Tek Fiil, İki Suç: Kültür Varlıklarını Koruma ve İmar Kirliliği Suçlarında Fikri İçtima
Giriş
Hukuk sistemimizde tarihi ve kültürel değer içeren varlıkları korumak ve imar düzenini sağlamak amacıyla çeşitli cezalar ihdas edilmiştir. Bu iki alanı ilgilendiren olayların ve fiillerin zaman zaman kesişim kümesinde buluşuyor olması ceza hukuku tarafından çözüm gerektiren durumlar meydana getirebilmektedir. Bir fiilin bahse konu hususlara ilişkin suç tiplerinden birden fazlasına uyması halinde hangi suçlardan ne şekilde cezalandırılacağı sorusu ortaya çıkmaktadır. Özellikle ilk derece mahkemelerince bu konuda içtima kurallarının uygulanması bakımından ortak bir kanaatin olmaması, konunun yargı organları için henüz netliğe kavuşmadığını göstermektedir. Bu çalışmada bu hususun açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.
I. Türk Ceza Hukukunda İçtima
Ceza hukukunun evrensel ilkelerinden olan “non bis in idem” ilkesi; aynı fiilden dolayı iki kez yargılamanın ve cezalandırmanın mümkün olmadığını ifade etmektedir. Ne bis in idem ilkesi, Demokles’in kılıcının sürekli olarak bir ceza tehdidi ile kişinin üzerinde asılı durmasının doğuracağı acıyı ortadan kaldırmak amacıyla doğmuştur. 1Hukukumuzda bu ilkenin kendini gösterdiği yerlerden birisi de Türk Ceza Kanunu’nun suçların içtimasına dair olan bölümüdür. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun düzenlenmesinde esas teşkil eden suç teorisine göre ”Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. 2 Aynı suçun birden fazla kez işlenmesi veya bir fiilin birden fazla suç oluşturması hallerinde nasıl hareket edileceği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçların İçtimaı” başlıklı 5. bölümünde yer alan 42 ila 44. maddelerinde
düzenlenmektedir. Konumuz bakımından üzerinde durulması gereken madde ise farklı neviden fikri içtimayı düzenleyen 44. maddedir. Failin tek bir fiiliyle birden çok suçu işlemesi halinde, bu suçlardan sadece ağır olanın cezasıyla cezalandırılmasını, diğer suçun ise bu ceza içinde “erimesini” diğer bir deyişle cezai anlamda ayrıca bir sonuç doğurmamasını ifade eden sisteme ise erime sistemi denmektedir. Erime sistemini esas alan bu düzenlemeye göre, bir fiilin birden fazla suç oluşturması halinde fail sadece en ağır cezayı oluşturan suçtan dolayı cezalandırılır. Bunun istisnası ise kanunda bu kuralın aksine açıkça kanunda düzenleme bulunmasıdır. 3 Bu istisnaya örnek vermek gerekirse; TCK madde 223/4 gereği olarak ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması suçunun işlenmesi halinde, bu suçun işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi dolayısıyla ayrıca cezaya hükmolunacağı kanun koyucu tarafından belirlenerek farklı neviden fikri içtima kuralına istisna getirilmiştir.
II. İlgili Suç Tipleri Açısından İçtima İncelemesi
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde imar kirliliğine neden olma suçu düzenlenmiştir. Suçun koruduğu hukuki değer, düzgün ve güvenli şehirleşmenin sağlanmasına dair kamusal yarardır. İlgili maddede; yapı ruhsatiyesi alınmadan bina yapma, yapı ruhsatiyesi alınmadan bina yaptırma, yapı ruhsatiyesine aykırı olarak bina yapma, yapı ruhsatiyesine aykırı olarak bina yaptırma, ruhsatsız inşaat dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik bağlantısına müsaade etme, su bağlantısına müsaade etme, telefon bağlantısına müsaade etme, yapı kullanma izni olmayan binada herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etme seçimlik fiillerine yer verilmiştir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun cezaları düzenleyen 65. maddesi ile ise kültür ve tabiat varlıklarının
korunması ve bu varlıklara zarar verenlerin caydırıcı yaptırımlarla engellenmesi amaçlanmaktadır. Bu düzenlemede de, ilgili alan ve varlıkların; yıkılmasına sebebiyet verme, bozulmasına sebebiyet verme, tahribine sebebiyet verme, yok olmasına sebebiyet verme, her ne suretle olursa olsun zarar görmesine sebebiyet verme, izin alınmaksızın inşaî müdahalede bulunma, izin alınmaksızın fiziki müdahalede bulunma, bu fiilleri yaptırma; kanuna aykırı olarak yıkma veya imar izni verme; İmar Kanunu 21. madde kapsamına giren, ruhsata tabi olmayan tadilatları izin almaksızın yapma veya yaptırma, tamiratları izin almaksızın yapma veya yaptırma, izne aykırı tadilat veya tamirat yapma veya yaptırma seçimlik fiillerine yer verilmiştir. Her iki suç tipi açısından da gerçek içtima uygulanmasını zorunlu kılan açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bunun yanında iki düzenleme arasında özel norm-genel norm ilişkisi de bulunmamaktadır. Örnek vermek gerekirse, sit alanına kaçak yapı yapılması fiilinde; yapı ruhsatiyesi almadan yapı inşa edilmesi suretiyle imar kirliliğine neden olma suçu oluşacak, sit alanına izin alınmaksızın inşai müdahale yapılması suretiyle de 2863 sayılı kanunun öngördüğü suç oluşacaktır. Tek fiil ile iki farklı suçun oluştuğu bu halde kanundaki farklı neviden firki içtima düzenlemesi ve erime sistemi gereği ise failin cezası daha ağır olan suç yönünden cezalandırılması gerekecektir.
III. Konuya İlişkin Emsal Yargı İçtihatları
Konumuzla ilgili olarak Yargıtay tarafından verilen çeşitli emsal kararlar da mevcut olup konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amacıyla bu noktada bazı önemli Yargıtay kararlarından bahsetmek gerekmektedir. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2015/33771 E. 2016/1444 K. 01.02.2016 tarihli kararında; 4 Sanığın aynı eylemi nedeniyle hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık ve imar kirliliğine neden olmak suçlarından iddianame düzenlendiğinin ve her iki suçtan da verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin kesinleştiğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 44. maddesi gereğince sadece 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan hüküm kurulup, imar kirliliğine neden olmak suçundan ise karar verilmemesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka uygun bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,1- Sanık … hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan kurulan hüküm yönünden, Urla Asliye Ceza Mahkemesinin 26/04/2011 tarih ve 2011/34 esas, 2011/388 sayılıkararının, CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,” denilmekte olup sanığın izin almaksızın sit alanı içinde inşai faaliyet gösterdiği olayda, üzerine atılı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 ve 5237 sayılı Kanun’un 184. maddesinde tanımlanan imar kirliliğine neden olma suçları işlediğinin anlaşılması karşısında, tek eylem ile birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet vermesi sebebiyle en ağır hüküm olan 2863 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan ceza verilmesi gerektiği tespit edilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 19.12.2023 tarihli 2023/16153 E., 2023/25940 K. sayılı kararında ise; 5 “İnceleme konusu somut olay kapsamında; kaçak yapının sit alanı içerisinde kaldığı, sanığın izin almaksızın inşaî faaliyette bulunarak üzerine atılı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 inci maddesinin (b) bendi ve 5237 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesinde tanımlanan suçları işlediğinin anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 44 üncü maddesi gereğince en ağır yaptırım içeren 2863 sayılı Kanunu’nun 65 inci maddesinin (b) bendi uyarınca hüküm kurulması gerekirken, imar kirliliğine neden olma ve 2863 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.” denilerek sit alanı içine kaçak yapı inşa faaliyetinde bulunan sanık için iki suçtan ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuş ve daha ağır yaptırımı içeren 2863 sayılı Kanun’a göre hüküm kurulması gerektiği tespit edilmiştir. Yerel Son olarak güncel tarihli emsal kararlardan olan Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 02.07.2024 tarihli 2024/4080 E., 2024/9471 K. sayılı kararında da; 6 “Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından “suç tekliği-suç çokluğu”; ayrımına değinmekte yarar vardır. “Suç tekliğisuç çokluğu” ayrımı içtima konusundaki temel ayrım olup, suçların içtimai, bu ayrım üzerine temellenir” Suç tekliği-suç çokluğu” ayrımında fiil sayasını değil ihlal edilen normların sayısı esas alınmaktadır. Tek bir fiille birden fazla suça sebebiyet verilebilir. Yargıtayın uygulaması da bu doğrultudadır. 5237 sayılı Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak
her suç için uygulanabilir ise de kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim 5237 sayılı Kanun’un 212 nci maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Görüldüğü gibi, istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanığın İzmir İli, Bornova İlçesi, Yaka Mahallesi 145 ada 14 parselde “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alan” içerinde bulunan yerde ruhsatsız olarak bina inşa etmesi nedeniyle sanığın hukukî durumunun 5237 sayılı Kanun!un 44 üncü maddesi uyarınca farklı nevi’den fikri içtimahükümleri kapsamında değerlendirilmesi ve fikri içtima hükümleri uyarınca da sanığın daha ağır hüküm içeren 2863 sayılı Kanun!a muhalefet suçundan cezalandırılması gerektiği, 2863 sayılı Kanun’a muhalefet suçunda İzmir 40. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/1090 Esas sayılı dosyasında yargılama yapıldığı, dosyanın derdest olduğu, incelemeye konu dosyada sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 184 üncü maddesi uyarıca verilen mahkûmiyet kararının istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşıldığından Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.03.2016 tarihli ve 2014/10- 847 Esas, 2016/128 Karar sayılı ilâmında vurgulandığı üzere 2863 sayılı Kanun! a muhalefet suçundan yargılama devam eden İzmir 40. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/1090 esas sayılı dosyasında 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesi uyarınca hüküm kurulması, kesinleşen hükümdeki ceza
Sonuç
cezadan indirilmesi, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin cezanın belirlenmesi gerektiği anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.” denilmekte olup bu karar özelinde dikkat edilmesi gereken husus ise; öncelikle imar kirliliği suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilip dosyanın kesinleşmesine müteakip 2863 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle açılan davada 2863 sayılı Kanun’un 65. maddesi uyarınca hüküm kurulması ancak kesinleşen hükümdeki cezanın sonuç cezadan indirilmesi, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin cezanın belirlenmesi gerektiği şeklindedir. Görüldüğü üzere; Yargıtay bu gibi olaylarda farklı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmamasını kanuna aykırı bulmakta ve bozma sebebi yapmaktadır. Bu bağlamda, aynı fiil ile birden fazla suçun oluştuğu durumlarda ilk derece mahkemelerinin fikri içtima hükümlerini göz önünde bulundurarak
en ağır yaptırımı öngören suç tipi üzerinden hüküm kurması önem arz etmektedir. Sonuç: Türk Ceza Kanunu’ndaki fikri içtima düzenlemesi çerçevesinde koşulların oluşması halinde bir fiilin birden fazla suçtan dolayı cezalandırılabilmesi için kanun ile bu durumun açıkça düzenlenmesi gerekmektedir. Çalışma konusu suç tiplerinin düzenlenmesinde ise kanun koyucu böyle bir yolu tercih etmeyerek erime sistemine istisna getirmemiştir. Bu sebeple bir fiilin tipik olarak bu iki suç tipine birden uyması halinde, iki suç için derdestlik gereği iki ayrı yargılama süreci yürütülmeyecek, erime sistemi gereği mahkeme failin fiile uyan suç tiplerinden cezası daha ağır olan suçtan cezalandırılmasına hükmedecektir. Bu yaklaşım, hem failin cezai sorumluluğunun ölçülü ve adil biçimde belirlenmesini sağlayacak hem de hukuk güvenliğini pekiştirecektir. Ancak uygulamada mahkemeler zaman zaman her iki suçtan ayrı hüküm kurmaktadır. Bu durum, sanık aleyhine çifte cezalandırma sonucunu doğurarak non bis in idem ilkesinin ihlalini teşkil etmektedir. Güncel Yargıtay içtihatlarının ışığında mahkemelerin mükerrer cezalandırmaya yol açabilecek uygulamalardan kaçınarak non bis in idem ilkesi doğrultusunda hareket etmesi ve içtima hükümlerini titizlikle uygulaması ise, hukukun temel ilkelerinin korunması ve adil yargılanma hakkının temini açısından hayati öneme sahiptir.
Dipnot
- Özen, M. (2010). Non bis in idem (Aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz) ilkesi. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 14, s. 390.
- Yargıtay CGK., E. 2021/202 K. 2022/512 T. 4.7.2022
- Koca, M., & Üzülmez, İ. (2015). Türk ceza hukuku: Genel hükümler (8. bası). Seçkin Yayınevi, s. 519.
- Yargıtay 18. CD., E. 2015/33771 K. 2016/1444 T. 1.2.2016
- Yargıtay 4. CD., E. 2023/16153 K. 2023/25940 T. 19.12.2023
- Yargıtay 4. CD., E. 2024/4080 K. 2024/9471 T. 02.07.2024
Kaynakça
- Koca, M., & Üzülmez, İ. (2015). Türk ceza hukuku: Genel hükümler (8. bası). Seçkin Yayınevi.
- Özen, M. (2010). Non bis in idem (Aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz) ilkesi. GaziÜniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 14.
