Giriş

Borçlular mallarına haciz konulmadan veya haklarında iflâs kararı verilmeden önce malları üzerinde diledikleri şekilde tasarrufta bulunabilme hakkına sahiptirler. Bu nedenle, maddi anlamda ciddi nitelikte zorda olan ve haciz ya da iflas tehdidi altındaki borçluların, herhangi bir icrai işlem ile henüz tasarruf yetkilerinin kısıtlanmadığı, ama ileriye yönelik olarak böyle bir kısıtlamanın muhtemel olduğu ve bu durumun borçlu tarafından öngörülebilir olması halinde; borçlular, alacaklılarından mal kaçırmak kastıyla kötü niyetle bir kısım hukukî işlemler yapabilmekte ve alacaklının alacağını elde etmesini engelleyebilmektedir. Kanun koyucu bu tür kötü niyetle hareket eden borçlulara karşı alacaklının hukuki menfaatinin korunması amacıyla tasarrufun iptali davasını hukukumuz içinde ( İİK 277- 284 ) düzenlemeye gitmiştir.

Tasarrufun iptali davaları; borçlunun mal kaçırmak kastı ile yapmış olduğu tasarrufların davacı alacaklı bakımından hükümsüz sayılarak, borçlunun malvarlığından çıkardığı dava konusu mal üzerinde alacaklının sanki bu mal hâlâ borçluya aitmiş gibi cebri icra yolu ile alacağını elde etmesini ve bu malın haciz ve satışını isteyerek alacak hakkını korumasını sağlayan hukuki yoldur.

Yargıtay’ın birçok içtihadında tasarrufun iptali davasının amacı şu şekilde anlatılmıştır. «Tasarrufun iptali davasının borçlunun, alacaklısını zarara uğratmak kastıyla, malvarlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin, tasarruftan zarar gören alacaklının alacağını elde etmesi amacıyla, bunlarca tekrar borçlunun malvarlığındaymış gibi, alacaklı tarafından paraya çevrilmesini sağlayan bir dava olduğu» ( Yargıtay 17 HD., 8.7.20 tarihli, 2483 E., 6636 K. Sayılı kararı, Yargıtay 17 HD., 18.2.2010 tarihli, 9109 E., 1313 K. Sayılı Kararı)

Sonuç olarak tasarrufun iptali davası; borçlunun alacaklılarına zarar veren bazı tasarruflarını davacı alacaklı bakımından, onun alacağı ölçüsünde hükümsüz hale getirmeye yarayan bir davadır. Bu makalede, tasarrufun iptali davalarının türleri ve koşulları anlatılacak olup, bu davaların sonuçları üzerinde durulacaktır.

1. BÖLÜM: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARININ TÜRLERİ ve KOŞULLARI

İptal davası ayni bir dava olmayıp, şahsi bir davadır, yani şahsın alacak hakkında ilişkindir.

Davanın konusu taşınmaz olsa bile, özel yetki olan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesini yetkili gösteren HMK hükümleri uygulanmaz. Şahsi alacak davası olmasından dolayı borçlunun ikamet ettigi yer mahkemesi yetkilidir. Bu özelliği ile taşınmazlara ilişkin diğer dava türlerinden ayrılır.

A. İPTALE TABİ TASARRUFLAR

Bir tasarrufun İİK 278-280. maddelerine göre iptale tabi olması için, tasarrufun, davacı alacağının doğumundan sonra yapılmış sayılır. İİK 278. maddedeki ivazsız tasarrufların iptal edilebilmesi için, ivazsız tasarruf son iki yıl içinde ve davalı alacaklının alacağının doğumundan sonra yapılmış olması gerekir. Bu tasarruflar şöyledir;

1- İvazsız Tasarruflar

a) Bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar: Borçlu hakkında icrai işlem yapılmadan önceki son iki yıl içinde yapılan tüm bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptal edilebilir. İvazsız tasarrufların ya da bağışlamaların iptale tabi olması için, lehine tasarruf olan üçüncü kişinin, borçlunun borca batık olup olmadığını bilmesine gerek yoktur.

b) Bağışlama hükmünde sayılan tasarruflar: Borçlular, kritik zamanlarda alacaklılarından mal kaçırmak maksadıyla ivazsız tasarruf yaparlar. Ancak bu tasarruflar bağışlama hükmünde sayılarak iptale tabi tutulmuştur.

  • Yakın hısımlar arasında yapılan tasarruflar: Karı-koca, altsoy-üst soy, nesep ya da sıhren üçüncü dereceye kadar hısımlar, evlat edinen ile evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar bağışlama gibi sayılmaktadır. İİK 278. madde gereğince, yakın hısımlar ile borçlu arasında yapılan ivazlı tasarruflar mutlak surette iptale tabi olduğundan, bunun için alacaklıya zarar verme kastı aranmaz ve bu tasarrufların kötü niyetli mi yapıldığının araştırılmasına gerek yoktur.
  • Borçlunun malını normal bedelinden fahiş oranda düşük bir bedelle yapmış olduğu tasarruflar: Borçlunun kendi malının değerine göre, karşılık almış olduğu bedel normal bedelden çok aşağıda kabul etmiş olduğu tasarruflar, bağışlama hükmündedir. Örneğin, Tasarrufa konu taşınmazın tapudaki satış bedeli 25.000 TL olarak gösterilmesine karşın tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 100.000 TL olduğu bilirkişi raporları ile açıkça ortaya konmuşsa, aradaki fahiş fark nedeniyle bu tarz tasarruflar bağışlama hükmünde sayılarak iptale tabidir.
  • Borçlunun son iki yıl içinde kendisine veya üçüncü bir kişinin menfaatine ömür boyu gelir, intifa hakkı tesis edilen sözleşmeler ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleri bağışlama gibidir ve iptale tabidir.

2- Aciz Halinde Yapılan Tasarruflar

Borçlunun son bir yıl içinde aciz halinde iken yapmış olduğu İİK 279. Maddede sayılı tasarruflar iptale tabidir. Aciz halinden maksat borçlunun pasifinin aktifinden fazla olmasıdır. Bu tasarruflar şöyledir;

a) Aciz halinde bulunan borçlu tarafından son bir yıl içinde mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler iptale tabidir.

b) Aciz halinde bulunan borçlunun paradan veya mutat ödeme vasıtalarından başka bir suretle yapmış olduğu ödemeler iptale tabidir. Örneğin; borçlunun borcuna karşılık taşınmazını devri gibi.

c) Aciz halinde bir borçlunun son bir yıl içinde vadesi gelmemiş borçları için yapmış olduğu ödemeler iptale tabidir. Örneğin; vadesi gelmemiş bir bononun ödenmesi.

d) Aciz halinde bulunan borçlunun kişisel borçlarının kuvvetlendirilmesi için taşınmazlarının tapu siciline verdirmiş olduğu şerhler iptale tabidir. Örneğin; borçlunun bir taşınmazı hakkında yapmış olduğu satış vaadi sözleşmesi için, tapuya şerh koydurması iptale tabidir.

3- Zarar Verme Kastından Dolayı Yapılan Hileli Tasarruflar

İİK 280. maddesi gereğince iptale tabi tasarruflar; malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yapmış olduğu hileli işlemlerdir. Örneğin, borçlunun borcunu ödememek için taşınmazını üçüncü bir şahsa devretmesi bu tür işlemlerdendir.

Hileli tasarrufun iptal edilebilmesi için borçlunun alacaklarına zarar verme kastının olması ve lehine tasarrufta bulunulan üçüncü kişinin de bu hususu bilmesi gerektiği konusunda açık ve net emarelerin bulunması gerekir. Bu hususun ispat külfeti alacaklıdadır.

a) Borçlunun yakın hısımları ile yapmış olduğu hileli işlemler: İİK 280/2. maddesi gereğince borçlunun yakın hısımları ile yapmış olduğu tasarruflar, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastının bilindiği varsayılarak aleyhine bir karine oluşturur. Aksi durumu ispat etmek borçluya aittir.

b) Borçlunun ticari işletmesi veya işyerindeki mallarını devretmesi: Borçlunun ticari işletmesinin veya işyerindeki mevcut mallarının tamamını ya da önemli bir kısmını devir ve satın alan üçüncü kişinin, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastını bildiği kabul edilir. Ancak devir öncesi borçluların alacaklılarına üç ay önceden durumun yazılı olarak bildirildiği ya da ticari işletmenin bulunduğu yerde görülür levhalar asarak alacaklıların öğreneceği şekilde ilan ettirdiğini ispatlarsa, aleyhe olan karine çürütülebilir. Hileli işlemin gerçekleştiği andan itibaren 5 yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takibin yapılmış olması gerekir. Ancak her halükarda söz konusu takip, davacının alacağının doğumundan sonra olmalıdır.

B) TASARRUFUN İPTALİ DAVALARININ KOŞULLARI

1- Davanın Tarafları

Bu davanın kimler tarafından açılacağı İİK 277. Maddesinde, kimlere karşı açılabileceği ise İİK 282. Maddesinde düzenlenmiştir. Tasarrufun iptali davasından önce alacak hakkının haciz ya da iflas yolu ile takip edilmesi durumuna göre, davacı ve davalı sıfatının haciz yolu ile takip ve iflas yolu ile takipler diye iki başlık altında incelemek gerekmektedir.

a) Haciz yolu ile takiplerde

Kesin ya da geçici aciz belgesi olan alacaklılar tasarrufun iptal davasını açabilir. Borçlu hakkında alacaklı tarafından yapılmış birden fazla icra takibi varsa, alacaklı her icra takibi için ayrı ayrı aciz belgesi alarak iptal davası açabilir. Ancak, alacaklı biricra takibinde aldığı aciz belgesine dayanarak, hakkında aciz belgesi almadığı icra takibine konu ettiği alacağı için iptal davası açamaz. Keza alacaklı, başka bir alacaklının almış olduğu aciz belgesine dayanarak, kendisi ayrıca aciz belgesi almadan, kendi alacağı hakkında iptal davası açamaz. Ancak kendisine karşı istihkak davası açılan alacaklı, aciz belgesi sunmadan karşılık dava i olarak da iptal davası açabilir.

Haciz alacaklısının iptal davası açabilmesi için takibin kesinleşmiş olması gerekir. Aleyhine iptal davası açılan borçlu menfi tespit davası ya da itirazın iptali davası açmış ise, iptal davasına bakan mahkeme bu davaların sonuçlanmasını bekleyecektir.

Sonuç olarak, takibi kesinleştiren ve elinde kesin ya da geçici aciz belgesi bulunan alacaklı tasarrufun iptali davası açabilir. Ancak borçlunun haczedilebilecek mallarının bulunmadığını tespit eden haciz tutanağı da aciz vesikası yerine geçer ve tutanağa “borçlunun haczedilebilir hiçbir malının bulunmadığı” nın açıkça yazılı olması gerekir. Aciz vesikası iptal davasının özel dava şartı olup, bu vesika olmadan dava açıldığında mahkeme davayı aciz vesikası olmadığından reddetmesi gerekir. Ancak Yargıtay’ın uygulamaları neticesinde dava süresince aciz vesikasının ibraz edilebileceğine kanaat getirilmiştir. Ancak sunulmaması halinde dava reddolunur.

  • İptal davasında davalılar; borçlu ve iptale tabi tasarrufları lehine olan üçüncü kişilerdir. Bu kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır.

b) İflas yolu ile takiplerde

  • İptal davası açma hakkı, iflasın açılması ile birlikte iflas masasına geçer. Davayı açan iflas idaresinden aciz belgesi sunması beklenmez. Kural olarak ikinci alacaklılar toplantısından sonra açılan iptal davası, acele hallerde ilk alacaklılar toplantısından sonra da açılabilir. Eğer bir alacaklının açmış olduğu iptal davası varsa, bu davaya iflas idaresi tarafından devam ettirilebilir. Ancak iflas idaresi iptal davasına devam edilmesini gerekli görmezse, davayı açmış olan alacaklıya geri devredilir.

Borçlu iflas etmiş olduğundan iptal davasının borçlu hakkında açılmasının anlamı yoktur. Bu nedenle, davanın yalnız lehine tasarruf yapılan 3. Kişi ile dördüncü kişi aleyhine açılması gerekir. Eğer bu kişiler vefat etmiş ise davanın murisin mirasçıları aleyhine açılması gerekir.

2- Davanın Şartları

a) Davanın açılabilmesi için kesin ya da geçici aciz vesikasının bulunması şartı

Aciz belgesi, haczedilen malların paraya çevrilmesi sonucunda alacağını kısmen ya da tamamen alamamış olan alacaklıya verilen bir belgedir. Ayrıca borçlunun hiç haczi kabil malı bulunmadığını saptayan haciz tutanağı kesin aciz belgesi hükmünde olduğu gibi, borçlunun bulunan ve haciz edilen mallarının icra dairesince takdir edilen kıymetlerine göre, borcu karşılayamadığını belirten haciz tutanağı geçici aciz vesikası hükmündedir.

b) Tasarrufun iptali davasının açılabilmesi için davacı tarafından başlatılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması zorunludur.

Ancak alacaklı tarafından açılmış icra takibine borçlu tarafından itiraz edilmiş olması halinde; icra takibine bağlı olarak açılmış tasarrufun iptali davasında mahkeme, bu davanın sonucunu bekletici mesele yapmakta ve takibin kesinleşmesini beklemektedir. Kesinleşmiş icra takibi bu tarz davaların ön koşulu olduğundan, hâkim ancak bu davaların sonucunda göre dava ile ilgili kararını verebilir. Örnek vermek gerekirse; ilamsız icra yolu ile yapılan bir takipte borçlunun borca itiraz etmesi sonucunda, tasarrufun iptali davasında hâkim itirazın iptali davasının sonucunu bekletici mesele yapacaktır. Yine kambiyo senedi yoluyla yapılan takipte borçlunun icra mahkemesine dosya ile ilgili itiraz olması halinde hâkim bu davanın sonucunu bekleyecektir. Tasarrufun iptali davalarında hâkimin karar verebilmesi kesinleşmiş bir alacağın olmasına bağlıdır.

c) Davacı-alacaklının alacağının, dava (iptal) konusu tasarruftan önce doğmuş olması gerekir

Davacı-alacaklı ancak alacağının doğumundan sonra borçlu tarafından yapılmış olan tasarrufların iptalini isteyebilir; kendisinin henüz alacaklı sıfatını taşımadığı dönemde borçlunun yapmış olduğu tasarrufların iptalini isteyemez.

d) Tasarrufu yapan borçlu ile 3. Kişinin alacaklıyı zarara uğratma kastı ile hareket etmiş olması gerekir.

Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren hallerde iptal edilebilir.

Borçlunun içinde bulunduğu mali durumun (yani; borçlunun malvarlığının borçlarını karşılamadığının) ve alacaklılarına zarar verme kastının, borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişilerce bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emareler (karineler) olmalıdır.

Yani, borçlu ile işlemde bulunan üçüncü kişi, borçlunun kastını biliyor olmalıdır. Bu şartın gerçekleşmiş olması için, «tasarrufta bulunan üçüncü kişi, küçük bir soruşturma, dikkat veya gözlem ile borçlunun durumunu bilebilecek durumda olması» yeterlidir.

Davaya bakmakla görevli mahkeme HMK hükümleri gereğince Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Hâkim, İptal Edilmesi İstenen Tasarruf Konusu Mallar Hakkında Davacının İstemi üzerine İhtiyati Haciz Kararı verebilir. Tasarrufun iptali davalarında güvence gösterilmesi zorunlu olmayıp, davanın niteliğine göre güvence gösterilmesini gerekip gerekmediğini hâkim takdir eder. Ancak tasarruf edilen malın üçüncü şahsın elinden de çıkmış olması halinde, tazminata dönüşen davada güvence gösterilmesi zorunlu olup, hâkim güvence gösterilmeden ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati hacze karar veremez. Hâkimin tasarrufun iptali davalarında teminata gerek olup olmadığına karar vermesi için aranan kıstas; hem davacı-alacaklının alacağının varlığına ve miktarına hem de özellikle dava konusu tasarrufun iptali gereken bir tasarruf olduğuna kanaat getirmiş olmalıdır.

Tasarrufun İptali Davası Açılmasının Süresi, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıldır. Hak düşürücü süredir. Davanın başında ileri sürülebileceği gibi ilerleyen aşamalarda da ileri sürülebilir.

2. BÖLÜM: TASARRUFUN İPTALİ DAVALARININ SONUÇLARI

Bu dava sonucunda tasarrufa konu mal, alıcı (veya devir alan) nın malvarlığından çıkarılarak, tekrar borçlunun malvarlığına geri verilmez. Tasarrufa konu mal, yine alıcı (veya devir alan) in malvarlığında kalmakla beraber, davayı kazanan davacıalacaklı, o malı haczettirip sattırma ve satış bedelinden alacağını alma imkânını elde etmiş olur. Alacaklı iptal davasının kabulüne ilişkin ilamı, icra dairesine vererek aynı takip dosyasından iptaline karar verilen tasarruf konusu malın haczini ve satışını isteyebilir. Geriye para artarsa bu para borçluya değil, kendisine karşı iptal davası açılmış olan üçüncü kişiye verilir. Yani bir alacaklının açmış olduğu iptal davasında verilen iptal kararından diğer alacaklılar yararlanamaz. Çünkü mahkeme dava konusu tasarrufun davacı alacaklının alacağı oranında iptaline karar vermiştir. Borçlunun diğer alacaklıları aynı tasarrufun iptali için ayrı bir dava açmak suretiyle tasarrufun kendi alacaklıları içinde iptal ettirebilirler. Davalı borçlu ve üçüncü kişi birinci iptal davasından verilen kararı kesin hüküm itirazı olarak ileri süremez, çünkü iki davanın tarafları farklıdır.

Tasarrufun iptali davalarında farklı bir sonuçta bedelin tazminata dönüşmesidir. Borçlunun lehine tasarruf yaptığı üçüncü kişinin iktisap ettiği malı veya hakkı başka bir kişiye devretmesi ve bu dördüncü kişinin iyi niyetli olması halinde; mahkeme, 3. Kişiyi elinden çıkardığı malın gerçek değeri oranında tazminata mahkûm eder. Bu durumda alacaklı davalı, 3. Kişi aleyhine ilamlı icra yaparak alacağına kavuşur. İptal davasını kaybeden 3. Kişi borçluya karşılık olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan geri isteyebilir.

İflas halindeyken açılan tasarrufun iptali davasının kabulü kararında da, dava konusu tasarrufun iptaline karar verilmesi yeterlidir. İptal davası konusu mal müflise aitmiş gibi iflas masasına alınır, iflas idaresi tarafından satılır ve bedel masaya alacaklılara verilmek üzere yatırılır. Dava konusu malın satış bedeli genellikle bütün iflas alacaklılarının alacaklarını ödemeye yetmeyeceğinden, malın satış bedelinin tamamı iflas masasında kalır ve üçüncü kişi için genellikle geriye para artmaz. Ancak tasarrufu iptal ettirilen malın değeri çok yüksek olur ve bütün iflas alacaklılarını karşılar nitelikteyse o zaman geriye para artarsa lehine tasarruf yapılan üçüncü şahsa bu para geri ödenir.

Lehine tasarruf yapılan 3. Kişi, kendisine karşı açılan iptal davası üzerine, tasarrufun iptali nedeniyle mal varlığında hâsıl olacak eksikliğin iflas masasından tahsilini aynı davada isteyebilir. Mahkeme iptal davasının kabulü kararında, üçüncü kişiye mal varlığında hâsıl olacak eksikliğin ödenmesine karar verirse, üçüncü kişi, bu alacağını, iflas masasından isteyebilir.

İptale tabi tasarrufun ipotek tesisi olması halinde de, mahkemenin ipotek işleminin iptaline karar vermekle yetinmesi gerekir; ayrıca ipotek kaydının iptaline ve ipoteğin tapu sicilden terkine karar vermez.

İptal davası aynî bir dava olmadığından, iflas masasına yazdırabilir. bu dava sonucunda verilen karar, kesinleşmesi beklenmeden uygulanır. Davalının iflas etmesi halinde davacı tasarruf konusu malı iflas masasından çıkaramaz; sadece kendini alacaklı olarak

KAYNAKÇA

  • İcra ve İflas Hukuku Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013
  • İcra İflas Hukuku, Pekcanıtez, Atalay, Sungurtekin Özkan, Özekes, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017
  • Muvazaa Nedenine Dayalı Tasarrufun İptali Davalarının Koşul ve Sonuçları, Av. Talih Uyar, http://www.ankarabarosu.org.tr
  • Tasarrufun İptali Davalarında Yargıtay Tarafından Kabul Edilen Özel Dava Şartları, Hakan Albayrak, AUHF Dergisi, 64 (4) 2015, 931-974
  • Tasarrufun İptali Davaları, Av. Talih Uyar, http://www.ankarabarosu.org.tr