Vakıf Üniversiteleri Öğretim Üyelerinin Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Sözleşmelerden Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme Sorunu
Türk Hukuk sisteminde tüzelkişiler “Kamu Hukuku Tüzelkişileri” ve “Özel Hukuk Tüzelkişileri” olarak ikiye ayrılırlar. Anayasa kamu hukuku tüzelkişiliklerinin kurulmasının kanunla gerçekleştirilmesi yanında, kanun tarafından tanınan açık bir yetkilendirmeyle de kurulabileceğini düzenlemektedir (md.123).
Özel hukuk tüzelkişiliği ise, TMK’ ya göre, ancak bu tüzel kişiliği yaratma amacı taşıyan hukuksal bir işlem ile kurulabilmektedir. Bir başka deyişle, özel hukuk tüzelkişileri, özel hukuk alanında hukuki bir işlemle kurulmuş bulunan tüzelkişilerdir.
Özel hukukta tüzelkişiler; kazanç paylaşma amacı güden tüzel kişiler (şirketler) ile kazanç paylaşma amacı gütmeyen tüzelkişiler (dernekler ve vakıflar) olarak ikiye ayrılırlar.
Kural olarak; kamu hukuku tüzelkişilerinin idare hukuku alanını ilgilendiren hukuksal işlem ve eylemlerinin yargısal denetimi, aksine bir yasal düzenleme olmadığı sürece, idari yargı tarafından yapılmaktadır. Özel hukuk tüzelkişilerinin hukuksal işlem ve eylemlerinin bağlı olduğu hukuk düzeni ise özel hukuk kurallarından oluşmakta ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda da adli yargı yerleri yetkilidir.
1982 Anayasası’nın 130’ uncu maddesinde; “(1) Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ………. ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip Devlet tarafından kanunla kurulur. (2) Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir..…………. (10) Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tabidir” şeklinde düzenlenmiştir.
Ancak bazı durumlarda yapılan işlem veya işlemi yapan kurumun niteliğinin tespiti, uygulanacak mevzuatı veya görevli yargı yerlerini belirlemekte yeterli olmamaktadır. Nitekim Son zamanlarda, vakıf üniversitelerinde çalışmakta olan öğretim üyelerinin sözleşmelerinin hukuki niteliği ve bu sözleşmelerin sona ermesi/feshedilmesi halinde sözleşme tarafları arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde hangi mahkemenin görevli olduğuna ilişkin tartışmalara gündeme gelmeye başlamıştır.
Uyuşmazlık Mahkemesi’ nin son kararları da göz önüne alınarak vakıf üniversiteleri ile öğretim üyeleri arasında akdedilen sözleşmenin hukuki niteliği, Yargıtay’ ın uzun yıllardır verdiği kararlara göre “iş sözleşmesi” olarak kabul edilirken, Danıştay tarafından verilen kararlarda “idari hizmet sözleşmesi” olarak kabul edilmektedir. Bu tartışmalar sürerken sözleşmelerin hukuki niteliklerinin ne olduğunun tespiti sözleşmeye bağlanan hukuki sonuçlar açısından büyük önem arz ettiğinden hukuk pratiğinde bazı sıkıntılar da gündeme gelmiştir.
Bilindiği üzere; vakıf üniversitelerinde görev yapacak olan öğretim elemanlarının akademik ilerlemelerini ve çalışma koşullarını düzenleyen Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği (“Yönetmelik”) 31 Aralık 2005 tarihli ve 26040 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Yönetmeliğin “Öğretim Elemanları” başlıklı 23.
maddesi; “(1) Öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, seçilenlerin uygun görülen akademik unvanlarla görevlendirilmeleri ve yükseltilmeleri yürürlükteki kanun ve yönetmelik hükümlerine uyularak vakıf yükseköğretim kurumunun yetkili akademik organlarınca yapılır. Öğretim elemanlarının atamalarında, devlet yükseköğretim kurumlarındaki atamalarda aranan şartlara ilaveten vakıf yükseköğretim kurumunun akademik yönden gerekli gördüğü şartlar da aranabilir….. (2) Vakıf yükseköğretim kurumlarında görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır.”
şeklinde düzenlenmiştir. Aynı maddede bu kurumlardaki akademik ve idari personelin çalışma esaslarının 2547 sayılı Kanunda devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tâbi olduğu belirtildikten sonra bu personelin aylık (ve diğer özlük) hakları bakımından ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Maddede yer alan “özlük hakları” ibaresi Danıştay 8. Dairesinin 29 Nisan 2011 tarihli ve E. 2008/8234, K. 2011/2452 sayılı kararı ile Danıştay tarafından iptal edilmiştir.
Vakıf üniversitelerinin 2000’lerden itibaren sayı ve kapasite olarak hızlı büyümeleri karşısında hukuki uyuşmazlıkların sayısı da artmıştır.
2003 yılına kadar vakıf üniversitesinde çalışan akademik personelin görevine son verilmesine ilişkin davalar iş sözleşmesine ilişkin uyuşmazlık olarak kabul edilerek adli yargıda görülmekteyken, Danıştay 8. Daire 4 Şubat 2003 tarihli ve E. 2002/5557, K. 2003/561 sayılı kararı ile görevsizlik kararı veren bir idare mahkemesi kararını bozmuştur. Mahkeme idari yargının görev alanının belirlenmesinde kanunla kurulma, kamu tüzel kişiliği ve kamu hizmeti ölçütlerinin kullanıldığını belirterek bu kişilerin kamu hukukuna tâbi olduğunu belirttikten sonra şu gerekçeye dayanmıştır: “Bilimsel Özerklik’ de Devlet üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversitelerinin de tâbi olduğu Anayasal ilkelerden birisidir. Üniversitelerde bilimsel özerklik ilkesi benimsenirken güdülen amaç, yükseköğretimin çeşitli siyasal çevre ve baskı grupları ile düşünce kümelerinin etkisinin dışında tutarak, bilimsel amaç, hedefler ve gereksinimlerine bağlı olmalarını sağlamaktır.
Bu nedenle de, bilimsel faaliyetin asli unsurları olan yükseköğretim elemanlarının, görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği konusunda anayasal teminat altına alınmıştır”. Bu nedenle de “vakıf üniversitesinin, kamu hizmeti görmek amacıyla, davacı öğretim üyesi ile aralarında yaptığı sözleşme(nin), kamu hukukuna tâbi idari hizmet sözleşmesi niteliğinde” olduğu sonucuna varmıştır.
Danıştay 8. Dairesinin 29 Nisan 2011 tarihli “özlük hakları” ibaresinin iptali kararından bir süre sonra konuyla ilgili olumlu görev uyuşmazlığı çıkmış ve Uyuşmazlık Mahkemesi akademik personelin görevine son verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Buna karşılık, aşağıda değinileceği üzere, Yargıtay konuyla ilgili bir süre görevsizlik kararı verdikten sonra bu içtihadından vazgeçmiş ve akademisyenlerin görevlerine son verilmesine ilişkin işlemler hakkında açılan davalara iş mahkemelerinde bakmaya devam etmiştir.
Vakıf üniversitesinde çalışmakta olan personelin iş akdinin feshi akabinde meydana gelebilecek olan uyuşmazlığın hangi yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğini ortaya koymak için üniversite ile çalışan arasında akdedilen sözleşmenin hukuki niteliğinin tespitinin en önemli husus olduğu açıktır. Hal böyle iken Danıştay (a) vakıf üniversitelerinin kamu tüzel kişiliğine sahip olmaları, (b) Vakıf üniversitelerinin yürüttüğü faaliyetin kamu hizmeti niteliği ve bu bakımdan devlet üniversitelerinde yürütülen faaliyetlerden bir farkı olmaması, (c) Üniversitelerin bilimsel özerkliğe sahip olması gereği ve iş güvencesizliği sonucunu doğuracak bir hukuki rejimin bilimsel özerklik ile çatışması nedenleriyle konunun idari yargının görev alanına girdiği sonucuna varmış ve üniversite ile akademik personel arasında imzalanan sözleşmeyi idari sözleşme olarak nitelendirmiştir.
Yargıtay kararlarında ise akademik personelin imzaladığı sözleşme iş sözleşmesi olarak kabul edilmekte ve göreve son vermeye ilişkin işlem iş akdinin feshi kapsamında değerlendirilmektedir.
Kamu hizmetinin, öğretide ve uygulamada devlet ya da diğer kamu tüzel kişisi tarafından ortak gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için sunulan sürekli ve düzenli bir hizmet olduğu, ayrıca ister vakıf üniversitesinde ister devlet üniversitesinde olsun öğretim elemanları tarafından gördürülecek eğitim-öğretim hizmetinin kamu hizmeti olduğunda kuşku bulunmadığından, vakıf yükseköğretim kurumlarınca bu hizmetin yürütülmesi için, istihdam edilen akademik personel ile vakıf yükseköğretim kurumu arasında akdedilecek sözleşmenin, Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 4.7.1964 günlü, E:1964/4, K:1964/344 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin 22.12.1988 günlü, E:1988/5, K: 1988/55 sayılı kararında da bahsedildiği üzere taraflar arasındaki sözleşmenin “idari hizmet sözleşmesi” niteliği taşıdığı kabul görmektedir.
Konuya ilişkin İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 15 Nisan 2011 tarihli ve 2011/200E. sayılı kararında; “davacının vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştığı ve ilgili yasa uyarınca kamu personeli sayıldığının açık olduğu, idare ile olan ilişkileri nedeniyle, açılacak olan davalarda işlemin hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesinin idari yargının görev alanında bulunduğu” şeklinde hüküm kurmuştur.
Uyuşmazlık Mahkemesinin 24 Aralık 2012 tarih ve2012/223 E., 2012/282 K. sayılı kararında; “…karara konu İzmir 4. İdare Mahkemesinin tarihli kararında, vakıf yükseköğretim kurumlarında istihdam eden akademik personel ile vakıf yükseköğretim kurumu arasında akdedilen sözleşmenin üstlenilen kamu hizmetinin yürütümüne ilişkin bir “idari hizmet sözleşmesi” niteliğinde olduğu ….davanın görüm ve çözümünde idare mahkemesinin görevli olduğu” şeklinde hüküm kurmuştur.
Uyuşmazlık Mahkemesinin 24 Aralık 2012 tarih ve2012/273 E., 2012/289 K. sayılı kararında; “…karara konu İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 14 Ekim 2011 tarihli kararında vakıf yükseköğretim kurumlarında istihdam edilen personel ile akdedilen sözleşmenin üstlenilen kamu hizmetinin yürütümüne ilişkin bir “idari hizmet sözleşmesi” olduğu ve ilgili davada idare mahkemelerinin görevli olduğu” şeklinde ifadelere yer verilmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesinin 24 Ekim 2016 tarih ve 2016/544 E., 2016/522 K. sayılı kararında; “Devlet Üniversitelerinde olduğu gibi Vakıf Üniversitelerinin de Anayasal güvence altına alınmış olan “Bilimsel Özerkliğe sahip olmaları” bir diğer ayrıcalığıdır. …..bilimsel faaliyetin asli unsurları olan yükseköğretim elemanlarının, görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği konusu, anayasal teminat altına alınmıştır. Somut olayda …….davalı Üniversitenin, sürekli ve düzenli nitelikteki kamu hizmetinde çalıştırdığı davacının; statüsü, göreve alınması, hak ve yetkileri gözetildiğinde, İdare Hukuku kapsamında bir kamu personeli olduğu açıktır…….davacının sözleşmesinin feshinden sonra ücret alacaklarının ve tazminatlarının ödenmemesi yolunda tesis edilen davalı idare işleminin idare hukuku anlamında bir idari işlem olduğunda kuşku bulunmamakla birlikte, bu idari işlemden kaynaklanan tazmin isteminin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. Maddesinin b fıkrasında belirtilen; ‘’İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları‘’ kapsamında idari yargı yerinde görülmesi gerekmektedir.” şeklinde karar verilmiştir.
Bildiğiniz üzere; Uyuşmazlık Mahkemesi Anayasamızın “Yargı” başlıklı üçüncü bölümünde yüksek mahkemeler başlığı altında düzenlenmektedir.
Buradaki düzenleyemeye göre, Uyuşmazlık Mahkemesi, yargı ayrılığı ilkesinin ortaya çıkardığı görev uyuşmazlıklarını çözmek suretiyle kişilerin askıda kalan hak arama hürriyetlerinin gerçekleşmesini sağlayan; hüküm uyuşmazlıklarını çözmek suretiyle de hakkın yerine getirilmesini olanaksız kılan hukuki engelleri gideren; yargı erkini paylaşan diğer yüksek mahkemelerden Yargıtay ve Danıştay’ın kararlarını kaldırıp onların yerine hüküm tesis edebilen özel yetkili bir yüksek mahkeme olup hukukumuzda kesin hükmü ortadan kaldırabilen tek yargı organıdır.
Unutmamak gerekir ki Anayasanın 158’ nci maddesi; “Uyuşmazlık Mahkemesi adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir.” hükmünü haizdir.
Sonuç olarak; idari rejime dayalı olarak düzenlenmiş bulunan Türkiye’nin idari yapısında kamu tüzel kişiliği, idari yargının görev alanının belirlenmesinde kullanılan ölçütlerden birisidir. Kamu tüzel kişilerinin kuruluş amacı kamu yararı, faaliyet konuları ise kamu hizmetidir. Kanunla kurulma ve kamu tüzel kişiliğine sahip olmanın yanı sıra, Devlet Üniversitelerinde olduğu gibi Vakıf Üniversitelerinin de Anayasal güvence altına alınmış olan “bilimsel özerkliğe sahip olmaları” bir diğer ayrıcalığıdır. Üniversitelerde bilimsel özerklik ilkesi benimsenirken güdülen amaç, yükseköğretimin çeşitli siyasal çevre ve baskı grupları ile düşünce kümelerinin etkisinin dışında tutarak, bilimsel amaç, hedefler ve gereksinimlerine bağlı olmalarını sağlamaktır.
Bu nedenle de, bilimsel faaliyetin asli unsurları olan yükseköğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği konusu, anayasal düzeyde teminat altına alınmıştır.
Vakıf üniversitelerinde çalışan öncelikle statü hukuku doğrultusunda, yani 2547 sayılı Kanuna göre istihdam edilmektedir. 2547 sayılı Kanun’un Ek madde 5 hükmüne göre vakıf üniversitesindeki akademik personel hakkında önce tek taraflı bir idari işlem olan atama işlemi yapılmakta, daha sonra mali haklar ile gündelik işleyişe ilişkin idari konuları içeren bir de iş sözleşmesi imzalanmaktadır.
Önemle belirtmek gerekir ki; vakıf üniversiteleri hakkında yapılacak değerlendirmelerde bu üniversitelerin birer kamu tüzelkişisi olduğu ve bu uygulamanın kamu hizmetlerinin özel kişilere gördürülme yöntemlerinden biri olmadığı gözetilmelidir. Bu kurumlarda çalışan akademik personel Anayasa’nın 128. maddesinin birinci maddesi kapsamında genel idare esaslarına göre yürütülecek kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli bir görevi yerine getirdiklerinden, kamu görevlisi sıfatına sahip olmakla birlikte var olan statüleri mali rejimi ile belli özlük hakları farklılaştırılmış bir kamu görevlisi statüsüdür. Mevcut “özlük hakları” ibaresinin Danıştay tarafından direkt kaldırılması hukuk dünyasında birçok tartışmaya sebebiyet vermiştir. Mevcut konuyla ilgili güncel işlem ve kararlar yukarıda yazıldığı gibi olmakla beraber, konuya ilişkin düzenlemelerin hak kaybına da sebebiyet vermemesi için ilgili mevzuatta şüpheye yer verilmeyecek şekilde düzenlenmesi gerektiği aşikârdır.
gerekmektedir. Tutuklama kararı yerine daha makul ve orantılı olacak koruma tedbirlerinin varlığı halinde, kişi özgürlüğü ve söz konusu somut durum açısından daha orantılı koruma tedbiri tercih edilmelidir. Tüm bunlara rağmen son çare olarak tutuklama kararı verilse dahi bunun yeterli bir şekilde gerekçelendirilmesi gerekmektedir.
KAYNAKÇA
- Sever, D.Ç., “Bir Kamu Kurumu Olarak Vakıf Üniversiteleri ve Bu Üniversitelerde Çalışan Akademisyenlerin Hukuki Statüsü”, Makale Legal Hukuk Dergisi (2016)
- AKÜZÜM, H.U., Kamu Hukuku Açısından Vakıf Yükseköğretim Kurumları (Yasal Dayanakları ve Tüzel Kişiliği), Doktora Tezi (2016)
