1. GİRİŞ

Gelişen teknoloji dünyası ile birlikte hukuk alanının da buna bağlı olarak gelişiyor olması kaçınılmaz bir gerçektir. İnternet çağında yaşadığımız bu dönemde sanal yollar ile gerçekleştirilen her işlemin arkasında hukuki bir işlem yatmakta olup, yapılan tüm eylemlerin de hukuki bir yaptırımı doğurması sonucu ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman kendini geliştiren teknolojiyle hukuk sistemleri de gerçekleşen eylemlere göre kendini şekillendirse de zaman zaman öngörülebilen gelecek sanal projeleri için birtakım hukuki sorunların önüne geçmek adına hukuki anlamda zemin çalışmaları yapılması gerekmektedir. Kurgusal evrenin her alanda kendini geliştirmesi ile aklın dahi zor algıladığı alanlarda hukuki tanımlama yapma zorunluluğuna gitmek gerekmektedir. Hayatımıza hızla giriş yapan sanal paralardan sonra sanal hayat âlemlerinin yani kurgusal evrenlerin yaşamımıza giriş yapması ve bu kurgusal evrenlerin de git gide gelişmesi ile alternatif yaşam düzenine dönüşmesi, yaşam düzeni kurulması sonrasında adalet kavramı ekseninde hukuki yaptırımların bu sanal düzlemlere nasıl uygulanacağı konusu merak uyandırmaktadır. Her ne kadar daha yeni gelişmekte olan alanlar da olsalar kurgusal evrenler, kişilerin hak ve hukuk aradığı bir yapıya gelmiş olmakta ve bu düzlemlere ilişkin yeni emsal kararlar verilmektedir. Bu makalemizde öncelikle metaverse’ün yani Türkçe karşılığı “evren ötesi”nin ne olduğu ve bu kurgusal evren düzleminde gerçekleşen tüm eylemlerin hukuki yansımalarına değineceğiz. Söz konusu metaverse, çok yeni ve hızlı gelişen bir internet sahası teknolojisi olduğu için şu aşamada, verilen bazı emsal olabilecek kararlar dışında hukuken salt yoruma dayalı bir kurgusal evren olarak karşımıza çıkmaktadır.

2. Metaverse Nedir?

Metaverse birçok kişinin kendi sanal temsilleri yani avatar olarak tanımlanabilecek sanal gerçeklikleri sayesinde birbirleriyle ve dijital nesnelerle etkileşime girebildiği, sürekli açık olan kurgusal evrenden oluşan bir ağdır. Söz konusu bu ağ dünyanın bir izdüşümü olarak düşünülebileceği gibi aynı zamanda yaratılan bir ütopik ya da distopik bir paralel evren olarak da düşünülebilir. Söz konusu kişiler oluşturdukları karakterler ile bu kurgusal evrende sanki kendi yaşamlarının alt evrenlerini yaratabilecekleri gibi olmak istedikleri bilinçaltı yaşamlarını da kurgusal evrene taşıyabileceklerdir.

Metaverse kavramı ilk kez Neal Stephenson’ın 1992 yılında yayımladığı bilimkurgu romanı Snow Crash’de ortaya çıkmıştır. Bu romanda metaverse kavramı kurgusal bir dünya olarak betimlenmiştir.’ Nitekim metaverse kavramı, ortaya atıldığı ilk dönemlerde aşırı abartılı ve spekülatif bir gelecek perspektifi olmakla eleştirilmiştir.

Gelişen teknoloji ile kişiler fiziksel dünyayla olan bağlarını en aza indirgerken, diğer yandan da teknoloji devrimi gerçekleşmektedir. Merkezi işlem üniteleri, grafik işlem üniteleri, veri işleme, makine öğrenmesi, yapay zekâ ve kriptografi gibi teknolojilerde muazzam yollar kat edilmiştir. 2010’lara geldiğimizde bunlar, daha da üst düzey teknolojik fikirlerin önünü açmıştır. Örneğin; blokzincir teknolojisi; verileri, merkezî olmaksızın güvenli bir şekilde işlemeyi mümkün kılmıştır. Blokzincirin en popüler uygulaması kriptoparalar olsa da bu teknoloji, gücün tek elde toplanmasını istemediğimiz ve gizliliğin önemli olduğu her yere uygulanabilir; dijital kimlikler, devlet yönetimi, sağlık, sigorta, hukuk, blokzincir uygulamalarının belirmeye başladığı sahalardan sadece birkaçıdır.2

Tüm bu gelişmelerden sonra tüm bu alanların aynı sanal evrende kullanabileceği bir kurgusal düzlem oluşturulmuştur. Bu evrende metaverse olarak tanımlanmaktadır. Metaverse çok yeni bir düzlem olduğu için çeşitli tanımları yapılmıştır. Böylesine bir yaratılmış evrenin tek ve gerçek bir tanımının yapılması doğru olmayacaktır. Metaverse’ü çoğu kişi, “Ticaret ve eğlencenin ötesinde sanal topluluklar yaratmaya olanak tanıyan bir konsept olduğu; kullanıcıların avatarları aracılığı ile etkileşime geçebildiği üç boyutlu sanal alanı kapsayan yeni nesil bir internet olduğu ve siber uzaydaki ‘dijital büyük patlama’ olarak” betimlemektedir.”

Aynı zamanda yayımlanan yazılarda; metaverse’ün tematik olarak birbirine bağlı kapsayıcı deneyimleri mümkün kılmayı hedeflediği belirtilmektedir.* Yakın bir zamanda ön adına Meta eklenen Facebook Inc.’nin CEO’su Zuckerberg 2021 tarihli bir röportajında metaverse’ün “….mevcudiyet/ yan yana olma hissini sunacağını, arkadaşlarla/aileyle bir araya gelmek, alışveriş yapmak, çalışmak, eğlenmek gibi deneyimlerin yanı sıra bugünkü bilgisayarlar ve telefonlar hakkında nasıl düşündüğümüzün ötesinde bambaşka deneyimler yaşanabileceğini, bir hologram şeklinde ofise, işe veya ailenizin evine teleport gerçekleştirilebileceğini….” ifade etmektedir.

Kanaatimce bir tanımlama yapmak gerekirse metaverse;

“Gerçek hayata dair tüm alanların sanal izdüşümlerinden oluşan, kişilerin bilinçaltlarında olmak istedikleri kişilikleri ya da yaşamak istedikleri hayatları sanal düzlemde sunan, hayat çizelgesinde zaman kaybı algısını yok etme gayesi ile kişileri aynı anda sanal gerçeklik boyutu ile buluşturan, bireylere yeni bir gerçeklik, anlam dünyası ve iş birliği fırsatları sunan, kültürel, entelektüel ve ekonomik üretim için alt yapı ve etkileşim olanakları tanıyan kurgusal bir siber toplum evrenidir” Bu anlatımlarla metaverse yeni bir siber toplum, kurgusal evren gibi betimlemeler yapıldıktan sonra bir toplum oluştuktan sonra ilk akla gelen kurallar ilkesinin konuşulması gerekir. Bir toplumdan bahsedildiği anda ilk insan teoremi ile gelen toplumun olduğu yerde oluşmaya başlayan kurallar ve toplumun gelişmesi ile ortaya

çıkan adalet ve eşitlik olgusunun sonucu hukuk kurallarının konuşulması gerekecektir. Metaverse gelişmesi ile oluşturulacak avatarların oluşturduğu sanal toplum için de aynı ilkelerin gözetileceği kuşkusuz olup bu sanal gerçeklik düzleminin de bir hukuk kurallarına tabi olması gerekeceği düşünülmektedir. Her toplumda bireylerin uyması gereken bir hukuk kuralları olduğu düşünüldüğünde sanal toplum olgusunun hukuk kurallarından bağımsız şekilde işlerlik kazanması o sanal toplumun çöküşünü getirebilecektir. Aynı zamanda söz konusu sanal düzlemde oluşturulan karakterlerin de gerçek kişiler tarafından yönetildiği/ oynandığı düşünüldüğünde, söz konusu

avatarın gerçekleştirdiği eylemlerin avatarı yöneten kişiyi de bağladığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Basit bir anlatımla; metaverse kişilerin gerçek hayatta gerçekleştirebildiği eylemlerin çoğunluğunu, siber toplumda gerçekleştirmesi olarak betimlendiğinde, hukuku da işbu eylemlere ilişkin her konuda görebileceğimizi söyleyebiliriz. Örneğin; metaverse düzleminde, bir kişiye/ avatara hakaret edildiğinde bu hakaret bilişim hukuku alanlarından bilişim ceza hukukunu, metaverse düzleminde bir sanal gayrimenkul alınması halinde gayrimenkul hukukunu, yapılan satış işlemlerinin edimlerinin yerine getirilmemesi ticaret ve borçlar hukukunu ilgilendirecektir. Yani gerçek hayatta; toplumda, gerçekleşen tüm hukuki eylemlerin sanal dünyadaki izdüşümlerinin de hukuki boyutlarının oluşacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

3. Metaverse Sanal Evreninde Ceza Hukuku Değerlendirilmesi

Meta verse kurgusal evreninde ceza hukukunu ilgilendirebilecek birçok uyuşmazlık karşımıza çıkabilecektir. Kişiler tarafından oluşturulan avatarların sanal dünyada gerçekleştirdiği eylemlerin reel dünya hukuk kurallarına tabi olup olmadığı gelişen sanal evren kuralları ile netlik kazanacaktır. Oluşturulan avatar kişiliğinin haklarının “sanal insan hakları” olarak nitelendirilmesi yapılıp yapılmayacağı ve bu insan hakları ihlallerinin yaptırımlarının ne olacağı şu aşamada net olmayıp, bu konuda uluslararası bir sanal evren ceza hukuk kuralları oluşturulması söz konusu olabilecektir. Çünkü ceza hukuku, tabiatı ve süregelen gelişimi gereği atıf ve kıyasın pek de mümkün olmadığı bir alan olup sanal evrende, gerçek kişilerin oluşturdukları karakter üzerinden yönlendirmesine bağlı olarak hareket eden avatar eylemlerinin suç olarak nitelendirilmesi durumunda, nasıl bir ceza uygulanacağı sorunsalı ortaya çıkmaktadır.

Söz konusu evrenin zeminlerinin atıldığı aşamada gerçekleşen reel dünyada cezai yaptırımları olan olaylar söz konusudur. Şöyle ki; eski Facebook yeni Meta şirketinins metaverse evreninde bir kadın, sözlü tacize uğradığını belirtmiş ve ekran fotoğrafı alarak bu hususu ortaya koymuştur. Amerika haberlerinde yer alan verilerde metaverse bu durumu doğrulamış olup bu hususta gerekli kuralların oluşturulması açısından çalışmalar yapıldığı belirtilmiştir. Bu olay da uluslararası bir sanal hukuk kurallarının oluşturulması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak; şu aşamada, kurgusal evren olan metaverse evreninde hakaret, tehdit, cinsel taciz, nitelikli dolandırıcılık gibi birçok suç tipinin bir yaptırım olmaksızın gerçekleşebileceği söylenebilir. Bununla birlikte birçok farklı suç tipleri de dolaylı olarak metaverse evreninde işlenebilecek durumdadır.

4. Metaverse Sanal Evreninde Gayrimenkul Hukuku Değerlendirilmesi

Metaverse sanal evreninde oluşturulan dijital arsa ve dijital gayrimenkul satışları söz konusu olmaktadır. Bu anlamda sosyal ağda gördüğümüz üzere metaverse evreninde arsa satışları oldukça popüler olup bu satışlar beraberinde hukuki hususları da getirmektedir. Gerçek dünya enflasyon düzeninde bile gayrimenkullerin günlük değerlenmesi söz konusu iken sanal evrende de bu hususun tartışması yapılacaktır. Yine aynı zamanda, yapılan satışların hangi bedel üzerinden olacağı, resmi olarak söz konusu satışların nasıl gerçekleştirileceği de tartışmalı hususlar olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanların anayasal hakkı olan mülkiyet hakkının sanal evrendeki izdüşümünün nasıl uygulanacağı ve oluşabilecek hukuki sıkıntılar karşısında ne gibi yollar izleneceği belirsizdir. Bir “tik” ile girilebilen bir sanal evrende yüksek bedellerle alınan arsaların malikinin mülkiyet hakkının kapsamının ve sınırlarının nasıl belirleneceği, belirsizliklerden biridir. Reel hayatta mülkiyet hakkı kişiler mülkleri üzerinde özgürce tasarruf yetkisi verirken, sanal evrende bu hususun nasıl uygulanacağına ilişkin bir düzenleme mevcut değildir.

Yine üzerinde durulan bir diğer husus ise gayrimenkul alımlarının hızla arttığı sana evrende satın alınan mülklerin üzerine haciz konulup konulamayacağıdır. Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik (“Kripto Varlık Yönetmeliği”) kapsamında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (“TCMB”) kripto varlıkları; “dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak sanal olarak oluşturulup dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan, ancak itibari para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlıklar” olarak betimlemiştir.®

TCMB tarafından yapılan bu tanım kapsamında; kripto varlıkların menkul kıymet veya sermaye piyasası aracı ya da ödeme aracı olarak tanımlanmasının önüne geçilmişti. Ancak mahkeme kararında; kripto paraların “bir çeşit döviz veya sanal para olarak kabul edildiğini” belirterek, Kripto Varlık Yönetmeliği’nden farklı bir tanım getirmiş ve kripto varlıkların haczinin mümkün olduğuna karar vermiştir. Söz konusu karar, İcra hukuk mahkemesi tarafından kesin olmayarak verilmiş olup, istinaf mahkemesi tarafından bozulması söz konusudur. Burada vurgulamak istediğimiz şudur ki; söz konusu sanal işlemlere ilişkin yapılan eylemlerde, reel dünyada da bile bir hukuki birlik bulunmazken sanal evren olan metaverse düzleminde yapılan bir satış işlemi sonucu edinilen gayrimenkul üzerine haciz konulup konulamayacağı hususunda çok farklı mahkeme kararları ile karşılaşmak mümkün olabilecektir.

5. Metaverse Sanal Evreninde Fikri Mülkiyet Hukuku Değerlendirilmesi

Burada öncelikle non-fungible token yani “NFT” üzerinde durmak gerekecektir. NFT günümüzde modern sanat eseri olarak görülmekte olup, ulusal tanımı ile dijital bir varlığın benzersiz olduğunu ve bu nedenle birbirinin yerine geçemeyeceğini onaylayan, blok zinciri adı verilen bir dijital defterde depolanan veri birimi olarak tanımlanmaktadır. Metaverse evreni teknolojisi de NFT teknolojisini içinde barındırmaktadır.

NFT’lerin tanımsal nitelendirmeleri diğer sanat eserlerine nazaran daha farklı olsa da aynı hukuki koruma rejimine tâbidirler. Bu eserler içerisinde fikri mülkiyet hukuku hükümlerini barındıran 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) uyarınca, hukuki koruma altındadırlar. SEK’in ilgili maddelerine bakıldığında NFT’leri de kapsayan hükümlerin olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu alanda meydana gelebilecek uyuşmazlıklarda, söz konusu kanunun ilgili maddelerince hukuki uyuşmazlık çözülebilecektir. NFT niteliğindeki sanat eserlerinin oldukça büyük bedellerde satılması dikkate alındığında, eser sahibinin yasal hakları ve neler yapabileceği konusu önem arz edecektir. Eser sahibinin ve dolaylı hak sahiplerinin FSEK kapsamında mali haklarına bakacak olursak bunlar; temsil etme işleme yayma, pay, çoğaltma ve takip hakları olacaktır. Manevi haklar ise; eserin ismini belirleme, eseri kamuya sunma, bilgi verme, eser üzerinde değişiklik yapabilme hakları olarak karşımıza çıkmaktadır. Yine eser sahibinin yargılamaya ilişkin hakları ise; tecavüzün meni davası, tecavüzün önlenmesi davası, maddi ve manevi tazminat davası açabilme hakları olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu haklar NFT eserlerine de uygulanabilecek olup, dolaylı olarak NFT’yi içinde barındıran metaverse sanal evrenine de uygulanacağı sonucu çıkarılabilir.

6. Metaverse Sanal Evreninde Kişisel Verilerin Değerlendirilmesi

Teknolojinin ve sosyal medya kullanımının gelişmesi ile birlikte kişisel verilerin gizliliğinin korunması da tehdit altına girmektedir. Bu zamana kadar kullanılan sosyal platformlarda birçok kişisel veri sızıntıları gerçekleşmekte ve bu konuda büyük şirketlere birçok tazminat davası yöneltilmektedir. Metaverse teknolojisi de kişilerin kurgusal evrendeki olan eylemlerini veri analizi temel alınmak suretiyle doğrudan kararların alınması ile gerçekleştirmektedir. Bu açıdan bakıldığında da metaverse evreni, reel dünyadan farklı olarak internet üzerinden veri akışı olan bir sistem olduğu için verilerin korunması ve sınırlamalar noktasında tedbirlerin alınması gereken bir platform olarak ortaya çıkmaktadır. Metaverse evreninin bilişim sistemlerinin çok daha ötesinde, çok daha kapsayıcı bir evren olduğu varsayılırsa özel hayatın gizliliği ve kişisel veriler noktasında geniş korumalar getirilmesi olasıdır. Metaverse evreninde şahıs kendisi olarak yer almasa da kendi oluşturacağı avatar ile varlığını devam ettireceğinden kendi kişilik haklarının zarar göreceği algısı ile olaya yaklaşılarak, bu hususta birtakım önlemler almak gerekecektir. Kişilik hakları ihlali bilişim sistemlerinin hukuki olarak en çok darbe aldıkları alan olup, metaverse evreninde olası bir ihlalinde kurgusal düzene çarpıcı şekilde zarar vereceği kesindir. Çünkü metaverse evreni kişinin bir nevi sanal gerçeklik ile varlığını başka bir boyutta devam ettirmesi olarak düşünüldüğünde kullandığımız sosyal platformlardan daha fazla kişilik haklarının korunmasına özen gösterilmesini gerektirecektir.?

7. Metaverse Sanal Evreninde Borçlar Hukukunun Değerlendirilmesi

Bilindiği üzere; gerçek dünyada yapılan tüm eylemlerimiz, bir bakımdan borçlar hukukunu ilgilendirmektedir. Yapmış olduğumuz alışveriş bile borçlar hukuku alanına girmekte olup internet üzerinden yapılan işlemlerimizde genel anlamı ile bir borç doğurmaktadır. Gerçek dünyada uygulanan bu emareleri, metaverse evrenine uyguladığımızda da birtakım sorunlarla karşılaşmak mümkün olacaktır. Kaldı ki; bu işlemleri gerçekleştirilen kişilere ilişkin uygulanabilecek tazminat hukuku alanı da çok soyut şekilde varlığını göstermektedir. Metaverse evreni ile şirketler, metaverse evreninde yeni iş kollarına yönelebilecek olup, bu özel hukuk uyuşmazlıklarında kimlerin sorumlu tutulacağı, zararlar sonucunda tazminat taleplerinin kimlerden istenebileceği konularinın açıklığa kavuşturulması gerekecektir. Bu alanlarda henüz bir kanuni yapılanma söz konusu olmadığından ülkelerin nasıl bir uygulama yapacağı merak konusudur. Ortak uygulanabilir uluslararası hukuk normları mı belirlenecek yoksa evren kurucularının otonom kuralları doğrultusunda mı kuralların uygulanacağı da tartışma konusudur. Ülkeler hukuk normlarını oluştururlarken, örf ve adet gibi hususlardan beslenebilmekte olup, bu kapsamda oluşturulacak bir metaverse hukuk kurallarının da nasıl olacağı merakla beklenmektedir. Ancak şu kesindir ki; metaverse evrenin bir kurgusal evren olup tüm dünyada yaşayan insanlar için var olduğu dikkate alındığında, ortak bir amacı hedefleyen insani hakları gözeten bir kurallar zincirinin oluşturulması daha mantıklı olacaktır.

8. Metaverse Sanal Evreninde Miras Hukukunun Değerlendirilmesi

Metaverse teknolojisinin mevcut yansımalarından biri de miras hukuku alanında olacaktır. Kişilerin kurgusal evrende herhangi bir mal ve mülk satın almış olmaları miras konusuna dair tartışmaları da beraberinde getirecektir. Malların ve mülklerin, miras bırakanın kurgusal evrendeki mirasçılarına mı yoksa gerçek dünyadaki mirasçılarına mı geçeceği konusunda somut bir düzenleme bulunmamaktadır. Burada dijital miras kavramından bahsetmek gerekecektir. Dijital miras kavramı hukuk sistemlerinde çok yeni bir kavramdır. Bugüne kadar da Türk hukuk sisteminde dijital miras için yasal bir tanım veya aynı bir yasal düzenleme öngörülmemiştir. Bununla birlikte bazı görüşlere göre bazı dijital varlıkların artık diğer mülk türleriyle birçok benzerlik taşıdığı ve devredilebilecek bir değere sahip olmalarından dolayı dijital mirasın vasiyetler ve mülklerle ilgili kanunlara tabi olması gerektiği savunulmaktadır. Bizimde katıldığımız bu görüşe göre; gelişen teknoloji ile birlikte kişiler malvarlıklarını çok farklı internet sağlayıcısı üzerinde biriktirebilmektedirler. Bilişim sistemleri üzerinde açılan hesaplar, cüzdanlar kişilerin yeni malvarlıklarını korudukları alanlar olmaktadır. Peki ya bu sistemler üzerinde edinilen malvarlığı mirasa dahil olabilecek midir?

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 13.11.2020 tarihli, 2020/1149 Esas ve 2020/905 Karar sayılı kararı ile mirasçılar olan merhumun eş ve çocuk tarafından bir dizi dijital varlığın merhumun mirasının bir parçası olduğunun tespiti için açılan davaya ilişkin dijital mirasın temeli sayılabilecek bir hüküm kurulmuştur. İddiaya konu olan davada; dijital varlıklar bir e-posta ve iCloud hesabıdır.

İlk derece mahkemesi kararında; mirasçıların ölen kişinin telefonundaki fotoğraf ve video gibi bilgilere başka yollarla erişebildiğini ve e-posta ve iCloud hesabının mirasın bir parçası olarak belirlenmesine izin verilmesinin özel hayatın gizliliğinin ihlali teşkil edeceğini belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, bu tür dijital varlıkların aslında merhumun mirasının bir parçası olup olmadığının tespit edilmesinin gerekli olduğunu ve mahkemenin özel yaşamı koruma gerekçesiyle karar vermekte hata yaptığını belirterek, ilk derece mahkemesi kararının aksi yönünde karar vermiş olup, talep edilen hesapların merhuma ait olup olmadığını ve mirasçılara hesaplardaki bilgilere erişim sağlamanın yasal olup olmayacağını belirlemek için teknik ve hukuki bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirtirken, gerekçesinde dijital varlıkların mirasa dahil edilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Gerekçe bölümünde; iddianın temelini oluşturan e-posta ve iCloud hesabının ötesine geçerek, ölen bir kişinin mirası belirlenirken sosyal medya hesabı ve dijital cüzdanlar gibi dijital varlıkların hepsinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Buna göre Bölge Adliye Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) miras konusuna uyguladığı 599. maddesinin dijital varlıklar için de geçerli olması gerektiğine hükmetmiştir.

Karar gerekçesinde, Alıntılanan Yargıtay ilamı çerçevesinde eldeki dosyada hiçbir araştırma yapılmaksızın talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte eldeki dosyada özel bir durumun söz konusu olduğu da açıktır. Zira talep eden müteveffanın “Apple iCloud” kimliğinin terekenin aktifinde olduğunun da tespitini talep etmiştir. Gelişen teknolojilerin insan hayatını kolaylaştırması yanında bir kısım yeni kavramlar ve hukuki sorunlar yarattığı bilinen bir gerçektir. Bunların en başında da mülkiyet kavramının başkalaşımının geldiği söylenebilir.

Yakın zamana kadar mülkiyet kavramı menkul ve gayrimenkul mülkiyeti ile bir kısım sınırlı ayni haklar etrafında şekillenirken, son dönemde fikri mülkiyet kavramının gelişimi üzerine ilgili otoritelerce “Fikir ve Sanat Eserleri” mülkiyet hukuku çerçevesinde koruma altına alınmış, bu yönde bir kısım yasal düzenlemelere gidilmiştir. Ancak çağımızın kaçınılmaz şekilde dijitalleşen hayat tarzı karşısında, dijital mal varlığına dair dijital mülkiyet ile ilgili henüz yasal bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir.

Yine yakın zamana kadar elektronik posta hesapları, sosyal medya hesapları ve benzeri dijital uygulamalar, yalnızca kişisel kullanıma yönelik olup maddi bir değer taşımazken; günümüzde bu hesapların reklam gelirleri elde edilen maddi bir karşılığı olan hesaplar halini alabildiği gibi yine sosyal medya hesaplarının ve dijital para cüzdanlarının bağlı olduğu e-posta hesaplarının da artık kişisel kullanımı aşıp, ticari değeri olan dijital mal varlığı kapsamına girmeye başladığı anlaşılmaktadır. Bu konuda; Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Yasemin Maraşlı Dinç’in http://tbbdergisi.barobirlik.org. tr/m2019-142-1849″ adresinde yayınlanan makalesinden yararlanılarak, katıldığımız bir kısım tespitlerinin altının çizilmesi anlamında aşağıda alıntılama yapılmıştır. “Teknolojinin, dolayısıyla da internetin bu denli gelişmesi sonucunda sosyal medya kullanımı hayatımızın ayrılmaz bir parçası halini almıştır. Artık bir kısım insan, sosyal medya platformları aracılığıyla maddi kazanç elde etmeye dahi başlamıştır. Özellikle son zamanlarda i “YouTuber” olarak nitelenmeye başlanan insan sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öte yandan “Facebook” veya “Instagram” hesapları üzerinden, bir meslek icra edercesine satış yaparak yahut genellikle takipçi sayısı fazla olanların kişisel sayfalarında reklamlar yaparak maddi kazanç elde etmeleri sıradan hale gelmiştir. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkan dijital mal varlığı veya dijital miras kavramları ise ülkemiz hukuk sistemi içerisinde çok yaygın bir kullanıma sahip değildir. Türk kanunlarında bu konuda yasal düzenlemeler de henüz mevcut değildir. Bunun yanında konu Türk hukuk öğretisinde de, uygulamada bir sorun olarak ortaya çıkmamasından olsa gerek, yeterli derecede incelenmemiştir. …. Dijital malvarlığı kavramı, videolar, fotoğraflar, e-postalar, kişisel sosyal medya hesapları gibi elektronik olarak depolanan ve yalnızca dijital formda bulunan diğer varlıklar anlamına gelmektedir. Ancak dijital dünyanın sürekli değişmesine bağlı olarak dijital malvarlığının nelerden oluştuğu net olarak belirlenememektedir. …. Dijital miras ise bu tür soyut malvarlığı değerlerinin mirasçılara intikal etmesi, mirasa konusu olmasıdır”. Aynı makalede değinildiği üzere mirasta intikal prensiplerinin kanunda şekil bulmuş hali olan TMK m.599/2 hükmünde; “Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar” denilmektedir.

Günümüzde dijital mal varlığının yadsınamaz ve göz ardı edilemez bir gerçeklik olduğu, kripto para adı verilen ve uluslararası ödemelerde dahi kullanılmaya başlanmış dijital sistemlerin var olduğu, yine astronomik reklam gelirleri sağlayan sosyal medya hesaplarının gün geçtikçe arttığı, aynı şekilde youtube ve benzeri dijital platformlarda salt reklam geliri ve hatta ücretli üyelik sistemi ile hizmet veren kanallar oluşturulduğu bir ortamda dijital mal varlığı ve dijital miras ile ilgili olarak yasal bir düzenleme bulunmadığı, bu konuda yasal bir boşluk bulunduğu değerlendirilmiştir. TMK’nın 1. maddesi; “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.” düzenlemesini içermektedir. Murisin e-posta hesabı ve buna bağlı olarak kullanılan sosyal medya hesapları, dijital cüzdan hesapları vb. maddi değer ifade eden ve TMK’nın 599. maddesi kapsamında tereksine dahil olup, mirasçılarına intikali gereken dijital mal varlığının da tespitinin gerekeceği kanaatine varılmıştır. Dosya özelinde bakıldığında, talep eden özellikle /********@gmail.com” hesabının murise ait olduğunun, yani müteveffanın apple kimliği ile ilişkili hesapların sahibi olduğunun ve müvekkilinin müteveffanın temsilcisi olduğunun ve mahkemece verilecek yetkilerinin, Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanunu’nda kullanıldığı şekliyle “yasal rıza” teşkil ettiğinin tespitini istemektedir. *****@gmail.com hesabının müteveffaya ait olup olmadığı hususu teknik bir konu olup, mahkemece ancak bilirkişi raporu alınarak tespit edilebileceği açıktır. Bunun tespitinden sonra ise talep edenin ilgilinin temsilcisi olduğu ve bu bilgilerin verilmesinin Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanunu’na aykırılık teşkil edip etmeyeceği hususu hukuki bir değerlendirme gerekecektir.

Sonuç olarak; mahkemece tespit talebi gereğince, “murisin ölüm tarihi itibariyle tüm aktif ve pasif mal varlığının tespiti ve bu minvalde dijital mal varlığının tereksine dahil olması gerektiği nazara alınarak dijital tereksinin de tespiti yapılarak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekirken, ölü kişinin e-posta hesabının özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilerek talebin reddine karar verilmiş olması hatalı olmuştur.” denilmek suretiyle detaylı bir açıklama yapılmıştır.

Bu kararla dijital malvarlığının da miras kabul edilmesine karar verilmiş olup, metaverse evrene uygulandığında metaverse evreninde edilen mal ve mülklerinde kişinin dijital malvarlığını oluşturduğu yorumu yapılabilecektir. Ancak metaverse evreninde mirasçıların, gerçek hayattaki mirasçılar olamayacağını da unutmamak gerekeceğinden bu açıdan da bir değerlendirme yapmak gerekecektir.

8. Sonuç Olarak Metaverse ve Hukuk Alanına Bakış

Gelişen teknoloji çağının en üst sistemi olarak görülmekte olan metaverse evreni, çoğu alanda yenilikleri de beraberinde getirecek bir evren olarak görülmektedir. Pandeminin getirdiği internet kullanımın yaygınlaşması ve kişilerin bilişim sistemi üzerinden hayatını idame ettirebilmesi metaverse evrenin gelişmesine olanak sağlamış ve bu evrenin işlevselliğini ortaya koymuştur. Çoğu insanın hayal edemediği yerleri bir sanal gerçeklik mekanizması ile görmesi bu evrene olan ilgiyi de arttırmıştır. Üstelik zaman kavramının bu kadar önemli olduğu bir çağda adeta sanal ışınlanma deneyimi yaratan metaverse evrenine ilgi bu nedenle çok fazladır. Tüm bunların varlığında hayatın tüm yansımalarının bu evrene uyarlanması zaten kaçınılmazdır. Kimileri bu evreni tembelliğin bir sonuç ürünü olarak nitelendirse de birçok insanın ulaşmak istediği ama ulaşamadığı hayat standardına sanal gerçeklik üzerinden ulaşılmasının tembellik olmadığı görüşü de mevcuttur. Metaverse evreni, her şeyi ile insanı ilgilendiren bir boyut olarak karşımıza çıkmakta olup, tüm bunların hukuk sistemlerini etkilemesi de yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. İlerleyen yıllarda daha da etkili olacak sanal evrenler için oluşturulan herhangi bir hukuk kuralları olmaması bu alana da ilgiyi arttırmaktadır. Bu aynı zamanda hukuk sistemlerinin kendini geliştirmesi gereken ve çağa ayak uydurması gereken bir sistem olduğunu da gözler önüne sermektedir. Yaşadığımız evrenin sanal yansıması olan metaverse evrenin hukuksal anlamda neler getireceği zamanla ve verilecek mercii kararları ile ortaya çıkacaktır. Ancak bu aşamada tahkim merkezlerinin etkin olması olası görünmektedir. İlerleyen zamanlarda hukuk alanlarının hepsine sirayet edecek sanal hukuk normları ile karşı karşıya kalacağımız da çok aşikardır. Her ne kadar sanal bir evren de olsa kişi üzerinden oluşturulan kurgusal bir evren üzerinde yine kişi tarafından oluşturulan bir avatar ile gerçekleştirilen eylemler söz konusu olduğundan, insan hakları temelinde şekillenecek bir hukuk sistemi oluşturulması gerekmektedir.

KAYNAKÇA