1. GİRİŞ

Bilindiği üzere tutuklama kurumu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 100 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu çalışmada tutuklama kurumu ile ilgili iki önemli başlığa değinilecektir. Öncelikle Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında düzenlenmiş olan tutuklama nedenleri incelenecek, sonrasında ise şüpheli veya sanığa güvence sağlayan çok önemli bir ceza muhakemesi kurumu olan “tutukluluk halinin devamına itiraz” konusu değerlendirilecektir.

2. TUTUKLAMA

Tutuklama, suçlu olduğu konusunda henüz kesin hüküm bulunmayan, ancak suç işlediği şüphesi kuvvetli olan kişinin özgürlüğünün hakim kararıyla geçici olarak kaldırılmasıdır. Tutuklamanın amacı, ceza muhakemesinin gerçekleştirilebilmesi ya da muhtemel bir mahkumiyetin ileride yerine getirilebilmesidir. Bu durumdaki kişiye tutuklu, içinde bulunulan yasal duruma ise tutukluluk denilmektedir. (Centel/Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku syf 374) Tutuklama, kişi hak ve hürriyetlerine ağır bir müdahale oluşturması nedeniyle ceza muhakemesinde ayrı bir öneme sahiptir. Bu yüzden de CMK’da yer alan en ağır tedbir olarak değerlendirilir. Tutuklama kararı gerek soruşturma gerekse kovuşturma aşamasında verilebilir. Ancak dikkat edilmelidir ki her iki aşamada da tutukluluk kararı ancak hakim kararı ile verilebilir. Savcıya veya herhangi bir kişiye şüpheli veya sanığın özgürlüğüne müdahale olan tutukluluk kararını verme yetkisi verilmemiştir (Öztürk-Tezcan-Erdem- Gezer-Kınt-Özaydın-Akcan-Tütüncü, s.455). Tutuklama koruma tedbiri, hakim tarafından verilmesi ve kişi özgürlüğünü kısıtlaması sebebiyle hapis cezası ile benzerlik gösterse de ikisi birbirinden farklı amaçlara hizmet eden kurumlardır. Şöyle ki temelde hapis bir ceza iken tutuklama ise bir koruma tedbiridir.

Tutuklama koruma tedbiri ceza muhakemesi sırasında delillerin saklanmasına, sanığın veya şüphelinin kaçmasının önlenmesine ve böylelikle yargılamanın sonunda verilebilecek mahkûmiyet hükmünün uygulanabilirliğine katkı sağlamaktadır. Tutuklama kararının suçüstü veya delillerin net ve çok olduğu durumlarda verilmesi halinde yargılamanın bir an önce sonuçlandırılması gerekmektedir. Aksi halde tutukluluk kurumu bir koruma tedbiri olmaktan çıkarak infaz kurumuna dönüşmeye başlayacaktır. Bu durumda da tutuklama kurumu, adaletin tesisine hizmetten öte adaletin karşısında duran bir uygulamaya dönüşecektir. Ayrıca tutuklama koruma tedbiri doğrudan kişi özgürlüğüne yönelik bir koruma tedbiri olduğundan bu tedbirin sınırı, oranı ve keyfi olmaması konuları da büyük önem arz etmektedir.

2.1 TUTUKLAMA SEBEPLERİ

Tutuklama ihtiyari bir koruma tedbiridir. Dolayısıyla tutukluluk kararının verilmesi mecburi değildir. Tutuklama kararının verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve yasada gösterilen tutuklama nedenlerinden birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Somut delillere dayanmayan suç şüphesi, tutuklama kararının verilmesi için yeterli değildir. Önemle ifade etmek gerekir ki, burada kamu davası açılabilmesi için aranan şüpheden daha kuvvetli bir şüphe hali mevcut olmalıdır. Bir kamu davası açılması için yeterli şüpheyi kabul eden kanun koyucu, kişi özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelen tutuklama koruma tedbiri için kuvvetli şüphe arayarak tutuklama kurumunun orantısız ve keyfi bir şekilde kullanılmasının önüne geçmek istemiştir.

Tutuklama kararının verilebilmesi için yasa koyucunun aradığı bir diğer ön koşul ise tutuklama nedenlerinin varlığıdır. Öncelikle bilinmelidir ki, kişinin suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin bulunması onun hakkında tutuklama koruma tedbirinin uygulanması için yeterli değildir. Kuvvetli şüphenin yanında tutuklama nedenlerinden herhangi birinin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Yasada tutuklama nedenleri tek tek sayılmıştır. Bu nedenler dışında bir sebepten ötürü tutuklama kararının verilmesi hukuka aykırılık teşkil edecektir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bahsi geçen tutuklama nedenleri şu şekilde sayılmıştır.”Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığı” “şüpheli veya sanığın davranışlarıyla delilleri yok edeceğine, gizleyeceğine, değiştireceğine veya tanık, mağdur ve başkaları üzerinde girişiminde bulunacağına dair kuvvetli şüphe uyandırması (CMK m. 100/2). Diğer bir ifadeyle, ikinci fıkradan da anlaşılacağı üzere yasada, “kaçma şüphesi ve delilleri karartma şüphesi” olmak üzere iki tutuklama nedeni sayılmıştır.

a. Kaçma Şüphesi

Şüpheli veya sanığın kaçma olasılığı yalın şüpheden ibaret olmamalıdır. Bu durumun mutlaka somut olgulara dayandırılması gerekmektedir. Bunun için de somut olayın bütün özelliklerinin değerlendirilmesi ve buna göre; atılı suçun niteliği, şüpheli veya sanığın kişiliği, ekonomik durumu, yaşam şartları ve suçun işlenmesinden sonraki tutum ve davranışları araştırılmalıdır (Gökçen-Balcı- Alşahin-Çakır, Cilt 2, s.54).

b. Delilleri Karartma Şüphesi

Bir diğer tutuklama nedeni de şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ya da tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma girişiminde bulunma şüphesinin yaratılmış olmasıdır. Bu şekildeki tutuklama nedenlerinden birinin varlığı ile kuvvetli suç şüphesinin birleşmesi halinde tutuklama koruma tedbirine müracaat, hukuka uygun hale gelecektir. Aksi takdirde, örneğin kuvvetli suç şüphesinde bir soru işaretinin dahi olması, tutuklama kurumunu hukuk dışı bir uygulamaya dönüştürecektir.

Görüldüğü gibi kural olarak tutuklama kararının verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenlerinin varlığı aranırken bazı suçlar bakımından bu kurala istisna getirilmiştir. Buna göre CMK’da sayılan belirli suçlarda tutuklama kararının verilebilmesi için tutuklama nedenlerinin varlığı şart olarak aranmamıştır. Bu suçlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nda “Katalog Suçlar” olarak ifade edilmiştir. Buna göre katalog suçlarda şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilmesi için tutuklama sebeplerinin varlığı aranmaz. Bu suçların işlendiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı, tutuklama nedenlerinin varlığı için yeterlidir. Katalog suçlarla ilgili CMK’daki düzenleme şu şekildedir:

2.2 TUTUKLAMA NEDENİNİN VAR SAYILDIĞI HALLER (CMK Madde 100/3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76,77,78),

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3. (Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fikra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),

4. İşkence (madde 94, 95)

5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

6. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

7. (Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

10. Devletin güvenliğine karşı suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),

11. Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.

d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

2.2 TUTUKLAMA YASAĞI

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklama kararının verilebilmesi için gerekli şartlar ayrıntılı olarak düzenlenmişken bir diğer taraftan da aynı kanunun 100. Maddesinin 4. Fıkrasında tutuklama yasağı düzenlenmiştir Böylelikle yasa koyucu adli para cezasını gerektiren veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenebilen suçlar hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama yasağı öngörmüştür. Ayrıca Çocuk Koruma Kanunu’nda da on beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında, üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden dolayı tutuklama kararı verilemeyeceği düzenlenmiştir (ÇKK m.21).

3. TUTUKLAMA KARARINA ve TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMI KARARINA İTİRAZ KURUMU

Tutuklamaya itiraz 5271 sayılı CMK bakımında şüpheli veya sanığa tanınan en önemli haklardan biridir. Bu hak AIHS m.5/3 ve Anayasa m. 19 ile de güvence altına alınmıştır. AİHS m.5/3’de “Bu maddenin 1.c fikrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.” şeklinde kişi özgürlüğüne önem verilmiştir. Aynı şekilde Anayasamızın 19. Maddesinin ilgili fıkrasında geçen “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.” ifadesi tutuklama kurumunun uygulanabilirliğini düzenlemiştir. Böylelikle bu şartların sağlanmaması halinde şüpheli veya sanık en doğal hakkı olan özgürlüğüne kavuşabilmek için tutuklama kararına itiraz edebilecektir.

ister soruşturma, isterse kovuşturma evresinde şüpheli veya sanık salıverilme talebinde bulunabilir. Yasa koyucu kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkına duyulan saygıyı vurgulamış, salıverilme talebi için herhangi bir zaman sınırlamasına gitmemiştir. Dolayısıyla kovuşturma evresinde de sanığın ya da müdafinin her zaman talepte bulunması mümkündür. Duruşma gününü bekleme zorunluluğu yoktur (M. Reşat Koparan Bir Koruma Tedbiri Olarak Tutuklama, TBB Dergisi, Sayı 65, 2006).

Salıverilme talebi üzerine; soruşturma evresinde sulh ceza hakimi tarafından, kovuşturma evresinde ise mahkemece sanığın ya da şüphelinin tutukluluk halinin sürdürülmesine ya da salıverilmesine karar verilir. Kovuşturma evresinde talep olmaksızın da mahkemece resen serbest bırakma kararı verilmesi mümkündür. Ret kararları itiraza tabidir. CMK’ya göre tutuklamaya itiraz süresi 7 gündür. Tutuklamaya itiraz süresi, şüpheli veya sanığın tutuklandığı gün dikkate alınmadan hesaplanır. Kanunda açıklık olmamakla birlikte şüpheli hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmışsa, bu karara her zaman itiraz mümkündür. Ancak, şüpheli veya sanık, tutuklamaya yönelik yakalama kararı üzerine yakalandıktan sonra, yapılan değerlendirme neticesinde tutuklanırsa, tutuklamaya itiraz süresi tutuklandıktan sonra işlemeye başlar (Öztürk-Tezcan-Erdem-Gezer- Kırıt-Özaydın-Akcan-Tütüncü, s.473).

Tutuklamaya itiraz hakkı esas olarak tutuklanan şüpheli veya sanığa tanınmış bir haktır. Tutuklamaya itiraz başvurusu, tutuklanan kişinin avukatı tarafından da yapılabilir (madde 261). Tutuklanan kişinin yasal temsilcisi de tutuklama kararına itiraz edebilir (m.262/1). Tutuklunun eşi de tutuklama kararına itiraz edebilir (m.262/1).

Tutuklama kararına itirazın nasıl ve nereye yapılacağı CMK’nın 268. Maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Tutuklama kararına itiraz, tutuklama kararını veren mahkemeye itiraz dilekçesi verilerek veya beyanda bulunarak ve bu beyanın zabıt kâtibi tarafından tutanağa geçirilmesi ile de yapılabilir. Tutuklama kararına itiraz üzerine, tutuklama kararını veren hakim veya mahkeme heyeti, kendi verdiği tutuklama kararını 3 gün içinde değiştirmezse itiraz dilekçesini kendisine verildiği tarihten itibaren 3. günün sonunda itirazı incelemeye yetkili mercie gönderir (m.105). Ancak üst dereceli mahkemenin bu itirazı ne kadar süre içinde görüşeceği kanunda açık olarak düzenlenmemiştir. Ancak bu sürenin kanunda düzenlenmemiş olması kişinin AIHS m.5/3 anlamında makul sürede salıverilme hakkının ihlali anlamına gelebilecektir. Çünkü tutuklu kişi ne zaman mahkemeye çıkacağını veya hakkında ne zaman dava açılacağını, ne zaman salıverileceğini bilememektedir. Bu durum henüz suçluluğu sabit olmayan ve masumiyet karinesinden ötürü masum sayılan kişiye karşı bir tür manevi işkence anlamına gelebilecektir.

3.1 TUTUKLULUĞA ve TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMI KARARINA İTİRAZIN YAPILACAĞI MERCİİLER

a. Sulh Ceza Hâkimliği Tarafından Verilen Kararlar

Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliği bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesi bulunmayan yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir (m.268/3-a).

b. Asliye Ceza ve Ağır Ceza Mahkemeleri Tarafından Verilen Kararlar

Asliye ceza mahkemesi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkemem ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması halinde numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye, o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa en yakın ağır ceza mahkemesine aittir (m.268/3-c).

4. SONUÇ

Kanunda düzenlenmiş koruma tedbirlerinden en ağırı tutuklama koruma tedbiridir. Bu sebepten ötürü yasa koyucu hukuka aykırı, gelişi güzel tutuklama kararı verilmesinin önüne geçmek için öncelikle kuvvetli suç şüphesi halini aramıştır. Dolayısıyla Kanun, tutuklama kararının verilebilmesi için aranan şüpheyi makul ve yeterli şüphenin de üstünde tutarak kuvvetli şüphe olarak düzenlemiştir. Kuvvetli şüpheye de ek olarak tutuklama nedenlerinin varlığını aramıştır. Kaçma şüphesi ve delilleri karartma gibi önemli tutuklama nedenlerinin de varlığı halinde tutuklama kararının verilebileceğini düzenlemiştir. Ancak bu şartlar mevcut olsa dahi tutuklama kararını sadece hakimin verebileceğini belirterek sanık veya şüphelinin hakkını da bir nevi korumuştur.

Yasa koyucu tarafından önemli olan husus, tutuklama kararının hukuka uygun ve geçerli sebeplere dayalı olarak verilmesidir. Bu nedenle tutukluluk kararının denetimine de büyük önem verilmiştir. Tutuklama kararı hem kanunun aradığı şartları taşımalı hem de orantılı olmalıdır ki tutuklama hükmünün özüne hizmet edebilsin. Bu hususu da dikkate alan kanun koyucu, verilen tutuklama kararlarına itiraz kurumunu da düzenleyerek şüpheli veya sanığa da hakkında verilen kararın denetiminin sağlanması için bir yol göstermiştir. Dolayısıyla kanun koyucu tutuklama kararı verilse bile hakkında tutuklama kararı verilen kişinin itiraz hakkını saklı tutarak tutukluluk kararına itiraz kurumunu düzenlemiştir.

Ayrıca unutulmamalıdır ki Ceza Muhakemesi Kanunu insan haklarına uygun olmayan yaygın uygulamaların önüne geçmek amacıyla bütün usulü işlemlerini ayrıntılı bir şeklide düzenlemiş ve koruma tedbirleri bakımından çeşitliliğe gitmiştir. Buna göre tutuklama kararını verecek olan hâkimlerin tutuklama koruma tedbiri dışındaki koruma tedbirlerinin yeterli olup olmadığını dikkatle incelemeleri gerekmektedir. Tutuklama kararı yerine daha makul ve orantılı olacak koruma tedbirlerinin varlığı halinde, kişi özgürlüğü ve söz konusu somut durum açısından daha orantılı koruma tedbiri tercih edilmelidir. Tüm bunlara rağmen son çare olarak tutuklama kararı verilse dahi bunun yeterli bir şekilde gerekçelendirilmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

  • T.C. Anayasası
  • Ceza Muhakemesi Kanunu
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
  • Çocuk Koruma Kanunu
  • TBB Dergisi, Sayı 58, 2005, Dr. Ali KARAGÜLMEZ
  • Koparan, M. Reşat, Bir koruma Tedbiri Olarak Tutuklama TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
  • Centel/Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku Kitabı, Tutukluluk
  • Öztürk-Tezcan-Erdem-Gezer-Kırıt-Özavdın-Akcan-Tütüncü Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı
  • Gökçen Balcı CMK Ders Kitabı, basım yılı 2018
  • Taşkın, Cankat; Tutuklamaya ve Tutukluluk Halinin Devamına İtiraz Kurumu, TBB Dergisi, Sayı 66, 2006