GİRİŞ

Türk Ceza Hukuku sisteminde ceza yargılaması; soruşturma, kovuşturma, istinaf ve temyiz olarak dört ayrı aşamadan meydana gelmektedir. Bu aşamalardan ilki olan soruşturma aşaması, şüphelinin lehine ve aleyhine olan tüm delillerin toplanarak, hakkında kamu davası açılıp açılmaması gerektiğine karar verilen aşamadır. Kovuşturma aşaması ise işlendiği iddia edilen konusu suç teşkil eden eylemin yargılamasının yapıldığı evredir. İstinaf aşaması da sanık hakkında yapılan kovuşturma neticesinde mahkemece verilen hükme itiraz edilen bir ara temyiz aşamasıdır. Nihayet temyiz aşaması ise ceza yargılamasının son evresi olan, istinaf denetiminden geçen kararların temyiz edildiği ve bu makamca verilen hükmün kesin nitelik taşıdığı aşamadır. Bu aşamalarda kanun koyucu, şüphelinin veya sanığın kaçmasını ve yargılama konusu delillerin karartılmasını engellemek için bir takım tedbirler düzenlemiştir. Bu tedbirlerin başında tutuklama gelmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Md. 100′ e göre: “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Aynı maddenin devamında da bahsi geçen tutuklama nedenlerinin neler olabileceği belirtilmiştir. CMK Md. 100/2′ ye göre:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

– Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, – Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutuklama nedeni varsayılabilir.

Bunun yanı sıra CMK Md. 100/3′ de sayılan suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe uyanıyorsa da yukarıda bahsi geçen tutuklama sebeplerinin var olduğu kabul edilir.

Tutuklama kararına CMK Md. 101 gereği “Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir.” ve aynı maddenin devamında

tutukluluk tedbirinin uygulanabilmesi için bir başka durumun da varlığının olması gerektiğinden söz edilir. İşbu maddeye göre “Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiili nedenlere yer verilir.” Görüldüğü üzere tutuklama kararı verilebilmesi için “adli kontrol uygulamasının yetersiz kalması” aranmaktadır. Bu noktada “Adli Kontrol uygulaması nedir?” sorusu ortaya çıkacaktır. Aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere Adli Kontrol Uygulaması da tıpkı tutuklama gibi ancak tutuklamaya nazaran daha hafif nitelikte bir önleyici tedbir kurumudur.

ADLİ KONTROL

Adli Kontrol, doktrinde: “Tutuklama gibi ağır bir tedbir yerine, daha hafif tedbirlerle şüphelinin veya sanığın kaçmasını veya delilleri karartmasını önlemenin mümkün olması durumunda tutuklamaya başvurulmaz. Tutuklamanın işlevini görecek alternatif tedbirlere adli kontrol adı verilmiştir.” şeklinde tanımlanır. Adli kontrol başlıklı CMK Md. 109’un 3. fıkrasına göre de: “Adli kontrol, şüpheli veya sanığın kanunda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir.”

1) ADLİ KONTROL UYGULANABİLMESİNİN KOŞULU

Kanun koyucu adli kontrolün uygulanabilmesini bir koşula bağlamıştır. CMK Md. 109 gereği yukarıda açıkladığımız CMK Md. 100′ de sayılan tutuklama sebeplerinin varlığı gerekmektedir. Bu sebeplerin bulunduğu hallerde adli kontrol kararı verilebilir. Ayrıca CMK Md. 109/2 gereği “Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adli kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.” CMK Md. 100/4 gereği: “Sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” Örneğin TCK Md. 259 Kamu Görevlisinin Ticareti suçunda tutuklama kararı verilemez. Zira bu suçun yaptırımı “altı aya kadar hapis veya adli para cezası” dir.

2) ADLİ KONTROLE KARAR VERİLMESİ, DEĞİŞTİRİLMESİ ve KALDIRILMASI

CMK Md. 110 gereği; soruşturma aşamasında adli kontrol kararının uygulanmasına cumhuriyet savcısının istemiyle sulh ceza hâkimi karar verir. Bu, iki şekilde gerçekleşebilir. İlk olarak cumhuriyet savcısı doğrudan şüpheli hakkında adli kontrol uygulanmasını talep eder ve sulh ceza hâkimi bu talebi kabul eder. İkinci olarak cumhuriyet savcısı şüphelinin tutuklanmasını talep eder, sulh ceza hâkimi bu talebi reddederek tutuklama yerine adli kontrol kararı verir. Şu hususu da önemle belirtmek gerekir ki cumhuriyet savcılığının tutuklama talebine karşı sulh ceza hâkimi tarafından şüpheli hakkında adli kontrol kararı verilebilir ancak adli kontrol talebine karşı tutuklama kararı verilemez. Bu durum sulh ceza hâkiminin talep edilen tedbiri hafifletme yetkisi vardır ancak ağırlaştırma yetkisi yoktur şeklinde de yorumlanabilir. Kovuşturma aşamasında ise mahkeme re’sen yani kendiliğinden herhangi bir talebe gerek olmaksızın sanık hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verebilir. CMK Md. 110/2 ye göre “Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolün içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir.” Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi şüphelinin, müdafiin veya cumhuriyet savcısının talebi üzerine, kovuşturma evresinde de yargılamayı yapan mahkeme re’sen “uygulanan adli kontrol tedbirinin içeriğini değiştirebilir, adli kontrol kapsamında yeni yükümlülükler ekleyebilir, bazı tedbirlere uymaktan geçici olarak muaf tutabilir yahut tedbiri tamamen ya da kısmen kaldırabilir.” Eğer adli kontrol kararının kaldırılması talebi, şüpheli veya sanık tarafından yapıldıysa CMK Md. 111 gereği hâkim veya mahkeme cumhuriyet savcısının da görüşünü aldıktan sonra 5 gün içinde adli kontrol kararının kaldırılmasına karar verebilir ya da bu talebi reddeder. Ayrıca CMK Md. 103/2 gereği: “Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bırakır.” Şüpheli hakkında yürütülen soruşturma neticesinde şüpheli hakkında “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar” verilmesi ya da dava açıldıktan sonra sanık hakkında beraat kararı verilmesi hallerinde adli kontrol tedbiri kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

3) ADLİ KONTROL KARARINA KARŞI KANUN YOLU

CMK Md. 111/2′ ye göre adli kontrol kararlarına karşı itiraz kanun yolu açıktır. Soruşturma evresinde kararı veren sulh ceza hâkimliğine, kovuşturma evresinde de yargılamayı yapan mahkemeye başvurarak verilecek bir itiraz dilekçesiyle bir üst mahkemeye itiraz edilebilir. Bu itiraz neticesinde mahkeme ya da hâkimlik itiraz gerekçesini uygun görerek adli kontrolü kaldırabilir ya da yapılan itirazı reddedebilir.

4) ADLİ KONTROL KAPSAMINDAKİ YÜKÜMLÜLÜKLER

Yukarıda bahsettiğimiz üzere adli kontrol tedbiri kapsamında, şüphelinin/sanığın uyması için kanun koyucu tarafından bir takım yükümlülükler öngörülmüştür. Hâkim tarafından bu yükümlülüklerin bir ya da birden fazlasının uygulanmasına karar verilebilir. CMK Md. 109/3’de sayılan işbu yükümlülükler şu şekildedir:

  • Yurt dışına çıkamamak.
  • Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
  • Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde mesleki uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
  • Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.
  • Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.
  • Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.
  • Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.
  • Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.
  • Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek.
  • Konutunu terk etmemek.
  • Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.
  • Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.

5) GÜVENCE

Güvence, CMK Md. 109/3′ te sayılan adli kontrol yükümlülüklerinden biridir. Ancak daha kapsamlı bir yükümlülük olduğundan mütevellit kanun koyucu ayrı bir maddede düzenlemekte fayda görmüştür. Güvence CMK Md. 109/3f bendinde “Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.” Şeklinde tanımlanmıştır. CMK Md. 109/3’te sayılan bir diğer güvence de i bendindeki: “Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek. “tir.

Güvence’nin uygulanmasında iki amaç gözetilmiştir. Bunlardan birincisi şüpheli ya da sanığın kaçma şüphesini ortadan kaldırmaktır. İkincisi de, katılanın masraflarının, zararların, kamusal giderlerin ve para cezalarının yerine getirilmesini sağlamaktır. Zira “Güvence” başlıklı CMK Md. 113’e göre:

Şüpheli veya sanık tarafından gösterilecek güvence, aşağıda yazılı hususların yerine getirilmesini sağlar:

a) Şüpheli veya sanığın bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunması.

b) Aşağıda gösterilen sıraya göre ödemelerin yapılması:

1. Katılanın yaptığı masraflar, suçun neden olduğu zararların giderilmesi ve eski hâle getirme; şüpheli veya sanık nafaka borçlarını ödememeleri nedeniyle kovuşturuluyorlarsa nafaka borçları. 2. Kamusal giderler. 3. Para cezaları.

Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, güvenceyi zorunlu kılan kararda, güvencenin karşıladığı kısımlar ayrı ayrı gösterilmek zorundadır.

Ayrıca CMK Md. 114’e göre “Hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı, şüpheli veya sanığın rızasıyla güvencenin mağdurun haklarını karşılayan veya nafaka borcuna ilişkin bulunan kısımlarının, istedikleri takdirde, mağdura veya nafaka alacaklılarına verilmesini emredebilir.” Yani ceza soruşturması henüz sonuçlanmamışken, şüpheli ya da sanığın rızası da alınarak mağdura ödeme yapmasına karar verebilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre eğer mağdur veya nafaka alacaklısı lehinde bir yargı kararı varsa mağdura ödeme yapılmasına karar verilmesinde şüpheli ya da sanığın rızası da aranmaz.

Hükümlü, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki usul işlemlerinde, hükmün infazı esnasında veya altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getireceği durumlarda hazır bulunduğu yani CMK Md 113/1-a’ya uygun davrandığı takdirde CMK Md. 115 gereği bu bentte sayılan kısma yönelik yapmış olduğu ödemeler kendisine geri verilir.

Hükümlülük halinde katılanın masrafları, suçun neden olduğu masraflar, nafaka borçları, kamusal giderler ve para cezaları ödendikten sonra geri kalan kısım hükümlüye geri verilir. Yargılama neticesinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı yahut beraat hükmü verilir ise güvencenin suç mağduruna ya da nafaka alacaklısına verilmemiş olan ikinci kısmı CMK Md. 115/2 gereği şüpheli ya da sanığa geri verilir.

6) ADLİ KONTROL KARARINA UYMAMANIN YAPTIRIMI

Adli kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak uygulanan bir tedbir olduğundan dolayı CMK Md. 112 gereği: “Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir.” Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere mazeretsiz olarak adli kontrol tedbiri kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmemenin yaptırımı tutuklama olacaktır. Ayrıca bu husus tutuklama yasağı bulunan haller için de geçerli olacaktır. Bununla birlikte CMK Md. 112/2’ye göre bu hüküm azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde de uygulanabilecektir. Ancak bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz.

SONUÇ

Netice itibariyle adli kontrol tedbiri, tutuklamaya nazaran şüpheli yahut sanığın lehine bir kurumdur. Zira yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere tutuklama tedbirinin bir alternatifi olarak yer almaktadır. Tutuklama gibi özgürlüğü bağlayıcı ağır bir tedbir yerine kısmen daha yumuşatılmış olan adli kontrol, işlenen suçun ağırlığına göre uygulandığında tutuklamanın yerini tutabilecek ve aynı amaca daha az mağduriyete meydan vererek ulaşılmasını sağlayacaktır. En kritik nokta da burasıdır. Zira tıpkı tutuklamada olduğu gibi adli kontrol kararında da orantılılık ilkesi büyük önem arz etmektedir. Önleyici tedbirlerin boyutu, şüpheli ya da sanığı cezalandırmaya ulaşmamalı, tedbirler geçici olmalı ve gerçekleştirilmesi istenen hedefe ulaşıldıktan sonra da sona erdirilmelidir. Terör örgütü propagandası yapma suçundan başlatılan bir soruşturma neticesinde, hakkında “haftada iki gün ikametgâhının bulunduğu yer karakolunda imza atma” şeklinde bir adli kontrol tedbiri verilen şüpheli, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin bu başvuruya ilişkin olarak vermiş olduğu 27/02/2019 tarihli kararında adli kontrolün amacı ve orantılılığı açık şekilde anlatılmıştır. AYM’ ye göre: “Koruma tedbirleri, soruşturma ve kovuşturma sürecinde bir temel hakkı hükmün kesinleşmesinden önce kısıtlayan, geçici, gecikemez ve kural olarak hâkim kararını gerektiren tedbirlerdir. Başlıca iki amacı sağlamak üzere koruma tedbirlerine karar verilmektedir. Bu amaçlardan ilki daha sonra tesis edilecek hükmün kâğıt üstünde kalmasına engel olmak yani hükmün infaz edilebilirliğini sağlamak; ikincisi ise maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmektir. Adli kontrol kararları, hem soruşturma hem de kovuşturma sırasında alınabilir. Adli kontrol, işlediği iddia olunan bir suçtan dolayı şüpheli veya sanığın, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde belirli yükümlülükler yüklenerek adli makam ve mercilerin denetimi ve kontrolü altına sokulmasıdır. Temel hak ve özgürlüklere koruma tedbirleri ile yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve orantılı bir tedbir olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması ve ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu, yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılması mümkün olmayan gerekli bir müdahale olması gerekmektedir. Bir müdahalenin zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını belirlemek için müdahalenin koşulları, nedeni, yöntemi ve müdahaleye karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamının değerlendirilmesi gerekir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir. Koruma tedbiri ile yapılan müdahalenin orantılı bir müdahale olup olmadığı değerlendirilmelidir. Orantılılık, sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir. Koruma tedbirleri ile anayasal haklara yapılan müdahalelerin keyfi veya öngörülemez olmaması için bazı güvenceler sağlanmalıdır. Bu kapsamda ilk olarak hukuki belirlilik ilkesine uyulması gerekir. O hâlde koruma tedbirinin koşulları açıkça tanımlanmış olmalıdır. Kurallar, herhangi bir tedbirin keyfi bir şekilde uygulanması riskini ortadan kaldıracak ve kişilerin davranışlarının sonuçlarını öngörebilmelerini temin edecek açıklıkta olmalıdır. İkinci olarak ise koruma tedbirleri kural olarak suç işlediği şüphesi bulunan kişiler hakkında uygulanabilmelidir. Koruma tedbiriyle ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamalıdır. Dengeleme sonucunda müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran -gerek kapsamı gerekse de süresi itibarıyla- açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Adli kontrol koruma tedbiri tutuklamaya göre kişi özgürlüğünü daha az kısıtladığı ve sanık tutuklanmaksızın muhakemenin yapılabilmesini sağladığı için tutuklama yerine geçmek üzere ihdas edilmiştir. Böylelikle ilgili bütünüyle özgürlüğünden yoksun bırakılmaksızın denetim altında tutulabilmektedir. Tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olan adli kontrol, bu özelliği ile tutuklamaya ancak istisnai hâllerde başvurulması kuralının işlerlik kazanmasına katkıda bulunmakta; tutuklamanın son çare olma özelliğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla başvurucuya isnat edilen suçun kanunlarda öngörülen cezasının ağırlığı dikkate alındığında onun yargı sürecine katılımını sağlamak için tutuklama tedbirine göre daha hafif olan söz konusu tedbire hükmedilmesinin derece mahkemelerinin geniş takdir payı da düşünüldüğünde elverişli ve gerekli bir tedbir olmadığı söylenemez.”

Görüldüğü üzere AYM, adli kontrol tedbirini orantılılık yönünden incelemiş, işlendiği iddia edilen suç ile şüpheliye uygulanan tedbir arasında bir orantısızlık bulmayarak başvurucunun talebini reddetmiştir. Buradan da açıkça anlaşılmaktadır ki adli kontrol uygulaması, suçu oluşturan eylemin niteliğiyle orantılı olarak uygulandığı takdirde şüpheli veya sanığın lehine ve anayasaya uygun bir önleyici tedbirdir.

KAYNAKÇA

  • 1- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
  • 12.04.2019 tarih ve 30743 sayılı Resmi Gazete
  • CENTEL/ZAFER – Ceza Muhakemesi Hukuku