Enerji Hukuku Perspektifinden Nükleer Enerji Güvenliği: Akkuyu Nükleer Santrali
1. Giriş
Enerji ihtiyacının artmasıyla birlikte, ülkeler sürekli olarak yeni ve sürdürülebilir enerji kaynakları arayışına girmişlerdir. Nükleer enerji, düşük karbon salınımı ve yüksek enerji verimliliği nedeniyle önemli bir alternatif olarak görülmektedir. Ancak nükleer enerjinin kullanımı, güvenlik, çevresel etkiler ve hukuki düzenlemeler gibi birçok konuda hassasiyet gerektirmektedir. Bu çalışma, enerji hukuku perspektifinden nükleer enerji güvenliğini inceleyerek Akkuyu Nükleer Santrali örneği üzerinden bir değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır.
I. Nükleer Enerji Hukuku ve Uluslararası Düzenlemeler
Nükleer endüstrinin gelişiminin ilk yıllarında sanayileşmesini tamamlamış birçok ülke, ekonomilerinin hızlı bir biçimde gelişimini sağlamak adına nükleer enerjiyi sınırsız bir yerli kaynak olarak görmüşse de aşılması gereken birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Nükleer santrallerin kendine özgü yapılarıyla diğer endüstriyel aktivitelerden daha fazla zarar verebilme riskine sahip olmaları, ortaya çıkacak zararın geniş alana yayılması ve ancak uzun yıllar sonrasında tam anlamıyla fark edilebilmesi halkın ve çevrenin korunması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Kaldı ki bu noktada nükleer kazaların etkilerinin; kazanın olduğu devlet sınırları içerisinde kalmaması, sadece komşu devletler için de değil tüm dünya devletleri açısından önem arz etmesi, zararların tazmini açısından uluslararası işbirliği yapılmasını kaçınılmaz kılmıştır 1
A. Nükleer Enerji Alanında Hukuki Sorumluluk
Nükleer enerji alanında hukuki sorumluluk rejimleri uzlaşma sonucu ulaşılan şu ilkelere dayanmaktadır: – İşletenin kusursuz sorumluluğu, – İşletenin münhasır sorumluluğu, – Sorumluluğun miktar ve zaman açısından sınırlandırılması, – Sorumluluğun sigorta veya diğer mali güvenceler ile teminat altına alınması zorunluluğu 2 . Nükleer enerji alanında hukuki sorumluluğu düzenleyen temelde iki uluslararası anlaşma mevcuttur. Bunlar “Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Hukuki Sorumluluğa İlişkin Paris Sözleşmesi” (kısaca Paris Sözleşmesi) ve “Nükleer Zararlar Hakkında Hukuki Sorumluluğa İlişkin Viyana Sözleşmesi”dir (kısaca Viyana Sözleşmesi). Paris Sözleşmesi, nükleer enerji kaynaklı zararların tazmini konusunda Avrupa’daki hukuki düzenlemeleri içeren önemli bir uluslararası belgedir. 29 Temmuz 1960’ta OECD bünyesinde oluşturulan bu sözleşme, nükleer santrallerin yol açabileceği kazalar sonucunda ortaya çıkan zararların sigorta ve tazmin mekanizmalarını belirlemektedir 3 . Sözleşme kapsamında: Nükleer operatörlerin mali sorumlulukları net bir şekilde tanımlanmıştır.
- Operatörlerin, belirli bir tutara kadar sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiştir.
- Zarar gören tarafların hızlı ve etkin bir şekilde tazmin edilmesini sağlayan bir hukuki sistem oluşturulmuştur.
- Brüksel Ek Sözleşmesi ile tazminat sınırları genişletilerek, devletlerin daha fazla sorumluluk alması sağlanmıştır. Paris Sözleşmesi, taraf devletleri millî hukukunda gerekli gördükleri tamamlayıcı düzenlemeleri yapmakta serbest bırakmakla birlikte nükleer sorumluluğa ilişkin kuralların birleştirilmesi amacı çerçevesinde taraf devletlerin iç hukuklarına kaim maddi hukuk hükümleri ihdas etmiştir. Söz konusu birleştirici niteliği itibarıyla Paris Sözleşmesi bir “maddî hukuk sözleşmesidir” (uniform law convention). Türkiye, Paris Sözleşmesi’ne taraf olduğu gibi Anayasa’nın 90/5 hükmü uyarınca Paris Sözleşmesi’nin iç hukukta kanun hükmünde olması sebebiyle özel bir kanun olarak uygulanma kabiliyeti mevcuttur 4 . Paris Sözleşmesi’nin maddi hukuk hükümleri üç kategoriye ayrıldığında ilk kategoriye giren hükümler bakımından Sözleşme, nükleer sorumluluk rejiminin uygulanma alanını kesin bir şekilde düzenlemiş, taraf devletlere hareket alanı bırakmamıştır. İkinci kategoriye giren hükümler ile içleri taraf devletlerce doldurulmak üzere temel prensiplerin çerçevesi çizilmiş, son olarak ise taraf devletlerin Paris Sözleşmesi’ne taraf olmaktan doğan yükümlülükleri çerçevesinde milli mevzuatlarında ihdas etmesi gereken kurallara yer verilmiştir. 5 BParis ve Viyana Sözleşmeleri 1980’lerin sonuna kadar nükleer enerji alanında hukuki sorumluluğu düzenleyen birbirinden bağımsız iki sözleşme olarak uygulanmaya devam edilmiştir. Mağdurlara daha fazla alanda koruma sağlanması ihtiyacı ve büyüyen nükleer madde taşımacılığı sektörü göz önüne alınarak coğrafi kapsamın genişletilmesi
gerekliliği sebebiyle bu iki sözleşmenin birleştirilmesi ya da aralarında bağlantı kurulması çabaları 70’lerde ve 80’lerin başlarına kadarsürmüştür. Bu çerçevede 1986 yılında meydana gelen Çernobil kazasının Ortak Protokol’ün hayata geçirilmesinde en etkili faktör olduğunu söylenebilir. Zira o zamana dek devam eden girişimler Çernobil kazasına müteakip sonuçlandırılmış ve 1988 yılında Ortak Protokol imzalanmıştır 6 Ayrıca Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı da (IAEA), nükleer enerji kullanımının güvenli ve barışçıl amacıyla sürdürülmesini sağlamak için birçok yönetmelik ve sözleşme hazırlamıştır (IAEA, 2021). Bunlardan bazıları şunlardır:
- Nükleer Güvenlik Sözleşmesi (1994)
- Radyoaktif Atıkların Güvenli Yönetimi Sözleşmesi
- Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT)
- Nükleer Kaza ve Acil Durum Bildirim Sözleşmesi
- Fiziksel Koruma Sözleşmesi Bu sözleşmeler, nükleer tesislerin güvenliği, radyoaktif atıkların yönetimi ve acil durum planları gibi konuları kapsamaktadır. Ayrıca, ülkeler nükleer güvenlik standartlarını sağlamak amacıyla kendi ulusal mevzuatlarını da geliştirmek zorundadır. Türkiye’de ise her ne kadar nükleer alanında düzenleyici ve denetleyici kurum olarak Türkiye Atom Enerji Kurumu (TAEK) uzun yıllar faaliyet göstermiş olsa da 2018 yılında çıkartılan 702 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) adında yeni bir kurum ihdas edilmiştir. TAEK’nun yetkisinde bulunan düzenleme ve denetlemeye ilişkin tüm yetki, görev ve sorumluluklar NDK’ya devredilmiştir. Bu hususa ilişkin şimdiye kadar çeşitli yönetmelikler yürürlüğe girmiş olsa da ilk defa Nükleer Düzenleme Kanunu (“Kanun”) 05.03.2022 tarihinde ve 31772 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olup 08.03.2022 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır 7 . İşbu Kanun’un yürürlüğe giriş amacı barışçıl kullanım ilkesi esas alınarak, nükleer enerji ve iyonlaştırıcı radyasyona ilişkin faaliyetlerin yürütülmesi sırasında çalışanların, halkın, çevrenin ve gelecek nesillerin iyonlaştırıcı radyasyonun olası zararlı etkilerinden korunmasına yönelik uygulanması gereken ilke ve esaslar ile tarafların sorumluluklarını, bu faaliyetler üzerinde düzenleyici kontrol yetkisini haiz Nükleer Düzenleme Kurumunun yetki ve sorumluluklarını ve nükleer hadiselerden kaynaklanan nükleer zararlar hakkındaki hukuki sorumluluğu belirlemektir 8 . Kanun uyarınca nükleer enerji ve nükleer maddelerle ilgili herhangi bir faaliyeti yürütecek gerçek veya tüzel kişiler, Türkiye’nin taraf olduğu nükleer güvence ile ilgili uluslararası anlaşma ve sözleşmelere uymakla yükümlü kılınmıştır. Çalışanların, halkın, çevrenin ve gelecek nesillerin radyasyona maruz kalma riskini içeren her türlü faaliyette; faaliyetin bireysel veya toplumsal açıdan fayda sağlaması, faaliyet nedeniyle maruz kalınabilecek radyasyon dozlarının mümkün
ve makul olan en düşük düzeyde tutulması, faaliyet nedeniyle maruz kalınabilecek radyasyon dozlarının Nükleer Düzenleme Kurum’u tarafından belirlenen doz sınırlarını aşmaması ilkelerinin esas alınacağı açıkça düzenlenmiştir 9 .
II. Akkuyu Nükleer Santrali ve Hukuki Çerçeve:
Akkuyu Nükleer Santrali, Rusya ile yapılan devletlerarası anlaşma çerçevesinde inşa edilen ve işletilecek olan Türkiye’nin ilk nükleer santralidir. Türkiye, enerji portföyüne nükleer enerjiyi dâhil etme iradesini uzun yıllardır sürdürse de soyut politikaların somut projelere dönüşmesi ancak son yıllarda mümkün olabilmiştir. Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nin gerçekleştirilmesi amacıyla Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasında 2010 yılında imzalanan uluslararası anlaşma bu iradenin ilk somut görünümüdür. Yap-işletdevret modeliyle kurulan santral, Rosatom’un bir iştiraki olan Akkuyu Nükleer A.Ş. tarafından inşa edilmekte ve işletilmektedir 10 . Akkuyu Nükleer Santrali’nin temel teknik ve hukuki çerçevesi şu şekildedir:
- Teknik Özellikler: Akkuyu, VVER-1200 tipi basınçlı su reaktörleri ile donatılmıştır. Her biri yaklaşık 1200 MW gücünde dört reaktörden oluşacak santral, tam kapasite çalıştığında Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık %10’unu karşılayacaktır (Akkuyu NGS, 2022).
- Proje Finansmanı: Santral, %100 Rus sermayesi ile finanse edilmekte olup, Türkiye proje sürecinde herhangi bir doğrudan yatırım yapmamaktadır. Ancak uzun vadeli alım garantileri ile enerji piyasasına entegrasyonu sağlanmaktadır (Türkiye-Rusya Anlaşması, 2010).
- İnşaat Süreci: İlk ünitenin devreye alınması 2023 yılı olarak planlanmış, ancak tam kapasiteye ulaşması 2026 yılına kadar sürebilecektir. İnşaat süreci uluslararası güvenlik ve çevresel düzenlemelere tabidir (ÇED Raporu, 2014).
- Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED): Santral, Mersin’in Gülnar ilçesinde inşa edilmektedir ve çevresel etki değerlendirme raporuna tabi tutulmuştur. Bu süreçte deniz ekosistemi, yerel halkın yaşam koşulları ve olası sismik riskler detaylı olarak analiz edilmiştir (ÇED Raporu, 2014).
- Denetim ve Lisanslandırma: Santral, Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) tarafından lisanslandırılmakta ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından düzenli denetimetabi tutulmaktadır (NDK, 2021).
- Hukuki ve Uluslararası Yükümlülükler: Akkuyu Nükleer Santrali, IAEA düzenlemeleri ve Paris Sözleşmesi çerçevesinde nükleer güvenlik standartlarına uymakla yükümlüdür. Türkiye’de nükleer enerji hukuku kapsamında, 2018 yılında yürürlüğe giren Nükleer Düzenleme Kanunu, santralin faaliyetlerini yöneten ana ulusal mevzuatlardan biridir. Bu kanun, nükleer santrallerin güvenlik standartlarını belirlemekte ve denetim mekanizmalarını tanımlamaktadır. Ayrıca, santral faaliyetleri Çevre Kanunu,
Çevre Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gibi farklı mevzuatlarla da uyumlu olmak zorundadır.
- Risk ve Güvenlik Önlemleri: Santral, yüksek güvenlik standartlarına sahip olup, nükleer atık yönetimi ve olası radyasyon sızıntılarına karşı gelişmiş güvenlik sistemleri iledonatılmıştır (IAEA, 2018).
A. Akkuyu Nükleer Güç Santrali Anlaşmasının Hukuksal Açıdan Değerlendirilmesi
Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında 12.05.2010 tarihinde Ankara’da “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Akkuyu Sahası’nda Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma” imzalanmıştır. TBMM tarafından da 15.07.2010 tarih ve 6007 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan bu Anlaşma 27.08.2010 tarihinde Bakanlar Kurulunca 244 sayılı Kanun gereği onaylanmıştır. Bir milletlerarası andlaşmayı incelerken üç temel hukuk normuna bakılmalıdır. Bunlar; (1) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, (Md.90) (2) 244 Sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması İle Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun, (3) Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, (22.05.1969) Anayasa’nın 90. maddesi, usulüne uygun olarak yürülüğe giren milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, Akkuyu Anlaşması iç hukuka dahil edilmiş olup, Anayasa Mahkemesi’ne aykırılık iddiasıyla iptal edilmesi mümkün değildir. Ancak, anlaşma temel hak ve özgürlüklere ilişkin olmadığı için, Anayasa Madde 90 kapsamında iç hukuka üstünlük tanınan bir statüye sahip değildir 11 .
Anayasal Uygunluk:
Akkuyu Anlaşması, Anayasa’ nın 90. maddesi uyarınca usulüne uygun bir şekilde yürülüğe girdiği için, Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açılamaz. Bununla birlikte, eğer anlaşmanın onayına ilişkin kanun, Anayasa’ya aykırı bir içerik barındırıyorsa, bu durum yargı yoluna taşınabilir.
Uluslararası Hukuk Kapsamında Değerlendirme:
Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne göre, devletler yapmış oldukları anlaşmaları iyi niyetle uygulamak zorundadır (Madde 26 – Ahde Vefa İlkesi). Bu bağlamda, Akkuyu Anlaşması da tarafların iyi niyetle ve anlaşmaya uygun hareket etmeleri gereken bir sözleşme olarak değerlendirilmektedir.
Türk Hukukuyla Uyum:
244 Sayılı Milletlerarası Andlaşmalar Kanunu’nun 2. maddesi gereğince, ekonomik ve teknik nitelikteki uluslararası anlaşmalar belirli şartlara bağlı olarak TBMM onayına tabidir. Akkuyu Anlaşması, ekonomik ve teknik nitelikte olması ve mali yük getirmesi nedeniyle kanunla onaylanmıştır. Bu durum, anlaşmanın hukuki geçerliliğinin yerel hukuk ile de uyumlu olduğunu göstermektedir.
Uyuşmazlıkların Çözüm Yolu:
Anlaşma, taraflar arasında çıkabilecek ihtilafların uluslararası tahkim yolu ile çözülmesini öngörmektedir. Bu durum, devletin egemenlik yetkisini tahkim mercilerine devretmesi anlamına gelebilir ve devletin iç hukuk yollarını kullanma yetkisini sınırlayabilir.
B. Anlaşmanın Temel Hükümleri ve Türkiye Açısından Değerlendirilmesi
Akkuyu NGS, %100 Rusya Federasyonu sermayesi ile kurulacak bir proje şirketi tarafından inşa edilecek ve işletilecektir. Rusya’nın hissesi %51’in altına düşmeyecektir 12 . 1. Santralin lisanslama süreci ve işleyişi Türk hukukuna tabi olacak, ancak proje şirketi santralin ve üretilen elektriğin sahibi olacaktır. 2. Türkiye, santral faaliyete geçtikten sonra ancak 15 yıl sonra net karın %20’sini alabilecektir. 3. Türkiye, 15 yıl boyunca belirli oranlarda ve fiyatlarla elektrik satın alma taahhütü vermektedir. Elektrik fiyatı 12.35 cent/ kWh olarak belirlenmiştir, ancak maliyetin karşılanamaması durumunda fiyat 15.33 cent/ kWh’ye kadar çıkarılabilecektir. 4. Kullanılmış nükleer yakıtlar, Rusya tarafından yeniden işlenebilecek ve Türkiye uranyumu %20’den fazla zenginleştirme veya plütonyumu ayırma yetkisine sahip olmayacaktır. 5. Uyuşmazlıklar uluslararası tahkim yoluyla çözülecektir. Netice itibariyle Anlaşma, hukuken bağlayıcı olup Anayasa Mahkemesi’ne taşınması mümkün değildir. Ancak, anlaşmanın ekonomik, çevresel ve ulusal enerji bağımsızlığı açısından dezavantajları vardır. Türkiye’yi enerjide dışa bağımlı hale getirebilir ve çevresel riskler taşır. Alternatif olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlar ön plana çıkartılmalıdır.
Sonuç
Nükleer enerji, küresel enerji ihtiyacının karşılanmasında önemli bir kaynak olarak görülmektedir. Ancak bu enerji türü, güvenlik ve hukuki düzenlemeler açısından büyük sorumluluklar getirmektedir. Akkuyu Nükleer Santrali özelinde bakıldığında, Türkiye’nin nükleer enerjiye geçiş sürecinde uluslararası hukuki düzenlemelere uyum sağlaması gerekmektedir. Paris Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalara entegrasyon, olası zararların tazmini ve güvenlik standartlarının sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Akkuyu Nükleer Santrali’nin güvenliği ve hukuki çerçevesi, Türkiye’nin nükleer enerji alanında deneyim kazandıkça daha da gelişecektir. Bu süreçte ulusal denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve çevresel sürdürülebilirlik önlemlerinin sıkı bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Türkiye’nin nükleer enerji politikası, hem ekonomik kalkınma hem de çevresel sorumluluklar açısından dengeli bir şekilde yönetilmelidir.
Kaynakça
- Aykul, Ö. (t.y.). Mersin-Akkuyu Nükleer Güç Santrali Anlaşması’nın hukuksal açıdan değerlendirilmesi. Çevrimiçi kaynak. http:/
/ (Erişim tarihi: 16 Mart 2025).www.aykultopcu.com/ habervemakele- 186- mersinakkuyu- nukleer- guc- santrali- anlasmasininhukuksal- acidan- degerlendirilmesi - Güneysu, G. (1989–1990). Nükleer reaktörlerin yol açtığı zararlardan doğan hukukî sorumluluk. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 41(1).
- Hekim, B. (2018). Nükleer enerji alanında hukuki sorumluluk. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 67(2), 355–414. (Erişim tarihi: 16 Mart 2025).
- Kaya, İ. S. (2017). Nükleer enerji santrallerinin uluslararası teamül hukuku bakımından değerlendirilmesi. Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, 1(1/1)
- Kocaoğlu, N. K. (2010). Nükleer tesis işletenin hukuki sorumluluğu: Karşılaştırmalı ve uluslararası özel hukuk analizi. Ankara Barosu Dergisi, 68(2).
- Özgün Law. (t.y.). Nükleer düzenleme kanunu ve getirdikleri. Özgün Law Hukuk Bürosu. https:/
/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2025)..www.ozgunlaw.com/ makaleler/ nukleer- duzenleme- kanunu- ve- getirdikleri- 940
Dipnot
- Hekim, B. (2018). Nükleer enerji alanında hukuki sorumluluk. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 67(2), 355–414. (Erişim tarihi: 16 Mart 2025).
- Kocaoğlu, N. K. (2010). Nükleer tesis işletenin hukuki sorumluluğu: Karşılaştırmalı ve uluslararası özel hukuk analizi. Ankara Barosu Dergisi, 68(2), s. 73.
- Güneysu, G. (1989–1990). Nükleer reaktörlerin yol açtığı zararlardan doğan hukukî sorumluluk. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 41(1), s. 214.
- Kaya, İ. S. (2017). Nükleer enerji santrallerinin uluslararası teamül hukuku bakımından değerlendirilmesi. Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, 1(1/1).
- Hekim, s. 403.
- Hekim, s. 358
- Özgün Law. (t.y.). Nükleer düzenleme kanunu ve getirdikleri. Özgün Law Hukuk Bürosu. https:/
/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2025).www.ozgunlaw.com/ makaleler/ nukleer- duzenleme- kanunu- ve- getirdikleri- 940 - Özgün Law. (t.y.). Nükleer düzenleme kanunu ve getirdikleri. Özgün Law Hukuk Bürosu. https:/
/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2025).www.ozgunlaw.com/ makaleler/ nukleer- duzenleme- kanunu- ve- getirdikleri- 940 - Özgün Law. (t.y.). Nükleer düzenleme kanunu ve getirdikleri. Özgün Law Hukuk Bürosu. https:/
/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2025).www.ozgunlaw.com/ makaleler/ nukleer- duzenleme- kanunu- ve- getirdikleri- 940 - Topçu, A. (t.y.). Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali Anlaşması’nın hukuksal açıdan değerlendirilmesi. Aykul Topçu Resmî Web Sitesi. http:/
/ (Erişim tarihi: 16 Mart 2025).www.aykultopcu.com/ habervemakele- 186- mersin- akkuyu- nukleer- guc- santrali- anlasmasininhukuksal- acidan- degerlendirilmesi - Aykul, Ö. (t.y.). Mersin-Akkuyu Nükleer Güç Santrali Anlaşması’nın hukuksal açıdan değerlendirilmesi. (Erişim tarihi: 16 Mart 2025)
- Aykul, s. 10.
