Fiili Haciz Sırasında İstihkak Prosedürü
Giriş
İcra takibi, alacaklının alacağını elde edebilmesi için borçlunun hacze kabil malvarlığının haczedilip paraya çevrilmesini amaçlamaktadır.
Bu doğrultuda alacaklı tarafından başlatılan icra takibine, borçlu tarafından yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği veya icra takip borcunun tamamı ödenmediği takdirde borçlu hakkında icra takibi kesinleşmiş sayılmaktadır. Böylece alacaklının haciz talebi doğrultusunda İcra Müdürlüğü tarafından yalnız alacaklının işbu talebiyle sınırlı kalmak koşuluyla borçlunun menkul ve gayrimenkulü veya üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine cebri icra işlemleri uygulanacaktır.
Ancak kimi zaman borçlunun menkulleri haczedilirken, üçüncü kişilere ait menkul eşyalarda haczedilebilmektedir.
Mesela alacaklının talebi ile borçlunun evinde haciz işlemleri yapılırken, herhangi bir eşya konusunda borçlu, bu eşyanın kendisine değil de, üçüncü bir kimseye ait olduğunu veya üçüncü bir kimsenin adresinde gerçekleştirilen fiili haciz işlemleri sırasında herhangi bir eşyanın, borçlu tarafından kendisine kullanılmak amacıyla verildiğini iddia edebilir. İşte haciz sırasında borçlu tarafından başkasına ait olduğu bildirilen veya üçüncü kişiler tarafından üzerinde istihkak iddia edilen menkullere, çekişmeli menkuller; bu çekişmeli menkullere de üzerinde istihkak iddia edilen menkuller denmektedir.
Bu noktada önemle belirtmek gerekirse istihkak edilen menkuller de haczedilebilmektedir. Bu durumda borçlu tarafından başkasına ait olduğu iddia edilmişse borçluya ya da üçüncü kişiler tarafından kendilerine ait olduğu bildirilmişse üçüncü kişilere, söz konusu istihkak iddia edilen menkuller yedieminliğin hukuki ve cezai sorumluluğu konusunda kanuni ihtarat yapılarak, yediemin olarak bırakılmaktadır.
Yani borçluya ait olup olmadığı belli olmayan söz konusu çekişmeli menkullerin istihkaklı bir şekilde haczi mümkündür. Bu haczin varlığı ise menkul üzerindeki istihkak iddiasının kalkması ile sona ermektedir. Aksi takdirde de borçluya ait sayılmaktadır.
1. İSTİHKAK İDDİASININ VARLIĞI İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR
Her şeyden önce istihkak iddiasının söz konusu olabilmesi için ortada şeklen de olsa geçerli (fiilen uygulanmış) bir haczin varlığının bulunması şarttır. Bir başka deyişle haciz olarak nitelendirilebilecek bir icrai işlem yoksa istihkak iddiasından söz edilemeyecektir.
Dolayısıyla istihkak prosedürünün tatbik edilebilmesi için kanuni olan ilk şart, icra müdürü tarafından borçluya ait olduğu gerekçesiyle bir menkule haciz konulmuş olması ve bu haczin de devam etmesidir.1 Yani haczedilen menkul, borçluya ait olmasa bile istihkak iddiasının gündeme gelebilmesi için bu koşulun gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
Fiili haciz işlemi sırasında menkul üzerinde istihkak iddia eden üçüncü şahıs ve/veya borçlunun iddialarına karşı Kanun, icra infaz memuruna haczedilen malların gerçekte üçüncü şahsa ve/veya borçluya ait olup olmadığının belirlenmesi bakımından ayrıntılı bir araştırma görevi yüklememiştir.
Aksine, icra infaz memuru fiili haczi yaparken “görünüşte hal karinesi” ile hareket etmesi ve eğer harici karinelere göre menkulün borçluya ait olduğuna kanaat getirirse, borçlunun elinde bulunan bir malı, gerçekte ona ait olup olmadığını incelemeden haczetmesi gerekmektedir.2 Bir başka deyişle fiili haciz işlemleri sırasında alacaklı tarafın haciz talebi ile bağlı olan icra infaz memurunun, kural olarak haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Her ne kadar kural bu olmakta ise de sadece, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesine, 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 16.
maddesiyle eklenen son fıkrada yer alan “İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” düzenlemesi karşısında, icra memurunun haczi talep edilen menkulün bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, bu doğrultuda haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır.3 Dolayısıyla üçüncü kişilerin haczedilmek istenen menkuller üzerinde bir hak iddia etmeleri halinde eğer menkuller borçlunun elinde bulunuyorsa içtihatlar kapsamında icra infaz memuru bu iddiayı nazara almaksızın haczi gerçekleştirir.
Aksi süresiz şikâyet sebebini oluşturmaktadır.
İstihkak iddiasının ilk koşulu bakımından şeklen geçerli bir haczin varlığı gerekmekte ise de haczin niteliği bu açıdan önem taşımamaktadır. Yani bu haciz; icrai bir haciz olabileceği gibi, ihtiyati haciz, muvakkat haciz, ilave haciz ya da tamamlama haczi de olabilmektedir. Her ne kadar icrai haczin, diğer haciz çeşitleri bakımından koşulları, hükümleri ve sonuçları farklı olsa bile, sonuçta bunlar da bir haciz işlemi sayılmaktadır.
Nitekim 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 261/2. maddesi, “İhtiyati haciz kararları, 79 dan 99 uncuya kadar olan maddelerdeki haczin ne suretle yapılacağına dair hükümlere göre icra edilir” şeklindeki hükmü ihtiva etmek suretiyle, istihkak iddiasının ihtiyati hacizde de uygulanabileceğini açıkça göstermektedir.
Ancak ihtiyati haciz sırasında gerçekleştirilen hacizden sonra ihtiyati haciz, kesin hacze dönüştürülememiş olması veya düşmesi halinde işbu ihtiyati hacze dayanılarak yapılan ihtiyati hacizler kalkacağından menkul üzerindeki istihkak iddiaları da hükümsüz kalacaktır.4 Dolayısıyla ihtiyati haciz kararına dayanılarak yapılan istihkaklı haciz işlemleri neticesinde bu işlemlerin geçerlilik taşıyabilmesi için ihtiyati haczin, kesin hacze dönüştürülmesi ve bu haczin de istihkak iddiası hakkında ikame edilecek dava süresince devam etmesi gerekmektedir.5 İstihkak iddiasının söz konusu olabilmesi için ikinci şart ise borçluya ait olduğu açık olan ve alacağı karşılamaya yeterli çekişmesiz malvarlığının (menkul ve gayrimenkul) bulunmamasıdır. Şöyle ki; icra müdürüne, haczi yapıp yapmamak konusunda herhangi bir takdir yetkisi verilmemiş ise de, sadece haczedilebilecek menkulün borçlunun elinde ise haczinin caiz olup olmadığı ve haczi caiz ise bunların sırasını tayin konusunda bir yetki verilmiştir.6 Şu halde borçlu tarafından başkasına ait olduğu bildirilen veya üçüncü kişiler tarafından üzerinde istihkak iddia edilen menkullere, borçlunun çekişmeli malları denilmekte olup, İcra ve İflas Kanunu’nun 85/2. maddesi gereğince işbu çekişmeli malların haczinin en sona bırakılması gerekmektedir.
Fiili haciz işlemleri sırasında icra infaz memuru, borçlu tarafından başkasına ait olduğu bildirilen veya üçüncü kişiler tarafından üzerinde istihkak iddia edilen menkullerin haczini gerçekleştirirken bu menkulün, kimin zilyetliğinde bulunduğu değil, kimin elinde bulundurduğu araştıracaktır. Bu noktada şu ayrıma dikkat çekmek gerekirse elde bulundurma kavramı zilyetlik için gerekli olan iradeyi içermeyip sadece fiili hâkimiyet ve fiili tasarruf kuvvetini ihtiva etmektedir. Yani icra infaz memuru, menkulün kimin elinde bulunduğunu tespit ederken hâlihazırdaki durumuna göre karar verecektir.
İstihkak iddiasının söz konusu olabilmesi için üçüncü şart ise istihkak iddiasında yalnızca borçlu veya üçüncü şahsın bulunabileceğidir.
Bir başka deyişle borçlu veya üçüncü kişi dışındaki kişi veya kurumlar istihkak iddiasında bulunma hak ve yetkisine sahip değillerdir.7 Öte yandan İcra ve İflas Kanunu’nun 85/2.
maddesi kapsamında menkulün borçlunun elinde haczedildiği durumlarda, istihkak iddiasında bulunma hakkı yalnız üçüncü kişiye değil borçluya da tanımakta olup, artık lehine istihkak iddiasında bulunulan üçüncü kişinin de ayrıca istihkak iddiasında bulunmasına gerek bulunmamaktadır.8 İstihkak iddiasının söz konusu olabilmesi için dördüncü şart ise menkulün haczinden muttali olan borçlu veya üçüncü şahsın, haczi öğrendikleri tarih itibariyle yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunması gerekmektedir.
Aksi takdirde bu iddiayı ileri sürme haklarını kaybederler. Sadece borçlu elinde haczedilen menkuller yönünden istihkak iddiasında bulunma süresi, haczin öğrenildiği tarih itibariyle üç gündür.
Ancak borçlu tarafından haciz sırasında istihkak iddia edilmiş olmasına rağmen bu yedi günlük süre geçtikten sonra tekrar bir istihkak dilekçesi sunulması, süresinde yapılan ilk istihkak iddiasını hükümsüz kılmayacaktır.9
2. İSTİHKAK SÜRECİ
İstihkak iddia etme hakkı, İcra ve İflas Kanunun 96/1. maddesine göre borçluya ve üçüncü kişiye tanınmıştır. Bunlar dışındaki kişilerin, istihkak iddiasını ileri sürme hakkı bulunmamaktadır. Ancak borçlu ile birlikte haczedilen malı elinde bulunduran dördüncü kişiler de, üçüncü kişi yararına istihkak iddiasında bulunabilmektedirler.10 Haciz sırasında borçlu tarafından başkasına ait olduğu bildirilen veya üçüncü kişiler tarafından üzerinde istihkak iddia edilen menkuller bakımında malın kimin elinde bulunduğu önemli olup, hükümleri ve sonuçları bakımından farklılık göstermektedir.
Bu sebeple bu konuda üçlü bir ayrım yapılması gerekmektedir:
1. Malın Borçlunun Elinde Bulunması (İcra ve İflas Kanunu M.96)
Borçlu, kendi elinde iken haczedilen bir menkulün, başkasına ait olduğunu, rehinli olduğunu ya da leasingli olduğunu ileri sürebilmektedir.
Bir başka deyişle üçüncü kişi yararına, istihkak iddiasında bulunabilmektedir. Borçlu istihkak iddiasını, haciz yokluğunda yapılmışsa öğrendiği tarihten itibaren 7 gün içerisinde veya huzurunda yapılmışsa o gün itibariyle 7 gün içerisinde yapabilmektedir.
İstihkak sürecinde önemli olan malın kimin elinde bulunduğudur. Çünkü mal, kimin elinde bulunuyorsa, aksini ispat külfeti de kendisine düşmektedir. İcra ve İflas Kanunun 97/a. maddesi gereğince menkul malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılacağı gibi, istihkak iddia eden malı ne suretle iktisap ettiğini ve elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebep ve hadiseleri göstermek ve bunları ispat etmekle mükelleftir.11 O halde uyuşmazlık konusu malların borçlunun ikametgâhında haczedilmiş olması halinde ispat yükü istihkak iddiasında bulunana düşer.
Bu malların, istihkak iddiasında bulunanın ikametgâhında haczedilmesi halinde ise ispat yükü alacaklıya düşmektedir.12 Ancak İcra ve İflas Kanunu’nun 97a-I. maddesine göre, “Bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır” şeklinde olup, haczedilen malın borçlunun elinde bulunması halinde malı elinde bulunduran borçlu onun maliki sayılacaktır.13 Görüldüğü üzere Kanun koyucu herhangi bir yoruma yer bırakmayacak derecede bir mülkiyet karinesini belirlemiş olup, bu belirlemeyi de haczedilen malın borçlunun elinde bulunup bulunmadığına göre yapmıştır.
Ayrıca ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği adreste borçlunun yakın hısımlarının ikamet etmesi halinde de onların huzurunda yapılan haciz borçlunun o evde ikamet ettiği konusunda ispat yükü üçüncü kişilere düşmektedir.14
2. Malın Borçlu ile Üçüncü Kişinin Elinde Bulunması (İcra ve İflas Kanunu M.96 vd.)
Borçlu ile üçüncü kimsenin, malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde, İcra ve İflas Kanunun 97/a. maddesi gereğince mal borçlunun elinde sayılmaktadır. Bir başka deyişle malın birlikte elde bulundurulması halinde, mal borçlunun elinde sayılacağından, bunun sonucu olarak, mülkiyet karinesi de borçlu lehine olacak, yani borçlu o malın maliki sayılacaktır. Bu takdirde istihkak edilen üzerinde ispat yükü malı borçlu ile birlikte elinde bulunduran üçüncü kişiye geçmektedir.
Bu halde mülkiyet karinesi aksi ispat edilebilen adi bir kanuni karine niteliği taşımaktadır.
Üçüncü kişinin bu karinenin aksini İcra İflas Kanunu’nun 97/a-II. maddesinde belirtilen şekilde çürütmesi gerekmektedir. Yani üçüncü kişi, hem malı ne suretle iktisap ettiğini hem de malın borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebepleri ispat etmek zorunda kalacaktır.15 Fakat Kanun Koyucu malı borçlu ile elinde birlikte bulunduran üçüncü kişiler bakımından İcra İflas Kanunu’nun 97/a-I maddesinde, “…Birlikte oturulan yerlerdeki mallardan mahiyetleri itibariyle kadın, erkek ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılanlar veya örf ve adet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bunların farz olunur. Bu karinenin aksini ispat külfeti iddia eden kişiye düşer” şeklindeki hükmü ile üçüncü kişi ve/veya borçlu lehine bir ayrıma gitmiştir. Böylece Kanun Koyucu bir yandan bir malı borçlu ile üçüncü kişinin birlikte ellerinde bulundurmaları halinde, kural olarak malın, borçlunun elinde sayılacağını düzenlemekte ise de diğer taraftan bu kuralına, malın mahiyeti gereği kadın, erkek ve çocuklara aidiyeti veya örf ve adet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bakımından sınırlandırmıştır.
3. Malın Üçüncü Ki̇şi̇de Bulunması (İcra ve İflas Kanunu M.99)
Borçluya ait olan ve üçüncü kişi nezdinde bulunan malların da haczi mümkündür. Bu halde üçüncü kişinin elinde bulunan ve üçüncü kişi tarafından kendisine ait olduğu bildirilen bir malın, alacaklı tarafından borçluya ait olduğu iddia edilirse, icra müdürü bu malı da haczeder ve fakat üçüncü kişinin istihkak iddiasını da haciz tutanağına yazmaktadır.
Ancak haczedilen malın yalnız üçüncü kişinin elinde bulunması, bu mal üzerinde fiili tasarruf kudretinin yalnız üçüncü kişi tarafından kullanılması anlamına gelecek ve İcra ve İflas Kanunu’nun 99. maddesi uygulama alanı bulacaktır. 4. SONUÇ Alacağını tahsil edemeyen bir alacaklının; söz konusu alacağını elde etmek amacıyla cebri icra organlarına başvurması hâsıl olacaktır. Bu takdirde borçluya ait menkul ve gayrimenkulleri haczedilebilmektir. Bununla birlikte, alacaklının alacağının tahsili amacıyla, borçlu dışında üçüncü kişilerin menkul ve gayrimenkulleri de haczedilmiş olabilir. İşte böyle bir durumda, menkul ve gayrimenkulleri üzerine uygulanan cebri icrayı bertaraf etmek amacıyla, üçüncü kişilerde hukuki haklarını kullanarak, istihkak iddiasında bulunmaktadırlar. Pek tabi üçüncü kişilerin bu haklarını kullanabilmeleri için gerekli şartlar; fiilen uygulanmış ve geçerli bir haczin varlığının bulunması, borçluya ait ve çekişmesin malvarlığının borcu karşılamaya yetmemesi, hak iddiasının veya itirazın 7 günlük süresi içerisinde ve bizzat hak sahibi olan borçlu ya da üçüncü kişiler tarafından yapılmasıdır.
Ancak, istihkak iddia edilen malın borçlu veya üçüncü kişi elinde bulunması ya da borçlu ile üçüncü kişinin malı birlikte elinde bulundurmasına göre istihkak iddiaları farklılık gösterebilmektedir. Malın üçüncü kişiye ait olmasına rağmen borçlunun elinde haczedilmesi durumunda söz konusu mal, borçlunun yedinde sayılacak olup, ispat yükü borçlu ve/veya üçüncü şahsa düşecektir. Malın borçlu ile üçüncü şahsın birlikte elde bulundurulması halinde ise mal borçlunun elinde sayılacak olup, mülkiyet karinesi de borçlu lehine olacaktır. Ancak mal üçüncü kişinin elinde haczedilmiş ise ispat yükü alacaklı tarafa düşecektir. Dolayısıyla istihkak iddiası, malın kimin elinde haczedildiğine göre farklılık göstermektedir.
DİPNOT
- Hukuk Genel Kurulu 10.7.1963, 2/8: ERANIL M A: İçtihatlı Gerekçeli Notlu İcra ve İflas Kanunu, Ankara 1970 s.89
- Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Hacizde İstihkak Davası, syf. 299
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/12-347 E. 2019/37 K. ve 02.07.2019 T.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/8-1672 E., 2019/502 K. ve 30.04.2019 T.
- Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 2003/1157 E., 2003/2414 K. ve 24.3.2003 T.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2000/18168 E., 2000/18462 K. ve 27.11.2000 T.
- Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 2002/9551 E., 2002/11116 K. ve 24.12.2002 T.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 1980/3428 E., 1980/3531 K. ve 7.7.1980 T.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 1980/2030E., 1980//2257 K. ve 8.4.1980 T.
- Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 2004/4356 E., 2004/4871 K. ve 25.05.2004 T.
- Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 1985/3264 E., 1985/2733 K. ve 17.9.1985 T.
- Hukuk Genel Kurulu’nun 12-195/2480 sayılı ve 7.7.1976 T.
- Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/12-347 E., 20197387 K. ve 02.07.2019 T.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 9549/10597 sayılı ve 12.7.1995 T.
- Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/17-763 E., 2018/1792 K. ve 27.11.2018 T.
