Satım Sözleşmesinde Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu
1. Giriş
Ticari satışlarda en sık karşılaşılan sorunlardan biri de satışa mevzu mallarda karşılaşılan ayıplar sonucu tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”), eski 818 sayılı Borçlar Kanunu’ndan (“eBK”) farklı olarak bu mevzudaki sorunlara yenilikler getirmiştir. TBK’nin en önemli düzenlemelerinden biri olan satış sözleşmelerinde üzerinde durulması gereken en önemli mevzu satışın gerçekleşmesinden sonra satılan üründe ayıp ortaya çıkması ve ayıp halinde alıcının hakları ile satıcının yükümlülüklerinin neler olduğudur. Bu yazımızda da satış sözleşmesine mevzu olan malın var olan veyahut sonradan ortaya çıkan ayıpları halinde tarafların hak ve yükümlülükleri ile bunlar için düzenlenmiş şekil şartlarından bahsedilmektedir. Satım sözleşmesinde, satıcının alıcıya karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu birtakım borçları vardır. Bu borçlardan bir tanesi de ayıba karşı tekeffül yani satılan malda meydana gelen yahut mevcut olan ayıplara karşı bu ayıpları üstlenme borcudur. Satış sözleşmesinden satıcı için doğan asli edim yükümlülükleri satım konusu şeyin mülkiyetini alıcıya geçirme ve teslim etmedir. Ancak, onun söz konusu yükümlülükleri yanında, hem üçüncü şahısların üstün hak iddiasında bulunmalarına imkân bırakmayan hem de ayıpsız bir mal teslim etmesi zorunludur. Öğretide veciz bir şekilde ifade edildiği üzere, “Satılan mal ne yürütülmüş mal olacaktır ne de çürütülmüş mal”.1 Yani satılan malın kusursuz olacağı ifade edilmektedir. Ayıba karşı tekeffül borcu TBK’nin 219. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) öngörülen istisnalar dışında ticari nitelikteki satış sözleşmelerinde de uygulama alanı bulacaktır.
2. Kavram: Ayıba Karşı Tekeffül
Ayıba karşı tekeffül borcu, “Satılan şeyde satıcı tarafından vaat edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut sözleşme gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanlıkları bulunmasından mütevellit satıcının sorumlu tutulmasıdır.”2 Özetle belirtmek gerekirse, satıcının alıcıya karşı satılanda bildirdiği nitelikler ile satılanın kullanım amacı bakımından ondan beklenen faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan niteliklerin bulunmamasından doğan sorumluluğuna ayıptan doğan sorumluluk olarak ifade edilmektedir. Nitekim eBK’nin 194’üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, “Satıcı alıcıya karşı satılanın zikir ve vaat ettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi, maddi veya hukukî bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli surette tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir”. TBK’nin 219’uncu maddesine göre de “Satici, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomikayıpların bulunmasından da sorumlu olur.”. Aynı maddenin ikinci fıkrasında: Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağını ifade etmektedir.
Madde hükümlerinin ifade tarzları dikkate alındığında, ayıba karşı tekeffül borcunun biri sözleşmeden doğan “akdi” ve diğeri kanundan doğan “kanuni” tekeffül olmak üzere iki çeşidinin bulunduğunu göstermektedir.
Sözleşmeden doğan “akdi” tekeffül, satıcının, malda bulunduğunu söylediği ve bulunmasını taahhüt ettiği özellikler için sorumlu olmasıdır. Kanundan doğan “kanuni” tekeffül ise, satım konusu malda normal olarak bulunması gereken özelliklerin bulunmamasından veya değerini azaltan bir kısım ayıpların bulunmasından kaynaklanan sorumluluktur. Bu tip ayıplardan sorumlu tutulabilmesi için satıcının ayrıca taahhüt etmesi gerekmez. Sorumluluk doğrudan doğruya kanun hükmünden kaynaklanmaktadır.
3. Satıcının Ayıptan Doğan Sorumluluğunun
Şartları Satıcının ayıptan doğan sorumluluğuna gidebilmek için aşağıda saymış olduğumuz şartları birlikte taşıması gerekmektedir. – Alıcıya teslim edilen mal ayıplı olmalıdır. – Ayıp sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olmalıdır. – Ayıp önemli olmalıdır. – Alıcı, sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmamalıdır. – Alıcı kendisine düşen külfet ve yükümlülükleri yerine getirmiş olmalıdır. – Aksi yönde bir anlaşma yapılmamış olmalıdır.
3.1. Alıcıya Teslim Edilen Mal Ayıplı Olmalıdır. TBK’nin 219’uncu maddesine göre, “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.”. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağını ifade etmektedir. Bu bağlamda bakıldığında ayıp, satımın konusunu oluşturan malın niteliklerine ilişkin bir noksanlığı ifade eder. Yani, ya malda normal olarak bulunması gereken veya satıcı tarafından taahhüt edilmiş olan bir kısım özellikler yoktur; ya da malın değerini azaltan veya alıcının gerektiği gibi yararlanmasını engelleyen bir kısım eksiklikleri vardır. Maddi ayıp, malın fiziksel, kimyasal yapısını bozan aynı cinsten diğer mallara nazaran değer azaltan her türlü eksikliktir. Başka bir ifadeyle, maddi ayıp denilince, satım konusu malda mevcut fiziki bozukluklar anlatılmak istenir. Bunlara misal olarak, satılan bir kunduranın yırtık, lekeli veya renginin solmuş olması gibi durumlar gösterilebilir. Satın alınan meyve ve sebzelerin çürük çıkması, teslim edilen kömürün toprak ve taşla karışık olması, tüpün çatlak olması ve gaz sızdırması hep birer maddi ayıptır.
Hukuki ayıp, satılanın kendisinden beklenen yararları menfi yönde etkileyen, maldan gereği gibi yararlanmayı engelleyen objektif hukuki sınırlamalar veya yasaklardır. Başka bir ifadeyle, hukuki ayıp denilince, satım konusu malın hukuk düzeninde aykırılıklar barındırmasından mütevellit toplumun çıkarları gözetilerek kamunun menfaatlerine uymamasından kullanılmasına veyahut maldan yararlanılmasına mani olan objektif hukuki sınırlamalar anlatılmak istenir. Bunlara misal olarak, malın hukuka aykırı bir marka taşıması, başkasının telif veya sınai hakkını ihlal etmesi, alım satımının yasak olması, telefon idaresinin aradığı standartları taşımaması, ülkeye kaçak sokulmuş olması, üzerinde haciz bulunması, teslim edilen araca başkasına ait bir aracın şase numarasının takılmış olması, iskanı olmayan bir yerin satılması gibi durumlar gösterilebilir.
Ekonomik ayıpta ise, alıcıya teslim edilen malın ekonomik değerini azaltan, satılan malın alıcısına getirmesi gereken verimi getirmemesi gibi bazı özellikleri vardır. Bunlara misal olarak malın normal şartlarda getirebileceği kira gelirini getiremeyeceği anlaşılmıştır; otomobil öngörülen hiza ulaşamamaktadır; klima yeterli soğukluğu sağlamamaktadır; kararlaştırılandan farklı bir mal teslim edilmiştir; satılan araç öngörülenden daha fazla yakıt veya elektrik tüketmektedir… Yukarda açıklamalarda bulunduğumuz niteliklere aykırılık oluşturun malda, alıcı satıcının ayıba karşı tekeffül borcuna dayanarak ileride açıklayacağımız seçimlik haklarını kullanabilecektir. Buna karşılık, malın miktarındaki eksiklikler ayıp sayılmayacağı gibi, sözleşmede kararlaştırılanın dışında bir mal teslim edilmesi de bu anlamda ayıp sayılmaz. Birinci halde eksik ifadan, ikinci halde ise yanlış ifa veya ademi ifadan söz edilir. Bu durumda alıcı genel hükümler çerçevesinde haklarını kullanabilecektir.
3.2. Ayıp Sözleşmenin Kurulduğu Anda Mevcut Olmalıdır. Ayıp sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olmalıdır. Zira, satıcı, malın alıcıya teslim edilmesinden sonra ayıplı bir hale gelmesinden sorumlu tutulamaz. Sözleşmenin kurulduğu an ifadesi satılan malın türüne göre değişiklik arz etmektedir. Satıcı, menkul mallarda zilyetliğin devrinden, gayrimenkul mallarda tescil anından önceki ayıplardan sorumlu olacaktır. Hasarın geçmesinden sonraki ayıplar özel olarak üstlenilmiş veya kasten gizlenmiş olanlar hariç alıcıya aittir. Nitekim TBK’nin 208. maddesinde bu durum şöyle ifade edilmektedir, “Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir. Taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer. Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer.”. Satıcı, hastalıklı olarak teslim edilmiş bir ineğin daha sonra ölmesi gibi istisnaî haller dışında, yarar ve hasarın alıcıya geçmesinden sonra meydana gelen bozukluklardan sorumlu olmayacaktır. Buna karşılık, sorumlu tutulma açısından satıcının maldaki bu ayıpları bilme zorunluluğu yoktur. O, maldaki ayıplardan haberdar olmasa dahi yani gizli ayıplardan dahi sorumlu olacaktır. Nitekim bu durum TBK’nin 219. maddesinin ikinci fıkrasında şöyle ifade edilmektedir, “Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.”. Satıcının ayıpların varlığından haberdar olması, sorumluluğunun daha da artmasına vücut verir. Aynı şekilde, ayıbın meydana gelmesinde satıcıya yüklenmesi mümkün herhangi bir kusurun bulunmaması da önem taşımaz.
3.3. Ayıp Onemli Olmalıdır. Satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğundan söz edilebilmesi için, malda varlığı iddia edilen, niteliğini veya kendisinden beklenen faydayı sağlamadığı görülen ayıpların önemli olması lazımdır. Başka bir ifadeyle, maldaki ayıp, alıcının maldan beklediği yararlanma imkanını önemli ölçüde azaltmalıdır. Ayıbın bu bağlamda önemli olup olmadığı tespit edilirken alıcının sübjektif değerlendirmeleri değil, dürüstlük ilkesi olarak düzenlenen Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) 2. maddesi göz önünde tutulmalıdır. Dürüstlük ilkesi çerçevesinde değerlendirildiği zaman önemli sayılamayacak ayıplar için tekeffül hükümlerinin uygulanması istenemez. Bu tip ayıplara misal olarak, satın alınan kitabın bazı sayfalarının kıvrılmış olması, otomobilin kaportasında küçük bir çizik bulunması, konserve kutusunun üzerindeki etiketin bir bölümünün soluk veya çok renkli olması gibi durumlar gösterilir. Bu misallerde de görüldüğü üzere önemli olmayan ayıplar malın kullanılmasında yahut yararlanılmasında beklenen faydaya herhangi bir mâni teşkil etmeyecektir.
3.4. Alıcı, Sözleşmenin Kurulduğu Anda Ayıbın Varlığından Haberdar Olmamalıdır. Alıcı, sözleşmenin kurulduğu sırada ayıbı biliyor veya gerekli özeni göstermiş olsaydı bilecek durumda bulunuyor idiyse satıcı ayıptan sorumlu olmayacaktır. Başka bir ifadeyle, alıcı ayıbın varlığını eskiden beri biliyorsa, yani malın ayıplı olduğunu bilerek satın almış ise, artık satıcı bu ayıptan tekeffül hükümleri çerçevesinde sorumlu tutulamaz. Nitekim bu durum TBK’nin222.maddesinde şöyle ifade edilmektedir, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.”. Öğreti, söz konusu hükümden hareketle, satıcının tekeffül hükümleri çerçevesinde sorumlu tutulabilmesi için ayıbın gizli olmasını aramaktadır. Bu sebeple, eğer ayıp alıcının olağan muayenesi ile fark edilebilecek kadar açık ise, satıcının kanundan doğan tekeffül yükümlülüğünün kapsamına girmez. Satıcı, bu tip ayıplardan sadece açık olarak taahhüt etmiş “sözleşmeden doğan bir tekeffül” var ise sorumlu tutulabilir. Misalen kundura işiyle uğraşan bir esnafın satmış olduğu kundurada, kösele olarak imal edilen tabanın içine konulan astar ile taban arasında bir ayıp mevcut ise alıcının bunu olağan gözden geçirmeyle fark etmesi pek mümkün değildir. Bu durumda satıcı bu ayıptan haberdar olmasa dahi sorumlu olacaktır.
3.5. Alıcı Yükümlülüklerini Yerine Getirmiş Olmalıdır: Gözden Geçirme Ve Ayıbı Bildirme Satıcının ayıba karşı tekeffül hükümleri çerçevesinde sorumlu tutulabilmesi için, satılanı gözden geçirme ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek veya muhafaza, tespit ve sattırma gibi alıcının yerine getirmesi gereken bazı külfet ve yükümlülükler vardır:
3.5.1. Gözden Geçirme ve Ihbar Külfeti Olağan bir muayene sonucu anlaşılabilecek ayıplarda, alıcı, malın kendisine tesliminden itibaren mahalli örf ve adete göre imkan bulur bulmaz malı gözden geçirmek başka bir ifade ile muayene etmek ve satıcının tekeffülü altında bir ayıbın var olduğunu görürse bunu derhal satıcıya bildirmek zorundadır. Nitekim TBK’nin 223. maddesinde bu durum şöyle ifade edilmektedir: “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.”.
Alıcı, malı bizzat muayene edebileceği gibi, uzman olarak gördüğü bir kişiye de muayene ettirebilir. Muayene süresi de satım konusu şeyin mahiyetine ve ileri sürülen ayıbın cinsine göre değişebilir. Şüphesiz ki muayene külfetinin yerine getirilebilmesi için malın alıcıya teslim edilmesi gerekir. Mal alıcının hâkimiyetine sokulmadığı sürece alıcı tarafından muayene edilmesi pratik açıdan mümkün olmayacaktır. Muayene de şartlar aksini gerektirmiyor ise, malın alıcıya teslim edildiği yerde yapılır.
Buna karşılık, ayıp olağan bir gözden geçirme ile anlaşılabilir nitelik taşımıyorsa, alıcı, ileride ortaya çıktığı andan itibaren yine derhal satıcıyı haberdar etmelidir. Aksi takdirde yine malı ayıplı haliyle kabul etmiş sayılır. TBK’nin 223. maddesinde geçen derhal sözcüğünden maksat, maldaki ayıp fark edilir edilmez vakit kaybetmeksizin alıcıya haber verilmesidir. Ihbarın süresi içinde yani derhal yapılmış olup olmadığı somut olayın özeliklerine göre hakim tarafından takdir edilir. Bundan dolayı ki önemli olan ihbarın zamanında ve uygun araçlarla gönderilmesidir; yolda ortaya çıkacak gecikmeler alıcının haklarını etkilemez. O, malda tespit ettiği ayıba ilişkin ihbarı zamanında gönderince mükellefiyetini yerine getirmiş sayılır. İhbarın geçerliliği herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Sözlü, yazılı veya resmi şekilde yapılabilir. Ancak ilerde ortaya çıkabilecek sorunları ortadan kaldırma açısından yani ispat kolaylığı açısından noter aracılığıyla veya en azından yazılı şekilde yapılması tavsiye edilebilir. Ayrıca, ihbar metninin malda mevcut ayıpların neler olduğunu ve ihbar yapılırken ulaşılmak istenen sonucu ihtiva etmesi de şarttır. Normal muayene ve ihbarın gerektirdiği masraflara alıcı katlanır. Ancak, tekeffül davasının olumlu sonuçlanması durumunda alıcının bunları da satıcıdan istemesi mümkündür.
TBK’nin alıcının gözden geçirme ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin hükümleri, TTK’de düzenlenen ticari satımlarda da uygulama alanı bulmaktadır. Ancak burada dikkat edilecek husus her iki tarafı tacir olmayan yani sadece bir tarafı tacir olan ticari satım sözleşmelerinde uygulanır. Tacirler arasındaki yani her iki tarafı da tacir olan ticari satım sözleşmelerinde ise TBK’den farklı bir düzenleme bulunmaktadır. Bu durumda ihbar yükümlülüğü ise TTK tarafından özel olarak düzenlenmiştir. Nitekim TTK’nin 23. maddesinin birinci fıkrasında, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, TBK’nin 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu hükme göre, tacirler arasındaki ticarî satımlarda, malın ayıplı olduğu teslimi sırasında açıkça görülebilir bir nitelik taşıyorsa, alıcı, durumu iki gün içinde satıcıya bildirmek mecburiyetindedir. Bu yükümlülüğüne aykırı hareket eden alıcı, malı ayıplı haliyle kabul etmiş sayılır. Buna karşılık, malın ayıplı olduğu teslimi sırasında açıkça anlaşılabilir bir nitelik taşımıyorsa, alıcı, malı teslim almasından itibaren sekiz gün içinde muayene etmek veya ettirmek ve bu muayene sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, yine aynı süre içinde satıcıya bildirmek zorundadır. Aynı şekilde, bu yükümlülüğü yerine getirmeyen alıcı da malı ayıplarıyla birlikte kabul etmiş sayılır.
Hayvan satışında gözden geçirme ve ihbar külfeti gerek adi satım gerekse ticari satımlardan farklı bir düzenlemeye tabi tutulmaktadır. Nitekim TBK’nin 224. maddesinde şöyle bir düzenleme yer almaktadır, “Hayvan satışında satıcınınsorumlu olacağı süre yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya alıcının devralmada temerrüdünün gerçekleştiği günden başlayarak dokuz gün içinde kendisine bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur.”. Söz konusu hükme göre, hayvan satışında satıcının sorumlu olacağı süre yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya alıcının devralmada temerrüdünün gerçekleştiği günden başlayarak dokuz gün içinde kendisine bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olacaktır. Ayrıca gerçekleşen satımlarda satıcının ağır kusuru bulunması halinde satılandaki ayıbın yukarıda zikrettiğimiz bildirim külfeti bakımından ihbar sürelerine uymadığını ileri sürerek sorumluluğunu ortadan kaldırması mümkün değildir. Nitekim TBK’nin 225. maddesinde bu durum şöyle ifade edilmektedir, ‘Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirileriş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.”.
3.5.2. Satılanın Başka Yerden Gönderilmesi Halinde Muhafaza ve Sattirma Alıcı, mal başka bir yerden gönderiliyorsa yani bir mesafe satımı söz konusu ise, muayene ve ihbar yükümlülüğü yanında birtakım tedbirleri de almak zorundadır. Buna göre, başka yerden gönderilen malın ayıplı olduğunu gören alıcı, bulunduğu yerde satıcının bir temsilcisi varsa, yerinde yapılan satışlar için öngörülmüş hükümlere göre hareket eder. Buna karşılık, bulunduğu yerde satıcının bir temsilcisi yoksa, malın korunması için gerekli tedbirleri geçici olarak almakla yükümlüdür. Malı, korunması için gerekli tedbirleri almadan alıcıya geri gönderemez. Nitekim TBK’nin 226. maddesinde bu durum şöyle ifade edilmektedir, “Başka yerden gönderilen satılanın ayıplı olduğunu ileri süren alıcı, bulunduğu yerde satıcının temsilcisi yoksa, satılanın korunması için gerekli önlemleri geçici olarak almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü satılanın korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu satıcıya geri gönderemez.”. Ayrıca, zaman kaybetmeden malın ayıplı durumunu bir mahkeme kararıyla tespit ettirmesi de gerekir. Bu yükümlülüğe aykırı hareket ederse, iddia ettiği ayıbın malın kendisine ulaşması anında var olduğunu ispatlamak durumunda kalır. Bu durumda 226. maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmektedir. Satılan malın kısa zamanda bozulma tehlikesi varsa, alıcı onu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya yetkili, hatta satıcının yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür. Alıcı, durumu satıcıya en kısa zamanda bildirmezse, bundan doğan zarardan sorumlu olacaktır.
3.6. Aksi Yönde Bir Anlaşma Yapılmamış Olmalıdır. TBK’nin satıcının ayıba karşı tekeffül borcunu düzenleyen hükümleri esas itibariyle yedek hukuk kuralı niteliğindedirler. Bundan mütevellit taraflar söz konusu hükümlerin aksini kararlaştırmak suretiyle satıcının ayıba karşı tekeffül borcunu sınırlandırabilecekleri gibi, tümüyle ortadan da kaldırabilirler. Yani, satıcının kanundan doğan ayıba karşı tekeffül sorumluluğunu daraltan veya ortadan kaldıran sözleşme hükümleri kural olarak geçerlidir. Bu kuralın TBK’ de tek istisnası, 221. maddede düzenlenen sorumsuzluk anlaşması başlıklı hükmüdür, “Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.”. Bu durumda satılan malda satıcının ağır kusurunun bulunması halinde her ne kadar alıcı ile aralarında aksine bir anlaşma yaparak ayıptan doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmış olsa da yapılan anlaşma geçersiz olacaktır.
4. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcunda
Alıcının Hakları Yukarıda izahatını yaptığımız satıcının satış sözleşmesinin konusunu oluşturan malda herhangi bir ayıp meydana gelmesi halinde veya daha önceden var olan bir ayıbın alıcının maldan beklediği faydayı etkilemesi başka bir deyimle ortadan kaldırması durumunda alıcının lehine birtakım haklar doğmaktadır. Nitekim TBK’nin 227. maddesinde de düzenleme altına alınmaktadır.
Bu haklar TBK’nin m. 227. maddesine göre, “Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hällerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu
bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış
bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde,
bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile
değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.”
Alıcının kanunen kendisine tanınmış olan seçimlik haklarının hukuki niteliğine ilişkin öğretide çeşitli görüşler bulunur. Görüş ayrılığına sebebiyet veren konu, alıcının seçimlik haklarının, özellikle dönme hakkının bir yenilik doğuran hak mı yoksa tarafların mutabakatı ile kurucu nitelikte gerçekleşen bir talep mi olduğu noktasındadır. Her ne kadar konuya ilişkin ağır görüş bu seçimlik hakların bir yenilik doğuran hak olduğu dolayısıyla satıcıya yapılan tek taraflı irade beyanı ile kullanılacağı yönünde olsa da bir diğer görüşe göre de alıcının kullanacağı seçimlik hak üzerinde tarafların mutabakatının aranması gerektiğidir. 4.1. Seçimlik Hakların Kullanımının Sınırları Yukarıda vurgulandığı üzere TBK’de yer alan satıcının ayıptan doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlerin yedek hukuk kuralları niteliğinde olması ve emredici normlar olmaması sebebiyle tarafların aralarında akdedecekleri bir sözleşme ile alıcının seçimlik haklarına veya kullanımlarına çeşitli sınırlamalar getirebilir. Misalen seçimlik hakların sadece mahkeme aracılığıyla kullanılabileceğine ilişkin sınırlama getirilebilir. Ayrıca buna ek olarak ayıp sebebiyle satılanın değerindeki eksikliğin satış bedeline çok yakın olması durumunda alıcı seçimlik haklarından sadece dönmeyi veya satılanın benzeri ile değiştirilmesini talep edebilir. Bir diğer sınırlama ise yukarıda da vurgulanan zaman bakımında sınırlamalardır. TBK ve TTK nezdinde düzenlenen sürelerin kaçırılması durumunda seçimlik hakların kullanılamayacağı düzenlenmiştir. Yine TBK m.227’de belirtildiği gibi satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek alıcının seçimlik haklarını kullanmasına mani olabilir.
4.1.1. Sözleşmeden Dönme Ayıp malın kendisinde kalmasını gereksiz kılacak bir nitelik gösteriyorsa alıcı, sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme bozucu yenilik doğuran bir hakkın kullanılması niteliğindedir. Dönme hakkının kullanılmasıyla birlikte sözleşme geçmişe yürür olarak ortadan kalkar.
Birden çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir mal, birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân yoksa, dönme hakkının satılanın tamamını kapsaması zorunludur. Satılanın aslı için satıştan dönülmesi, ayrı satış bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini de kapsar; fakat eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz.
Satım konusu mallar arasında asıl şey – eklenti (asli – feri) ilişkisi varsa, asıl eşyaya ilişkin satım sözleşmesinden dönme eklentiye ilişkin satımı da etkiler. Buna karşılık, eklentiye ilişkin satımın feshi asıl şeyin durumunu etkilemez. Nitekim bu durum TBK’de de ifade edilmektedir. Malın ayıp nedeniyle veya bir kaza sonucu yok olması ya da hasara uğraması hâllerinde de fesih için dava açılabilir. Ancak, böyle bir durumda da alıcı elinde kalanı geri vermekle yükümlü olur. Öğretide, fesihle birlikte müspet zararın tazmini için de dâva açılabileceği ifade edilmektedir. Satılan alıcının kusuru yüzünden telef olmuş yahut alıcı onu başkasına temlik etmiş veya şeklini değiştirmiş ise, artık sadece kıymet noksanına mukabil satış bedelinin indirilmesini dâva edebilir. Bu durum TBK’nin 228. maddesinde de şöyle ifade edilmektedir, “Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan satılanın ayıptan, beklenmedik hâlden veya mücbir sebepten dolayı yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması, alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını engellemez. Bu durumda alıcı, satılandan elinde ne kalmışsa onu geri vermekle yükümlüdür. Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir.”
4.1.1.1. Dönmenin Sonuçları Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle
birlikte geri verilmesi.
2. Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi,
yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi.
3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının
giderilmesi.
Saticı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür.
4.1.2. Satış Bedelinin Indirilmesini Isteme Alıcı, ayıplı haline rağmen malın elinde kalmasında yarar görüyorsa, sözleşmeden dönme yerine satış bedelinin indirilmesini isteyebilir. Yani, alıcı için sözleşmeden dönme zorunluluğu yoktur. Ancak, istisnaen, ayıp nedeniyle ortaya çıkan kıymet eksilmesi malın satış bedeline eşit ise, o, artık satımın feshini istemek mecburiyetindedir. Bu hakkın kullanımında alıcının tek taraflı irade beyanı yeterli olmayıp, satıcının da bedelde indirimi kabul etmesi gerekmektedir.
4.1.3. Malın Ayıpsız Çeşidiyle Değiştirilmesini İsteme TBK m. 227’de listelenmiş, alıcıya tanınan seçimlik haklardan biri olan değiştirme hakkı sadece çeşit borçlarında söz konusu olabilmekte iken, parça borçlarında ise bu hakkın kullanımı ancak tarafların mutabakatı kaydıyla gerçekleşebilir. TBK m. 227, alıcıya böyle bir hak tanıdığı gibi, satıcıya da derhal satılanın ayıpsız bir benzerini teslim etmek ve alıcının uğradığı zararı tamamen tazmin etmek koşuluyla alıcının açabileceği davalardan ve alıcıya tanınan seçimlik hakların kullanılmasının önüne geçme hakkı tanır.
4.1.4. Ücretsiz Onarım İsteme TBK kendisine ayıplı bir mal teslim edilmiş alıcıya ücretsiz onarım isteme hakkı tanımıştır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (“TKHK”) tanıdığı bu imkân, TBK tasarısı tarafından da kabul edilmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre, alıcı, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteyebilecektir.
5. Zamanşımı
Satıcının ayıba karşı tekeffül borcundan doğan davalar için kanunumuzda zamanaşımı süresi Öngörülmüştür. TBK’nin 231. maddesine göre, “Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.”. Görüldüğü üzere satıcının ayıba karşı tekeffül borcundan doğan davalar, ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, malın alıcıya teslim edilmesinden itibaren iki yıl geçince zamanaşımına uğrayacaktır. Bu iki yıllık süre yalnız taşınır satışları için geçerli olup, taşınmaz satışlarında bu süre beş yıldır. İki yıllık süre, ayıp ister gizli olsun ister açık bir ayıp olsun bu ayıbın görülmesiyle değil, satılanın alıcıya devriyle birlikte işlemeye başlar. Devirden maksat satılan şeyin alıcının mal üzerinde fiili hakimiyet kurmasına bağlıdır. Alıcının malı teslim aldıktan sonra yani fiili hakimiyet kurduktan sonra ayıbı tespit edememesi iki yıllık sürenin işlemeye başlamasını engellemez. Binaenaleyh, alıcının satılan maldaki ayıbı iki yıllık süre geçtikten sonra öğrenmesi halinde, ayıptan doğan hakkı sona erer; borç, eksik borç haline dönüşür. Alıcı bu duruma rağmen hakkını ileri sürerse, satıcının zamanaşımı def’i ile karşılaşacaktır. Burada hâkim zamanaşımını kendiliğinden değil, ancak davalı satıcının ileri süreceği zamanaşımı def’i üzerine göz önüne alabilir. Demek ki, TBK m. 231’de öngörülen süreler hak düşürücü süreler değil, gerçek anlamda zamanaşımı süreleridir.3 Ancak, taraflar on yılı geçmemek şartıyla4 daha uzun bir zamanaşımı süresi de öngörebilirler. Böyle bir durumda sözleşme kararlaştırılmış süreye göre hareket edilir. Aynı zamanda madde metninden anlaşılacağı üzere zamanaşımı süresini kaçırmış olan alıcıya bir de def’i hakkı da tanınmıştır. Buna göre, o, malın kendisine tesliminden itibaren iki sene dolmadan önce bildirdiği ayıpları, iki yıllık süre geçtikten sonra satıcı tarafından aleyhine açılacak dâvalarda def’i olarak ileri sürebilir. Bu çerçevede, muayene, ihbar ve muhafaza gibi külfet ve yükümlülükleri usulüne uygun şekilde yerine getirmiş bir alıcı, zamanaşımı süresini kaçırmış bile olsa, satıcının kendisinden satış bedelini talep ve dâva etmesi durumunda kendisine teslim edilen malın ayıplı olduğunu ileri sürebilir.5
Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki borçlar hukukumuz da zamanaşımını kesen ve durduran sebepler burada da uygulanacaktır. Mesela satıcının borcunu ikrar etmesi veya alıcının dava açması halinde TBK m.154’e göre zamanaşımı kesilir.6
Zamanaşımı, TKHK’nin 12. maddesinde de özel olarak düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre, “Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır. İkinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğu bir yıldan, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda ise üç yıldan az olamaz. Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.”. Bu düzenlemeye göre madde metninden anlaşılacağı üzere taraflar kendi aralarında daha uzun bir zamanaşımı süresi takdir edebileceklerdir. Ancak zamanaşımı süresinin tüketici yararına uzatılması mümkün iken, korunan kişi olduğu için onun aleyhine kısaltılması mümkün değildir.7
6. SONUÇ
Sonuç olarak yukarıda tarafımızca detaylı olarak açıklandığı üzere, satıcının alıcıya karşı satılanda bildirdiği nitelikler ile satılanın kullanım amacı bakımından ondan beklenen faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan niteliklerin bulunmamasından kaynaklanan durumlarda satıcının ayıba karşı tekeffül borcu gündeme gelmektedir. Böyle bir durumda alıcının maldan beklediği faydayı etkilemesi başka bir deyimle ortadan kaldırması durumu oluşacağından alıcı taraf kanunda belirtilen sürelerde satılanı gözden geçirmeli ve malın ayıplı olması durumunda uygun sürede ayıp bildiriminde bulunmalıdır. Böylece yapılan bildirimle birlikte alıcı kanunda sınırlı olarak sayılan seçimlik haklarından birini kullanabilecektir.
DİPNOT
- ‘ Hatemi, Hüseyin / Serozan, Rona / Arpacı, Abdülkadir, Borçlar Hukuku, Özel Bölüm, İstanbul 1992, s.86.
- Edis, Seyfullah, Türk Borçlar Hukukuna Göre Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu, Ankara 1963, s.7; Bilge, Necip, Borçlar Hukuku, Özel Borç Münasebetleri, Ankara 1971, s.73.
- Fikret Eren Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları 5. Baskı, Ankara,2017,s.123
- Bkz., Feyzioğlu, 302; Tandoğan, 194.
- Feyzioğlu, 303. Böyle bir durumda, teslim edilen malların ayıplı olduğu hususunda ispat yükü davalının üzerindedir. Bkz., 19. HD., 26.5.2003, E.2003/2169 K.2003/5420, “… Davacı, davalıya teslim ettiği cevher bedelinden bakiye alacağını talep etmiş, davalı da bu isteme karşı teslim olunan malın sözleşmeye uygun olmadığını bildirerek karşı çıkmıştır. Malın tesliminde bir uyuşmazlık bulunmadığından ayıbın ispat külfeti davalıdadır. Bu durumda ayıbın belirlenmesi ve davalının ödeme yapıp yapmamakta haklı olup olmadığının tespiti için yapılacak yargılama masraflarının ispat külfeti kendisine ait olan davalı yandan alınması gerekir. …” (YKD., C.29, S.10, 2003, s.1577- 1578).
- Fikret Eren Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları 5.Baskı, Ankara,2017,s.124
- Fikret Eren Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları .Baskı, Ankara,2017,s.127
KAYNAKÇA
- Fikret Eren Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler .Baskı, Ankara 2017
- Cevdet Yavuz Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler 17.Baskı, İstanbul 2021
