İcra-i İşlerde Tebligatın Usulüne Uygun Olarak Tebliği ve Yeni Bir Uygulama Olan Elektronik Tebligat
A. GİRİŞ
Belirli hukuki işlemlerin, hukuki sonuçlarından etkilenmesi amaçlanan kimselere yetkili makamın, kanunun öngördüğü esas ve usullere uygun bir biçimde (elektronik ortam da dâhil) yazı veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi, tebligat olarak adlandırılmaktadır1. Bu tanımdan hareketle tebligatın, ilgili kimsenin hukuki işlemden bilgilendirilmesi ve bu bilgilendirme işleminin belgelendirilmesi olmak üzere iki unsuru bulunmaktadır.
Her ne kadar hukuki ya da resmi bir işlemin başladığını, sonuçlandığını ya da belli bir aşamasına gelindiğini muhatabına resmi olarak aktarma amacı taşıyan resmi bilgilendirme ve haber vermeye yazılı olması halinde “tebligat” denilse de tebligatın sözlü olarak iletilmesi halinde mevzuatta “tefhim” adı altında düzenlendiği, yazılı olarak yapılması halinde ise ‘tebliğ’ olarak nitelendirildiği görülmektedir.
Tebligatın, Anayasal bir hak olan Adil Yargılanma Hakkının (AYK. m.36) gerçekleştirilmesinin temin edilmesi bakımından hukuk sistemindeki yeri ve önemi tartışılamaz bir gerçektir. Adil Yargılanma Hakkının bir unsuru olan Hukukî Dinlenilme Hakkı ise hak sahiplerinin hukukî bir işlemde, tarafların söz konusu işlem hakkında bilgi sahibi olmalarını gerektirir. Bu gereklilik ise tebligat ile sağlanır2 Dolayısıyla hak arama süreci tebligat ile başlamakta ve tebligat ile sona ermektedir.
Tebligatın ulaştırılması ve yapılabilmesi, devletin egemenlik gücünün bir tezahürüdür3. Bu bakımından tebligatın kısa bir süre içerisinde hak sahibine bildirilmesi, yargılamanın da makul bir süre içerisinde tamamlanmasını sağlayacaktır.
Ancak uygulamada tebligatın, usul ve esaslarına uygun bir şekilde yapılmamasından dolayı bu durum, bir yandan hak sahiplerinin Adil Yargılanma Haklarını kaybetmelerine yol açmakta diğer yandan usul ekonomisi ilkesine aykırı bir şekilde yargılamanın uzamasına ve Tebligat sürecinde yapılan masrafların artmasına yol açmaktadır. Bu sebeple tebligat sürecinde yaşanan masraf artışı, iş gücü ve zaman kaybı gibi usul ekonomisi ilkesini ilgilendiren konuların aşılarak kısa sürede, daha az bir maliyetle güvenli bir tebligat iletme usulünün uygulanması için elektronik yolla tebligat uygulaması yürürlüğe girmiştir. Ancak, kimi hak sahipleri için zorunluluk teşkil eden bu uygulamanın, teknolojinin yetersizliği ve eksikliği durumunda adil yargılanma hakkını ortadan kaldırılmaya kadar varan sonuçlar doğurabileceği de göz ardı edilmemelidir.
B. İCRA-İ İŞLERDE TEBLİGATIN YAPILMASI USULÜ
1. Tebligat Çıkartmaya Yetkili Merciler
Tebligat, tebligat yapılacak olan ülkenin egemenlik işlemi niteliğinin bir göstergesi olduğundan, tebligat düzenleme yetkisi, ancak kanunda belirtilen mercilere verilmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanunun 1. maddesine göre kaza-î merciler, genel ve bütçeli daireler, sosyal güvenlik kurumları ile vakıf yükseköğretim kurumları, il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından yapılacak elektronik ortam da dâhil tüm tebligat, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılır (Teb. K. m.1; Teb. Yön. m.2).
Dolayısıyla kanuni bu kural çerçevesinde icra-i işlerde her türlü tebligat, Posta ve Telgraf Teşkilatı ya da memur (Teb K. m.41) vasıtasıyla yapılmaktadır.
2. Tebligatın Kime Yapılacağı
Tebligat, tebliğ yapılacak kimseye bilinen en son adresinde yapılmakta olup, Kanun, adreste tebligat esasını kabul etmiştir (Teb. K. m.10; Teb. Yön. m.16). Ancak madde hükmünde bahsi geçen bilinen en son adres ile yerleşim yeri birbirinden farklıdır. Yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir (TMK. m.19,l). Bilinen son adres ise tebliğ isteyen kimsenin beyanı, bildirimi ya da mevcut belgeler esas alınarak tespit edilir. Tebliğ isteyen kimsenin bu beyanını ileri sürmesi tebligatın, muhataba ulaşamama riskini doğurduğu da unutulmamalıdır.
Tebligatın kime hangi usul ve esaslar çerçevesinde tebliğ edileceği konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için tüzel kişiler ve gerçek kişiler açısından ayrı ayrı irdelenmesi gerekmektedir:
a. Tüzel Kişiler Açısından
Muhatap, kendisine veya muhatap adresinde muhatap adına tebligat yapılabilecek kimselerden birine usulüne uygun bir şekilde tebligat yapıldıktan sonra adresini değiştirirse yeni adresini, tebliği yaptırmış olan İcra Müdürlüğüne veya Türkiye Ticaret Sicil Gazetesine bildirmesi gerekmektedir (Teb K. m.35). Aksi takdirde tebligat eski adrese yapılır ve tebliğ tarihi itibariyle hak sahibi hakkında kanuni süreler işlemeye başlar (Teb K. m.35/II).
Ancak Ticaret Sicil kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsun, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurmaktadır (TTK. m.36/l). Bu sebeple tüzel kişilik tarafından adres değişikliğinin, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği tarihe kadar ilgili icra müdürlüğünce eski adrese çıkarılan tebligatların, muhataba ulaşılamadığı takdirde Tebligat Kanunun 35. maddesi uyarınca muhtara tebliğ edilmesinde usul ve yasalara aykırı bir durum bulunmayacaktır4.
İcra müdürlüğünden gönderilen tebligatlar kural olarak, tüzel kişilerde, tebliğ almaya yetkili temsilciye, bunlar birden çok ise yalnız birine yapılmaktadır (Teb. Yön. m.20/I). Tüzel Kişiler adına tebligatı almaya yetkili kişilerin, herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde işyerinde bulunmamaları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde olmaları durumunda tebliğ, tüzel kişinin o yerdeki sürekli çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır (Teb. Yön. m.21/I). Ancak, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde görev itibariyle tebligatın muhatabı olan tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu tür işlerle görevlendirilmiş bir kişi olması gereklidir (Teb. Yön. m.21/II). Bu kişilerin de bulunmaması halinde, bu husus tebliğ mazbatasında belirtilir ve tebliğ, o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme yapılır (Teb. Yön. m.21/III).
Yönetmeliğin mezkûr maddesinde açıkça belirtildiği üzere Kanun, tüzel kişilere tebligatın yapılmasında zorunlu belli bir sıranın olması gerektiğini emretmektedir. Bu konuda Yargıtay da son vermiş olduğu kararlarında, temsile yetkili kişinin herhangi bir sebeple tebliğ yapıldığı sırada işyerinde bulunmaması veya bizzat alamayacak durumda olması halinde, kendisinden sonra gelen kimseye veya evrak müdürüne, bu da mümkün değilse, tüzel kişinin o yerdeki memur veya işçilerinden birine yapılması gerektiğini, bu sıraya uyulmasının kanuni bir zorunluluk olduğunu, aksi takdirde tebligatın usulüne aykırı şekilde yapılmış sayılacağını kabul etmektedir5. Uygulamada ise tebligat işlemleri maalesef posta memurları tarafından Kanunun bu hükmü dikkate alınmayarak yapılmaktadır.
Diğer bir önemli konu ise posta memurları tarafından tebligatın, yeterli tahkik ve tevsik edilmeden tebliğ edilmeye çalışılmasıdır. Oysaki tebligatın, tüzel kişinin yetkili temsilcisine veya yetkili temsilcinin bulunamaması halinde kendisinden sonra gelen kişilere tebliğ edilmesi durumunda, posta memuru tarafından hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebeplerin, tebliğ edilen kişilerin tüzel şirket içerisinde hangi pozisyonda çalıştığının posta memuru tarafından açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat mazbatasına yazılması gerekmektedir (Teb. Yön. m.35, 30 ve 31).
Uygulamada yaşanan bir başka sıkıntı ise posta memurları tarafından muhataba ulaşılamaması durumunda da tebligat mazbatasının üzerine “Muhatap çarşıda olduğundan, Muhatap toplantıda olduğundan, Muhatap dışarıda olduğundan” şeklinde sebeplerle tahkik ve tevsik etme görevinin yerine getirilmeye çalışılmasıdır. Oysaki bu şekildeki ifadeler Kanunun şekil şartlarına aykırılık teşkil etmektedir. Bu sebeple posta memuru tarafından muhatabın adreste bulunamaması üzerine muhatabın adresinden geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığını, tevziat saatinden sonra adresine dönüp dönmeyeceği hususlarını da tahkik ederek mazbataya yazması gerekmektedir6.
Yukarıda izah edilen tüm bu sebeplerden ötürü de posta memuruna, muhatabın neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevi yükletilmiştir. Buna göre tebliğ memurunun tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ mazbatasına yazması ve ilgilisine imzalatması gerekmektedir (Teb. K m.23/7; Teb. Yön. m.35/f).
Muhatabın bilinen en son adresine çıkarılan tebligatın, muhatabın taşınmış olması veya bu adreste oturmaması sebebiyle çıkış merciine bila iade tebliğ olması durumunda tüzel kişinin, Ticaret Sicili’ndeki adresi araştırılır. Tebligatın çıkarıldığı adres ile tüzel kişinin, Ticaret Sicili’ndeki adresinin aynı olması durumunda bu adreste, tebligatın yapılması için icra müdürlüğü tarafından açık mavi renkte ve üzerinde Tebligat Kanunun m.35/4 uyarınca tebliğ talepli yazılı bir tebligat hazırlanır (Teb. Yön. m.79/2). Böylece posta memuru tarafından tüzel kişinin Ticaret Sicil adresinden Tebligat Kanunun m.35/4 veya m.21/1 uyarınca muhatabın tebligat yapılacak adreste bulunamaması veya tebellüğden imtina etmesi durumunda, posta memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder. Buna ilaveten tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir.
Ancak muhatabın bilinen en son adresine çıkarılan tebligatın, muhatabın taşınmış olması veya bu adreste oturmaması sebebiyle çıkış merciine bila iade tebliğ olması durumunda tüzel kişinin, Ticaret Sicil’deki adresi ile bilinen en son adresin farklı olması durumunda uygulamada ilk önce Ticaret Sicil’deki bu adrese normal tebligat çıkarılmakta, söz konusu tebligatın çıkış merciine bila iade tebliğ olması durumunda tüzel kişiye, Tebligat Kanunun m.35/4 uyarınca tebligat gönderilmektedir. Oysaki Yargıtay, tüzel kişi muhatabın bilinen en son adresine çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde muhatabın Ticaret Sicili’ndeki adresine normal tebligat yerine Tebligat Kanunun m.35/4’ne göre tebligat çıkarılması talebini yasaya uygun olduğunu kabul etmiştir7.
b. Gerçek Kişiler Açısından
Muhatap, kendisine veya muhatap adresinde muhatap adına tebligat yapılabilecek kimselerden birine usulüne uygun bir şekilde tebligat yapıldıktan sonra adresini değiştirirse yeni adresini, tebliği yaptırmış olan icra müdürlüğüne veya nüfus müdürlüğüne bildirmesi gerekmektedir (Teb K. m.35). Aksi takdirde tebligat, eski adrese yapılır ve tebliğ tarihi itibariyle hak sahibi hakkında kanuni süreler işlemeye başlar (Teb K. m.35/II).
Muhatabın, adresini değiştirmesi halinde derhal nüfus müdürlüğüne bildirmesi gerekmektedir. Muhatabın yerleşim bilgisi kayıtlarının tutulduğu 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu (NHK) ile benimsenen Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) ile bu kapsamda oluşturulan Adres Kayıt Sistemi’nde (AKS) bulunan yerleşim yeri adreslerinin güncel ve doğru olması gerekmektedir. Aksi takdirde bu durum muhatabın hukuki dinlenilme hakkını engelleyecektir.
Kendisine tebligat yapılacak muhatap adresinde bulunamazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır (Teb. K m.16, 20, 21). Muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak olan kimsenin, görünüşe nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve açık bir şekilde ehliyetsiz bulunmaması gerekmektedir (Teb. K. m.22; Teb. Yön. m.25, 34).
Muhatabın adreste bulunmaması halinde ise tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekmektedir (Teb. Yön. m.30).
Her ne kadar uygulamada bu tahkik ve tevsik etme görevini yerine getirirken bu beyanları yazılı ve ilgilisinin imzası ile tutanağa geçmesi gerekmektedir. Müteallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılması görevi emredilmiş bir düzenlemedir (Teb. K m.23/7).
Posta memurları tarafından muhatabın veya muhatap yerine tebligatı alabilecek kimsenin adreste bulunamaması üzerine komşunun beyanını alırken komşunun kim olduğunu, orada oturup oturmadığını, hangi dairede oturduğunu tahkik etmesi gerekmekte olup, aksi tebligat işlemi usulüne aykırılık teşkil eder8.
Muhatabın bilinen en son adresine çıkarılan tebligatın, muhatabın taşınmış olması, bu adreste oturmaması veya başkaca bir sebeple çıkış merciine bila iade tebliğ olması durumunda muhatabın, MERNİS ve AKS adresleri araştırılır. Neticede muhatabın bilinen en son adresine çıkarılan tebligat ile MERNİS ve AKS adresinin aynı veya farklı olması durumunda İcra Müdürlüğü tarafından açık mavi renkte ve üzerinde Tebligat Kanunun m.35/4 uyarınca tebliğ talepli yazılı bir tebligat hazırlanır (Teb. Yön. m.79/2). Böylece posta memuru tarafından muhatabın Tebligat Kanunun m.21/1 uyarınca muhatabın tebligat yapılacak adreste bulunamaması veya tebellüğden imtina etmesi durumunda, posta memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir.
Ancak hakkında icra takibi başlatılan muhatabın bilinen en son adresi yerine MERNİS ve AKS adresine Tebligat Kanunun 21/2. maddesi uyarınca tebligat çıkarılmasının doğru olmayacağı kanaatindeyiz. Bu durum Anayasa’nın 36. maddesine aykırılık teşkil edecek ve muhatabın Adil Yargılanma hakkını engelleyecektir. Bu durumu ortadan kaldırmak için ise Tebligat Kanunu’nun 10. maddesine eklenen ikinci fıkra ile kendisine tebliğ yapılacak muhatabın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılmasının caiz olduğu kabul edilmiştir. Böylece muhatabın resmi kayıtlarda bulunan adresinden farklı bir yerde bulunması durumunda dahi muhatabın adreste bulunması şartıyla kendisine tebligat yapılabilecektir.
Gerçek ve tüzel kişilere çıkarılan tebligatlar, muhatabına ulaşılamaması durumunda çıkış merciine bila iade tebliğ olmaktadır. Ancak uygulamada kimi zaman gerçek kişi muhatabın MERNİS ve AKS sisteminde ve Tüzel Kişinin de Ticaret Sicilinde adresinin bulunamadığı durumlar ortaya çıkmaktadır.
İkametgâhı, meskeni veya işyeri adresi bulunamayan muhatabın adresi meçhul sayılmaktadır. Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tespit edilir. Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmi veya özel kuruluş ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirilmektedir (Teb K. m.28).
Madde hükmünde bahsi geçen muhatabın adresinin resmi veya özel kuruluş ya da dairelerden araştırılması ise muhatabın tebligata yarar adres bilgilerinin PTT’den, belediyeden, nüfustan, seçim kurulundan, bankalardan, tapudan, vergi dairesinden, askerlik şubesinden araştırılması, bu adreslerde kolluk araştırması ile adres tespitinin sağlanması ve sonucuna göre ilânen tebligat yoluna gidilmesi gerekmektedir9.
Muhatabın adresinin meçhul olması ve resmi veya özel kuruluş ya da dairelerde muhatabın adresinin tespit edilememesi durumunda muhatap hakkında ilanen tebliğ yapılır. Bu şekilde yapılacak ilan, kendisine tebliğ yapılacak muhatabın en güvenilir bir şekilde öğrenmesini sağlayabilecek ve varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazetede ve elektronik ortamda Basın İlan Kurumu vasıtasıyla yapılır. Muhatabın en güvenilir şekilde öğrenmesini sağlayabileceği umulan gazete, tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazete ise, ayrıca bir diğer gazete ile ilan yapılmaz. Tebliğ olunacak evrak ve ilan sureti bir ay süreyle tebliği çıkaran mercide herkesin kolayca görebileceği bir yere asılır (Teb K. m.28; Teb. Yön. m.48 vd.). İlan yolu ile tebliğ, son ilan tarihinden itibaren kural olarak 7 gün sonra yapılmış sayılır (Teb. K. m.31; Teb. Yön. m.52).
C. ELEKTRONİK TEBLİGAT (E-TEBLIGAT)
Bilişim alanında yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte günümüzde internet çok hızla yaygınlaşan bir iletişim sistemi olmuş, tüm dünyada iletişim alanında küreselleşmeyi hızlandırmıştır. Bilgisayar teknolojisindeki gelişme, bilgi teknolojilerinin önemini artırmış, bu çerçevede meydana gelen gelişmeler, yargılamanın makul sürede sonuçlanabilmesi için internet üzerinden elektronik posta vasıtasıyla tebligat yapılmasını önemli hale getirmiştir10.
Bu Kanuni düzenlemeye uygun olarak çıkarılan Elektronik Tebligat Yönetmeliği Taslağı Genel Gerekçesi şu şekilde açıklanmıştır:
“Son yıllarda teknoloji ve bilişim alanında yaşanan önemli gelişmeler ve bu gelişmeler sonucu ortaya çıkan yenilikler hayatın tüm alanına yayılmıştır. Kanunların ve buna bağlı olarak düzenlenmesi gereken ikincil mevzuatın işlevini tam anlamıyla yerine getirebilmesi için günün şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verebilmesi, ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelerle paralellik taşıması gerekmektedir. Bu bağlamda, Ülkemizde de çeşitli düzenlemeler yapılmış ve birçok konuda bilişim teknolojilerinin sunduğu imkânlar ve kolaylıklar uygulamaya konulmaya çalışılmıştır. Zira elektronik iletişim, klasik yöntemlere göre çok daha süratli ve az maliyetli bir iletişim yoludur.”
Gerekçeden de anlaşıldığı üzere elektronik tebligat, süregelen uygulamaya göre çok daha süratli ve çok daha az maliyetli bir tebligat iletme usulünün uygulanmasıdır. Elektronik tebligat (e-tebligat), Tebligat Kanunu’nda belirlenen tebligat çıkarmaya yetkili merciler tarafından elektronik ortamda hazırlanan tebligatların E-Tebligat Yönetmeliğine uygun olarak değiştirilemez ve inkâr edilemez bir şekilde Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) yoluyla alıcılarına iletilmesidir.
7201 sayılı Tebligat Kanunun “elektronik tebligat başlığı” ile 7/a. maddesi ile gerçek kişiler için elektronik tebligat isteklerine bırakılırken, Anonim, Limited, Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirketler, Noterler, Avukatlar ve Sicile kayıtlı Arabulucu ve Bilirkişiler için elektronik tebligat zorunlu hale getirilmiştir.
Muhatabın e-tebligat adresinin bulunması durumunda tebligatı çıkarmaya yetkili merci, elektronik tebligatı hazırlayarak ETS’ye teslim etmektedir (Elekt. Teb. Yön. m.9/1). Böylece elektronik tebligat, muhatabın elektronik posta adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda muhataba tebli edilmiş sayılacaktır (Elekt. Teb. Yön. m.9/6). Bu 5 günlük süre, e-tebligatın ihtiyarî olması esası kabul edildiğinden muhatapların fizikî ortamda bulunmayan elektronik adreslerini her gün kontrol demeyebilecekleri ve kendileri izin vermedikçe onların yerine bir başkasının da bu adrese ulaşması söz konusu olamayacağından dolayı öngörülmüştür.
Elektronik Tebligat Yönetmeliğinin 10. maddesinde elektronik tebligat adresine, elektronik tebligat mesajı ulaştığı konusunda bilgilendirilmek isteyen muhatabın, bilgilendirme mesajı talep etme veya elektronik posta adresine bilgilendirme iletisi alma hakkı bulunmaktadır. Ancak ne var ki Kanun Koyucu, muhatabın talebi ile kendisine sunulan bu bilgilendirmelerin herhangi bir nedenle yapılamamış veya geç yapılmış olması, tebligatın geçerliliğini etkilemeyeceğini hüküm altına almaktadır (Elektronik Tebligat Yönetmeliği m.10/3). Ancak kanun koyucunun söz konusu düzenlemesi ile muhatabın hukuki dinlenilme hakkı kısıtlanmış olacaktır.
E-tebligat uygulamasının, bilgi güvenliği ve kişisel verilerin korunması açısından önemi tartışılmaz bir gerçektir. Aynı zamanda e-tebligat sisteminde tebligatın hangi tarihte merciden çıkış yaptığı, muhatabın kim olduğu, muhatap tarafından ne zaman tebliğ alındığı ve eklerinin neler olduğu tespit edilebilmektedir. Bu durum da tebligatın her bir yargılamaya konu edilmesi halinde delillendirilebilmesi açısından büyük bir kolaylık getirmektedir.
Ancak diğer yandan usul ekonomi ilkesi açısından önemi büyük olan elektronik tebligatın muhatap tarafından tebliğ alındığı tarihin belirlenmesi, hukuki dinlenilme hakkının karşısındaki en büyük sorundur. Şöyle ki; klasik tebligatta, tebligatın muhataba ulaşması posta memuru aracılığı ile temin edilmektedir. Posta memuru, yaptığı tebliğ karşılığında muhatabın teslim aldığına ilişkin imzasını almakta, tebellüğden imtina edilmesi halinde kanundaki usule göre ihbarname yaparak tebliğ aşamasını sonuçlandırmaktadır (Teb. K m. 21). Bu sebeple elektronik tebligatta muhatabın bilgiye doğru ulaşmasını sağlamak, bu bilgiyi aldığı zamanı ve öğrendiği zamanı tespit etmek oldukça güçtür. Tebligatın bir an için süresinde muhatabına haberdar edildiği kabul edilse bile, muhatap tarafından incelenip incelenmediğinin anlaşılması günümüz teknik imkânlarında oldukça güçtür11.
Son olarak 6099 sayılı Kanunla değişik Tebligat Kanununun 1 ‘inci maddesi uyarınca tebligat mercilerince çıkarılacak elektronik tebligat, bu Kanun hükümlerine göre PTT Genel Müdürlüğüne bırakılmıştır. Ancak, PTT Genel Müdürlüğünün, güvenilirliğinin ve bağımsızlığının başkaca bir kuruluş tarafından denetlenememesi, elektronik olarak yapılan tebligatın gizliliğinin ihlal edilebilme ihtimalinin söz konusu olabileceği sonucunu da beraberinde getirmektedir12.
D. NETİCE
İcra takiplerinde tebligatın usul ve esaslarına aykırı bir şekilde ve en kısa süre içerisinde muhatabına ulaştırılamaması, bir açıdan icra takip alacaklısının, alacağını elde etmesini güçleştirirken bir başka açıdan ise icra takip borçlusunun adil yargılanma hakkını elinden almaktadır. Bu bakımından tebligatın önemi, tartışılmaz bir şekilde ortadadır. Bu konuda Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik kapsamında posta memuru tarafından tebligatın, hangi usul ve esasların dikkate alınarak tebliğ edilmesi gerektiği belirtilmişse de maalesef günümüzde posta memurları tarafından bu konuya yeteri kadar dikkat edilmemektedir. Bunun sonucu olarak da bir yandan hak kayıpları ortaya çıkarken diğer yandan yargılama da gereksiz yere uzamaktadır.
Tebligatın önemine posta memurları kadar muhatapların da dikkat etmesi gerekmektedir. Çünkü günümüzde muhataplar, ikamet ettikleri adreslerini değiştirirken maalesef bu durumu nüfus müdürlüklerine bildirmemektedir. Bu durumda ya eski adreslerine gönderilen tebligatlar, Tebligat Kanunun 21/1 veya 35/4 maddeleri uyarınca tebliğ edilmekte ya da muhatap hakkında ilan yoluyla tebliğ işlemi yapılmaktadır. Yaşanan bu hadise de muhatabın, adil yargılanma hakkının elinden alınmasına yol açmaktadır.
Dolayısıyla klasik yöntemlerle yapılan tebligatın, muhatabın adli yargılanma hakkını elinden alan problemlerinin bulunmasından ötürü ve usul ekonomi ilkesine aykırı bir şekilde yargılama süresini uzatmasından ve masraflarını arttırmasından dolayı Tebligat Kanunun 7/a. maddesinde bir takım düzenlemelere gidilmiştir. Yapılan düzenleme ile gerçek kişiler için elektronik tebligat kendi arzularına bırakılırken anonim, limitet, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler, noterler, avukatlar ve sicile kayıtlı arabulucu ve bilirkişiler için elektronik tebligat zorunlu hale getirilmiştir. Elektronik iletişim, klasik yöntemlere göre çok daha hızlı ve daha az maliyetli bir iletişim yolu olmaktadır. Diğer yandan, elektronik tebligatın kişisel verilerin korunması konusundaki ve tebligatın tebliğ tarihinin ve tebligat içeriklerinin muhatabına ulaşıp ulaşmadığı tespiti konusundaki problemlerin varlığını da unutmamak gerekmektedir.
2m11 Dolayısıyla Tebligat Kanunu, gerek klasik tebligat yönteminde var olan problemleriyle gerekse de yeni uygulamaya giren elektronik yolla tebligat yönteminin eksikliklerinden dolayı günümüz ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamaktadır. Bu sebeple hukuk sistemi içerisinde önemi büyük olan tebligatın, adil yargılanma hakkı ile usul ekonomi ilkesine uygun bir şekilde yeni bir mevzuata ihtiyacı bulunmaktadır. Bu mevzuat hazırlanırken de tebligat hukukunun pek çok disiplini ilgilendirdiği dikkate alınarak, disiplinler arası bir yaklaşımla mevzuat hazırlanmalı ve bütüncül bir yaklaşımla, tebligat işlemlerinde yeknesaklık sağlanmaya çalışılmalıdır.
DİPNOTLAR
- Ejder Yılmaz / Tacar Çağlar, Tebligat Hukuku, Ankara 2013, s.39.
- Muhammet Özekes, Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, Ankara 2003, s. 98; Hanağası/Özekes, s. 88; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.167.
- Hanağası/Özekes, s. 88
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas: 2009/28934, Karar: 2010/10257, Tarih: 26.04.2010
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Esas: 2016/6315, Karar: 2018/1260, Tarih: 20.02.2018; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Esas: 2015/23341, Karar: 2018/445, Tarih: 25.01.2018
- Yargıtay 12.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 8050, Karar: 2016 / 26026, Tarihi: 26.12.2016.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas: 2014/9336, Karar: 2014/11727, Tarih: 21.04.2014.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Esas: 2014/27440, Karar: 2014/1707, Tarih: 26.01.2015.
- Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Esas: 2015/14907, Karar: 2017/3981, Tarih: 04.05.2017 ile Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Esas: 2011/379, Karar: 2011/4657, Tarih:12.04.2011.
- Ruhi, s. 309.
- Kaplan, Yavuz, Avrupa Tebligat Hukukundaki Gelişmeler, Düzenleme Çalışmaları Açısından Almanya Örneği ve Türk Hukuku, AÜHFD, 2003/ 3, s. 214; Oğlakçıoğlu, s. 144.
- Doç. Dr. İbrahim Özbay, 6099 Sayılı Kanun ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik Çerçevesinde Tebligat Hukukundaki Son Değişiklikler, 2012, s.128.
