Hizmet Tespiti Davası ve Hak Düşürücü Süre
1. GİRİŞ
Bilindiği üzere sosyal güvenlik hukuku açısından ülkemizde çalışan her bireyin kural olarak sigortalı olması gerekmektedir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (“Kanun”) 4. maddesi ve devamı hükümlerince sigortalı sayılanlar belirlenmiştir. Kanun kapsamında çalışanlar her ne kadar zorunlu olarak sigortalı sayılmışlarsa da yine Kanun gereği çalışanların işe girişlerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna (“SGK”) (“Kurum”) bildirilmesi gerekmektedir.
Çalışan bireyin Kurum’a bildirilmemesi ise kayıtsız çalışma olgusunu ortaya çıkarmaktadır. SGK’nın internet sitesinden alınan verilere göre 2017 yılı itibariyle kayıtdışı istihdam oranları tarımda yüzde 83,33 genelde ise 33,97 olarak belirtilmektedir1. Kayıtdışı istihdam edilen yani Kuruma çalışması bildirilmeyen işçiler açısından ileride birçok sorun ortaya çıkmaktadır. Emekli olmak için çok daha uzun süreler çalışmak, sağlık hizmetlerinden faydalanamamak, iş kazası ve meslek hastalığı yardımlarından yararlanamamak, işsizlik maaşı alamamak bu sorunlara örnek olarak verilebilir. Çalışanın işe girişi Kuruma bildirilmiş olduğu halde ücretinin olduğundan eksik gösterilmesi ve bu yolla primlerinin düşük ödenmesi ise emekli maaşının, iş kazası halinde alacağı tazminatın yahut işsizlik sigortası tazminatının olması gerekenden daha düşük olması anlamına gelecektir.
Çalışmamızda Kuruma bildirimi yapılmamış olan, Kanun’un m.4/1-a bendi kapsamındaki sigortalıların yani hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların (kısaca A’lılar) mahkeme yoluyla sigortalılıklarının tespit edilmesi incelenecektir.
2. SİGORTALILIĞIN BİLDİRİLMESİ
Hizmet tespiti davasından bahsetmeden önce çalışanın işe girişinin Kuruma ne şekilde bildirilebileceğine değinmek gerekir. Kanun’un 7/1-a maddesi gereği A’lıların sigortalılığı fiilen çalışmaya başladıkları tarihten itibaren başlar ancak Kanun’un 8/1 maddesi ile A’lıların, işverenleri tarafından sigortalılık başlangıç tarihinden önce Kuruma bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yani işçi 02.09.2019 tarihinde çalışmaya başlayacak ise en geç 01.09.2019 tarihine kadar Kuruma bildirim yapılmış olmalıdır. İşverenin sigorta başlangıç tarihinden önce yani işçinin fiilen çalışmaya başlamasından önce bildirim yapmasına ilişkin kuralın istisnaları maddenin devamında düzenlenmiştir. Bu düzenleme şüphesiz ki sigortasız çalışmayı önleme amaçlıdır. Buradan anlaşılmaktadır ki çalışanın işe girişi öncelikle işveren tarafından bildirilecektir.
Bunun dışında Kanun’un 8/2 maddesi ile sigortalıların kendisine de işe başlama tarihinden itibaren 1 ay içinde Kuruma bildirim yapma yükümlülüğü verilmiştir. Ancak maddede de açıkça düzenlendiği üzere bu bildirimin yapılmamış olması her hangi bir yaptırıma tabi tutulmadığı gibi sigortalı aleyhine delil de teşkil etmez. Burada amaç işverenin bildirdiği tarihle işçinin bildirdiği tarihin kıyaslanması suretiyle sigortalılığın çapraz kontrolünün (cross-check) sağlanmasıdır2.
Sigortalılığın Kuruma bildirilmesi ile ilgili bir diğer yükümlülük ise Kanunun 8/7 maddesi ile kamu idareleri ve bankalara verilmiştir. Madde aynen şu şekildedir: “Kamu idareleri ile bankalar, Kurumca sağlanacak elektronik altyapıdan yararlanmak suretiyle, Kurumca belirlenecek işlemlerde, işlem yaptığı kişilerin sigortalılık bakımından tescilli olup olmadığını kontrol etmek ve sigortasız olduğunu tespit ettiği kişileri, Kuruma bildirmekle yükümlüdürler.”
En nihayet Kurum, kendi yapacağı denetimler sonucunda tespit ettiği yahut diğer kamu idareleri veya bankalar tarafından veriler bilgi ve belgelerden yola çıkarak çalıştığı anlaşılan sigortalılara ait belgeleri resen düzenler. Aynı şekilde yargı kararı ile sigortalılığı tespit edilenlerin tescili de yine Kurumca resen yapılır.
3. SİGORTALILIĞIN BİLDİRİLMEMESİ ve TESPİTİ
3.1. İDARİ PARA CEZASI
Yukarıda anlatıldığı üzere işverence süresinde ve usule uygun olarak sigortalının Kuruma bildirilmesi gerekmektedir. Başlı başına bu bildirimin yapılmamış olması idari para cezası ile yaptırıma bağlanmıştır. Kanun’un 102/1 maddesi kapsamında sigortalıya ait bildirgeyi Kanunda belirtilen süre içinde ya da Kurumca belirlenen şekle ve usule uygun vermeyenler veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu hâlde anılan ortamda göndermeyenler hakkında her bir sigortalı için asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır.
Ancak Kanun iki halde verilecek cezanın artırılmasını öngörmüştür. Öncelikle 102/1a bendinin 2 nolu alt bendi gereği işe giriş bildirgesinin verilmediğinin, mahkeme kararıyla, Kurum yapacağı denetimler sırasında yahut kamu idareleri veya bankaların vereceği bilgi ve belgelerden anlaşılması halinde her bir sigortalı için asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanır. 3 nolu alt bentte ise 2 nolu alt bendine göre sigortalılığın tespit edilmesinden sonraki 1 yıl içinde sayılan nedenlerle tekrar bildirge verilmezse bu kez her bir sigortalı için asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezası uygulanır.
Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir. Kanun açıkça idare mahkemesi dediği için Kabahatler Kanunu’nun 3. ve 27. maddelerindeki hükümler gereğince sulh ceza mahkemesine değil idare mahkemesine başvuru yapılmalıdır3.
3.2. HİZMET TESPİTİ DAVASI
İşveren kurduğu işyerini hiç bildirmeyerek yahut sigortalıya ait işe giriş bildirgesini ve aylık prim ve hizmet belgelerini bildirmeyerek kayıtdışı istihdam yoluna gittiği takdirde işçinin kayıtdışı çalıştığı dönemi mahkeme yolu ile tespit ettirme ve bu süreleri Kurum nezdinde tescil ettirme hakkı vardır. Bu durum Kanun’un 86/9 maddesinde açıkça düzenlenmiştir.
Hizmet Tespit Davalarının temelde 3 şartı vardır: Geçmişte 4A sigortalı olarak çalışmış olunması, Kurum kayıtlarında sigortalı görünmemesi ve Kanunda yer alan hak düşürücü süre içinde dava açılması.
Bu şartların varlığı halinde Kurum işçinin çalıştığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmamaktadır. Bu durumda Kurum’un çalışmadan haberdar edilmesi gerekmektedir. Bunun yollarından biri ise mahkemede açılacak bir hizmet tespit davasıdır. Ancak İşçi bir kez Kuruma bildirilmesine rağmen aylık prim ve hizmet belgeleri verilmediyse bu halde sigortalılığın süresi içinde yargı yoluyla tespitine gerek yoktur. Zira bu aşamadan sonra işçinin sigortalılığı sabittir ve işçiye ait aylık prim ve hizmet belgelerini takip etme yükümlülüğü Kurum üzerindedir4. Sigortalı olarak geçtiği sabit ve fakat işverence primi ödenmemiş bir süre için teknik olarak 86/9 anlamında bir tespit davası açılamaz5. Dava açılmak isteniyorsa bu dava, prime esas kazanç tutarının gerçek ücretleri üzerinden tespiti istemine dayalı başkaca bir tespit davasıdır. Söz konusu dava, aşağıda belirtileceği üzere çalışma kısmen de olsa Kuruma bildirildiği için Yargıtay’ın kabulü ile de hak düşürücü süreye tabi değildir6.
Kayıtdışı çalışma mahkeme öncesinde Kurum müfettişlerince kişilerin iddiaları üzerine fiilen tespit edilirse; tutanakta bir yıldan fazla öncesine ait bir tarih düzenlenmiş olsa bile, en fazla tespit tarihinden bir yıl öncesine kadarki süreler dikkate alınmaktadır. Bir yıldan daha fazla sürelere ait tespitler hizmet olarak değerlendirmeye alınmayacağından, söz konusu süreler için yetkili mahkemeye hizmet tespit davası açılması gerekmektedir7.
Bu husus Kanun’un 86/8 maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca işyerinde fiilen yapılan tespitlerden ve kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden kayıt ve belgelere dayanmaksızın çalıştığı belirlendiği halde, hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının Kuruma bildirilmediği anlaşılan veya eksik bildirildiği tespit edilen sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının, en fazla tespitin yapıldığı tarihten geriye yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmı dikkate alınır”
3.2.1. HİZMET TESPİTİ DAVASINDA ARABULUCULUK ve KURUMA BAŞVURU ZORUNLULUĞU
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile hayatımıza giren dava şartı zorunlu arabuluculuk kurumu ile işçi alacakları ve işe iade davalarında dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline getirilmiştir. Ancak iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları arabulucuya tabi değildir. Yine aynı şekilde kamu düzenini ilgilendiren ve tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta bulunamayacağı dava türlerinden olan hizmet tespiti, yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespiti gibi SGK nezdinde açılacak davalar da arabuluculuktan muaftır.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 4. Maddesi ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere “zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç” denilmek suretiyle hizmet tespit davaları açıkça Kuruma başvuru zorunluluğu olan davalar kapsamı dışında tutulmuştur.
Bu bakımdan açılması planlanan hizmet tespiti davalarından önce Kuruma başvurmaya gerek olmadığı gibi arabuluculuk yoluna başvurulması da zorunlu değildir. Bu nedenle doğrudan dava yoluna gitme imkanı vardır.
3.2.2. HİZMET TESPİTİ DAVASINDA TARAFLAR, YETKİLİ ve GÖREVLİ MAHKEME, DAVA SÜRECİ ve KARAR
a)Taraflar
Yukarıda bahsedildiği üzere işverenleri tarafından kayıtdışı çalıştırılan ve Kuruma bildirilmeyen işçilerin kayıtdışı çalıştıkları süreye dair mahkemeden tespit talebinde bulunmaları mümkündür. Kanun’un 86/9 maddesinde bu durum şu şekilde ifade edilmiştir: “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.”
İlgili düzenleme gereği davayı açmakta yararı olan taraf sigortalılar yani işçilerdir. İşverenlerin bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır8.
Eğer sigortalı ölmüş ise murisin mirasçıları tarafından hizmet tespiti davası açılması mümkündür. Ancak bunun için bir hukuki yararın bulunması gerekmektedir. Sigortalının ölümü halinde, açılacak tespit davası ile sigortalının yakınları sigortalıya sağlanan sosyal yardımlardan yararlanabilecekler ise, diğer bir ifadeyle hukuki yarar söz konusu ise, geçmiş hizmetlerin tespiti için yargı yoluna başvurabilirler9. Örneğin murisin sigortasız geçen hizmetlerinin tespit edilmesi ile gerekli prim ve sigorta süresi şartlarını sağlaması nedeniyle davacılar ölüm aylığına hak kazanacak olabilir. Bu halde dava açılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.
Bu dava türünde davalı sıfatıyla öncelikle işverenin gösterilmesi gerekmektedir. Zira hizmetlerin yanında geçtiği ve buna rağmen sigortasını yapmayan kişi olarak işveren başlıca hasımdır.
Bununla birlikte öncesinde Kurum’un da davada mutlaka hasım olarak gösterilmesi gerekmekte olduğu aksi halde hem Yargıtay hem Kurum mahkemeden alınacak kararın Kurumu bağlamayacağı fikrinde olduğu ifade edilmekteydi10. Ancak önce 5521 sayılı iş Mahkemeleri Kanununa 2014 yılında eklenen 7/4 maddesi ile düzenlenen sonrasında 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 4/2 maddesinde de aynı şekilde yerini bulan düzenleme ile “Hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.” denilerek hizmet tespiti davalarında Kuruma resen ihbar yapılacağı ve Kurumun mahkeme sonuçlarını uygulamakla yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiştir. Bu halde Kurum Hizmet tespit davalarında taraf olmaktan çıkartılmış ve feri müdahil konumuna getirilmiştir. Bu husus doktrinde ortaya çıkan durumun ihbar, feri müdahil gibi usul hukuku kavramlarıyla örtüşmemesi nedeniyle eleştirilmiştir11. Kurum’un davalı olarak gösterildiği mahkeme kararını sırf bu nedenle bozan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararı önemlidir12. Kararda “5521 Sayılı Kanun’un 7. Maddesine eklenen bu fıkra ile hizmet tespit davalarının Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbar edilmesi mecburiyeti getirilmek suretiyle Kurumun yasal hasım olarak gösterilmesi yerine, işveren yanında feri müdahil olarak katılması öngörülmüş ve bu arada taraf olmaktan çıkartılarak hükmün infazında görevli olarak, kendine özgü bir statü ile yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi ondan bağımsız olarak kanun yoluna başvurabilmesi mümkün kılınmıştır….. Kabule göre de açıklandığı şekilde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun fer’i müdahil yerine davalı olarak kabul edilmesi ve karar başlığında davalı olarak belirlenmesi de HMK’nun 297’nci maddesine aykırı olup, bozma nedenidir.” denilerek önceki içtihatlarında13. yer alan SGK’nın yasal hasım olması kuralından vazgeçildiği anlaşılmaktadır. Dava açarken işverene karşı açmak ve sonrasında SGK’ya ihbar ettirmek gerekmektedir. Taraflardan talep gelmese dahi mahkeme resen davayı Kurum’a ihbar etmelidir.
Eğer davacı işçi alt işveren işçisi olarak bir asıl işverene ait işyerinde çalışmış ise ilgili döneme dair açılacak hizmet tespit davasında aksi görüşler bulunmasına rağmen14 husumet alt işveren ve Kuruma yöneltilmelidir. Zira her ne kadar Kurumun 2010/71 sayılı Genelgesi15. ile prim ve idari para cezası alacaklarından asıl işveren de alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuşsa da Yargıtay asıl işverenin hizmet tespiti davalarında hasım gösterilemeyeceğini kabul etmektedir. Yargıtay’a göre “Hizmet tespiti davalarında asıl işverene husumet düşmez. Sigortalının çalıştığı alt işveren yönünden yargılama yapılması gerekir. Alt işveren asıl işverenin sicil numarası üzerinden bildirim yapmakla yükümlüdür. Üst işveren prim bordrolarını Kuruma vermek zorunda değildir. Üst işverenin primlerden sorumlu olması hizmet tespiti davasında husumet yöneltilmesini gerektirmez. “16
b) Yetkili ve Görevli Mahkeme
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 5. maddesi ile iş mahkemelerinin görevi, 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıkları, Idari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklar ve diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklar olarak belirtilmiştir.
Bu kapsamda SGK’nın taraf olduğu hizmet tespit davalarında görevli mahkeme İş Mahkemesidir. Keza 5510 sayılı Kanun’un 86/9 maddesinde de açıkça davanın iş mahkemelerinde açılacağı belirtilmiştir. Ancak burada bir istisna olarak Yargıtay, 442 sayılı Köy Kanunu ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu nedeniyle geçici köy korucularının hizmet tespit davalarının idari yargıda görülmesi gerektiğine hükmetmiştir17.
Yetkili iş mahkemesi ise 7036 sayılı Kanunu 6. maddesi gereği davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. SGK’nın davalı olarak gösterildiği davalar açısından yetkili mahkemenin neresi olacağı Yargıtay kararları ile tartışılmıştır. İlgili kararlarda iş mahkemelerinin yetkisinin 5521 ve 7036 sayılı Kanunda düzenlendiği ancak 5510 Sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda anılan kanunda hüküm bulunmaması nedeni ile yetkili mahkemenin Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununa ilişkin genel hükümlere göre belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu doğrultuda iş mahkemeleri kanunu gereği davalının ikametgahı ve hizmetin görüldüğü yerin yetkili olması yanında SGK’nın davalı olması nedeniyle ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği Kurum merkezinin bulunduğu yer yani Ankara iş mahkemeleri ve eğer şubenin işlemi nedeniyle doğmuşsa şubenin bulunduğu yerin de yetkili mahkemeler olduğu ve davacının seçimlik hakkı olduğu ifade edilmiştir18. Ancak yukarıda değinildiği üzere SGK davada taraf olmaktan çıkartılmış ve feri müdahil sıfatına sahip kılınmıştır. Bu nedenle bundan sonra yalnızca işverene karşı açılacak olan tespit davasında, İş Mahkemeleri Kanunu 6. maddesi gereği yetkili mahkeme olarak davalının ikametgahı veya hizmetin görüldüğü yer mahkemesi nazara alınmalıdır.
Yukarıda değinilen 10. Hukuk Dairesi kararı ile “Ne varki, anılan yasal düzenleme ile Sosyal Güvenlik Kurumu, taraf olmaktan çıkartıldığı için, bir davanın taraflarının bu sıfatla yapabileceği usuli işlemlerden olan yetkisizlik itirazında bulunabilme hakkının varlığını söylemeye olanak yoktur.” denilerek aynı zamanda davada taraf sıfatına sahip olmayan SGK vekilinin yetki itirazında bulunamayacağına da yer verilmiştir19.
c) Dava Süreci ve Deliller
İş Mahkemelerinde de basit yargılama usulü uygulanmakta olup 7036 sayılı İş Mahkemelerinde hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.
Hizmet tespit davalarında kural olarak her türlü delil ile ispatlama yoluna gidilebilir. Hizmet tespiti davası kamu niteliği ağır basan ve kamu düzeninden olan davalardır. Zira sosyal güvenlik hakkı Anayasa ile güvence altına alınmış ve vazgeçilmez niteliktedir20. Bu nedenle Hizmet Tespit davaları resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalardandır21.
Belirtelim ki hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olarak bu çevrede değerlendirilmesi tarafların davayı sonuçlandırıcı inisiyatiflerini kısıtlamakta, işverenin kabulü ise bağlayıcı sonuç doğurmamaktadır. Nitekim “SSK 79/V’e dayalı davalarda, işverence çalışmanın varlığının kabulü kesin delil oluşturmayacağı Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 24.4.1984 T. 2120/2236 kararıyla da pekişmiş bulunmaktadır22. Aynı şekilde hizmet tespiti davaları sigortalının feragati ile de sona ermez23. Zira, ülkemizde çalışmadığı halde çalışmış gibi gösterilen ve sigortası yapılan kişilerin varlığı da bilinmektedir. Salt İşçi ve/veya işverenin beyanının kabul edilmesi halinde fiilen çalışmadığı halde çalışmış gibi gösterilen bu kişilerin Kurum kayıtlarına tescil edilmesi gibi haksız bir durum oluşabilecektir.
Hizmet Tespit davaların da tanığın özel bir önemi vardır. Zira özellikle teftiş tutanakları, defter kayıtları, muhtasar beyannameler, bordrolar, stopaj listeleri gibi yazılı belgelerle çalışma kanıtlanamadığı yahut çalışmanın üzerinden uzun zaman geçtikten sonra davanın açılmış olduğu varsayımında çalışmanın tanık ifadeleri ile kanıtlanması gerekmektedir. Mahkemeler, tanıkların bordro tanığı olmasına yani işçinin çalıştığını iddia etiği dönemde işyerinde çalışmış olan işçiler olmasına itibar etmektedir. Bu tür bir işçi yok ise komşu dükkânlarda çalışanlar ve işverenler dinlenilmelidir.
Yargıtay, Hizmet Tespiti davalarında uygulanacak ispat yöntemini yerleşmiş içtihatları ile şu şekilde belirlemiştir: “5510 Sayılı Kanun’un 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat edilebilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları ya da komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir”24.
Ayrıca işçi tarafından öncesinden açılmış bir alacak davası varsa ve bu davada işçinin çalışma süresi sigortalı göründüğü sürenin daha üzerinde kabul edilmişse yani çalışma süresine ilişkin bir tespit de içermekte ise bu dava sonucu hizmet tespiti davası için güçlü delil niteliğindedir25.
Aynı şekilde Hizmet tespiti davalarında müfettişler tarafından düzenlenen raporlar ve durum tespit tutanakları güçlü birer delil niteliğindedir26. 5510 sayılı Yasanın 59/II. Maddesinde “Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarının görevleri sırasında tespit ettikleri Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemler, yemin hariç her türlü delile dayandırılabilir. Bunlar tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.” denilmektedir.
Prime esas kazançların tespitine ilişkin davalarda ise Yargıtay haklı olarak söz konusu davada ispatı gereken şeyin ücret miktarı olduğunu, bu hususta hizmet tespit davalarında ki gibi delil serbestisinin uygulanmayacağını ve yasal miktarın üstündeki ücret iddialarının yazılı delil ile ispatlanması gerektiğini belirtmiştir27.
7036 sayılı Kanunun 7. Maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümlerin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı düzenlendiğinden Hizmet Tespit davaları hakkında da İstinaf ve Temyiz kanun yollarına başvuru imkânı bulunmaktadır.
Bu noktada bir hususa daha değinmek gerekir ki o da Hizmet Tespit davaları ile işçilik alacaklarına dair davaların bir arada açılıp açılamayacağıdır. Bu noktada Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 tarih 21-571 esaslı kararında konuları ve birbirine etkileri itibariyle her iki dava arasında bağlantı olduğu, temyiz mercilerinin farklı olmasını bir ayırma sebebi olamayacağı ve usul ekonomisi de göz önüne alınarak her iki davanın da bir arada görülebileceğine hükmedilmiştir28. Ancak bu karar çokça tartışılmıştır. 21. Hukuk Dairesi ise geçmişteki içtihatlarını sürdürerek Hizmet Tespit davalarının kamu düzeninden olduğu, tarafların davadan vazgeçemeyeceği, ancak alacak davaların da böyle bir durum olmadığı, ayrıca temyiz mercilerinin farklı olduğu, alacak davalarında SGK’nın taraf olmadığı, tespit davasında hâkimin resen araştırma yükümü olduğu, alacak davasındaki kararın diğer dava açısından sadece güçlü delil olabileceği noktaları üzerinde durarak her iki davanın da bir arada görülmesini bozma nedeni saymıştır. Sonradan verdiği kararlarıyla da Hukuk Genel Kurulu da bu görüşte birleşmiştir29.
d) Dava Sonunda Hizmetlerin Tespit ve Tescili
5510 sayılı Kanun’un 86/9 hükmünde “… bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” İfadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere dava sonunda mahkeme tarafından sigortalı olarak bildirilmeyen gün sayısı, yeni prim ödeme gün sayısı ve o günlerdeki prime esas kazanç miktarı tespit edilir.
Doktrinde mahkemenin tespit edeceği prime esas kazanç miktarının belirlenmesinde kısa vadeli sigorta kollarının değil uzun vadeli sigorta kollarının dikkate alınacağı ifade edilmiştir30. Yüksek mahkeme bir kararında, Kurumun kısa vadeli sigorta kolları için geçmiş döneme ilişkin olmak üzere yapabileceği bir hizmet, prim tespit ve tahsili söz konusu olamayacağına hükmetmiştir. Ancak kısa vadeli prim kolları ile uzun vadeli sigorta kolları arasında ayrım yapılmasının doğru olmadığını ve işvereni ödüllendirmek olduğu görüşü de doktrinde yer almıştır31.
Hizmet tespitine ilişkin kesinleşen yargı kararlarına göre, kuruma bildirilmediği tespit edilenlerin tescil işlemleri Kurumca resen yapılır. Bu husus Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 18. Maddesinin 1 fıkrası c bendinde de açıkça ifade edilmiştir.
Kurum, hizmet tespiti davası neticesinde, mahkeme ilamı doğrultusunda işverenden geçmiş dönemlere ait primleri, sigortalı ve işveren payı da dâhil olmak üzere, gecikme cezası ve gecikme zammı (Kanun m.89) ile birlikte tahsil edecektir32 Ayrıca belge süresinde yerine getirilmediği için buna ilişkin idari para cezası da uygulanacaktır.
Bu noktada primleri ödeyen işverenin primlerdeki sigortalıya ait paya ilişkin sigortalıdan rücu talebinde bulunup bulunamayacağı da doktrinde tartışmalıdır. İşverenin sigortalıdan rücu talebinde bulunabileceğini düşünenler33. olduğu gibi aksi kanaat ile işverene sigortalıdan rücu hakkının tanınmasının mümkün olmadığı zira ücretten kesinti yaparak primleri ödeme yükümlülüğünün işverene ait olduğu ve bunu yapmaması nedeniyle sigortalının sorumlu olacağının düşünülemeyeceğini ifade edenler de vardır34. Bizde, ödediği primi sigortalıdan rücu etme hakkının tanınması halinde kayıtdışı sigortasız işçi çalıştıran işverenin ödüllendirilmiş olacağını ve prim ödeme yükümlülüğünün kaynakta kesinti ile işverene yüklendiği sistemde sigortalıdan prim tahsili imkânının bulunmadığı düşüncesindeyiz.
Kurum tarafından primlerin işverenden tahsil edilmemiş olması ise Kurumca yapılması gereken tescil işlemine engel değildir35. Geçmişte Kurumca yapılan hatalı uygulama ile prim tahsil edilmemesi halinde tescil işlemlerinin yapılmaması ve dahi emekliliğe hak kazanılmadığı tespiti Yargıtay tarafından kabul görmemiş ve primlerin tahsil edilmemiş olmasının tescil işlemine engel olmadığı vurgulanmıştır36. Sonrasında bu hususu Kurum da kabul etmiş ve çıkarılan 2012/14 sayılı SGK Genelgesi ile prim alacaklarının tahsil edilmemesi nedeniyle sigortalıya aylık bağlanmasından kaçınılamayacağı ve mahkeme kararların derhal uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
Sigortalı hizmetlerinin tespiti davası sonucunda alınacak ilam bir taraftan sigortalının sosyal güvenlik hakkını korurken diğer taraftan Kurumu koruyucu niteliğe de sahiptir. Çünkü ilam sonucunda Kurum kayıt dışı çalıştırılan sigortalıyı tescil edeceği gibi, geçmişe dönük olarak bu sürelere ait primleri tahsil etme imkânı bulacaktır37.
4. HİZMET TESPİTİ DAVASINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
5510 sayılı Kanun 86/9 maddesi ile “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır” hükmü getirilmiştir. Görüleceği üzere Kanun 5 yıllık bir dava süresi belirlemiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki aksi görüşlere rağmen hem çoğunluk görüşü hem Yüksek Mahkeme görüşü bu sürenin hak düşürücü süre olduğu yönündedir38.
Bu sürenin başlangıcı ise Kanun gereği işçinin hizmetlerinin geçtiği yılın sonudur. Yani işçi işten ayrıldığı yılın sonundan itibaren 5 yıllık süre içinde davasını açmak zorundadır. Ancak süresi içinde dava açıldıktan sonra geriye dönük tespit edilecek hizmet süresi açısından herhangi bir süre sınırlaması bulunmamaktadır.
Yukarıda belirttiğimiz üzere mirasçıların muris adına hizmet tespiti davası açma hakkı bulunmaktadır. Yalnız bu halde davanın hak düşürücü süresinin ne zaman başlayacağı tartışması gündeme gelebilir. Yargıtay konuya ilişkin olarak mirasçılar tarafından miras bırakanın sigortasız geçen çalışma sürelerinin tespitine yönelik açılan davalarda murisin sağlığında hak düşürücü sürenin geçmemiş olması koşuluyla hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak ölüm tarihinin esas alınması gerektiğini belirtmektedir39 Bir başka deyişle muris hizmet tespitine konu olabilecek olan ve tescil edilmemiş hizmetlerinin geçmiş olduğu tarihin içinde bulunduğu yılsonundan itibaren 5 yıl yaşamış ve dava açmamışsa artık dava hakkı sona erecek ve bu dava açma hakkı hak sahiplerine intikal etmeyecektir.
5 yıllık sürenin kısa olduğu ve Anayasaya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesinden somut norm denetimi ile iptali istenmişse de Anayasa Mahkemesi söz konusu sürenin sosyal güvenlik sisteminin makul olmayacak bir süre için dava tehdidi altında bulunmasını engelleme amaçlı olduğunu ve sistemin istikrarının sağlanmasının amaçlandığını belirterek talebi reddetmiştir40.
Hizmet tespit davalarına ilişkin yukarıda belirtilen hak düşürücü süre mutlak değildir. Yargıtay on ve yirmi birinci Hukuk Dairelerinin süreklilik kazanmış kararlarına göre:
- Müfettiş durum tespit tutanağı ya da tahkikat raporlarıyla çalışma tespit edilmişse,
- Asgari işçilik incelemesi neticesinde işverenden sigortalının primleri Kurumca icra yoluyla tahsil edilmişse,
- İşveren imzalı ücret tediye bordrosunda sigortalıdan sigorta primi kestiğini açıkça gösterdiği halde sigorta primini Kuruma yatırmamışsa,
- Sigortalı durumunda iken memurluğa geçmiş olursa,
- İşe giriş bildirgesi Kuruma süresinde verilmiş; fakat bordrosu ve primi SGK’ya intikal ettirilmemişse,
- İşçilik hakları tazminatlarına (ihbar, kıdem tazminatı, ücret alacağı vs.) ilişkin aynı döneme ait kesin hüküm niteliğini taşıyan yargı kararları varsa, hizmet tespit davaları hak düşüm süresinin geçtiği sebebiyle reddedilemez41
Söz konusu hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez42. Aynı şekilde işveren tarafından yönetmelikte belirlenen belgeler verilmemiş olsa da Kurumca çalışma tespit edilmişse yine 5 yıllık sürenin işlemeyeceği Kanun lafzından açıkça anlaşılmaktadır.
Ancak önemle vurgulamak gerekir ki Yönetmelikle tespit edilen belgelerin Kuruma verilmiş olması durumunda hak düşürücü sürenin işlememesi, ancak işbu belgelerin içerdiği işe başlama tarihinden sonraki dönem için söz konusudur43. Yani belgede belirtilen işe başlama tarihinden önceki çalışmalar için süre işlemektedir.
Yargıtay eski içtihatlarında sigortalının aynı işyerinde tekrar çalışmaya başlaması halinde 5 yıllık sürenin uygulanmamasına karar vermekteydi. Ancak sonradan hak düşürücü sürenin niteliğine aykırı olan bu görüşten vazgeçerek sonradan aynı iş yerinde işe başlanılmasının hak düşürücü süreyi kesmeyeceğine hükmetmiştir44.
Bununla birlikte tespiti istenen sigortalılık sürelerinin başka işyerlerindeki sigortalılık süreleri ile çakışmaması gerekmektedir45.
5. SONUÇ
Kayıtdışı istihdamın yüksek olduğu ülkemizde Anayasal hakları olan sigortalı çalışmadan yoksun olan çalışanlar kendilerini sigortasız çalıştıran işverenlerine ve kayıtdışı istihdama engel olamayan Kurum’a karşı iş mahkemesinde açacakları Hizmet Tespit davası ile geçmişe dönük olarak çalıştıkları süreye dair prim günlerini ve prime esas kazançları tescil ettirme hakkına sahiptir. 5510 sayılı Kanun’un 86/9 maddesine dayanan bu talep her ne kadar 5 yıllık hak düşüm süresine bağlanmışsa da bu süre mutlak olmayıp özellikle yönetmelikte sayılan belgelerden birinin dahi Kuruma verilmesi halinde 5 yıllık süre uygulanmayacak olup çalışanlar her daim bu davayı açabileceklerdir. Açılacak dava kamu düzeninden olup davada delil serbestliği ve resen araştırma ilkesi hâkimdir. Dava sonunda sigortalıya ait gün ve primler Kurum tarafından derhal resen tescil edilecek olup ilgili primler daha sonra işverenden tahsil edilecektir. Hem kendisine hem de sigortalıya ait prim borcunu gecikme ceza ve zammı ile ödeyecek olan işveren ayrıca belgelerin geç verilmesi nedeniyle idari para cezasıyla karşı karşıya kalacaktır. Bu denli ağır bir yaptırımla karşı karşıya kalmak istemeyen işverenlerin çalıştırdıkları işçilere dair sigortasal yükümlülüklerini eksiksiz şekilde yerine getirmeleri gerekmektedir.
KAYNAKÇA
- Can Tuncay/Ömer Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, 17. Basım, İstanbul, Beta Yayıncılık, 2015
- Erdal Yazıcı, “Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti”, Marmara Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009, s.81 https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/ Erişim Tarihi: 08.04.2009
- Mehmet Bulut, “Türk Hukuk Sisteminde Hizmet Sözleşmesi Gereği Açılan Hizmet Tespit Davaları”, TBB Dergisi, 2011/97, http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ Erişim Tarihi:08.04.2019 (“Tespit Davaları”)
- Coşkun ERBAŞ, “Hizmet Akdiyle Çalışanların Sosyal Sigortalar Kurumuna Bildirilmeyen Sürelerine İlişkin Tespit Davaları ve Yargılama Süreci” Kamu-İş; C: 7,
- Murat Atalı, “Hizmet Tespit Davasının Sosyal Güvenlik Kurumuna İhbar” Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, Özel sayı 2014 http://hukuk.deu.edu.tr
- Ayşe Ledün Akdeniz, “5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda Yapılan Son Değişiklikler” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 74, 2016 http://dergipark.gov.tr
DİPNOTLAR
- Tüik verilerinin derlendiği istatistiki tablolara ulaşmak için bakınız http://www.sgk.gov.tr/wps/portal/sgk/tr/calisan/kayitdisi_istihdam
- Can Tuncay/Ömer Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, 17. Basım, İstanbul, Beta Yayıncılık, 2015, s.243
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.250
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.252
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.251, dipnot 16
- YARGITAY 21. Hukuk Dairesi ESAS: 2015/10180 KARAR: 2015/14728 https://www.kararara.com
- Bulut, Tespit Davaları, s.98
- Erdal Yazıcı, “Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti”, Marmara Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009, s.81 https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/ Erişim Tarihi: 08.04.2009
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.83
- Mehmet Bulut, “Türk Hukuk Sisteminde Hizmet Sözleşmesi Gereği Açılan Hizmet Tespit Davalar”, TBB Dergisi, 2011/97, s. 99 http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr (“Tespit Davaları”)
- Murat Atalı, “Hizmet Tespit Davasının Sosyal Güvenlik Kurumuna İhbarı” Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’ e Armağan, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, Özel sayı 2014 http://hukuk.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/09/MU-RAT-ATALI.pdf ve Ayşe Ledün Akdeniz, “5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nda Yapılan Son Değişiklikler” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 74, 2016 http://dergipark.gov.tr
- YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2017/6435 K. 2018/1250 T. 20.2.2018
- YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2016/2398 K. 2016/1217 T. 4.2.2016
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.86; Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.256
- 07/06/2010 tarihli 2010/71 sayılı SGK Genelgesi
- YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/939 K. 2018/9734 T. 27.12.2018
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.257, YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2011/1744 K. 2011/3032 T. 04.2011
- YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2016/13628 K. 2016/15584 T. 26.12.2016; YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ E 2018/5589 K. 2018/7562 T. 26.11.2018; YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ E. 2018/4217 K. 2018/5671 T. 17.9.2018
- YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2017/6435 K. 2018/1250 T. 20.2.2018
- Coşkun ERBAŞ, “Hizmet Akdiyle Çalışanların Sosyal Sigortalar Kurumuna Bildirilmeyen Sürelerine İlişkin Tespit Davaları ve Yargılama Süreci” Kamu-İş; C: 7, S: 3/2004, s.9 http://www.kamu-is.org.tr/dergiler.htm (“Tespit Davaları”)
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.103;Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.259
- Erbaş, Tespit Davaları, s.10
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.260 ve dp.57
- YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/364 K. 2019/232 T. 21.1.2019
- YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2000/5216 K. 2000/5629 T. 26.9.2000
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.105
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2016/14415 E., 2019/775 K. 06.02.2019 T.
- Kararın detayları için Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.263
- İlgili kararların detayları ve konu hakkında detaylı bilgi için Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.263-264 ve dp.66-71
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.266
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.112
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.113; Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.265; Bulut, Tespit Davaları, s.102-103
- Yazıcı, burada işverenin sigortalı payını öncesinde kesmesi ve işçiye bu kesinti ile ödeme yapması halini istisna tutmuştur. Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.113;
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.265-266
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.266;
- (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2006/3797 esas ve 2006/13179 karar sayılı 27.11.2006 günlü kararı) Bulut, Tespit Davaları, s.103
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.116
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.257
- YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2008/4572 K. 2009/3399 T. 9.3.2009
- AYM T. 26.01.2011 E.2008/109 K. 2011/25, Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.255 dp.30
- Bulut, Tespit Davaları, s.96- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2014/18862 E., 2014/25656 K. 05.12.2014 T.
- Bulut, Tespit Davaları, s.97
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2015/1842 E., 2015/8014 K. 28.04.2015 T.
- Yazıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti, s.96-97; Bulut, Tespit Davaları, s.98
- Tuncay/Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, s.255; Bulut, Tespit Davaları, s.98
