ve sera gazları. Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 10(1), s. 284.
- Erdoğan, s. 285.
- Erdoğan, s. 286.
- Kaplan, O. (2023). Türk hukukunda idarenin yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretimi yönünden işlevlerinin irdelenmesi. Yaşar Hukuk Dergisi, 5(2), 297–336, s. 309.
- Kaplan, s. 310.
- Kaplan, s. 316.
