Anonim Şirketlerde Yöneticilerin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu
Giriş
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (“TTK”) anonim ortaklıklardaki hukuki sorumluluğa ilişkin hükümleri ayrı bir bölüm altında düzenlenmiştir. Eski TTK’dan farklı olarak yeni TTK’da mutlak müteselsil sorumluluktan vazgeçilerek farklılaştırılmış teselsül esası getirilmiş ve sorumluluklarla ilgili bazı sistematik değişiklikler yapılmıştır.
TTK’da hukuki sorumluluk halleri TTK m. 549 ila 554 maddelerinde düzenlenirken; TTK m. 553 kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu ile TTK m. 554’te ise denetçinin sorumluluğu özel olarak düzenlenmiştir. TTK m. 555’te “şirketin zararı” başlığı altında, genel olarak tazminat davasını düzenlenmekte, 556. maddede ise şirketin iflası halinde açılacak tazminat davası ele alınmaktadır. Genel olarak ibra TTK m. 558’de, kuruluş ve sermaye artırımında ibra ise TTK m. 559’da; sorumluluk davasına ilişkin zamanaşımı TTK m. 560’ta, yetkili mahkeme ise TTK m. 561’de düzenlenmektedir.
Bu yazıda genel olarak anonim şirketlerde TTK m. 549 vd maddelerinde düzenlenen “hukuki sorumluluk halleri” ne değinilecektir.
A- SORUMLULUK HALLERİ
1- Belge ve Beyanların Kanuna Aykırı Olmasından Doğan Sorumluluk
TTK m. 549’da belgelerin doğru olmamasından doğan sorumluluk aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir:
“I- Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması
(1) Şirketin kuruluşu, sermayesinin artırılması ve azaltılması ile birleşme, bölünme, tür değiştirme ve menkul kıymet çıkarma gibi işlemlerle ilgili belgelerin, izahnamelerin, taahhütlerin, beyanların ve garantilerin, yanlış, hileli, sahte, gerçeğe aykırı olmasından, gerçeğin saklanmış bulunmasından ve diğer kanuna aykırılıklardan doğan zararlarından belgeleri düzenleyenler veya beyanları yapanlar ile kusurlarının varlığı halinde bunlara katılanlar sorumludur.”
Yukarıdaki hüküm, eski TTK md 305’ten farklı olarak İsviçre Borçlar Kanununun ilgili maddesinin model alınmasıyla ancak her ikisinden de farklı bir düzenlemeyle kanundaki yerini almıştır. Buna göre eski kanunda geçen “hakikat hilafı” (gerçeğe aykırılık) kavramına ilaveten yeni sorumluluklar getirilerek sorumluluğun sınırı genişletilmiştir. Bundan sonra sadece gerçeğe aykırı beyanda bulunmak değil, kanunda sayılan belgelerin yanlış, hileli, sahte olmasından ve ayrıca gerçeğin saklanmış bulunması ile diğer kanuna aykırılıklardan doğan zararlardan da sorumluluk getirilmiştir. Ayrıca ilgili kanun maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere sayılan işlemler sınırlı sayıda (numerus clausus) belirtilmemiştir.
Bu tür bir sorumlulukta zarar görenler olayı özelliğine göre şirketin kendisi olabileceği gibi, münferit pay sahipler, söz konusu işlemler nedeniyle bu sıfatı kaybeden kişiler, menkul değerleri alanlar ve bu menkul değerlerin sonraki sahipleri olabilirler. Pasif dava ehliyeti ise madde içerisinde bahsi geçen belgeleri “düzenleyenler” ile maddede bahsi geçen eylemlere “katılanlar” dır. Düzenleyenler için kusursuz sorumluluk hali kabul edilirken, katılanlar için kusurlarının varlığı hali aranarak kusura dayalı sorumluluk prensibi kabul edilmiştir.
2- Sermaye Hakkında Yanlış Beyanlar ve Ödeme Yetersizliğinin Bilinmesinden Doğan Sorumluluk
TTK m. 550’de sermaye hakkındaki yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmemesi hususu aşağıdaki şekilde hüküm altına alınmıştır:
“II- Sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmemesi
(1) Sermaye tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu olmaları şartıyla, şirket yetkilileri, bu payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler.
(2) Sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay verenler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumludurlar.”
Madde hükmüne göre sermaye borcunun taahhüt edilmesinde ve ödenmesinde kusurlu olarak gerçeğe aykırı davranan kişiler, bu payları kendi üzerlerine almak ve dolayısıyla karşılıklarını taahhüt edip ödemek durumundadırlar. Ayrıca, bu nedenle bir zarar meydana gelmiş ise bu zararı faiziyle ödemekle yükümlüdürler. Burada “şirket yetkilileri” ifadesi geniş olarak anlaşılmalıdır. Yönetim kurulu üyeleri, denetçiler de şirket yetkilisi kavramına dahildir.
Aynı maddenin ikinci fıkrası ise sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna muvafakat edenlerin söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zararlardan sorumlu olacağını düzenlenmektedir. Burada sermaye taahhüdü gerçeği yansıtmakla beraber, taahhütte bulunan kişilerin ödeme gücünün yeterli düzeyden olmaması ve bu durumun sermayenin korunması ilkesine aykırı olması nedeniyle şirket alacaklılarının zarar uğratılmaları söz konusu olmaktadır. Bu nedenle söz konusu duruma sebep olan kişilerin meydana gelen zararlarından müteselsilen sorumlu olacakları öngörülmektedir.
3- Değer Biçilmesinde Yolsuzluktan Doğan Sorumluluk
Değer biçilmesinde yolsuzluk hali, TTK m. 551′ de şu şekilde düzenlenmektedir:
“III- Değer biçilmesinde yolsuzluk (1) Ayni sermayenin veya devralınacak işletme ile ayınların değerlemesinde emsaline oranla yüksek fiyat biçenler, işletme ve aynın niteliğini veya durumunu farklı gösterenler ya da başka bir şekilde yolsuzluk yapanlar, bundan doğan zararlardan sorumludur.”
Maddede, eski TTK’nın ilgili hükmünden farklı olarak sorumluluğun doğabilmesi için ayni sermayeye, emsaline nazaran yüksek fiyat biçilmiş olması yeterli kabul edilmiştir.
6762 sayılı eski TTK md. 307’de ise ayni sermayeye değer biçilmesinde “hile yapılması” halinde doğacak sorumluluk hükümlerine yer verilmişti. Bu haliyle sorumluluk daha da arttırılmış, hilenin varlığı aranmamıştır.
TTK m. 551 de, anonim ortaklığın sermayesinin sağlıklı olarak teşekkül etmesi ve sermayenin korunması esasına dayanmaktadır. Bunu tesis etmek amacıyla öncelikle, TTK m. 343 gereğince anonim ortaklığa getirilen ayni sermaye, kuruluş sırasında devralınacak işletme ve ayınların, bilirkişilerce değerinin tespit edilmesi gerekir.
TTK m. 551, sadece anonim ortaklığının kuruluşunda değil, sermaye artırımında da uygulanır. “İşletmeye veya ayınlara emsaline oranla yüksek fiyat belirlemek niteliğini veya durumunu farklı göstermek, başka bir şekilde yolsuzluk yapmak” sorumluluğu doğuran fiiller olarak belirtilmektedir.
Madde kusur esasına dayanılarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla dava açılması halinde zararın varlığını iddia edenin kusurun varlığını ispat etmesi gerekir.
Değer biçilmesinde yolsuzluktan doğan sorumlulukta aktif dava ehliyeti şirket, pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri ve alacaklılardadır. Anonim ortaklığının kuruluşunda kurucular, kuruluştan sonra ise yönetim kurulu üyeleri, müdürler, ticari mümessil veya ticari vekil gibi şirket yöneticileri, TTK m. 343’e göre atanan bilirkişiler, belediye ve imar gibi resmi kurum yetkilileri böyle bir sorumluluk dolayısıyla davalı sıfatını haiz olabilirler. Pasif dava ehliyeti ise somut olaya göre değişiklik gösterebilmektedir.
4- Halktan Usulsüz Para Toplamasından Doğan Sorumluluk
Halktan para toplamaktan doğan sorumluluk haline TTK m. 552’de şu şekilde yer verilmiştir:
“IV- Halktan para toplamak (1) Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bir şirket kurmak veya şirketin sermayesini artırmak amacıyla yahut vaadiyle halka her türlü yoldan çağrıda bulunularak para toplanması yasaktır.”
TTK m. 552’ye anonim ortaklık kurmak veya mevcut bir anonim ortaklığın sermayesinin artırmak vaadiyle halktan para toplayanlar, bu fiilden haberdar olan kurumlar, şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, girişimcileri davalı sıfatına sahip olabilir. TTK m.552’ye göre, davacı sıfatı münhasıran SPK (Serbest Piyasa Kurumu)’ na aittir.
Bu yollarla para toplayanlar, bu fiilden haberdar olan kurumlar, şirketin yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri, girişimcileri toplanan paranın derhal SPK’nın belirlediği bir mevduat veya katılım bankasına yatırılmasından müteselsilen sorumludurlar.
B- KİŞİSEL OLARAK YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN SORUMLULUĞU
TTK m. 553 kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde sorumluluklarını düzenlemektedir. Buna göre bir gerçek veya tüzel kişi yönetim kurulu üyesi olabilir. Yönetim kurulu üyeleri, esas sözleşme ile atanmış olabilir veya genel kurul tarafından seçilebilir. TTK m. 553’e göre bir kişinin yönetim kurulu üyesi sayılabilmesi ve sorumluluğunun doğabilmesi için, esas sözleşme ile atanmış veya genel kurul tarafından seçilmiş olması yeterlidir.
Yöneticiler anonim ortaklık adına karar alan, icra yetkisine sahip veya imza yetkisi bulunan kişilerdir. Bu kapsama murahhas müdür, genel müdür, genel müdür yardımcıları, ticari mümessil, ticari vekil, CEO, genel koordinatör gibi sıfatları taşıyanlar da dâhildir.
TTK m. 553’e göre, sorumluluğu doğuran sebep “kanundan veya esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlüklerin ihlal” edilmiş olmasıdır. Yönetim kurulu üyelerinin “özen ve bağlılık yükümlülüğünü” düzenleyen TTK m.369’un, TTK m. 553 anlamında kanundan doğan bir yükümlülük olduğu söylenebilir. Buna göre tedbirli bir yöneticinin özeniyle görevini yerine getirmemek, şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı uyarınca gözetmemek bir yükümlülük ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır. Yönetim kurulu üyelerinin görev ve yetkilerini düzenleyen TTK m. 374 “yükümlülük” kavramının belirlenmesinde göz önünde bulundurulmalıdır. TTK m. 374 yönetim kurulunun şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkili olduğunu düzenlemektedir. Bu husus, yönetim kurulu için hem bir yetki hem de bir görevdir. Ancak bu görev ve yetkilerin tümü yükümlülük özelliği göstermez. Bu kapsama, sermayenin ve malvarlığının korunması, eşit işlem ilkesine uygun davranma, finansal tabloların Türkiye Muhasebe Standartlarına göre hazırlanması, ortaklığın internet sitesinin kanuna uygun şekilde işletilmesi dâhildir.
6102 sayılı TTK uygulamasında, yönetim hakkının yönetim kurulu üyeleri arasında taksim edilmesi halinde, her üye veya grubun, kendi görevli olduğu kısımdan sorumlu olacağı, ancak yönetim kurulunun heyet olarak “gözetim/nezaret” görevi devam edeceği ifade edilmektedir. Yönetim kurulu üyesi, kanuna uygun olarak gerçekleştirilen bir yetki devri olması halinde, kontrolü dışında gerçekleşen kanuna veya sözleşmeye aykırı bir davranış veyahut yine kontrolü dışında gelişen bir yolsuzluk nedeniyle gerçekleşen zarardan sorumlu olmayacaktır. Diğer taraftan TK m. 375/e’de “yönetimle ilgili kişilerin, özellikle kanunlara, esas sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetiminin” devredilemez görev ve yetkilerden olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu yükümlülükle ilgili sorumluluklardan yönetim kurulu kurtulamaz. Hem devredilemez hem de devredilebilir görev ve yetkilerle ilgili gözetim yükümlülüğünün sınırları TK m. 553/3’de belirlenmiştir ve bu hükmün aksi kararlaştırılmaz.
Kusur Sorumluluğu Bakımından; TK m. 553/1’e göre, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluktan kurtulabilmesi için “kusursuz” olduklarını ispatlamaları gerekmektedir.
KAYNAKÇA
- Türk Ticaret Kanunu ve İlgili Mevzuat, A. Kendigelen, Güncelleştirilmiş 6. Baskı, İstanbul, 2018
- Şirketler Hukuku Genel Esasları, H. Pulaşlı, Güncellenmiş ve Genişletilmiş 4. Baskı, Ankara, 2016
- Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, S. Dinç, Ankara, 2017
