Giriş

Sınai hak, endüstriyel buluş ve yeniliklerin ilk uygulayıcılarını temsil eden; üretilen ve satılan mallar üzerinde ürün veya hizmetleri ayırt edebilecek bir üretici veya satıcının, logosunu tescil ettirme ve belirli sürelerle sahiplerin tekeline bırakılan bir hak olarak ifade edilmektedir. Sınai mülkiyet hakları; patent, marka, tasarım gibi hakları kapsayan bir üst kavram olup faydalı modeller, coğrafi işaretler, entegre devre topografyaları, yeni bitki çeşitleri, biyoteknolojik buluşlar, alan adları, ticari sırlar ve know how’lar da bu hakların içinde yer almaktadır. Bu kavram giderek genişlemeye devam etmektedir. Bu hakların öne çıkan özelliği; maddi bir varlığının olmaması ve soyut nitelikte olmasıdır; bu haklar ülkesel olarak korunur. Diğer bir değişle, patent, marka ve tasarım gibi tescile bağlı sınai haklar hangi ülkede korunma istiyorsa, o ülkenin kurallarına göre bu hakkın tescil edilmesi gerekmektedir. Bu hakların korunması belirli bir süreye bağlıdır. Kullanmak ile tükenmez, buluş-fikir varlığını sürdürmeye devam eder. Ancak, fikri ürünün somutlaştığı mal ya da nüsha üzerindeki hak tükenir. Bu haklar üzerinde devir, satış, rehin ve haciz yoluyla tasarrufta bulunabilir. 1 Sınai mülkiyet hakları, diğer haklara göre farklılık göstermekte, kendine özgü bir takım temel ilkeleri bulunmaktadır. Bunlar sırayla ülkesellik ilkesi, gerçek hak sahipliği ilkesi, öncelik ilkesi ve tükenme ilkesidir.

I. Sınai Mülkiyet Hakkının Temel İlkeleri

Ülkesellik ilkesi gereğince; sınai mülkiyet hakları hangi ülkede ileri sürülmüşse, o ülkedeki maddi ve şekli (tescil-yenileme) koşullarını yerine getirmek şartıyla ancak o ülkede korunmaktadır. Diğer bir değişle bu hakkın korunması, hakla ilgili olarak hangi ülkede ya da coğrafi alanda tescil ve yenileme talebinde bulunulduysa o alan ya da o ülke ile sınırlıdır, o ülkenin hukuki korunma yollarından yararlanabilir. İstisnai olarak, tescil edilmemiş ancak kullanım yoluyla kendini o ülkede ya da toplumda bilinir hale getirmiş marka sahibi, bu hakkını kendisini taklit eden ya da marka ismini kullanan kişilere karşı ileri sürebilir. Buna gerçek hak sahipliği denilmektedir. 2 Eserin meydana getirilmesiyle, tasarım ya da buluşun geliştirilmesiyle birlikte eser sahipliği, tasarım sahipliği veya buluşçu hakkı, herhangi bir iş ya da işleme gerek kalmaksızın, yasa gereği kendiliğinden gerçek hak sahibine ait olur. Ancak nadiren aynı ya da benzer tasarım veyahut buluş gerçekleşebilir. Bu durumda ilk başvuran kişiye rüçhan hak verilir. Diğer kişinin de belli şartlar dahilinde ön kullanım hakkı olur. 3 Öncelik ilkesi tescil ile ilgili bir kavram olduğundan, bu haktan yararlanılabilmesi için hangi ülkede öne sürülecekse, o ülkenin kanunlarına göre tescil edilmiş bir sınai hak olması gerekmektedir. Bu ilke, ülkesellik ilkesi ile sıkı bir bağlantı içindedir. Öncelik hakkı, bir ülkede tescil için başvuruda bulunan kişiye, diğer ülkelerde de belirli süreler içinde öncelik hakkından yararlanarak başvuru hakkı tanımaktadır. Bu süre içinde başka ülkede aynı buluş yapılmış olsa da buluşu için kendi ülkesinde başvuru yapmış kişi süresi içinde aynı buluşu yapan kişinin ülkesinde tescil için başvuruda bulunursa, öncelik hakkından yararlanarak tescil belgesini alacaktır. Öncelik hakkından faydalanma süresi, patent ve faydalı modeller için 12, marka ve tasarımlar için ise 6 aydır. 4 Tükenmesi ilkesi, marka sahibi veya onun rızası ile yetki verilen üçüncü kişiler tarafından belli bir coğrafi bölgede piyasaya sunulan markalı malların tedavülüne, marka hakkına dayanılarak engel olunamamasını ifade eder. Bu ilkenin uygulanabilmesi için 2 şart söz konusudur. Birincisi, ürün hak sahibi tarafından veya onun izniyle yetki verilen üçüncü kişi tarafından piyasaya sunulmalı ve ürün orijinal olmalıdır. 5 Yukarıda kısaca belirtmiş olduğumuz bu ilkeler, sınai mülkiyet hakkı sahibinin hakkı üzerinde gerçekleştirdiği tasarruflarda çerçeve oluşturmaktadır. Bu ilkeler ışığında sınai mülkiyet hakkı sahibi, kendisine karşı gerçekleştirilen herhangi bir ihlale karşı, hakkını korumaktadır. Hak sahibinin hakkını nasıl koruması gerektiğine ilişkin olarak SMK 149. maddesinde düzenlemelere gitmiştir. Bu maddeye göre hak sahibinin, hakkını korumaya yönelik olarak açabileceği hukuki davalar; Hükümsüzlük, (YİDK) Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararlarının iptal, delil tespiti, ihlalin tespiti, muhtemel ihlalin önlenmesi, ihlalin durdurulması, ihlalin kaldırılması, maddi ve manevi tazminat, ihlalin mevcut olmadığına ilişkin dava, gasp ve ıslahçı hakları yönünden bedel davasıdır.

II. Sınai Mülkiyet Hakkına İlişkin Olarak Kanunumuzda Düzenlenmiş Hukuki Davalar

Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararlarının iptali davası: Tescil işlemleri için Türk Patent ve Marka Kurumuna yapılan başvuruların değerlendirilmesi, YİDK tarafından yapılmaktadır. YİDK tarafından yapılan incelemede, başvurular ret ya da kabul edilebildiği gibi itirazlar üzerine de değerlendirmeler yapılmaktadır. Sonuç olarak nihai karar olan YİDK kararlarına karşı Ankara İhtisas Mahkemesinde kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde dava açılması gerekir. 6

Hükümsüzlük davası: Sınai mülkiyet hakkının tescil edilmesi, bu hakkın varlığını şeklen belirlediğinden bu hakkın olup olmadığı her zaman ileri sürülebilir. Hükümsüzlük davası, şeklen sınai hakkını tescil ettirenin, tescil ile kanun gereği kendisine sağlanan haklarının geriye etkili olarak geri alınarak, hukuk düzeninde hiç var olmadığının tespitidir. 7 Her ne kadar hükümsüzlük sadece mahkeme kararı ile gerçekleşmekte ve bu kararın kesinleşmesi aranmaktaysa da tescile yapılan başvurulara kanunda belirlenmiş süreler için hükümsüzlük itirazında bulunulması halinde YİDK’nın yapacağı inceleme ile itirazın kabulü halinde de kurul tarafından hükümsüzlük kararı verilebilir. Bu karar da mahkeme kararı ile verilen karar gibi aynı sonucu doğurur. 8

Tecavüzün mevcut olmadığına ilişkin dava (SMK 154): Menfaati olan herkes, Türkiye’de giriştiği ya da girişeceği ticari veya sınai faaliyetin ya da bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin hakka tecavüz edip etmediği konusunda, hak sahibinden görüşlerini bildirmesini isteyebilir. Bu talebin tebliğinden itibaren bir ay içinde cevap verilmemesi veya verilen cevabın menfaat sahibi tarafından kabul edilmemesi halinde menfaat sahibi, hak sahibine karşı fiillerinin tecavüz teşkil edip etmediğine karar verilmesi için dava açabilir. Bu bir dava şartı olmayıp, sicildeki tüm hak sahiplerine tebliğ ettirilir. 9 HGK., E. 2013/1521 K. 2015/852 T. 25.2.2015 tarihli kararında; “Tescilli bir markanın, sahibinin izni olmaksızın kullanılması veya o markayı taşıyan mal ve hizmetlerin, tecavüzün bilinmesine rağmen pazarlanması, stoklanması, satış için teklif edilmesi, ihracı, ithali ya da tecavüzün bilinmesine rağmen o malların nereden sağlandığının bildirilmesinden kaçınılması” tecavüz olarak tanımlanmıştır. Kararın devamında karıştırılma ihtimali kavramına dikkat çekilmiştir. “Karıştırılma ihtimali hem bir tescil engeli hem de bir tecavüz eylemidir. Karıştırılma ihtimali kavramı tecavüz yönünden ele alındığında, özellikleri şu şekilde sıralanabilir: Karıştırılma ihtimalinin varlığı için, mütecaviz tarafından kullanılan işaretin tescil edilmiş markanın aynısı veya onun benzeri olması ve tescil edilmiş markanın, tescil edildiği mal ve hizmetlerle aynı veya benzer mal ve hizmetlerde kullanılması şarttır. Bu ikisi bir arada bulunmalıdır. Bunun yanı sıra, karıştırma halk yönünden olmalıdır. Başka bir ifadeyle, tescilli marka ile tescilsiz olarak kullanılan işareti halkın karıştırması ihtimali bulunmalıdır. Çünkü işaret ile tescilli marka arasında halk nazarında “bağlantı olduğu ihtimali” de “karıştırılma ihtimali” kavramına dâhil kabul edilmiştir. Zira iltibasta halk, marka ile işareti kullanan işletmelerin aynı olduğu yanılgısına düşmekte, düşürülmektedir. Diğer bir anlatımla düşündüğü, tasarladığı işletmenin malını aldığını zannederken iltibas sonucu başka bir işletmenin malını almaktadır. “Karıştırılma ihtimalinde ise halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurması yeterlidir. Halk aldığı malın başka bir işletmeye ait olduğunu bilse, fakat güvendiği işletme ile malını aldığı işletme arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu zannetse bile “karıştırılma ihtimali” vardır.

Başka bir ifadeyle, tescilli marka ile kullanılan işaret arasında görsel ve sesçil (fonetik) yönden benzerlik bulunmasa, hatta genel görünüş (umumi intiba) açısından ayniyet veya benzerlik bulunmasa dahi, halk bunlar arasında herhangi bir şekilde bir bağlantı kuruyorsa karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti kabul olunacaktır. Böylece görsel, biçimsel, sesçil benzerlik olmasa bile, halkın iki işaret arasında herhangi bir sebeple bağlantı kurduğu hallerde “karıştırılma ihtimali” bulunabilmektedir. 10

Tecavüz davaları: “Delil tespiti davası” (SMK 150/3); hak sahibi, ihlal iddiasına dayalı tazminat davası açmadan önce ihlale ilişkin tüm bilgi ve belgelerin tespiti ve uğranılan zararın miktarının belirlenmesi için açılan bir dava türüdür. Hak sahibi tarafından ihlali gerçekleştirene karşı fiilin tecavüz olup olmadığını tespiti için açtığı dava da (SMK 149/1-a.2) “tecavüzün tespiti davasıdır”. Aynı şekilde başlama tehlikesi bulunan ya da başlamış tecavüzün önlenmesi için “önleme (men) davası” (SMK 149/1-b); başlamış tecavüzün durdurulması içinde “tecavüzün durdurulması davası” (SMK 149/1-c) açılmaktadır. Tecavüzün sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılması amacıyla açılan dava da “tecavüzün kaldırılması davasıdır” (SMK 149/1-ç). Bu dava tecavüzün hukuka aykırı sonuçlarının ortadan kaldırmak için açılmaktadır. Tecavüz önlense, durdurulsa bile sonuçları etkisini göstermeye devam edebilir. Önleme davası ve kaldırma davası birlikte açılmakta olup önleme talebi ile eski hale iade talep edilmekteyken, kaldırma davasında ihlale ilişkin tüm şeylerin imhası, yok edilmesi istenmektedir. “Manevi, manevi ve itibar tazminatı davalarında” (SMK 149/4) zarar, hak sahibinin maddi ve manevi varlıklarının tecavüzden önceki ve sonraki durumları arasındaki farktır. Hukuka aykırı bir fiilin varlığı, Kusurun bulunması ve bundan dolayı bir zararın oluşması, aralarında uygun bir illiyet bağının varlığının bulunması gerekir. Tazminat hesaplamasında fiili zarar ile yoksun kalınan kazanç hesaplaması yapılmaktadır. Fiili zarar, mal varlığındaki net eksilme olup, yoksun kalınan kazanç ise ihlal nedeniyle malvarlığındaki atışın engellenmesi nedeniyle uğranılan zarardır. Bununla birlikte hak sahibi ihlal nedeniyle duyduğu acı ve ruhsal sıkıntılardan dolayı oluşan manevi zararını da tazminini isteyebilir. İtibar tazminatında ise marka, patent ve tasarımın itibarı dikkate alınır. Bu zarar kaleminin talep edilmesi için 2 unsur aranmaktadır (SMK 150/2); Kötü üretim ve uygun olmayan tarzda piyasaya sürme. “Sınai mülkiyet hakkının gaspı nedeniyle hakkın devri davasında” ise gerçek hak sahibi olduğunu iddia eden kişi, aynı konu üzerinde başvuru yapmış ya da belgeye sahip olan kişiye gasp davası açarak o hakkın kendisine devrini isteyebilir. Son olarak, “bitki çeşitlerinde bedel davasında” ise ıslahçılara tanınmış, başvuru ya da tescil hakkı sahibinin, ürününü kullananlara karşı açtığı hakkaniyet uygun bir bedelin ödenmesi davasıdır. 11 Belirtmiş olduğumuz bu davalarda kusurun ispatı önem arz etmekte olup taraflar kendi haklılıklarını ispat etmek için gerekli bilgi ve belgeleri mahkemeye ibraz etmekte zorunludurlar. Ancak kusurun ispatında önemli diğer bir konu ise, “basiretli tacir” ilkesinin uygulanmasıdır (TTK 18/2). Basiretli tacir ilkesi; tacirin göstereceği özenin derecesini ortaya koymakta olup tamamlayıcı bir hukuk kuralıdır, objektif özen ölçüsü getirmektedir, bir başka deyişle kusura ilişkin bir düzenleme değildir. Bir tarafın tacir sıfatını haiz olmakla karine olarak kusurlu kabul edilmesine yol açacak kadar geniş yorumlanmamalıdır. Zarar gören, zarar verenin kusurlu olduğunu (BK m. 50/1) ispat yükü altındadır. 12 TTK m.18/2 gereği her tacir ticaretine ait faaliyetinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek durumundadır. Tacir ticari faaliyetlerinde sıradan insanlara göre daha fazla tedbirli ve dikkatli davranmalıdır. Tacirden beklenen özen yükümlülüğü objektif kriterlere göre belirlenmelidir. Marka hakkına tecavüz yoluyla kullanılan malları satan kişinin tacir olması halinde, basiretli bir iş adamı gibi davranması, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesi gerekir. Yargıtay birçok kararında taklit markalı malları satan tacirin TTK m.18/2 hükmü gereği, ürünlerin taklit olduğunu bilmediği savunmasının dinlenmeyeceğine karar vermiştir. Marka hukukunda özellikle tacirler açısından özen yükümlülüğü oldukça yüksek olduğundan, bir markayı kullanmak isteyen kişinin ilk olarak düşündüğü marka ile ilgili araştırma yapması beklenir. Bu araştırma yükümlülüğü SMK m. 7/4 uyarınca marka tescilinin marka bülteninde yayımlanmasından sonra doğar. 13 Taklit markalı ürünleri ticaret alanına çıkaran, satan, ticari amaçla elinde bulunduran, ithal veya ihraç eden şahsın -tacir olsun veya olmasın- kusursuzluğunu ispat etmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir durumda TTK m. 18/2 gereği tacirlerin durumu bilmedikleri yönündeki savunmaları dikkate alınmayacak, tacir olmayanların ise ürünün taklit markalı olduğunu bilmediklerini ispat etmeleri gerekecektir. İltibas olarak kullanımda da ikili bir ayrım yapmak gerekir. Tacirlerin iltibas oluşturacak kullanım halinde kusursuzluklarını ispat yükü varken, tacir olmayanların kusurlu olduklarını asıl marka sahibinin ispat etmesi gerekir. Uygulamada ve Yargıtay kararlarında SMK m. 29/1-c’ de bahsedilen fiillerin genellikle tacirler tarafından işlendiğini belirtmek gerekir. 14 Yargıtay 11. HD., E. 2015/4426 K. 2015/11337 T. 2.11.2015 tarihli karında “ Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davacı ve davalı markalarının esas unsurunun MOS ibaresinden oluştuğu, markalar kapsamında yer alan 44. sınıf hizmetlerin benzer olduğu, ancak davalının daha öncesinde davacı şirkette çalıştığı, davacı şirket ile davacı markasının daha önceki sahipleri arasında yapılan frenchise sözleşmeleri nedeniyle davalının, davacı markasından haberdar olduğu, aynı sektörde çalışan davalının davacı markasından haberdar olmamasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalının basiretli tacir gibi davranmayıp kötü niyetle dava konusu markayı adına tescil ettirdiği, kötü niyetli tescil nedeniyle davalı markasının tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek davalı adına TPE nezdinde tescilli 2011/58257 nolu MOSPLUS ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar veren” ilk derece mahkemesinin kararını onanmıştır. Bu kararında aynı sektörde çalışan bir kişinin, hükümsüzlük davası açan diğer kişinin markasından haberdar olamamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtmiş ve dava konusu markayı adına tescil ettirmesini kötü niyetli bulmuştur.

Sonuç olarak, tacirlerin basiretli iş adamı gibi davranma ölçütü tacirlerin bir yükümlülüğüdür ve tacirin kusurunun tespitinde önemli rol oynamaktadır. Sınai mülkiyet hukuku açısından da önem arz etmektedir. Çünkü yükümlülük, hukuk kurallarının bu kurallara tabi olanlara yüklediği uyulması zorunlu görevler olup bu kurallara tabi olanların bu kurallara uyması kesin beklenti yaratmaktadır. Basiretli iş adamı gibi hareket yükümlülüğü sadece tacirlerin sözleşmesel ilişkilerinde değil, ayrıca haksız fiil, haksız rekabet veya sebepsiz zenginleşmede de söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla basiretli iş adamı gibi hareket, her ne kadar sözleşmeler hukuku anlamında, teknik olarak, koruma yan yükümlülüklerinden olsa da haksız fiil, haksız rekabet ile sebepsiz zenginleşme açısından da tacirlerin uyması gereken bir davranış kuralıdır. 15

III. Sınai Mülkiyet Hakkına Tecavüz Sayılmayan Fiiller

Her ne kadar sınai mülkiyet hakkı kavramı, o hakka sahip olan kişiye bu hakkını kullanması hususunda mutlak bir hak verse de yukarıda değindiğimiz tükenme ilkesi ile bu hakkın kullanımına da belirli sınırlamalar getirilmiş, marka sahibinin tekel olması engellenmiştir. Bu sınırlama ise markalı malın ilk satışı veya iktisadi amaçla ilk kez marka sahibinin zilyetliğinden çıkışı ile olmaktadır. Marka sahibinin rızası ve iktisadi amacı ile elinden çıkartmış olduğu malın üzerindeki marka hakkı bu ilke ile tükenmiş sayılacaktır. Marka sahibi elinden çıkartmış olduğu malın, pazarda tekrar satışına marka hakkına dayanarak engel olamayacaktır.

Fikri mülkiyet hakkı sahibinin mülkiyet hakkı korunmakla birlikte, bu hakka serbest rekabet uğruna belirli sınırlamalar getirilebilmektedir. Eğer markalı mallara ilişkin bu tür bir sınırlama getirilmemiş olsaydı, piyasa bağımsız tacirler yerine markalı malların üretim ve pazarlama tekellerine kalırdı. İşte bunu önleyen ilkeye hakkın tükenmesi denilmektedir. Bu ilke ile markalı malın sahibinin tekel hakkını malı piyasaya ilk sunduğunda kullandığını, yani bu tekel hakkını markalı mal piyasaya ilk sunulduğunda elde ettiği varsayılmakta ve bundan sonraki aşamalara, mal piyasaya sunulduktan sonra tükenme ilkesi ile serbest ticaret ve kamu yararı ile marka sahibinin haklarına sınırlama getirilmektedir 16 SMK 152. maddesinde bu durum şöyle belirtilmiştir: “Sınai Mülkiyet Hakkı Korumasına konu ürünlerin, hak sahibi veya onun izni ile üçüncü kişiler tarafından piyasaya sunulmasından sonra bu ürünlerle ilgili fiiller hakkın kapsamı dışında kalır.”

Öncelikle belirli bir bölgede, ülkede ya da spesifik olarak belirlenmiş bir alanda o markanın sunumunun yapılması gerekmektedir. Bu sunumu ya marka sahibi ya da onun belirlediği bir kişi tarafından yapılması ve bu kişinin marka sahibi tarafından yetkilendirilmesi gerekmektedir. Ancak markanın tükenmesinden, marka sahibinin o marka ile haklarının bittiği akla gelmemeli, bu sınırlamanın o markanın taşıyan mallar ile ilgili olduğu anlaşılmalıdır. Çünkü, marka sahibi mallarını ticari amaçlı piyasaya sürdükten sonra o marka üzerindeki tüketme hakkı sonlanmıştır. Piyasaya sunma, hakkın tükenmesi bakımından belirleyici bir unsurdur. Bu nedenle hangi durumlarda malın piyasaya sunulduğunun tespiti gerekir.

SMK 7/ 5. Maddesine göre “Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez.” Bu biçimler; gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi, malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması ve özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması halleridir ve marka sahibi markanın kullanımını bu hallerde engelleyemeyecektir. Bu tarz kullanım dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içerisinde kurallara uygun olarak kullanımdır. Diğer bir değişle, tescilli bir markanın aynısı veya benzeri, bir başkası tarafından, marka sahibinin iznine ihtiyaç olmaksızın, bu maddede belirtilen koşullar ile kullanılabilecektir.” Ancak SMK 152/2. maddesine göre “Marka sahibi, birinci fıkra hükmü kapsamına giren ürünlerin üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanılmasını önleme hakkına sahiptir.” Bu madde kapsamında tükenme ilkesinin uygulanması söz konusu olmayıp, sınai mülkiyet hak sahibi, hukuka aykırı olarak üretilen bu malların kullanımı engelleyebilecek, zararının tazminini talep edebilecektir.

Marka hakkının tüketilmesi ilkesine bu şekilde bir istisnanın uygulanmasının sebebi; markanın temel işlevlerini yerine getirmesine imkân kalmaması, marka sahibinin kaliteli mal üretim ve hizmet sunumu nedeniyle mal ve hizmetin piyasaya vermiş olduğu güven ile diğer mallar ve hizmetlerden tüketicinin gözünde farklılık sağlaması fonksiyonunun zarar görmesidir. Tüketiciler markalı malların, onların kalitesinden sorumlu tutulabilecek bir işletmenin kontrolünde üretildiğini ve kalitesinin değiştirilmemiş olduğunu markasına güvenerek kabul eder. Bu nedenle malların piyasaya sunulmasından sonra değiştirilmesi ve kötüleştirilmesi halinde, markanın menşeini gösterme ve kalitesini garanti etme fonksiyonları yerine getiremeyeceğinden, bu durumda marka hakkının tükenmesi ilkesi uygulanmaz ve garanti fonksiyonu korunmuş olur. 17 İstanbul BAM, 44. HD., E. 2020/1255 K. 2022/1109, 30.6.2022 tarihli kararında; “Marka hakkının tükenmesi ilkesi, 89/104 sayılı Yönergenin 7/1. maddesine dayanmaktadır. Buna göre, marka sahibi (veya onun izin verdiği kişi) markayı taşıyan ürünleri piyasaya sürdükten sonra bu ürünleri alan kişiler tarafından tekrar piyasaya arz edilebilirler. Bu ürünlerin piyasaya arzı ve fiyat düzenlemeleri üzerinde marka sahibi tekel hakkına sahip değildir. Yeter ki, markalı ürünler orijinal olsun ve ülkeye/piyasa yasal yollardan sokulmuş olsun. Ancak, markalı ürünlerin yasal olarak üçüncü kişilere devri yapılırken, ürünün değiştirilmesi ve kötüleştirilmesi halinde marka sahibinin bu ürünleri yeniden piyasaya sürülmesini engelleme hakkı olacaktır.(556 Sayılı KHK.nın md.13/II) Davaya konu ürünlerin orijinal olup oldukları hususunda dosyada yeterli bilgi ve belge bulunmadığı, yedek parça ve servis hizmeti verilip verilmediğine dair de dosyada yeterli bilgi belge bulunmadığı, bilirkişi raporunun bu konuda yetersiz olup, teknik inceleme yapıldığı görülmüştür. Öncelikle davacının ve davalının delilleri toplanarak ve davacının yedek parçaların orijinal olup olmadığı araştırması yapılarak ve bu konuda denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak sonuca ulaşılması gerekirken davanın kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmediğinden davalı vekilinin sadece bu sebeple sınırlı olmak üzere istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. Davalı … istinaf istemi yönünden yapılan incelemede; Davalı …’ın hangi sıfat ile davada yer aldığına dair dosya kapsamında bilgi bulunmadığı, web tasarımcısı olması halinde marka hakkına tecavüz fiili yönünden taraf sıfatının bulunmayacağı alınan bilirkişi raporunda …’ın site sahibi olup olmadığının veya satışı yapan kişiler ile bağlantısının olup olmadığının belirlemesinin yapılmadığı, dava konusu internet sitesinin kime ait olduğu konusunda bilgi olmadığı, …’ın taraf sıfatının bulunup bulunmadığının değerlendirmesinin yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu konuda davalı …’ın beyanları dikkate alınarak teknik bilirkişiden bu konudaki tespitleri nazara alınarak, mahkeme hâkimi tarafından değerlendirilmesi gerektiğinden bu yöne ilişkin istinaf sebebinin kabulüne” karar vermiş ve dosyayı yeninden yargılamak üzere mahkemesine göndermiştir.

SMK 152. madde dışında, sınai mülkiyet hakkı sahibinin, hakkını belirli şartların gerçekleşmiş olması nedeniyle üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceği durumlarda mevcuttur. Bunlar; markanın 5 yıldır tescilli olduğu halde kullanılmaması nedeniyle ileri sürülememesi, marka tecavüzünün zamanaşımı nedeniyle ileri sürülememesi, marka sahibinin sessiz kalması nedeniyle hakkın ileri sürülememesi, failin tescilli bir hakkı bulunduğu savunması ve markanın ticaret unvanı olarak kullanılmasıdır. Yine SMK 153. maddesinde sınai mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle dava açılamayacak kişiler belirtilmiştir. Maddede “(1) Sınai mülkiyet hakkı sahibi, hakkına tecavüz eden tarafından piyasaya sürülmüş ürünleri kişisel ihtiyaçları ölçüsünde elinde bulunduran veya kullanan kişilere karşı, bu Kanunda yer alan hukuk davalarını açamaz veya ceza davası açılması için şikâyette bulunamaz. (2) Sınai mülkiyet hakkı sahibi, sebep olduğu zarardan dolayı kendisine tazminat ödeyen kişi tarafından, sınai mülkiyet hakkı sahibinin el koymaması nedeniyle piyasaya sürülmüş ürünleri ticari amaçla kullanan kişilere karşı, bu Kanunda yer alan hukuk davalarını açamaz veya ceza davası açılması için şikâyette bulunamaz.” demektedir.

Sonuç

Sınai mülkiyet hakkı, hak sahibine tekel hakkı tanımış olsa da SMK m. 152 ile tekel hakkına sınırlama getirilmiş ve marka sahibinin mallarının dünyanın herhangi bir yerinde kendisi tarafından veya onun izni ile üçüncü kişilerce piyasaya sunulması neticesinde, hak sahibinin bu marka üzerindeki hakları tükenmekte ve ile bu malların “üçüncü kişiler tarafından değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanılması” söz konusu olmadıkça marka sahibince kullanımı engellenemeyecektir. Ayrıca, kişisel amaçla marka hakkını ihlal eden ürünü elinde bulunduran kişilere dava açılamaması veyahut ticari amaçla marka hakkını ihlal eden ürünlerden dolayı tazminat alınması ve mallara el koymaması halinde, artık bu ürünlerin piyasa sürülmesine engel olamaz. Bu düzenlemeler dışında, zamanaşımı, marka hakkının 5 yıl süre ile hiç kullanılmaması, marka hakkının ihlaline karşı sessiz kalınması nedeniyle artık ihlalin ileri sürülememesi gibi ihlal eden tarafından ileri sürülecek sebeplerle de markanın tekel hakkı sınırlandırılmıştır.

Ülkesellik, gerçek hak sahipliği, öncelik (rüçhan) hakkı ve tükenme ilkesi, hak sahibi tarafından ihlal edene karşı açılan davalarda belirleyici ilkelerdir. Özellikle Marka hakkına ihlalin tespiti, ihlalin önlenmesi, kaldırılması, durdurulması ve hükümsüzlük davalarında bu ilkelerin tanımları ve taraflarca ileri sürülecek belgeler ile hak sahipliğinin, hakkın ihlalinin, hakkın tanımı ve tespiti yapılmaktadır.

DİPNOT

  1. Suluk, C. / Karasu, R. / Nal, T. (2021), Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, Seçkin Yayınevi, s. 2.
  2. Suluk / Karasu / Nal, opsit, s. 5; Uluslararası alanda tanınmış marka olmak ve tüm ülkelere tanınmış markayı tescil ettirmek, marka sahibi için ciddi bir külfet oluşturduğundan bu zorluğu ortadan kaldırmak için uluslararası anlaşmalar kabul edilmiştir. Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı’nın (WIPO) Uluslararası Büroları aracılığıyla başvurular yapılarak işlemler daha kolaylaştırılmaktadır. Paris anlaşması yabancılarında ülkelerdeki sınai mülkiyet hakkına ilişkin düzenlemelerden yararlanmasına izin vermektedir. Bu anlaşmadan yararlanabilmek için Dünya Ticaret Örgütü’ne üye ülke vatandaşı olunması ya da yerleşim yerinin bulunması ve ticari faaliyet bulunması yeterlidir. Ayrıca bu şartları taşımasa da ülkeler arası karşılıklık anlaşması yapıldı ise yine koruma sağlanır. Gerçek hak sahipliği ilkesi bakımından Ankara 3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/6 K. 2021/351, T. 14.10.2021 tarihli Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı çok açıklayıcı olmuştur. Kararda; “ 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu madde 6/3; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu hüküm, markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Madde hükmünde yer alan iddiaların kabul edilebilmesi için, iddia sahibinin o işaret üzerinde tescil tarihinden önce hak sahibi olması ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Yargıtay tarafından marka hukukumuzda kabul edilmiş olan “Gerçek Hak Sahipliği İlkesi” ile “marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye aittir. Buna gerçek hak sahibi denilir ve bu tescil açıklayıcı etkiye sahiptir” Yargıtay kararlarında gerçek hak sahipliği ile ilgili şu tespitlere yer verilmiştir; “Olaya uygulanacak mülga 556 Sayılı KHK’nın 8/3 maddesinde düzenlenen “gerçek hak sahipliği” ilkesi uyarınca, marka tescilinden önce tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden markaya konu işaretin veya ibarenin yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal kullanımı ve bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandıranlar, markaya konu işaretin veya karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerinin başkalarınca marka başvurusuna konu edilmesi halinde marka tescil başvurusuna itiraz etme ya da markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu önceye dayalı kullanımların, marka başvurusuna karşı çıkılan tarafın kullanımlarından da önce olmalıdır. Bununla birlikte, KHK’nın 8/3. maddesi, markanın münferit kullanımları ile marka tescil kapsamı dışında kalan mal ve hizmetler yönünden kullanımlar önceye dayalı hak sahipliği vermeyecektir.” “Olaya uygulanacak mülga 556 Sayılı Marka KHK’nın 8/3 maddesinde yer alan “Tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibinin itiraz etmesi üzerine, tescili istenilen marka, aşağıdaki hallerde tescil edilmez. a) Markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş ise, b) Belirtilen işaret, sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyorsa,” hükmü uyarınca, gerçek hak sahipliği ilkesi gereği, … içinde, marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden yoğun ve sıkı kullanım sonucu işaret üzerinde önceye dayalı hak elde edilmiş olması halinde, o işaret üzerinde gerçek hak sahibi olan kişiye öncelik hakkı tanınır ve itirazı üzerine başvurunun reddine karar verilir. Şayet marka tescil edilmiş ise bu defa KHK’nın 42/b maddesi yollamasıyla aynı ilkeler uyarınca, markanın hükümsüzlüğüne karar verilebilir. Ancak söz konusu işaret üzerindeki kullanımın, … içinde ve yerelden daha geniş bir coğrafyada, nizasız, fasılasız ve yoğun bir şekilde kullanılmış olması gerekir. İşaretin yurtdışındaki kullanımları, işareti kullanan kişiye yurtiçinde herhangi bir öncelik hakkı vermez. Keza işareti taşıyan mal ve hizmetlerin, yurtdışına çıkan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına pazarlanmış olması da yurtdışındaki internet sitesine Türkiye’den alıcıların ulaşabiliyor olması da işaret sahibine KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca yurtiçinde herhangi bir öncelik hakkı bahşetmeyecektir.” Yargıtay kararlarında da ifade edildiği üzere, öncelik hakkı iddia eden tarafın Türkiye’deki kullanımı yerelden daha geniş bir coğrafyada olmalı, ciddi surette bir markasal kullanım olmalı ve bu kullanım ile markaya belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandırılması gerekmektedir. Ayrıca söz konusu kullanım, dava konusu markanın başvuru tarihinden önceki tarihe ilişkin olmalıdır. Öncelik hakkına konu edilen ibarenin yurtdışındaki kullanımları ve keza marka tescilleri, davacı tarafa Türkiye’de herhangi bir öncelik hakkı bahşetmemektedir. Davalı taraf, dava konusu marka için 25.03.2019 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuru yapmış olup, somut uyuşmazlık bakımından dikkate alınması gereken tarih 25.03.2019 tarihidir. Gerçek hak sahipliği iddia eden tarafın, 25.03.2019 tarihinden önce markayı, “markasal olarak” kullandığını ispat etmesi gerekir. Yapılan incelemeler neticesinde, davacı tarafça Türkiye’de kullanıma ilişkin olarak sunulan sadece “pacinostr” isimli Instagram hesabının bulunduğu, Türkiye’de kullanıma ilişkin başkaca bir belge sunulmadığı, dosya kapsamında 6769 sayılı SMK madde 6/3 anlamında davacının ve itiraz aşamasında itiraz eden şirketin Türkiye’de önceki tarihli, markasal ve ciddi kullanımını ispatlar nitelikte bir bilgi/belge bulunmadığı, bu nedenle davacının gerçek hak sahipliği iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
  3. Suluk / Karasu / Nal, loccit, s.7 , bkz. dipnot 2; Ankara 3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/6 K. 2021/351, T. 14.10.2021 tarihli Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı,
  4. Suluk / Karasu / Nal, opsit, s. 9, bkz. dipnot 2; Ankara 3. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2021/6 K. 2021/351, T. 14.10.2021 tarihli Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Kararı.
  5. Arı, Z. (2007), “Marka Hakkının Tüketilmesi”, EÜHFD, 1-2(XI), s. 298.
  6. Suluk / Karasu / Nal, loccit, s. 376.
  7. Kaplan, M. B. (2018), Sınai Mülkiyet Kanununda İhtiyati Tedbirler, İstanbul Üniversitesi SBE, Yüksek Lisans Tezi, s. 61.
  8. Kaplan, opsit, s. 108.
  9. Suluk / Karasu / Nal; ibid, s. 378.
  10. Bkz. Aynı nitelikte HGK., E. 2017/100 K. 2018/228 T. 14.2.2018 tarihli kararı ve HGK., E. 2017/107 K. 2018/1260 T. 27.6.2018 tarihli kararı.
  11. Suluk / Karasu / Nal; loccit, s. 379, 380, 381, 382.
  12. Toprakkaya, İ. (2021), Fikir ve Sanat Eserlerinden Doğan Uyuşmazlıkların Arabuluculuk Yoluyla Çözümü, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, s. 76.
  13. Aydın, F. (2017), “Sınai Mülkiyet Kanunu ve Yargıtay Uygulamasında Marka Hukukunda Tazminat”, TBB Dergisi, 133, s. 535.
  14. Aydın, F., opsit, s. 536.
  15. Bingöl, M. E. (2018), Basiretli İş Adamı gibi Hareket Yükümlülüğü: Özellikle Tacirin Ücret ve Cezai Şartın İndirilmesini İsteyememesi, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, s. 26.
  16. Arı, s. 279.
  17. Sipahioğlu, D. Ş. (2019), Marka Hukukuna Tecavüz Sayılan ve Sayılmayan Haller, Galatasaray Üniversitesi SBE, Yüksek Lisans Tezi, s. 129; Yargıtay 11. HD., E. 2020/7665 K. 2022/1962 16.3.2022 tarihli kararında; “İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, tespit konusu malların ARMİNE mallarının yetkili bayisi olan Gökşimşek Şemsiye-Saraciye …’ten 15/08/2015 tarih 7140 ve aynı tarih 7141 sıra nolu irsaliyeli faturalar ile …’a satıldığı, Gökşimşek Şemsiye-Saraciye …’in defter ve belgeleri incelendiğinde davacı firmanın yetkili bayisi olmadığı, ancak bu firmanın da ürünleri ARMİNE’nin yetkili satış bayisi … Yurt İçi Paz. Ltd. Şti.’den 17/06/2015 tarih ve 361234 Seri B nolu fatura ile satın aldığı, ürünlerin orijinal olması nedeniyle marka hakkının ihlalinden söz edilemeyeceği, davacının tazminat talebinin yerinde olmadığı, davalıların davacının işyerinde meydana gelen hırsızlama olayı failleri ile birlikte hareket ettiklerine ilişkin ispata yarar delil sunulmadığı, bir an için davacının yanında çalışan kişilerin bu yönde bir iradeleri bulunsa dahi piyasada davalıların ürünleri faturalı olarak aldıkları hususu bilirkişi raporu ile sabit olan davalıların bu durumda dahi sorumlu tutulamayacaklarının anlaşıldığı, “ARMİNE” ibareli ürünlerin orijinal ürünler olup, KHK 13. maddesinde düzenlenen marka hakkının tükenmesi ilkesi gereğince davalılarca piyasa fiyatının altında yapılan ürün satışını davacının engelleyemeyeceği, davacıya ait ürünlerin davacının deposundan izinsiz çıkartılması hususunu davalıların bildiğine ya da davalıların kusurlu hareket ettiğine dair dosyada delil bulunmadığı gibi ürünlerin faturalı olarak alındığının belirtilmesi, düşük fiyatlı ürünlerin daha önce yüksek fiyatlı olarak satılıp ancak sezonu geçen ve ellerinde az kalan ürünleri sattıklarının ifade edilmesi hususları dikkate alındığında davacının ispatlanamayan davasının genel ispat hukuku kurallarına göre reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine” ilişkin verilen karar onanmıştır.

KAYNAKÇA

  • ARI, Z. (2007), “Marka Hakkının Tüketilmesi”, EÜHFD, 1-2(XI), ss. 279-305.
  • AYDIN, F. (2017), “Sınai Mülkiyet Kanunu ve Yargıtay Uygulamasında Marka Hukukunda Tazminat”, TBB Dergisi, 133.
  • BİNGÖL, M. E. (2018), Basiretli İş Adamı gibi Hareket Yükümlülüğü: Özellikle Tacirin Ücret ve Cezai Şartın İndirilmesini İsteyememesi, On iki Levha Yayıncılık, İstanbul.
  • KAPLAN, M. B. (2018), Sinai Mülkiyet Kanunda İhtiyati Tedbirler, İstanbul Üniversitesi SBE, Yüksek Lisans Tezi.
  • SİPAHİOĞLU, D. Ş. (2019), Marka Hukukuna Tecavüz Sayılan ve Sayılmayan Haller, Galatasaray Üniversitesi SBE, Yüksek Lisans Tezi.
  • SULUK, C. / Karasu, R. / Nal, T. (2021), Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, Seçkin Yayınevi.
  • TOPRAKKAYA, İ. (2021), Fikir ve Sanat Eserlerinden Doğan Uyuşmazlıkların Arabuluculuk Yoluyla Çözümü, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul.