GİRİŞ

Afetler; insanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar ortaya çıkaran, insanın normal yaşantısını ve eylemlerini durduracak veya kesintiye uğratacak, insanları veya insanların yaşamını sürdürdüğü çevreyi etkili biçimde etkileyecek kadar büyük ve imkânların yetersiz kaldığı olaylardır. Oluşma sebebine göre ikiye ayrılmakta olup doğal afetler; doğal veya doğa ile bağlantılı olan, can ve mal kaybına yol açan çok kısa zamanda meydana gelip başladıktan sonra insanlar tarafından engellenemeyen afetlerdir. 1 Beşeri kaynaklı afetler; insanların neden olduğu ve büyük can-mal kayıplarına yol açan; yangınlar, büyük kazalar, patlamalar, kontrol edilemeyen nükleer etkinlikler, teknolojik kökenli afetler, savaşlar, kontrol edilemeyen sosyal olaylar sonucunda meydana gelen afetlerdir. 2 Afetlerin etkilerini anlayabilmek için afetlerden önceki hukuki ve politik durum ile afetlerden sonra ortaya çıkan hukuki yükümlülükler arasındaki bağlantıyı iyi kavramak gerekir. Afetlerden doğan ve doğacak kayıpları azaltmanın mümkün olduğunu, devletin hukuki yükümlülükleri doğrultusunda bunun yöntemlerinin mevcut olduğunu hatırlamamız gerekir. 3 Ülkemizde meydana gelen, 17 Ağustos 1999 Depreminden sonra bize deprem gerçeğini tekrar acı bir tabloyla hatırlatan, 10 ilimizin etkilendiği ve asrın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat depremi; afetler kapsamındaki hukuki hak ve yükümlülükleri tekrar göz önüne alıp detaylıca incelememiz gereken bir konu olduğunu göstermiştir. Doğal afetler arasından, deprem özelinde, bir değerlendirme yapmak gerekirse; 6 Şubat 2023 tarihi ve sonrasında yaşadığımız depremlerin yaşayacağımız son depremler olmadıklarının bilincinde olarak depremlerden doğan ve doğacak kayıpları azaltmanın mümkün olduğunu, bunun yöntemlerinin bulunduğunu hatırlamamız gerekmektedir. Bu nedenle kayıpları azaltılmaya yönelik yöntemler konusunda devletin depremlerden doğan insan hakları yükümlülüklerini hatırlamak söz konusu çabada bize yol gösterici olacaktır. Mevcut çalışmada insan hakları ve ülkemiz Anayasası doğrultusunda afetler ve sonrasında öne çıkan hak ve yükümlülükler ele alınacaktır.

I. Anayasa Kapsamında Afet Nedeniyle Öne Çıkan Hak ve Yükümlülükler

A. Devletin Afet Nedeniyle Yükümlülüklerinin Anayasal Dayanakları

1. Genel Olarak

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli olarak gerçekleşen büyük deprem ve ülkemizde daha önce de meydana gelmiş birçok deprem veya farklı doğal afetler nedeniyle doğrudan ya da dolaylı olarak yaşam ve maddi ve manevi varlığın geliştirilmesi hakkı, barınma ve konut hakkı, mülkiyet hakkı, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, eğitim hakkı, tabiat ve kültür varlıklarının korunması hakları başta olmak üzere birçok anayasal hak ihlali gerçekleşmiştir. Bu ihlallerin ortadan kaldırılması ve tekrar yaşanmaması adına mevcut hukuk çerçevesinde gündeme gelen veya gelebilecek sorumlulukların ortaya konması gerekir. 4 Devletin insan haklarına dair sorumlulukları, saygı gösterme, koruma ve uygulama yükümlülüğü olarak tanımlanır. Bu kapsamda devletin idari örgütlenmesi doğrultusunda, merkezden yönetim ve yerinden yönetim kuruluşlarının, kamu gücü kullanan makamlar olarak ve hakların yatay etkisi kapsamında üçüncü kişilerin, temel hak ve özgürlükler alanında sorumlulukları söz konusudur. Hakların niteliğine bağlı olarak müdahale etmeme yanında devletin pozitif edim yükümlülükleri de bulunmaktadır. Hakkın korunmasına yönelik önleyici tedbirleri ifade eden esasa ilişkin pozitif yükümlülükler yanında, hakkın ihlalinin önlenememesi halinde ihlalin giderilmesine yönelik alınması gereken önlemler ve yükümlülükleri de pozitif yükümlülükler kapsamında değerlendirebiliriz. 5 Pozitif yükümlülüklerin genel çerçevesine ilişkin Danıştay’ın bir kararında, “Bilindiği gibi, ülkemiz, jeolojik ve topoğrafik yapısı nedeniyle büyük can ve mal kayıplarına yol açan deprem felaketleriyle sık sık karşılaşan ülkelerin başında gelmektedir. Afetlerin önlenmesi ve zararların azaltılması amacıyla alınması gereken tedbirleri araştırmak, bu konudaki temel hedef ve politikaları belirlemek, ülke içindeki bilimsel, teknik ve idari çalışmaları koordine etmek, ortaksonuçları tüzük, yönetmelik, talimat ve eğitim yoluyla uygulamaya aktarmak ve denetlemek, afet zararlarının azaltılması amacıyla ulusal ve uluslararası işbirliği, proje ve programları oluşturmak, elde edilen sonuçları uygulamaya aktarmak, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı veya ikamet için yasaklanmış afet bölgelerini tespit ve ilan etmek, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini ve projelendirme esaslarını tespit etmek, depremleri ve etkilerini incelemek, elde edilen sonuçlara göre deprem katalogları ve ülkenin deprem haritalarını hazırlamak ve geliştirmek ve depremlerden dolayı hasar görmüş yapıların takviye ve onarım yöntemleriyle ilgili çalışmalar yapmak Devletin görev, yetki ve sorumlulukları arasında bulunmaktadır” şeklinde belirtmiştir. 6 Bu kapsamda devletin pozitif yükümlülüğün anayasal dayanaklarından biri Anayasa m. 125’de yer alan; “İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür” düzenlemesidir. İdarenin bireylere vermiş olduğu zararlardan sorumlu olması ve bu zararları tazmin yükümlülüğü sosyal bir hukuk devleti olmanın gereğidir.

Afetin sık yaşandığı bir coğrafyada idarenin afet öncesinde afet bölgesini tespit etmesi, bu bölgeye uygun tedbirleri alması, gerekli kısıtlamaları getirmesi; afet sonrasında yardım, barınma, sağlık gibi hizmetleri ile diğer ihtiyaçları zamanında ve gereği karşılaması gerekmektedir.

Devletin bu kapsamdaki yükümlülüklerinin Anayasal dayanaklarından bir diğeri ise m.2’de yer alan; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” ifadesidir. Bu maddede yer alan “milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde”, “insan haklarına saygılı”, “sosyal bir hukuk devleti” gibi ifadelere dikkat ettiğimizde söz konusu dayanaklar karşımıza çıkacaktır. Bunun yanında yine devletin temel amaç ve görevlerinin düzenlendiği Anayasa m.5 de dayanak maddelerden biridir.

2. Afetler Nedeniyle Doğrudan veya Dolaylı Olarak Etkilenen Anayasal Haklar ve Bu Kapsamdaki Anayasa Mahkemesi Kararları – Yaşam Hakkı ve Kişi Dokunulmazlığı

a. Yaşam Hakkı ve Kişi Dokunulmazlığı

Anayasa m.17’de kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı düzenlenmiş olup buna göre; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

Devletin, pozitif yükümlülüklerinden yaşamı koruma ödevi kapsamında depremlerin can kaybına sebebiyet verebilecek etkilerini işlem ya da ihmaller yoluyla ağırlaştırmama, bu durumların can kaybına sebebiyet vermemesi için afet öncesi ve sonrasında önlemler alma yükümlülükleri bulunmaktadır. Alınması gereken önlemlere örnek olarak, afet öncesinde, afet bölgesinde ya da riskli olan bir bölgede daha katı inşaat kurallarına uyulmasının sağlanması, uyarı sistemlerinin kurulması, risk altındaki kişilerin bilgilendirilmesi önlemleri örnek verilebilir. 7 Afet sonrasında alınabilecek önlemlere ise, afet yardım ve kurtarma organizasyonun iyi yapılması, afet bölgesindeki evlerin boşaltılması, afetzedelerin güvenli yerlere götürülmesi, tedavilerinin sağlanması, konaklama sağlanması, oluşan tahribatın bir ölçüde giderilmesi örnekleri verilebilir. 8 Konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir karar şu şekildedir: “(…) Bu nedenle yaşam hakkını ilgilendirmesi de dikkate alındığında söz konusu davada, yürürlükteki yargı sisteminde daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan önemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul özen ve hızda hareket edilmediği kanaatine varılmıştır. Oysa yaşam hakkını ilgilendiren yargısal süreçlerde gereken özen konusunda azami oranda hassasiyet gösterilmesi; benzer ihlallerin önlenmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve adalete olan güvenin sarsılmaması açısından çok kritik bir öneme sahiptir (…).” 9

b. Mülkiyet Hakkı

Anayasa m.35’e göre; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” Afetler nedeniyle ihlali gündeme gelebilecek haklardan biri de mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkına ilişkin bir Anayasa Mahkemesi kararında; “Somut olayda davalı idarelerin ilgili mevzuattan kaynaklanan planlama ve denetim görevlerini gereği gibi yerine getirmedikleri Derece Mahkemelerince saptanmak suretiyle mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüğün ihlal edildiği tespit edilmiştir. Ayrıca Mahkeme, kamu makamlarının planlama ve denetim görevlerini ihlal etmeleri nedeniyle neden oldukları maddi zararı da bilirkişi marifetiyle …. olarak belirlemiş ve bu zararın %70’inin … davalı idareler tarafından başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Başvurucunun meydana gelen maddi zararın miktarına yönelik bir şikâyeti bulunmamaktadır. Mülkiyet hakkının koruma yükümünün ihlali sebebiyle malikin mal varlığında meydana gelen zarar ve kayıplarının telafi edilmesini sağlayan idari veya yargısal birtakım hukuki 18 mekanizmaların oluşturulması devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir. Bu bağlamda hak ihlalinin sonuçlarının giderilmesi bakımından ne tür hukuki mekanizmaların öngörüleceği hususu devletin takdirindedir. Bu husus, kural olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin, tercih edilen idari veya yargısal mekanizmanın malik üzerinde doğurduğu olumsuz etkilerin düzeltilmesi bakımından yeterli ve elverişli olup olmadığı hususundaki denetim yetkisi saklıdır. Bu bağlamda düzeltici bir mekanizmanın hiç oluşturulmaması veya oluşturulan mekanizmanın müdahaleden önceki durumu tesis edici veya oluşan kayıpları giderici bir nitelik arz etmemesi durumunda mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler ihlal edilmiş olur.” şeklinde hükme varılmıştır. 10 Afetlerin meydana getirdiği yıkımlarda, birçok mülkiyet hakkı ihlali söz konusu olabilmektedir. Bu kapsamda Anayasadan kaynaklı mülkiyet haklarının korunması devletin pozitif yükümlülüklerinin gereğidir.

c. Eğitim ve Öğretim Hakkı ve Ödevi

Afet sonrası hem yıkımların hem de kayıpların meydana gelmesiyle, özellikle kısa vadede ihlali söz konusu olan haklardan biri de Anayasa m.42’de düzenlenen eğitim hakkıdır. Söz konusu düzenlemeye göre; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır. Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.”

Özellikle çocukların doğrudan etkilendiği bir hak ihlali olması göz önüne alındığında, söylenebilir ki; doğal afetlerin çocuklar üzerindeki etkisi çeşitlilik gösterdiğinden ve çoğu zaman doğal afetlerde çocuklara özel korunma ihtiyaçları ortaya çıktığından, geçici barınma ve eğitim alanlarında yaşlarına uygun güvenli alanların oluşturulması ve çocukların desteklenmesi işbu madde doğrultusunda önem taşımaktadır. 11

d. Tarım, Hayvancılık ve Bu Üretim Dallarında Çalışanların Korunması

Anayasa m.45 düzenlemesine göre; “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” Söz konusu Anayasal hak kapsamında devletin pozitif yükümlülükleri; çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak, ağaçlandırma yapmak, bu mesleği icra eden kişilere gerekli desteği sağlamak, afetin yarattığı yıkımların bir an önce ortadan kalkmasını sağlamak olarak sayılabilir.

e. Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması

Afet sonrası devletin en önemli yükümlülüklerinden birini oluşturan sağlık hizmetleri verilmesi ve çevrenin korunmasının Anayasal dayanağı m.56’da yer almaktadır. Buna göre; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.” Afet öncesi görevler olduğu gibi, devletin afet sonrası görevlerinden biri olan ve oldukça önem arz eden konu, sağlık hizmetleri verilmesine ilişkindir.

Anayasa Mahkemesine göre, sağlıklı ve dengeli çevre kavramına, “doğal güzelliklerin korunduğu, kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirliliğinin önlendiği bir çevre kadar, belirli bir plan ve programa göre düzenlenmiş çevrenin de gireceği kuşkusuzdur. Bu amaçla devlet, çevrenin korunmasını sağlamak için etkili bir hukuk düzeni oluşturmakla yükümlüdür.” 12 Bu maddeyle ilgili olarak dikkat çeken diğer bir husus ise; imar aflarının önleme ve risk azaltmaya ilişkin pozitif yükümlülükler üzerindeki olumsuz etkisiyle bağlantılıdır.

Şöyle ki: Anayasa Mahkemesi, ülkemizdeki deprem riski ve uygulamadaki kötüye kullanımlar nedeniyle problemler doğsa da, imar aflarının sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına yönelik olduğunda anayasaya uygun olduğunu söylemektedir. İlgili kararında, “(…) afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırı veya imar mevzuatına aykırı yapıların kayıt altına alınması ile dönüşüm projelerine finans sağlanarak dönüşümün daha hızlı ve etkin yapılması, yapı kayıt belgesinden elde edilecek gelirin genel bütçeye gelir kaydedilmesi, bu gelirin de şehirlerin yeniden inşası ve imarında kullanılmasının amaçlandığı takdirde…”, kaynak temininin başka yöntemlerle de elde edilmesinin mümkün olmadığı durumlarda”, imar affı tanınan yerin çevre ile kültür ve tabiat varlıkları yönünden neden olunacak zarar ile ulaşmak istediği amaç arasında makul denge kurulduğunda”… imar affının Anayasa’nın 56. maddesinde belirtilen sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına ilişkin devletin pozitif yükümlülükler kapsamında kabul edilebilir.” şeklinde ifade edilmiştir. 13

f. Konut Hakkı

Bütün insanların doğuştan sahip oldukları “vazgeçilmez haklar” olarak nitelenen “insan hakları” kavramının, siyasal sistem ve ideoloji duvarlarını aşarak evrenselleşmeye başladığı günümüz dünyasında; “çevre hakkı” da uluslararası metinlerle temel insan hakları kapsamında kabul gören özgün bir haktır. 14 Bu kapsamda bizim Anayasamızın 57.maddesinde de “Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler” hükmüne yer verilmiştir. Konut hakkı ve ihlali afetlerin, ülkemizde özellikle depremlerin, meydana getirdiği yıkımlar sonucu çok derinden hissedilen zararlara yol açmaktadır.

Şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, barınma ve konut ihtiyacını karşılayacak tedbirlerin alınması anayasal yükümlülüktür. Bu kapsamda afete uğrayanların veya uğraması muhtemel olanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarını sağlamak üzere, baraka ve konutlar inşa edilebilir, ettirilebilir, kiralanabilir veya satın alınabilir. Bu tedbirlerin, kısa zamanda yerine getirilmesinin mümkün olamayacağı hallerde, geçici iskan tedbirlerini kendileri almak isteyenlere nakdi yardım da yapılabilir.

Depremden zarar görenlere kalıcı konut sağlanması bakımından bir kararda ifade edildiği üzere, “Başvurucu bu konutun 7269 sayılı Kanun’un aradığı anlamda kalıcı konut olmadığını ileri sürmüş ise de Danıştay İDDK kararında bu konutların kalıcı prefabrik konut niteliğinde olduğu ve bu nitelikte bir konut teslim edilmesinin de idarenin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına geleceği kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 7269 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece hangi konutların teslim edileceğini belirleme gibi bir görevi bulun(ma)maktadır. Bu hususu belirleyip takdir etme görevi açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası da içermediği sürece derece mahkemelerine aittir. “Bununla birlikte aradan kırk dört yıl geçtiği hâlde başvurucuya teslim edilen konut yönünden bir tapu kaydı verilip verilmediği araştırılmamıştır. Hâlbuki başvurucunun şikâyetinin kanunda öngörülen şekilde konut teslimi yapılmadığı dikkate alınmalıdır. Nitekim dava dilekçesinde başvurucu deprem sebebiyle hak sahibi olmasına rağmen kendisine bugüne değin konut teslim edilmediğinden yakınmıştır. Başvurucuya fiilî olarak bir konut teslimi yapıldığı kabul edilmiş ise de bu konuta ilişkin bir tapu kaydının verilmiş olup olmadığı belirsizdir. Konutu edinme yönünde 7269 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olarak meşru bir beklentisi olan başvurucunun bu beklentisinin karşılandığından söz edilebilmesi için mülkiyet belgesi niteliği taşıyan tapu kaydının kendisine verilmiş olması gerekir.” 15

g. Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması

Anayasa m.63’te; “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” düzenlemesi yer almaktadır. Ülkemiz gibi; tarih ve kültür mirası bakımından zengin bir bölgede, afetler sonrası etkiler üzücü bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle 6 Şubat 2023 depremiyle; Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa başta olmak üzere kültürel miras yönünden zengin olan illerimizde, söz konusu Anayasal hakkın korunması ve bu kapsamda önlemler alınması zorunlu hale gelmiştir. Örneğin; Hatay başta olmak üzere deprem illerinde kültür varlıklarındaki hasarın tespiti ve kültür varlığının restorasyonu ve korunması amacıyla Koruma Kurullarına, Bakanlık (Kültür ve Turizm Bakanlığı) ve UNESCO’ya başvuru imkânı mevcuttur. 16 863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu m.51’e göre; Yurtiçinde bulunan ve bu Kanun kapsamına giren korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hizmetlerin bilimsel esaslara göre yürütülmesini sağlamak üzere, Bakanlığa bağlı “Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu” ile 16 Bakanlıkça belirlenecek bölgelerde “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları” kurulur.

Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun görev ve yetkilerinden birisi korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirlemektir. Bu görevin icrası kapsamında Depremde Hasar Gören Tescilli Taşınmaz Kültür Varlıkları İle Sit Alanları ve Etkileşim Geçiş Sahalarındaki Yapılarda Yapılacak Uygulamalara İlişkin Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararı’na (35 No’lu İlke Kararı) göz atabiliriz: “Deprem sonucu hafif hasar gören, tescilli taşınmaz kültür varlığı yapılar ile sit alanında veya etkileşim-geçiş sahasında yer alan yapıların tadilat ve tamirat başvurularına ilişkin konuların ilgili Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü veya KUDEB tarafından öncelikle incelenerek gerekli işlemlerin yapılmasına, Esaslı onarıma ihtiyaç duyulan tescilli taşınmaz kültür varlıkları için hazırlanacak rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ve diğer belgelerin Koruma Bölge Kuruluna sunulmasına, Koruma Bölge Kurulunun onayladığı proje ve koşullarda uygulamanın gerçekleştirilmesine, Deprem nedeniyle ağır hasarlı olduğu ve yıkılma tehlikesi arz ettiği (mail-i inhidam) ilgili idareler tarafından belirlenen yukarıda bahsi geçen yapıların belediye veya valilik tarafından boşaltılmasına, Gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerinin ilgili valilik ve belediyesince alınmasından sonra, yapıya ilişkin elde edilebilecek belgelerle birlikte (statik rapor, fotoğraflar vs.) konunun Koruma Bölge Kuruluna iletilmesine ve kurulca öncelikle (gerekirse ek gündem oluşturulmak suretiyle) değerlendirilmesine, Yapının mevcut fiziksel durumuna bağlı olarak yapıya uygulanacak müdahalenin biçimi ve niteliğinin Koruma Bölge Kurulunca belirlenmesine karar verilmiştir”. 17

II. AİHS Kapsamında Afetlerde Öne Çıkan Hak ve Yükümlülükler

Ülkemiz için afetler her ne kadar etkili ve önemliyse; doğal ve insan kaynaklı afetler Avrupa ve diğer dünya ülkeleri için de önemli bir endişe kaynağıdır. Avrupa Birliği’nin bir resmi belgesinde Avrupa’daki afetlerin ekonomik etkilerinin yıllık olarak yaklaşık 15 milyar Euro olduğu ortaya koyulmuştur. 18 Bu bakımdan insan hakları yükümlülüklerine ilişkin her alanda olduğu gibi doğal afetlerden doğan yükümlülüklere ilişkin de önemli kaynaklar sunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni incelemek gerekecektir.

Devletlerin doğal afetlerden doğan insan hakları yükümlülükleri, ağırlıklı olarak AİHS’nin yaşam hakkını koruyan 2. maddesi ve mülkiyet hakkını koruyan 1. ek protokolün 1. maddesi bağlamında ele alınıyor. AİHM, ayrıca birçok kararında AİHS’nin 8. maddesi kapsamında korunan konuta saygı hakkına ilişkin olarak yeni bir değerlendirme yapmaksızın yaşam hakkına ilişkin tespitlerinin konut hakkı bakımından da geçerli olduğunu tekrarlayarak ihlal kararı vermiştir. 19

A. Yaşam Hakkı ve Yaşamı Koruma Yükümlülüğü Esası Bakımından

İnsan hakları hukukunda yaşam hakkının korunma alanı geniş bir çerçevede ele alınmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin bu hakkı düzenleyen 2. maddesi, olağanüstü hallerde bile içerdiği yükümlülüklerin askıya alınamayacağı az sayıdaki Sözleşme hükümlerinden biridir. Bunun sonucu olarak devletin yaşam hakkının korunması bakımından doğan sorumluluğu sadece Sözleşmedeki 2. maddenin 1. fıkrasında ifade edilen yaşamı kasten yok etme yasağı ile sınırlı değildir. Devlet aynı zamanda ihmalle ya da ağır kusurla insan yaşamının ihlal edilmesi riskine yönelik olarak caydırıcı etkiye sahip olacak etkin önlemler almakla da yükümlüdür. 20 Devletin tehlikeli faaliyetlerden doğan riskleri gidermesi de pozitif yükümlülüğünün uzantısı olabilmektedir. Pozitif yükümlülük, tehlikeli etkinliklere ruhsat verilmesi, etkinliğin hazırlanılması, etkinliğin işletilmesi, güvenliğinin ve denetiminin düzenlenmesi, açığa çıkan riskler nedeniyle hayatı tehlikeye girebilecek tüm bireylerin etkili şekilde korunmasına yönelik pratik önlemler alınmasını da kapsamaktadır. 21 Kolyadenko ve diğerleri/Rusya 22 davası ile Budayeva ve diğerleri/Rusya 23 davasında AİHM 2. maddenin hem maddi hem de usuli bakımdan ihlal edildiğine hükmetmiştir. Her iki kararda da doğal afetlerden kaynaklı yaşam hakkına yönelebilecek tehlikeleri önlemek üzere gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılmış olması gereği devletin pozitif sorumluluğu kapsamında değerlendirilmiştir.

Buna örnek olarak; AİHM’in Öneryıldız v. Türkiye kararı gösterilebilir. Karar, İstanbul Ümraniye’deki belediyeye ait çöplükte meydana gelen metan gazı patlaması sonucu hayatını kaybeden yakın akrabalarının ölümlerinden ve mallarının tahribatından yerel makamların sorumlu olduğunu iddia eden Maşallah Öneryıldız’ın başvurusu üzerine verilmiştir. Metan gazı patlaması bir doğal afet olmamasına rağmen bu karar idarenin doğal afetler neticesinde meydana gelen zararlardan sorumlu olmasının yolunu açmıştır. AİHM, Öneryıldız Kararı’ndan bu yana kişilerin yaşamlarına yönelik riskler hususunda kamusal makamların haberdar olması gerektiği durumları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesini dayanak alarak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında değerlendirmektedir. AİHM’ne göre, afet öncesinde ve sonrasında mali ve teknik imkânların elverdiği ölçüde alınması gerekli önlemlerin alınmaması AİHS m.2’nin ihlali anlamına gelmektedir. 24 AİHM, yaşam hakkı kapsamında yaptığı kabul edilebilirlik incelemelerinde doğal afetten zarar gören başvurucunun ya da yakınının can kaybına uğramasını ya da yaralanmasını değil, başvurucular bakımından hayati tehlikenin oluşup oluşmamasını esas almıştır. 25 Bu nedenle, ölüm ya da yaralanma gerçekleşmemiş dahi olsa hayati tehlikeye maruz kalınmasının söz konusu olduğu başvurular, yaşam hakkının korunması kapsamında kabul edilebilir bulunmaktadır.

Devletin, yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü kapsamında depremlerin can kaybına sebebiyet verebilecek etkilerini işlem ya da ihmaller yoluyla ağırlaştırmama, bu etkilerin can kaybına sebebiyet vermemesi için afet öncesinde ve sonrasında önlemler alma yükümlülükleri bulunmaktadır. 26 Alınması gereken önlemlere örnek olarak, afet öncesinde ve afet bölgesinde daha sert inşaat kurallarına uyulmasının sağlanması, uyarı sistemlerinin kurulması, afet riski takibi için gözlem noktaları kurulması ve afet bölgesinde yaşamını sürdüren risk altındaki kişilerin bilgilendirilmesi önlemleri örnek verilebilir.

Afet sonrasında alınabilecek önlemlere ise, afet yardım ve kurtarma operasyonlarının yapılması, afet bölgesindeki evlerin boşaltılması, afetzedelerin güvenli yerlere götürülmesi, tedavilerinin sağlanması, konaklama sağlanması ya da konaklama yardımı verilmesi, oluşan tahribatın bir ölçüde tazmin edilmesi örnekleri verilebilir.

Her ne kadar devletin işlem ya da ihmaller ile afetin oluşturduğu yıkımın boyutunu ağırlaştırmama yükümlülüğü, devletin hak ve özgürlükleri korumak için gerekli tedbirleri alma pozitif yükümlülüğü kapsamında değerlendirilse de belli koşullar halinde bu yükümlülüklerin devletlerin hak ihlal etmekten kaçınma yükümlülüğü, yani negatif yükümlülük olarak yorumlanması da mümkün. Örneğin deprem konusunda riskli olan bir bölgede yüksek katlı inşaat yapılmasına izin verilmesi ve buna yönelik ruhsat düzenleme işlemlerinde; gerekli tedbirlerin alınmamasından ziyade ihlalden kaçınma yükümlülüğüne aykırı davranış bulunduğundan söz edilebilir. 27

B. Mülkiyet Hakkı Bakımından

AİHM, mülkiyetin korunması kapsamında devletin yükümlülüklerine ilişkin olarak iki temel ayrımda bulunmaktadır. Bu ayrımlardan ilki, mülkiyetin korunması kapsamında pozitif yükümlülüklere ilişkin olarak doğal afetler ile insan kontrolünde olan tehlikeli faaliyetlerin aynı ölçüde devlet müdahalesi gerektirmemesine ilişkindir. AİHM, tehlikeli faaliyetlere kıyasla doğal afetlerin engellenemez olduğunu kabul etmekte ve kararlarında tehlikeli faaliyet başvurularına düzenli olarak atıf yapmasına rağmen, bu yükümlülükleri aynı genişlikte uygulamamaktadır. 28 İkinci ayrımda ise; AİHM, mülkiyet hakkının ihlali iddiası ile yapılan doğal afet başvurularında yaptığı incelemelerde, devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüğünün yaşam hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerinden daha dar yorumlanacağı değerlendirmesini yapmaktadır. 29 Bu ayrıma dayanarak AİHM, başvurucuların evlerinin toprak kayması dolayısıyla kullanılmaz hale geldiği ve bir başvurucunun eşinin toprak kayması nedeniyle öldüğü Budayeva vd./Rusya başvurusunda, afet öncesi alınması gereken önlemlere ilişkin olarak yetkililerin arazi planlama ve acil yardım politikalarını uygulamamaları dolayısıyla yaşam hakkının esas yönünden ihlal edildiğini tespit etmiş ancak aynı başvuruda baraj altyapısının uygun şekilde bakımının yapılmasının toprak kaymasının olağanüstü gücünü ne ölçüde azaltabileceğinin belli olmaması ve erken uyarı sisteminin binaların korunmasına bir fayda sunmayacak olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Mahkeme Budayeva vd./Rusya kararında her ne kadar devletin ihmalinin doğal afet sonucu oluşan hasarı ağırlaştırdığını tespit etse de başvuruculara konaklama yardımı yapılmış olmasını da dikkate alarak mülkiyeti koruma yükümlülüğünün evlerin piyasa değerini ödeme yükümlülüğü olarak görülemeyeceği, yapılan afet yardımlarının doğrudan ve otomatik olması, karmaşık bir ispat prosedürü gerektirmemesi ve başvuru sahiplerine orantısız bir yük getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. 30

Sonuç

Afetler geçici ya da daimi süreyle meydana gelen önlenemez olaylardır. Doğal olarak meydana gelebileceği gibi kaynağını insani bir faaliyetin oluşturması mümkündür. Bu teknik tanımın hukuk alanına yansıması, devlete ve somut olarak kamu gücü kullanan makamlara pozitif yükümlülükler yüklemesidir. Hem merkezi yönetim hem yerel yönetimler, afet yönetiminin en önemli aşaması olan önleme, risk azaltma ve hazırlık aşamalarına dair kapsamlı yetkilere ve sorumluluğa sahiptir. Afetin sık yaşandığı bir coğrafyada idarenin afet öncesinde afet bölgesini tespit etmesi, bu bölgeye uygun tedbirleri alması, gerekli kısıtlamaları getirmesi; afet sonrasında yardım, barınma, sağlık gibi hizmetleri ile diğer ihtiyaçları zamanında ve gereği karşılaması gerekmektedir. Bu kapsamda afetler nedeniyle gündeme gelen, Anayasa ve AİHS’de düzenlenen hak ve yükümlülükler yukarıda sayıldığı gibidir ve yenileri de eklenebilir. Örneğin Anayasa m.47’de düzenlenen “devletleştirme ve özelleştirme” düzenlemesi, m.48’de düzenlenen “çalışma ve sözleşme hürriyeti”, m.172’de yer alan “tüketicilerin korunması” hususu, yukarıda sayılan hak ve yükümlülüklerin sınırlı kalmadığını gösterir. Nitekim AİHM kararları da yüksek mahkemelerimizi ve doktrini doğrular niteliktedir. Özellikle afetin sık yaşandığı bir coğrafyada idarenin afet öncesi ve sonrasına yönelik gerekli önlemleri alması ve uygulaması, Anayasa ve AİHM kapsamında korunan hakların gözetilmesi gerekmektedir.

DİPNOT

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Afet (E.T. 09.06.2023).
  2. www.medak.org.tr/faydali-bilgiler/afet-ve-turleri/ (E.T. 09.06.2023).
  3. Huysal, B. “Afet Öncesi ve Sonrasında Kamusal Sorumluluklar ve Yükümlülükler: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları” (Çevrimiçi) https://jurix.com.tr/article/4532 , (E.T. 09.06.2023).
  4. Yılmaz, Z. “10 İlde Deprem Nedeniyle Gündeme Gelen Hak İhlallerinin Giderilmesi İçin Anayasa ve İdare Hukuku Kapsamında Sorumluluk” (Çevrimiçi) https://ihm.bilkent.edu.tr/wp-content/uploads/2023/02/Deprem-Bilgi- Notu-20-02-202238185.pdf (E.T. 09.06.2023).
  5. Yılmaz, s.4.
  6. Yılmaz, s.4.
  7. Gürsel, E. “İdarenin Doğal Afetler Neticesinde Meydana Gelen Zarardan Sorumluluğu” (Çevrimiçi) https://dergipark.org. tr/tr/download/article-file/507936 (E.T. 10.06.2023).
  8. Gürsel, s.332.
  9. Anayasa Mahkemesi, Ömür Kınay, B. No: 2015/4686, T. 19/2/2019.
  10. Anayasa Mahkemesi, Tansel Çölaşan (2), B. No: 2014/10279, T. 14/9/2017.
  11. Türkiye Barolar Birliği, “Depremzedeler İçin Hukuk Rehberi” (Çevrimiçi) https://d.barobirlik.org.tr/2023/ DepremzedelerIcinHukukRehberi/6/ (E.T.:10.06.2023).
  12. Anayasa Mahkemesi, E. 2019/21, K. 2020/51, T. 24/09/2020.
  13. Anayasa Mahkemesi, E.2019/21, K.2020/5, T. 24/9/2020.
  14. Türkiye Barolar Birliği, “Depremzedeler İçin Hukuk Rehberi” https://d.barobirlik.org.tr/2023/ DepremzedelerIcinHukukRehberi/6/ (Çevrimiçi) (E.T. 10.06.2023).
  15. Anayasa Mahkemesi, Sedat Şanlı, B. No: 2018/6812, T. 3/7/2019.
  16. Yılmaz, s.15.
  17. Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, T. 10/04/2012.
  18. Huysal, s.3.
  19. AİHM, Kolyadenko ve Diğerleri/Rusya, Bn. 17423/05, 28.02.2012.
  20. Özkan Duvan, A., “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2. Maddesi Çerçevesinde Yaşam Hakkının Korunmasında Devletin Yükümlülüğü”, (Çevrimiçi) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/607581 (E.T. 10.06.2023).
  21. Özkan Duvan, s. 673.
  22. AİHM, Kolyadenko ve Diğerleri/Rusya, Bn. 17423/05, 28.02.2012.
  23. AİHM, Budayeva vd./Rusya, Bn.15339/02 (..), 20/03/2008.
  24. Gürsel, s.334.
  25. AİHM, Kolyadenko ve Diğerleri/Rusya, Bn. 17423/05, 28.02.2012, para 151.
  26. Mahanoğlu, U.C., “Devletin Doğal Afetlere İlişkin İnsan Hakları Yükümlülükleri”, (Çevrimiçi) https://blog.insanhaklariokulu.org/devletin-dogal-afetlere-iliskin-insan-haklari-yukumlulukleri/#_ftn4 (E.T. 10.06.2023).
  27. Mahanoğlu, U.C., “Devletin Doğal Afetlere İlişkin İnsan Hakları Yükümlülükleri”, (Çevrimiçi) https://blog.insanhaklariokulu.org/devletin-dogal-afetlere-iliskin-insan-haklari-yukumlulukleri/#_ftn4 (E.T. 10.06.2023).
  28. AİHM, Budayeva vd./Rusya, Bn.15339/02 (..), 20/03/2008.
  29. AİHM, Budayeva vd./Rusya, Bn.15339/02 (..), 20/03/2008 .
  30. Mahanoğlu, U.C., “Devletin Doğal Afetlere İlişkin İnsan Hakları Yükümlülükleri”, (Çevrimiçi) https://blog.insanhaklariokulu.org/devletin-dogal-afetlere-iliskin-insan-haklari-yukumlulukleri/#_ftn4 (E.T. 10.06.2023).

KAYNAKÇA