Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali Davası
Giriş
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu (“TMK”) 505. maddesinde “Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.” denilmektedir. Bu durumda öncelikle ölüme bağlı tasarrufun ne olduğundan bahsetmek yerinde olacaktır. Türk Hukukunda iki çeşit şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf yapılabilir. Bunlardan ilki vasiyetname bir diğeri ise miras sözleşmesidir.
Vasiyetname miras bırakanın, ölümünden sonrasına dair arzularını bildirdiği tek taraflı bir ölüme bağlı tasarruf olup resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve kanunda belirtilen şartların gerçekleştiği durumlarda sözlü vasiyetname şeklinde yapılabilir.
Miras Sözleşmesi TMK’nın 545. Maddesinde düzenlenmiş olup doktrinde şu şekilde tanımlanmıştır: “Miras sözleşmesi miras bırakan ile karşı taraf arasında yapılan öyle bir iki taraflı ölüme bağlı tasarruftur ki bununla taraflardan en az biri yani miras bırakan, bağlayıcı olarak ya kendi terekesi üzerinde maddi anlamda bir ölüme bağlı tasarrufta bulunur ya da karşı tarafın kendi terekesi üzerinde ileride doğacak olan mirasçılık hakkından vazgeçmesini sağlar”1.
1. ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARIN İPTALİ DAVASININ HUKUKİ NİTELİĞİ
Ölüme bağlı tasarrufun iptali davası, TMK 558. maddesi uyarınca tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı, vasiyet alacaklısı veya son mirasçı sıfatıyla Hazine tarafından açılabilir. Davada davalı sıfatına haiz kişiler, ölüme bağlı tasarruftan yarar sağlayan kişiler olup davalıların usulüne uygun tebligat yoluyla duruşmaya çağrılması gerekmektedir.
Ölüme bağlı tasarrufların iptali davasında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleri, miras bırakanın yerleşim yeri mahkemesi de kesin yetkili mahkemedir.
Ölüme bağlı tasarrufun iptali davası açma hakkı, TMK madde 559 uyarınca davacının ilgili tasarrufu, kendisinin hak sahibi olduğunu ve ölüme bağlı tasarrufun iptal sebebini öğrenme tarihinden itibaren bir yıl geçmesinden sonra düşer. Ancak her halükarda vasiyetnamelerde açılma tarihinin üzerinden, diğer tasarruflarda ise mirasın geçmesi tarihi üzerinden iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı ise yirmi yıl geçmekle dava açma hakkı düşmektedir. İyiniyetli olmama hususuyla ilgili olarak, öğretide bir kimsenin ölüme bağlı tasarrufta bulunanın ehliyetsiz olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği halde ölüme bağlı tasarruftan yararlandığı takdirde iyiniyetli sayılamayacağı yönündeki görüş hakimdir. İptal davası açma hakkı az önce açıklandığı üzere hak düşürücü süreye tabi olmakla beraber ölüme bağlı tasarrufun hükümsüzlüğü def’i yoluyla her daim ileri sürülebilir.
Burada karışıklığa sebebiyet verebilecek husus 2002 tarihli 4721 sayılı TMK’dan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflar bakımından veyahut miras bırakanın 2002’den önce öldüğü ölüme bağlı tasarruflar bakımından sürenin niteliği olabilir. Zira 743 sayılı mülga Medeni Kanunun iptal davasına ilişkin 501. maddesi “İptal davası, müddeinin tasarrufa ve butlanın sebebine muttali olduğu günden itibaren bir sene ve her halde vasiyetnamenin açılması tarihinden itibaren beş sene geçmekle müruru zamana uğrar. Tasarrufun butlanı gerek kanuna muhalefet ve adabı umumiyeye mugayeretten gerek ademi ehliyetten neşet etsin; sui niyet sahibi olan müddeaaleyhe karşı iptal davası, ancak otuz senenin geçmesiyle sakıt olur. Butlan, defi tarikiyle her zaman dermeyan olunabilir.” şeklindedir. Görüldüğü üzere eski kanunda iptal davasına ilişkin süreler zamanaşımı (müruru zaman) olarak düzenlenmiştir. Bu noktada zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin farkından bahsetmek yerinde olacaktır. Zamanaşımında hak belli süre kullanılmadığı zaman dava edilebilirlik ortadan kalkar yani hak son bulmaz ancak dikkat edilmelidir ki zamanaşımı bir defi olduğu için yalnızca taraflarca ileri sürülürse hakim tarafından dikkate alınır. Oysaki hak düşürücü süre o süre geçtikten sonra hakkın ortadan kalktığı, son bulduğu anlamına gelir ve hakim tarafından resen dikkate alınır.
Bu durumda miras bırakan 4721 sayılı yeni TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce ölmüşse dava açma süreleri nasıl olacaktır? Yeni TMK’nın yürürlüğe girme tarihinden önce ölen miras bırakanın yaptığı ölüme bağlı tasarruflara ilişkin iptal davası 743 sayılı mülga kanunda belirtilen zamanaşımı süresidir. Ancak miras bırakan 4721 sayılı TMK’nın yürürlük tarihinden sonra ölmüşse ölüme bağlı tasarruf, yeni TMK’nın yürürlük tarihinden önce yapılmış olsa dahi 4721 sayılı yeni TMK’nın 559. Maddesinde yer alan hak düşürücü süreler uygulanacaktır2.
“Mirasçılık ve mirasın geçişi miras bırakanın ölüm tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir (4722 s. Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 17). Miras bırakan 1.1.2002 tarihinden önce ölmüşse 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi hükümlerinin, 1.1.2002 tarihinden sonra ölmüşse 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. “3.
Ölüme bağlı tasarrufun iptali davasında 4721 sayılı TMK 558. maddesi uyarınca ilgili davanın konusunu, açılmış vasiyetnamenin tamamının veya bir kısmının iptali oluşturabileceği gibi sadece esasa veya hem şekle hem esasa dayalı iptal istenmesi mümkündür. Ölüme bağlı tasarrufların iptali davasının yürütülebilmesi için öncelikle vasiyetnamenin açılmış olması gerekir. Öte yandan iptal davası tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine iştirak etmelerinin sebebiyet verdiği sakatlığa dayanıyorsa tasarrufun tamamı değil sadece ilgili kazandırmalar iptal edilir.
2. ÖLÜME BAĞLI TASARRUFUN İPTAL SEBEPLERİ
Ölüme bağlı tasarrufların iptal sebepleri TMK’nın 557. Maddesi uyarınca dört sebepte toplanmıştır:
- Tasarrufu gerçekleştiren miras bırakanın ehliyetsizliği
- Tasarrufun içeriğinde veya tasarrufun bağlandığı yükleme ile koşullarda hukuka ve ahlaka aykırılık
- Tasarrufun irade sakatlığı sonucunda yapılması
- Şekle aykırılık
a) Ehliyetsizlik
Gerek vasiyetnamelerde gerekse miras sözleşmelerinde miras bırakan ölüme bağlı tasarrufu yapma anında ehliyetli değilse tasarruf iptal edilebilir. Vasiyetname yapabilme ehliyetine sahip olabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve on beş yaşını doldurmuş olmak gerekmektedir. Miras sözleşmesi yapabilme ehliyetine sahip olmak için ise ayırt etme gücüne sahip olmak, ergin olmak ve kısıtlı bulunmamak gerekmektedir. Bu noktada “ayırt etme gücü” nün ne anlama geldiği sorusu akıllara gelebilir. Yaş küçüklüğü veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya sarhoşluk ya da buna benzer sebeplerle akla uygun davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir. Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı olmayan herkes ise fiil ehliyetine sahiptir. Fiil ehliyetine sahip olmak kendi fiiliyle hak sahibi olabilmek ve borç altına girebilmek anlamına gelmektedir. Özetle ayırt etme gücüne sahip olmayan bir kimsenin fiilleri hukuken bir sonuç doğurmadığı için tasarruf anında ayırt etme gücüne sahip olmayan kimsenin yaptığı ölüme bağlı tasarruf da iptal edilebilir niteliği haiz olacaktır.
İptal davası açarak ehliyetsizlik iddiasında bulunan tarafın delillerini mahkemeye ibraz etmesi için taraflara süre verilmelidir. Ayırt etme gücüne sahip olmadığına yönelik bir iddia varsa tanıklar dinlenmeli ve mutlaka Adli Tıp Kurumundan rapor alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre de hukuki ehliyet durumunun doktor raporu ile kanıtlanması esas olup tanık beyanları da bu durumun saptanmasinda nazara alınabilecek bir veridir. Ehliyetsizlik ispatı için mutlaka sağlık kurulu raporu alınmalıdır zira hakim kendi gözlemlerine dayanarak rapor olmaksızın bu konuda bir karar veremez ancak tasarrufu gerçekleştirenin ehliyetsiz olduğu kuşkusunu yaratacak herhangi bir tıbbi belge veya tanık beyanı dosyada bulunmamakta ise sağlık kurulundan rapor istenmeksizin dava reddedilebilir. Bu noktada ayırt etme gücünü haiz olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor almak esas olmakla beraber tasarruf ehliyeti hukuki bir durum olduğundan hakim raporla bağlı olmayıp raporu diğer tüm delillerle birlikte serbestçe takdir eder.
Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki tasarrufu yapanın ayırt etme gücünü tasarruf anında haiz olması gerekli ve önemlidir. Tasarrufun yapılma anında ehliyetli olup sonradan tasarrufta bulunma ehliyetini kaybetmiş olması o tasarrufun geçerliliğine etkide bulunmayacaktır. Tasarrufta bulunanın ehliyetine ilişkin alınan sağlık raporları arasında çelişki olması durumunda da hakim tarafından dosyanın mevcut raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla Adli Tıp Genel Kurulu’na gönderilmesi gereği hasıl olacaktır.
b) Hukuka ve Ahlaka Aykırılık
Miras bırakan, ölüme bağlı tasarrufları Medeni Kanunumuz 515. Maddesi gereği koşullara veya yüklemelere bağlayabilir. Ancak ilgili maddenin üçüncü fıkrasında açıkça “Hukuka veya ahlâka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin bulundukları tasarrufu geçersiz kılar” hükmü yer almaktadır. Yükleme, tasarrufu yapan miras bırakanın mirasçılarına ya da vasiyet alacaklılarına yüklemiş olduğu ödevdir. Dolayısıyla atanmış mirasçıların ölüme bağlı tasarruf ile tereke üzerindeki kullanma haklarının sınırlanması durumunda olduğu gibi ölüme bağlı tasarrufun içeriğinin veya ölüme bağlı tasarrufun bağlandığı koşullar ile yüklemelerin hukuka aykırı olduğu durumlarda tasarrufun iptali için dava açılması mümkündür. Örneğin, vasiyetnamenin mirasçının evlenmemesi koşuluna bağlanmış olduğu durumlarda vasiyetnamenin iptali istenebilir.
c) İrade Sakatlığı
Medeni Kanunumuzda irade sakatlığı halleri dört tanedir; yanılma (hata), aldatma (hile), korkutma (ikrah), zorlama (icbar). İrade sakatlığı hallerinde miras bırakan, bu halleri öğrendiği günden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde tasarruftan dönebilir; zira dönmediği takdirde tasarruf artık geçerli sayılacaktır. Bir yıllık süre geçmiş ve miras bırakan tasarrufundan dönmemişse, miras bırakan öldükten sonra onun mirasçıları iptal davası açamaz.
“Bir yıllık sürenin iptal hakkı kullanılmadan geçmiş olması aslında miras sözleşmeleri yönünden önemlidir. Çünkü vasiyetnamelerde vasiyetçi bu süreyi geçirmiş olsa bile vasiyetnamesini ölünceye kadar her zaman geri alarak onu yürürlükten kaldırabilir. Oysa miras sözleşmelerinde geri alma kural olarak mümkün olmadığı için süre geçince miras sözleşmesi geçerlik kazanır ve dolayısıyla da artık yapacak bir şey kalmaz.”4.
Vasiyetnamelerde hatanın iptal sebebi olması için esaslı hata olması gerekli değildir. Adi saik hatası dahil her türlü hata ölüme bağlı tasarrufların iptal sebebidir. Diğer bir ifadeyle, miras bırakanı tasarrufta bulunmaya yönelten, tasarrufta bulunma iradesinde oluşmuş her türlü hata vasiyetnamenin iptali için yeterlidir. Ancak sadece beyan hatası bir iptal sebebi değildir. Zira beyan hatası varsa ve açıkça anlaşılmaktaysa tasarrufun yorum yoluyla devam ettirilmesi mümkündür. Miras sözleşmesinde ise bu tasarruf iki taraflı işlem olup burada vasiyetnamenin aksine korunması gereken bir muhatap olduğundan miras bırakanın adi saik hatasına dayanarak miras sözleşmesini iptal etmesi sözleşmesel güven ilkesiyle bağdaşmayacaktır. O nedenle hatanın sözleşmenin her iki tarafı bakımından da esaslı hata olması gerekir5.
Miras bırakanın aldatma (hile) etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak tasarrufun bu nedenle iptal edilebilmesi için aldatmanın kanıtlanmış olması gerekmektedir.
Korkutmanın tasarrufun iptaline sebep oluşturması için; miras bırakana veya yakınlarına karşı yapılması, haksız ve hukuka aykırı olması, ağır bir tehlike oluşturması, ciddi olması, derhal gerçekleşebilecek nitelikte olması, tasarrufla aralarında illiyet bağı bulunması ve kişiye namusuna, cana, mala veya hürriyete yönelmiş olması gerekmektedir6.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2013/15647 Esas ve 2014/77 Karar ile 13.01.2014 tarihli ilamında;
“Davada, tarafların miras bırakanı Hilmi Ulaş’ın 24.10.2011 tarihinde vefat ettiği, muris tarafından Tarsus 1. Noterliğinin 19/02/2010 tarih ve 934 yevmiye nolu vasiyetnamesi ile bir kısım mal varlığının davalılara bırakıldığı, 88 yaşında olan murisin davalıların baskı ve kandırması sonucu yaptığı vasiyetnamenin iptali; olmaz ise tenkisine karar verilmesi istenilmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dinlenen tanık beyanlarına göre davalıların zorla vasiyet düzenlettirdiği kabul edilerek, vasiyetnamenin iptali cihetine gidilmiş, hüküm, süresinde davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Tarsus 2. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından açılan vasiyetname sonucu Tarsus Şehit Mustafa Mahallesi tapusuna kayıtlı 285 ada 15 parsel sayılı taşınmazın davalılara bırakıldığı anlaşılmaktadır. Kural olarak, ölüme bağlı tasarrufun bir türü olan vasiyetnamenin iptal sebepleri, TMK. nun 557. maddesinde sınırlı bir şekilde sayılmıştır. İkrah (korkutma); maddi ve manevi baskı yaratarak kişinin irade serbestisini ihlal etmek suretiyle gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunma- işlem yapma zorunluluğunda bırakan davranış şeklidir. İkrah nedeniyle hukuki işlemin geçersiz olması için haksız ve hukuka aykırı tehdit nedeniyle kişilerin canı, namusu, şahsı, malı ve hürriyeti tehlike altında bulunmalıdır. Somut olayda, davacı tanıkları vasiyetnamenin düzenlenmesi sırasında davalıların baskı yaptıklarını bildirmekte ise de bu beyanları soyut ifadeden ibaret olup itibar edilemez. Şu durumda mahkemece; vasiyetnamenin iptali için bir sebebin bulunmadığı gözetilerek iptal isteminin reddi ile davacı tarafın terditli olarak ileri sürdüğü tenkis talebinin incelenmesi ve ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”
d) Şekle İlişkin İptal Sebepleri
Ölüme bağlı tasarruflarda şekil kurallarına uyulmaması tüm ölüme bağlı tasarrufun iptal edilebilirliği sonucunu doğurur. Ancak tasarrufun tamamının iptali kuralının istisnasına TMK madde 558/3’te yer verilmiştir. Sadece resmi vasiyetnamelere uygulanan bu hükme göre “İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir.”
Ölüme bağlı tasarrufun şekli anlamda geçerli olup olmadığı miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan kanuna göre belirlenecektir. 4721 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce hazırlanan bir vasiyetnamenin şekli geçerliliği noktasında eğer miras bırakan yeni kanunun yürürlük tarihi olan 01.01.2002 tarihinden sonra öldüyse 4721 sayılı TMK hükümleri esas alınır.
3. ÖLÜME BAĞLI TASARRUFUN İPTALİNİN SONUÇLARI
Ölüme bağlı tasarrufların iptal sebepleri hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmaz, taraflarca ileri sürülmesi, diğer bir ifadeyle bu konuda bir dava açılmış olması gerekir. İptal davası bağımsız olarak açılabileceği gibi tenkis davası ile birlikte kademeli olarak da talep edilebilir. Dava sonucunda hakim tarafından verilen iptal kararı geçmişe etkili olup tasarrufu yapıldığı andan itibaren ortadan kaldırır. Burada önemli olan husus şudur ki bu dava neticesinde verilmiş olan iptal kararı yalnızca bu davayı açan taraf ve davalı için geçerlidir. Zira ölüme bağlı tasarrufun iptali davasını tüm mirasçılar açmak zorunda değildir. Haliyle ölüme bağlı tasarruf şekil veya ehliyetsizlik yönünden geçersiz olsa dahi iptal davası açmayan mirasçılar yönünden geçerliymiş gibi hüküm ve sonuçlarını doğurur.
Sonuç itibariyle; ölüme bağlı tasarrufların iptali davası; tasarrufun iptalinde menfaati bulunan mirasçı, vasiyet alacaklısı ve Hazine tarafından yazının önceki kısımlarında detaylarıyla açıklanan ehliyetsizlik, hukuka ve ahlaka aykırılık, şekle aykırılık veya irade sakatlığı sebeplerine dayanarak davacının tasarrufu, kendisinin hak sahibi olduğunu ve iptal sebebini öğrenmesinden itibaren bir sene her halükarda vasiyetnamenin açılma tarihi üzerinden iyiniyetli davalılara karşı 10 yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı 20 senelik hak düşürücü süre içerisinde kesin yetkili olan miras bırakanın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesinde açılabilir. Hakim tarafından verilen iptal kararı ölüme bağlı tasarrufu, yapıldığı andan itibaren ortadan kaldırır ve bu karar sadece davanın tarafları için hüküm ve sonuç doğurur.
DİPNOTLAR
- Mustafa Dural, Turgut Öz, Miras Hukuku, Filiz Kitabevi, 10. Baskı, 2016, İstanbul, sf 99
- Ömer Uğur Gençcan, Miras Hukuku, Yetkin Yayınları,3. Baskı, 2016, Ankara, sf 505-506
- Yargıtay 1. HD. 2018/3776 Esas 2018/13584 Karar ve 17.10.2018 tarihli ilam
- Yargıtay 2. HD. 16.02.1980, 1980/8932Esas ve 1980/9323 Karar
- Mustafa Dural, Turgut Öz, Miras Hukuku, Filiz Kitabevi, 10. Baskı, 2016, İstanbul, sf 226-227
- Ömer Uğur Gençcan, Miras Hukuku, Yetkin Yayınları,3. Baskı, 2016, Ankara, sf 480
