Rekabet Hukukunda Hakimiyetin Kötüye Kullanılması
Giriş
Rekabet Hukuku, tarihçesi itibariyle çok eskiye dayanan ancak 19.
yüzyıldan itibaren yasal ve sistematik düzenlemeye tabi tutulmaya başlanmış bir hukuk dalıdır.
Türkiye’de Rekabet Hukuku serüveni, 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılma başvurusuyla başlar ve serbest piyasa ekonomisinin benimsendiği 1980 sonrası ile paralellik gösterir.
Serbest piyasa ekonomilerinde amaç, teşebbüslerin mal ve hizmet arzlarını, fiyatlarını ve diğer piyasa koşullarını istedikleri şekilde belirleyebilmelerini sağlamaktır.
Ancak böyle piyasalarda teşebbüslerin büyüyerek güç sahibi olmaları ve bu gücü kötüye kullanmaları mümkün olmaktadır. Bu gücü kötüye kullanan teşebbüsün, tüketicileri istismar etmesi, rakiplerini piyasadan silmesi, piyasaya sokmaması ihtimali mevcuttur. Bu tür davranışların önüne geçebilmek için, bu serbestliğin önüne bir sınır çekme ihtiyacı doğmuştur. Rekabetin hukuki düzenlemelere konu olmasının nedeni, bu durumların engellenmesini sağlamaktır.
Hukukunun temel amaçlarından biri de mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti kısıtlayıcı davranışları önleyerek etkin rekabet ortamını korumaktır. Bu doğrultuda ülkemizde 13 Aralık 1994’te 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir ve halen yürürlüktedir.
Bu çalışmada, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un “Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması” başlıklı 6. maddesinde açıkça yasaklanmış olan, bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkimiyetini türlü yollarla kötüye kullanması hususu incelenecektir.
1. REKABET KAVRAMI
hukukunun temelini, rekabetin kendisi oluşturmaktadır. Bu nedenle, rekabet ile neyin ifade edilmek istendiğini ve rekabet hukukunun esas aldığı rekabet kavramının, genel rekabet olgusu içindeki yerinin bilinmesi gerekmektedir. Rekabet, sosyal hayatta kimin daha iyi olduğunun bilinmediği durumlarda, bunu belirlemek için izlenen bir yoldur.
Rekabette, teşebbüsler rakipleri ile bir yarışın içine girerler. Bu yarış; fiyat, kalite, satış sonrası hizmetler gibi konularda gerçekleşebilir.
Ayrıca rekabet potansiyel yarışı, yani piyasaya girebilecek teşebbüslerin rekabetini de içermektedir.
Rekabet, serbest koşullar altında aynı pazardaki satıcı ve alıcıların üretimi ve fiyatı belirlemeleridir.
Rekabet, ekonomik birimleri verimli olmaya, daha kaliteli ve daha düşük fiyatlarla rakiplerinden daha fazla ürün ve hizmet sunmaya yönelten önemli bir süreçtir.
Böylece kaynakların etkin dağılımı sağlanarak, ekonomik verimlilik ve toplum refahı artar.
Rakip firmalar daha ucuza mal satabilmek için, imalat fiyatlarını düşürerek teknolojik gelişmeyi teşvik ederler. Bunun sonucunda, yeni buluşların yapılması ve teknolojik iyileşme sağlanır. Dolayısıyla tüketicinin refahı da artacaktır. Rekabetin hukuki düzenlemelere konu olmasının ve yaşatılmak istenmesinin nedeni, bu sayılan faydaların devamlılığını sağlayabilmektir.
2. REKABET HUKUKUNUN AMACI
Rekabet hukukunun öncelikli ve belirleyici amacı rekabet düzeninin korunmasıdır. Büyük bir ekonomik güce sahip olan teşebbüslerin yer aldığı piyasalarda, güçlü olanın zayıfı etkileyecek faaliyetlerde bulunabileceği açıktır.
Bu durum karşısında, diğer teşebbüslerin özgürce karar almaları beklenemez. Böyle teşebbüsler, rekabette avantajlı konumlarda olduklarından, daha fazla güç ya da kâr elde etmek amacıyla, ilgili oldukları piyasadaki rekabeti zayıflatma, hatta tamamıyla ortadan kaldırma yolunu seçebilirler. Böyle ekonomik güçlerin varlığı karşısında, zayıfı güçlüye karşı koruyan bir hukuka ihtiyaç vardır. Türkiye de gerek kendi milli ihtiyaçları, gerekse uluslararası taahhütleri sonucunda 13.12.1994 tarih ve 22140 sayılı Resmi Gazete ile 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“RKHK”)’u yürürlüğe koymuştur. RKHK’nın 1. maddesinde amaç, “Bu kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetimleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır.” şeklinde ifade edilmiştir.
Rekabet hukukunun belirtilen bu amacı doğrultusunda iki önemli hedefi vardır: İlki, işletmelerin piyasada hâkim durumlarını kötüye kullanmalarını engelleyici kurallar koymak, ikincisi de birbirleriyle ya da başkalarıyla rekabet etmesi gereken işletmelerin bir araya gelerek rekabeti kısıtlayacak anlaşmalar yapmalarına ve bu anlaşmaları uygulamalarına engel olmaktır.
3. REKABET HUKUKUNDA HAKİM DURUM KAVRAMI
Hâkim durum; belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücü olarak tanımlanır.
Dolayısıyla hâkim durum üç temel unsur üzerine kurulur. Bu üç unsur; ekonomik güç, bu gücün devamlılığı ve bağımsızlıktır.
4. HAKİM DURUMUN BELİRLENMESİ
Hâkim durumda olabilmek için öncelikle teşebbüs olmak gerekmektedir. 4054 sayılı RKHK’nın 3. maddesinde hâkim durum şu şekilde tanımlanmıştır: “Hâkim durum “Belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü” ifade eder.”
Bir teşebbüsün hâkim durumda olup olmadığını belirleyebilmek için öncelikle, teşebbüsün faaliyette bulunduğu ilgili ürün ya da hizmet pazarı tespit edilir, sonra bu pazarda hâkimiyetin olup olmadığı ya da var olan bir hâkim durumun güçlendirilip güçlendirilmediği belirlenir.
Ekonomik anlamda pazar; belirli mal ve hizmetlerin değişimi için alıcı ve satıcıların ticari işlem yaptıkları, bu mal ve hizmetlerin fiyatlarının eşitlendiği yerdir. Pazarlar yerel, bölgesel, ulusal ya da uluslararası olabilir.
Bir işletmenin hâkim durumunun en önemli göstergelerinden birisi pazarda sahip olduğu paydır. İlgili işletmenin pazar payının tespiti tek başına yeterli değildir.
Rakiplerin pazar payına da bakmak gerekir.
Bu nedenle hâkim durumun saptanması gereken durumlarda öncelikle pazar payının saptanması gerekir. Ancak çok yüksek pazar payına sahip olmak dahi hâkim durumda kabul edilmek bakımından yeterli olmayabilir. Özellikle, işletme yüksek pazar payına sahip olsa bile, önemli bir ithalat ve pazardaki diğer unsurların baskısı nedeniyle, pazar davranışlarını rakip ithalatçılardan bağımsız olarak belirleyemiyorsa hâkim durumda değildir.
İlgili Ürün Pazarı Ticari alışveriş konusu olan bir malın ya da hizmetin oluşturduğu pazara ilgili ürün pazarı denir. İlgili ürün pazarının belirlenmesinde iki temel soruya cevap aranır: Birincisi mal ve hizmetin kullanıcısı kimdir, ikincisi ise tüketici açısından ürünün hangi ürünlerle yarıştığı veya hangi ürünlerle ikame edebileceğidir.
İkinci soruya cevapta; ürünün belirgin özellikleri, fiyatı ve kullanım amaçları önemlidir. İlgili ürün pazarının belirlenmesinde söz konusu mal ya da hizmetin ikame edilebilirliği, çapraz elastikiyeti, özel dağıtıcıları, tüketici topluluğu, kullanım amacı, diğer teşebbüsler tarafından üretim imkânı ve belirgin niteliği göz önüne alınmalıdır. Rekabet Kurulu bazı kararlarında birden fazla ilgili ürün pazarı bulunabileceğini belirtmiştir.
1997/1 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’in 4. maddesinde, ilgili ürün pazarının tespitinde şu unsurların dikkate alınacağı belirtilmektedir: “İlgili ürün pazarının tespitinde, birleşme veya devralma konusu olan mal veya hizmetlerle, tüketicinin gözünde fiyatı, kullanım amaçları ve nitelikleri bakımından aynı sayılan mal veya hizmetlerden oluşan pazar dikkate alınır; tespit edilen pazarı etkileyebilecek diğer unsurlar da değerlendirilir.”
Avrupa Birliği’nde Komisyon’un ilgili pazarla ilgili duyurusunda, ilgili ürün pazarı; ürünün özellikleri, fiyatı, kullanım amacı açısından tüketici tarafından değiştirilebilen ya da ikame edilebilen bütün ürün veya hizmetleri kapsayan pazar olarak tanımlanmıştır.
Yani ilgili ürün pazarı belirli bir ürün ve onunla yüksek ikame edilebilirliği olan diğer mallardan oluşan pazardır. Ancak bir malın teorik olarak bir diğerinin yerine kullanılabilecek olması o iki ürünün aynı pazara dâhil olması için yeterli değildir.
Bir malın diğer bir malla aynı pazarda sayılabilmesi için bu iki ürünün tüketici gözünde nitelikleri, kullanım amaçları ve fiyatları bakımından benzer olması gerekir.
Rekabet Kurulu’nun yayınladığı İlgili Pazarın Tanımlanmasına İlişkin Kılavuz’da, pazar tanımlamasının temel ilkelerinin; talep ikamesi ve arz ikamesi olduğu, potansiyel rekabetin ise, çabuk sonuç verme açısından arz ikamesiyle eşdeğer etkisi olmadığı için genelde pazar tanımında dikkate alınmadığı ifade edilmiştir.
Avrupa Topluluğu uygulamasında da ilgili ürün pazarının tespit edilmesinde hem tüketim ikamesine hem de üretim ikamesine (potansiyel rekabet olanakları araştırılmak suretiyle) yer verilmektedir.
İlgili Coğrafi Pazar İlgili coğrafi pazar, rekabet hukukunda ilgili şirketlerin mal ve hizmetlerini sattıkları ve rekabet koşullarının yeterince yeknesak olduğu alandır. Başka bir ifadeyle, aynı pazar koşullarına sahip pazar alanıdır.
Ülkenin bütünü olabileceği gibi, ülkede yer alan bir bölge de olabilir. Bu bölge diğer bölgelerden rekabet koşulları açısından farklı olmalıdır. Bu farklılığının tespitinde tüketici tercihleri de göz önüne alınmalıdır.
Bölge tüketici gözüyle rekabet açısından diğer bölgelerden yalıtılmış olmalıdır.
Coğrafi pazar değerlendirilmesi yapılırken; ilgili mal ve hizmetlerin özellikleri, tüketici tercihleri, giriş engelleri, ulaşım şekilleri, dağıtım sistemleri, ürünün markası, ilgili bölge ile komşu bölgeler arasında teşebbüslerin pazar payları, fiyat farklılıkları, maliyetler gibi birçok unsur dikkate alınır.
Coğrafi pazar RKHK’da tanımlanmamıştır.
Ancak 6. maddeye göre, Türkiye’nin tamamı veya bir bölümü ilgili coğrafi pazar olarak kabul edilebilecektir. Maddede açıkça, “ülkenin tamamı veya bir bölümünde hâkim durumda olmak”tan söz etmektedir. Ülkenin ne gibi özelliklere sahip bir bölümünün kendi başına ilgili coğrafi pazar olarak kabul edilebileceği konusunda bir açıklık getirilmemiştir.
Ayrıca 1997/1 sayılı Birleşme ve Devralmalar Tebliği’nin 4/4. maddesinde ülkenin bir bölümünü, kalanından ayrı bir pazar yapacak nitelikler sayılmıştır. Buna göre coğrafi pazar; teşebbüslerin, mal ve hizmetlerinin arz ve talebi konusunda faaliyet gösterdikleri, rekabet koşullarının yeterli derecede homojen ve özellikle rekabet koşulları komşu bölgelerden hissedilir derecede farklı olduğu için bu bölgelerden kolayca ayrılabilen bölgelerdir.
Rekabet Kurulu davalarında çoğunlukla ilgili coğrafi pazar, hizmetin tüm Türkiye genelinde verilebilmesi ve Türkiye sınırları içinde tanımlanan ilgili ürün pazarları açısından rekabet koşullarının farklılık arz ettiği ayrı bölgelerin söz konusu olmaması gibi nedenlerle, Türkiye sınırları olarak belirlenmektedir. Ayrıca Rekabet Kurulu bir kararında bölgesel olarak coğrafi pazar ayrımının pratikte bir faydasının olmayacağı düşüncesiyle hareket ederek, ilgili coğrafi pazarı Türkiye Cumhuriyeti sınırları olarak belirlemiştir.
5. REKABET HUKUKUNDA HAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMASI
RKHK’nın 6. maddesinde, bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde veya bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması haline hukuka aykırılık teşkil ettiği ve yasak olduğu düzenlenmiştir.
RKHK’nın 6. maddesinde hâkim durumda bulunmak değil, hâkim durumu kötüye kullanmak hukuka aykırı ve yasak kabul edilmiştir. Çünkü hâkim durumun yaptırıma tabi tutulması halinde, teşebbüsler hâkim duruma gelmek istemeyecekleri için, teknolojik yenilik yapmak istemeyecek, mal ya da hizmet üretimi, iletimi, pazarlaması ve sunumda daha iyi olabilmek için çalışma yapmaktan kaçınacaklardır.
Bu nedenle de hâkim durumda olmanın değil, hâkim durumun kötüye kullanılmasının yaptırıma tabi olması rekabetin korunmasını sağlamada etkin bir yoldur.
Uygulamada en çok rastlanan kötüye kullanma halleri RKHK’da örnek olarak belirtilmiştir ve bunlar tahdidi değildir.
RKHK’da düzenlenen kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır: Pazara girişi engelleme ve rakipleri zor durumda bırakma: Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler (RKHK m. 6/a).
Alıcılar arasında ayırımcılık yapılması: Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılık yapılması (RKHK m. 6/b).
İlave mal ve hizmet alım yükümlülükleri getirilmesi ve fiyat tespiti: Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirmesi (RKHK m. 6/c).
Rekabet koşullarını bozmayı amaçlama: Belirli bir piyasadaki hâkimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler (RKHK m. 6/d).
Tüketicinin zararına kısıtlayıcı davranışta bulunulması: Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması (RKHK m. 6/e).
Fiyatın aşırı olup olmadığının belirlenmesinde, aşırı fiyatlandırmayla piyasaya sunulduğu iddia edilen mal veya hizmetin fiyatını, tüketicinin gözünde kullanım işlevi, amacı bakımından aynı kazanamayacakları kârı elde etmektedirler.
Fiyatın aşırı olup olmadığının
6. KÖTÜYE KULLANMANIN SINIFLANDIRILMASI
Doktrinde yazarların çoğunluğu temel olarak iki tür kötüye kullanmanın var olduğu hususunda birleşmişlerdir. Bu sınıflandırma, hâkim durumu kötüye kullanmanın kimi hedeflediği temeline dayanmaktadır.
Doğrudan doğruya hedeflenenin rekabet olduğu haller birinci grupta, tüketici ve müşteriler olduğu haller ise ikinci grupta ele alınmaktadır. Ancak gruplar arasındaki sınır belirsizdir. Çünkü bir eylem veya işlem, hem mevcut ya da potansiyel rakiplerinin önünü kesme hem de tüketicileri sömürme amacına sahip olabilir.
Bunlardan ilki “rekabet karşıtı kötüye kullanmalar”, ikincisi ise “istismar edici kötüye kullanmalar”dır.
Ancak, hâkim işletme tarafından gerçekleştirilecek kötüye kullanma fiilinin belirlenen bu iki kategoriye de girmesi mümkün olup iki yönlü kötüye kullanma da olabilecektir.
a. Rekabet Karşıtı Kötüye Kullanmalar
Hâkim durumda bulunan işletmenin fiilleri, rekabet sistemini bozan ve dolaylı zararlara sebep olan fiillerdir. En belirgin örnekleri ise, sadakat indirimlerinin uygulanması ve hâkim işletme tarafından mal teminin reddi suretiyle müşterinin pazar dışına atılmasının amaçlanması ve rekabette dezavantajlı duruma düşürülmesidir.
b. İstismar Edici Kötüye Kullanmalar
Hâkim durumda bulunan işletmelerin fiilleri, ilgili mal veya hizmetin temini bakımından müşterilere ve tüketicilere zarar veren fiillerdir. İstismar edici kötüye kullanmalar, karşılığı müşterinin sırtına yüklenerek, tekel kârı elde edilmesidir.
Örneğin, hâkim durumda bulunan işletmenin haksız kazanç elde etmesi, adil olmayan yüksek alış ve satış fiyatları koyması ile müşteri ve tüketicilere zarar vermesi istismar edici kötüye kullanmadır. Bağlama (tying) şartının hâkim işletme tarafından ileri sürülmesi de istismar edici kötüye kullanmadır.
Kanunda örnek olarak sayılan beş kötüye kullanma halinden ancak; “b” bendindeki alıcılar arasında ayrımın yapılması, “c” bendindeki haksız ticari koşullar öne sürmek ve “e” bendindeki tüketicinin zararına olarak gelişmenin önlenmesine ilişkin örnekler istismara dayalı kötüye kullanma niteliğindedir. Ayrıca “e” bendindeki kötüye kullanma örneğinin, bazı hallerde rekabet karşıtı nitelik kazanması mümkündür.
7. BAŞLICA HAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMASI HALLERİ
RKHK’nın 6. maddesinde açıkça yasaklanan hâkim durumun kötüye kullanılması hallerinin başlıca örnekleri şunlardır:
a. Aşırı Fiyatlandırma
Aşırı fiyatlandırmayla, hâkim durumda bulunan teşebbüsler, mal ya da hizmet fiyatlarını aşırı olarak yükselterek, normal koşullarda işleyen bir rekabet ortamında belirlenmesinde, aşırı fiyatlandırmayla piyasaya sunulduğu iddia edilen mal veya hizmetin fiyatını, tüketicinin gözünde kullanım işlevi, amacı bakımından aynı sayılabilecek mal veya hizmetin fiyatıyla karşılaştırmak en sık başvurulan ölçüttür.
Böyle bir karşılaştırmanın mümkün olmadığı hallerde maliyet analizi yapmak gerekecektir. Bazı durumlarda ise, her iki ölçütten de yararlanmak gerekli olmaktadır.
Diğer bir ölçüt de belli bir zaman diliminde hâkim teşebbüsün uyguladığı fiyatlar arası farklılıklardır. Teşebbüsün uyguladığı fiyatlar enflasyonla alakalı olmaksızın aşırı yükselmeler gösteriyorsa, bu teşebbüs aşırı fiyat uyguluyor demektir.
Bu konuda henüz ekonomik ya da hukuki temellere oturtulabilmiş ölçütler olmamakla beraber, Adalet Divanı, bir mal ya da hizmet için talep edilen bedelle, bu mal ya da hizmet ile sağlanan faydanın ekonomik değerini göz önüne almaktadır. Satıcı tarafından talep edilen bedelle, mal ya da hizmetin ekonomik değeri arasında bir oransallık olmasını aramaktadır. Böyle bir dengenin var olmadığı hallerde, bu durumun aşırı fiyat uygulamak suretiyle hâkim durumun kötüye kullanılması olacağı belirtilmiştir.
b. Yıkıcı Fiyatlandırma
Yıkıcı fiyatlandırma; hâkim durumda bulunan bir üreticinin, rakiplerini piyasadan silmek amacıyla, maliyetin altında fiyatlarla malını satmasıdır.
Yıkıcı fiyatlandırma, maliyet altında satış veya belirli bir rakibe göre fiyatlandırma gibi olguları içerebilir.
Avrupa Birliği Komisyonu’na göre, ortalama değişken maliyetten düşük bir fiyatın tespiti, genellikle yıkıcı fiyatlandırma olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bazı durumlarda, rakip teşebbüsleri piyasa dışına itme niyeti olmadan da ortalama değişken maliyetin altında satış yapmanın gerekçesi bulunabilmektedir.
Hâkim teşebbüs, sadece piyasadaki rakiplerini dışlamak amacıyla değil, indirim politikaları, stokların eritilmesi ve ürün modelinde değişiklik gibi, başka türlü amaçlarla da fiyat düşürme yoluna gidilebilir.
Bu nedenle, yıkıcı fiyatların rekabetin gereği olan fiyat indirimlerinden ayrılması her zaman kolay olmayabilmektedir.
Ayrıca fiyatta yapılan indirimin, yıkıcı fiyat olarak kabul edilmesi için hangi oranda olması gerektiği ve bunun ne kadar sürmesi gerektiği hususunda da tam bir değerlendirme yapmak güç olmaktadır.
Bu nedenle ortalama değişken maliyetin altındaki fiyatların her durumda yıkıcı fiyatlandırma olarak değerlendirilmesi eleştirilmektedir.
c. Çapraz Sübvansiyon
Çapraz sübvansiyon, “bir piyasadaki bir mal ya da hizmeti sübvanse edebilmek amacıyla, başka bir piyasadaki mal veya hizmetin daha yüksek fiyattan piyasaya sunulması sonucunu doğuracak eylem ve işlemlere girişilmesi” olarak tanımlanmaktadır.
Komisyon, “Telekomünikasyon Sektöründe Rekabet Kurallarının Uygulanmasına İlişkin Ana Hatlar” isimli belgede, çapraz sübvansiyonu, “teşebbüsün, bir ürün piyasasındaki veya coğrafi piyasadaki faaliyetinin getirdiği maliyetin tamamını veya bir kısmını, başka bir ürün piyasasındaki ya da coğrafi piyasadaki faaliyetine aktarması” olarak tanımlamıştır.
Rekabetin güçlü olduğu bir ürün piyasasındaki ya da coğrafi piyasadaki mal veya hizmet düşük fiyattan satılarak, rakiplerin önüne geçilebilmesi amacıyla çapraz sübvansiyona başvurulmaktadır. Bu yolla, rekabetin yoğun olmadığı piyasadaki mal ya da hizmetin fiyatı yükseltilerek elde edilen kâr ile, fiyatta azaltılmaya gidilmiş olan ürünün piyasasında katlanılan maliyeti karşılamak mümkün olabilmektedir.
d. Fiyat Sıkıştırması
Fiyat sıkıştırması, iş yaptığı piyasaya hem hammadde sağlayıp hem de o piyasada perakende şekilde çalışan bir işletmenin, bir başka deyişle iş yaptığı bir piyasanın aktörlerinden bir ya da birkaçı ile dikey bütünleşik durumda olan bir işletmenin; piyasadaki diğer aktörleri pazar dışına itme amacıyla kendi işletmesine sağladığı hammaddenin fiyatı dışındaki hammadde fiyatlarını normalin üstünde yükselterek ya da diğer işletmeler için hammadde fiyatlarını sabit tutarken kendi işletmesi için hammadde fiyatlarını düşürerek bu etkiyi perakende fiyatlara yansıtması ve dolayısıyla diğer işletmelerin kâr marjı aralığını daraltmasıdır.
e. Ayrımcılık Yaratmak
Ayrımcılık genel olarak farklı olgulara aynı davranılması, aynı olgulara farklı davranılması ya da farklı olgulara farkları ile orantısız şekilde farklı davranılması durumunda vardır.
Ayrımcılığın iki belirgin özelliği vardır: İlki dışlayıcılık, ikincisi ise bağımlılık özelliğidir.
Hâkim durumda bulunan teşebbüsün bazı alıcılarına farklı davranması sonucu bu alıcıların pazar dışına itilmesi, ayrımcılığın dışlayıcılık özelliğini göstermektedir. Hâkim durumda bulunan teşebbüsün bazı alıcılara farklı davranması sonucu, alıcıların rakip teşebbüslerden mal almamaları durumunda ise ayrımcılığın bağımlılık özelliği söz konusudur.
Hâkim durumda bulunan teşebbüs, alıcılarına üç şekilde farklı davranabilir. Bunlar farklı fiyat uygulamak, ürün satmayı veya temel kaynak faaliyetten yararlandırmayı reddetmek ve farklı koşullar ileri sürmektir.
f. Mal Tedarikinin Reddi
Serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak, her teşebbüs istediği firmaya mal satabilir.
Diğer bir ifadeyle piyasada faaliyet gösteren hiçbir teşebbüsün bir başka teşebbüse mal veya hizmet verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak piyasaların etkin bir rekabet ortamına kavuşturulabilmesi ve kötüye kullanmaların engellenmesi için bu kurala rekabet hukukunda istisnalar getirilmiştir. Buna göre bir teşebbüsü başka bir teşebbüse mal veya hizmet satma yükümlülüğü altına sokabilmek için, zorlanan teşebbüsün hâkim durumda olması, mal/hizmet sağlanması talebi reddedilen teşebbüsün ise, ya reddedenin sürekli müşterisi olması ya da talep edilen mal/hizmetin söz konusu piyasada faaliyet gösterebilmek için zorunlu bir unsur olması gerekmektedir.
g. Bir Ürünün Tedarikinin Diğeri ile İrtibatlandırılması (Kelepçeleme)
Bir üreticinin belirli bir malın alıcıya satışını, alıcı tarafından başka malların alınması şartına bağlaması (tying) veya bir malın satışını bütün mal çeşidinin alımı şartına bağlaması (full line forcing) ihlal olarak nitelendirilmektedir. Bu gibi durumlarda genellikle, hâkim durumda olunan bir ürününün satışını hâkim durumda olunmayan bir ürünün satışıyla irtibatlandırılmasında rastlanılmaktadır.
Böylelikle belirli bir ürün piyasasında hâkim durumda olan teşebbüs, bu piyasadaki gücünü kullanarak başka ürün piyasalarındaki konumunu güçlendirmek istemektedir. Ancak bunu yaptığı takdirde hem hâkim durumda olmadığı ürün piyasasında faaliyet gösteren diğer işletmelerin rekabet gücünü azaltmakta hem de hâkim durumda olduğu ürün piyasasındaki müşterilerine ilave bir yükümlülük getirmektedir. Bu nedenle, bu tür uygulamalar ciddi rekabet ihlali endişeleri doğurabilmektedir.
RKHK’nın 6/c maddesinde üç örnek verilmiş olması, bunlar dışındaki ek yükümlülük uygulamalarının kanun kapsamı dışında bırakıldığı anlamına gelmemektedir. Çünkü bu örnekler RKHK’nın 6. maddesinde açıkça belirtildiği gibi tahdidi değildir.
8. SONUÇ
Doğal biçimde her teşebbüs bulunduğu piyasada en iyi durumda olmayı, en güçlü olmayı hedeflemelidir. Ancak, büyük hedefler büyük sorumlulukları beraberinde getirmektedir.
Bu yüzden, piyasada hâkim duruma sahip olan teşebbüslerin, bu durumlarını kötüye kullanmamaları gerekmektedir. RKHK’nın 6. maddesinde de açıkça düzenlendiği üzere, hâkim durumda olmak değil var olan hâkim durumu kötüye kullanmak yasaklanmıştır. Kanun’un 6.
maddesi kötüye kullanma hallerinin başında gelenleri saymakla beraber, bu sayım tahdidi bir biçimde olmamıştır. Sayılan haller özetle; potansiyel ve var olan rakiplerin piyasadaki faaliyetlerini zorlaştırmayı amaçlayan eylemler, eşit alıcılara ayrımcılık yapılması, tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin birtakım sınırlamalar, hâkimiyetin sunduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajları başka bir piyasadaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayarak kullanmak ve tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması olarak sıralanabilir.
KAYNAKÇA
- Ateş Akıncı, Rekabetin Yatay Kısıtlanması, Ankara 2001
- İ. Yılmaz Aslan, Rekabet Hukuku, 4. Basım, Bursa 2007
- Emel Badur, AT Rekabet Hukuku’nda Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması, Ankara 1999
- Ümit Görgülü, Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Kapsamında Fiyat Ayrımcılığı Uygulamaları, Ankara 2003
- Pelin Güven, Rekabet Hukuku, Ankara 2005
- Seda Ulaş Kısa, AT Rekabet Hukukunda Hâkim Durumun Rekabet Karşıtı Eylem ve İşlemlerle Kötüye Kullanılması, İstanbul 2004
- Gamze Öz Aşçıoğlu, AT ve Türk Rekabet Hukukunda Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması, Ankara 2000
- Mehmet Yanık, Rekabet Hukuku’nun Hâkim Durum ve Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Uygulamalarında Piyasa Giriş Engelleri, Ankara 2003
- Gülgün Anık, AT Rekabet Hukukunda Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması, TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
- Dilek İmirlioğlu, Telekomünikasyon Alanında Rekabet Hukuku Açısından Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması, Ankara 2007
- 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun
- RK Kararı, D.: SR/02-13, K. 03-40/432-186, T. 09.06.2003
