Kelime anlamı olarak “öte evren” veya “evren ötesi” şeklinde tercüme edebileceğimiz “metaverse”, son yıllarda özellikle gelişen sosyal medya uygulamalarının yaygınlık kazanmasıyla birlikte ortaya çıkan sanal dünyanın son iddialı versiyonudur. Metaverse teknolojisi, içerisinde blockchain (blokzincir) teknolojisini kullanarak, kişilere değiştirilemeyen, kopyalanamayan, kanıtlanabilir kimlikler sağlamak suretiyle karşımıza çıkan dijital bir evrendir. Esasında sosyal medyanın hayatımızın vazgeçilmezi haline gelmesiyle birlikte sanal kişilik ve sanal kişiliklerin onları yaratan gerçek kişilerle olan bağlantısı felsefi, siyasi ve hukuki zeminde çokça tartışıldı. İnsan gerçek dünyada somut varlığı henüz felsefi düzlemde açıklığa kavuşturulamamışken sanal kişiliklerin hukuki bir tanıma sığdırılması oldukça güç bir uğraş olarak karşımızda durur.

Öte yandan konu sadece kişinin sanal ve gerçek dünyada tanımlanmasının da ilerisine giderek kişiler arası etkileşimi de içeren sosyal bir yanının olduğu da aşikar. Bu bağlamda, metaverse başta medeni hukuk olmak üzere ticaret hukuku, ceza hukuku (özellikle bilişim suçları), bilişim hukuku, vergi hukuku, fikri mülkiyet hukuku, rekabet hukuku, gayrimenkul hukuku gibi pek çok farklı hukuk alanının da ilgi alanı içerisinde yer alır. Bu durumu “Metaverse ile Artırılmış Gerçeklik” teknolojileri konularında çalışan RoofStacks’ın CEO’su Burak Soylu’nun, “Bugünkü ekonomik göstergeler esas filmin bir fragmanı. Metaverse’ün kendi hukuku ve anayasası oluşacak.” sözlerinden daha iyi anlarız. Elbette her yeni teknoloji kendi iddiasını pazarlama amacıyla daha abartılı bir dil kullanmak durumundadır ve bu nedenle “metaverse” in geleceği konusunda da temkinlilik payı her zaman düşüncelerimizde yer almalıdır; ancak sosyal medyanın bireysel ve toplumsal alanda yarattığı etkileri gözlemlediğimizde hukukun şimdiden bu konuda çalışmaya başlaması gerektiği gerçeği de yadsınamaz.

Metaverse, blockchain teknolojisi ile birlikte ele alındığında hiç şüphesiz küreselleşme atılımlarının bir ürünüdür. Burada ulus devletlerin bünyelerinde barındırdığı karmaşık ve birbirinden farklı (bunca çabaya rağmen kısmen uyumlulaştırılabilmiş) yasal mevzuatları, gelenekleri, kültürleri, dinleri, siyasal mekanizmaları ve daha pek çok mikro unsurun sanal bir gerçeklik yaratılarak aşılması ve bireyselliğin ön planda yer aldığı bir yeni dünya kurgulanması söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında metaverse düzleminde hiç şüphesiz en önemli sorular ticaret hukuku ve gayrimenkul hukuku alanlarında ortaya atılır. Şu an henüz siyaset felsefesinin “doğal halini” andırır bir durumda bulunan metaverse, arsa alım-satımı gibi işlemlerle ilk olarak mülkiyet hakkını gündeme getirir. Bu konuda Burak Soylu’nun dediği gibi “Blockchain sistemi kullanıcılara güvenilir ve takip edilebilir bir ağ sunuyor.” Ayrıca akıllı sözleşme (smart contracts) teknolojisi ile otomatik sözleşme gerçekleştirilebileceği söylenebilse de, metaverse evreninde sürekli edimli ilişkiler de geliştirilebilecektir.

Metaverse, gerçek kişilerin sanal dünyadaki yansımalarını içerisinde barındırdığı için gerçek kişilerin işleyebileceği pek çok suç tipi dijital kişilikler yoluyla metaverse aleminde de işlenebilir. Sosyal medyadan da aşina olduğumuz bu durum, özellikle hakaret, tehdit, cinsel taciz, dolandırıcılık gibi suç tiplerine karşı metaverse’te de önlemlerin alınmasını gerekli kılar. 2012 yılında Hollanda Yüksek Mahkemesi, iki gencin çevrim içi oyun platformu Runescape’te başka bir gençten sanal bir muska çalmasına ilişkin mahkûmiyet kararını onaylamış ve muskanın, elde edilmesi için harcanan zaman ve çaba nedeniyle, gerçek bir değere sahip olduğunu ifade eder. Metaverse evreninde bu doğrultuda çok sayıda kararın gerekeceği de aşikar. Metaverse teknolojisi, NFT teknolojisini de bünyesinde barındırır. Dijital ortamda satışa sunulan NFT koleksiyonları, sanal ortamda üretilen, sergilenebilen ve üzerinde mülkiyet hakkı elde edilebilen bütün metaları kapsar. Dijital sanat eserlerinin NFT teknolojisiyle mülkiyet altına alınması ve satışa sunulabilmesi, geleceğin fikri mülkiyet hukukunu da önemli ölçüde değiştirir. Dijital sanat eserlerinin yanında ünlü moda ve aksesuar markaları da ürünlerini NFT projelerine dönüştürebilir. Nitekim metaverse evreninde bütün bu ürünlerin içerisinde yer aldığı NFT pazaryerlerinde bir sanatçının eseri, izinsiz şekilde sergilendiğinde telif hakkı uyuşmazlıkları çıkabilir.

Metaverse evreni tüm bu bahsettiğimiz konularda zaman zaman belirli bir alım satım işlemini içerdiği için özellikle elde edilen gelirin nasıl ele alınacağına ilişkin sorunlar kapsamında vergi hukuku da önemli bir yer tutar. Özellikle küresellik olgusunu merkezinde bulunduran dijital platformlar denetimsizlik sorunu ile karşı karşıya. Bugün pek çok sosyal medya platformu kara para aklama faaliyetleri için kullanılıyorken bütünüyle fiziki karşılığı olmayan metaverse alemi bu şekilde kötü amaçlar için uygun bir zemin yaratabilir. Bu nedenle tüm para akışının takip edilmesi ve buna göre vergilendirilmesi elzemdir. Ancak tüm hukuk alanları içerisinde oldukça eski olan vergi mevzuatımızın bu konuya ne ölçüde adapte olabileceği de sorulması gereken sorular arasında yer almaktadır.

Metaverse, maddi hukuk yanında yargılama süreçlerine de etki edebilir. Örneğin, bütünüyle dijital olan bir evrende ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların fiziki dünyada gerçekleşmesi ne derece makuldür? Yahut metaverse evreninde bu yargılamaların yapılması uyuşmazlığın ait olduğu dünyada sonuca bağlanması noktasında daha mı etkin sonuçlar doğurabilir? Burada uyuşmazlıklar karara bağlanırken, kararın icrasına ilişkin cebir, zorlama gücü o dijital evrenin hukuki sahibi olan şirkete mi aittir, yoksa bu konuda devletin tekeli devam mı edecektir? Uyuşmazlıklara ilişkin delillerin niteliği değişir mi ya da yeni delil tipleri de bu konuda ortaya çıkabilir mi? Oldukça komplike bir altyapıyı ve kendi içerisinde büyük ölçüde yeni jenerasyonların adapte olabildiği bir kültürü barındıran metaverse evreninde, görece bu kültürden kopuk yetişen yargı mensuplarının karar almasını beklemek ne kadar sağlıklıdır? Bu konuda salt bilirkişilik kurumu yeterli mi veya bilirkişilerin mahkeme üzerinde mutlak etki doğurmasına neden olabilir mi bu sorun? Tüm bu sorular hukukun neden daima bir bütün olarak ele alınması gerektiğini de ortaya koyar. Ancak şurası bir gerçek ki hukuk yaşamla birlikte ortaya çıkan bir olgudur. Dolayısıyla henüz genç yaşta olan metaverse evreni, a priori olarak ele alınamayacak bir gelişmedir. Ancak uygulamalar arttıkça tecrübeler etrafında hukuka konu olabilir. Bu konuda hukuki açıdan önceden atılacak adımlar, teknolojik atılım heyecanının durgunlaşmasına da neden olabilir. Hiç şüphesiz sanal veya gerçek tüm evrende hukukun adaleti gözeten temel ilkeleri sabittir. Bu ilkeler etrafına örülecek olan hukuk sisteminin teknik boyutları ise zamanla daha net şekilde ortaya çıkacaktır.