Giriş

İnsan, tarih boyunca kendisini saldırılara karşı korumak zorunda kalmıştır. Nitekim bu durumun gerekliliği hukuka da yansımış ve meşru savunma kurumunun oluşmasına sebep olmuştur. Meşru savunma (müdafaa), kişinin kendisinin veya bir başkasının haklarına yönelik haksız saldırıya kuvvet kullanarak karşılık vermesidir. Eski hukuk sistemlerinde, özellikle Yunan ve Roma Hukuklarında haksız taarruza karşı müdafaa doğal bir hak sayılmakta idi.

Türk Hukukunda ise İslam Hukuku uygulanan dönemlerde mevcut olan meşru savunma, yazılı hukukta ilk kez 1858 (1274) tarihli Ceza Kanunname-i Hümayununda yer almıştır. 1 Hukukumuzda meşru savunma 5237 sayılı TCK’nın 25. maddesinde düzenlenmiştir. Aynı zamanda bu maddeyle kanun koyucu meşru savunmayı saldırıya ve savunmaya yönelik şartlar olmak üzere belli başlı bazı şartlara bağlamıştır. Saldırıya yönelik şartlar kısaca şunlardır: bir saldırının varlığı, bu saldırının haksız olması ve bu saldırının bir hakka yönelik olması. Savunmaya yönelik şartlar ise savunmanın saldırıyı gerçekleştiren kişiye karşı yapılması, savunmada zorunluluk bulunması, savunmanın orantılı olması ve sübjektif bir koşul olarak savunma iradesidir. 5237 sayılı TCK’nın 27. maddesiyle kanun koyucu bu şartların aşılması üzerinde durmuştur. Bu çalışmanın amacı, meşru savunmanın tanımı, hukuki niteliği ve tarihsel süreci hakkında bilgi vererek, meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması hallerinin neler olduklarını ortaya koymaktır.

I. Hukuki Niteliği

Meşru savunmanın hukuki esasına dair yüzyıllar boyunca farklı teoriler ortaya atılmıştır. Bu teoriler sonucunda şu an doktrinde baskın görüş, meşru savunmanın hukuka uygun olduğu görüşüdür. Dönmezer/Erman’a göre: “Meşru müdafaa halinde işlenen fiil hukuka uygundur ve bunun sebebini hukuk düzeninin hakkın tecavüze uğramasına izin veremeyeceği esasında aramak gerekir.” 2 Yine Koca/Üzülmez de: “Meşru savunma, bir kimsenin kendisini veya başkasını hedef alan bir saldırı karşısında, savunma amacına yönelik olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanmasını ifade eder. Meşru savunma halinde, halen mevcut bir saldırıyı defetmek amacıyla işlenen fiil, dış görünüşü itibariyle tipik bir fiil oluşturmaktadır. Ancak bu fiil, gerçekleşmekte olan bir saldırıyı uzaklaştırmak ve başka şekilde korunamayacak bir hakkı korumak amacıyla işlendiği için hukuka aykırı değildir. Bu amaç meşru müdafaanın bir hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır.” 3 şeklinde bu görüşü savunmuşlardır. Bizce de meşru savunma halinde işlenen fiil hukuka aykırı olmayıp meşru savunma suç teorisinde hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilmelidir.

Nitekim yeni TCK’nın 25’inci maddesinin meşru savunmayı düzenleyen birinci fıkrasının gerekçesinde, meşru savunmanın ‘’bir hukuka uygunluk nedeni’’ olduğu açık bir şekilde vurgulanmıştır. 4

II. Şartları

Meşru savunmanın Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler kapsamında ortak kabul edilen bazı şartları olmakla beraber bu şartlar saldırıya ve savunmaya ilişkin şartlar olarak ayrılmaktadır.

A. Saldırıya İlişkin Şartlar

  1. Bir Saldırının Bulunması Meşru savunmanın varlığı için öncelikle bir saldırının var olması gerekir. Saldırıdan anlaşılması gereken, savunulacak herhangi bir hakka karşı gerçekleştirilen eylemlerdir. “Saldırının zarar verecek veya tehlike oluşturacak biçimde ve derecede olması gerekir.” 5 Saldırı hukuk tarafından bir hakka karşı olmalı ve saldırı halen var olmalıdır. Bitmiş veya tekrar yaşanma ihtimali olmayan saldırıya karşı meşru savunma mümkün değildir. Yargıtay’ın bir kararında; “Henüz kendisine saldırı gerçekleşmemiş olan sanığın, elinde bıçak olan mağduru eline geçirdiği nacak ile yaralaması sureti ile meydana gelen olayda meşru savunma şartlarının gerçekleşmediği gözetilerek tahrik hükümlerinin uygulanması sureti ile mahkûmiyet hükmü tesisi gerekir” 6 denilmek suretiyle meşru savunmanın gerçekleşebilmesi için bir saldırının var olması şartı vurgulanmıştır.
  2. Saldırının Haksız Olması Doktrindeki yazarlarca fıkra metnindeki ‘’haksız’’ teriminin, ‘’hukuka aykırı olan’’ anlamında kabul edilmesi gerektiği görüşü savunulmaktadır. 7 8 Saldırının hukuka aykırı olmasından suç olması gerektiği anlamını çıkarmamak gerekmektedir. Öncelikle saldırı haksız olmalıdır ve bu haksız saldırıyı hukuka uygun hale getirecek sebepler olmamalıdır.

Meşru savunmada bulunan kişinin gerçekleşen saldırının haksız olduğu bilinciyle hareket etmesi gerekir. Taksirle veya kusursuz olarak sebep olunan bir saldırıya karşılık meşru müdafaa mümkündür. 9 3. Saldırının Bir Hakka Yönelmiş Olması 765 sayılı eski TCK’ya göre, saldırının ‘’nefse veya ırza yönelik olması’’ gerekliydi. 5237 sayılı yeni TCK’da bu kapsam genişletilmiş ve her türlü hakka yönelik saldırı meşru savunma kapsamına sokulmuştur.

Hak, kişilerin hukuk düzeni tarafından tanınan ve korunan menfaatleridir. 10 Böylelikle bireylerin, kendilerinin veya üçüncü kişilerin hukuk tarafından tanınan ve korunan bütün menfaatlerine yönelik tecavüzlere karşı koymaları meşru savunma kapsamında sayılacak ve tipik fiili hukuka uygun hale getirecektir. Ancak TCK, hakkın niteliği konusunda bir ayrıma gitmiş değilse de yalnızca bireysel nitelikteki hukuksal yararlara yönelik saldırılar karşısında meşru savunma olabilir. Bu anlamda yaşam, beden bütünlüğü, şeref, kişi hürriyeti, mülkiyet hakkı, özel yaşamın gizliliği gibi ceza hukuku normları ile korunan hukuksal yararların yanı sıra, genel kişilik hakkı ve hatta davranış özgürlüğü de meşru savunmanın konusu olabilir. 11 4. Saldırının Halen Mevcut Olması Savunma, saldırı ile aynı zamanda yapılmış olmalıdır. Saldırının halen mevcut olması şartından anlaşılması gereken savunmanın saldırı tehlikesi geçtiğinde veya henüz başlama tehlikesi olmadığında yapılamayacağıdır. 5237 sayılı TCK bu koşulu “gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda” şeklinde açıkça belirtmiştir.

Saldırı bittikten sonra yapılan hareketler artık savunma hareketleri olarak değerlendirilmeyeceğinden meşru savunmadan söz edilemez. Bu durumda, yapılan hareketlerin haksız tahrik içinde değerlendirilmesi gerekeceğinden failin cezası TCK m. 29’a göre indirilecektir. Ancak saldırı bitmekle birlikte tekrarından korkulan durumlarda saldırıya ilişkin koşulu var kabul etmek gerekir. 12

B. Savunmaya İlişkin Şartlar

  1. Savunmada Zorunluluk Bulunması Bu koşulun kaynağı fıkra metninde yer alan “defetmek zorunluluğu” bulunmasıdır. Saldırıya karşı savunma dışında bir yol bulunması durumunda bu koşulun varlığının kabulü mümkün olmamaktadır. Saldırıyı defetmek adına yapılabilecek tek şeyin savunma olması gerekmektedir.

Savunma, saldırıyı durdurmak veya sonlandırmak için uygun ancak aynı zamanda etkili bir aracın olmaması halinde zorunludur. Olay sırasında savunma yapmadan kaçmak bu kapsamda kabul edilmez. Daha doğrusu, kaçma imkânı varken saldırana karşı savunmada bulunulması hukuka uygunluk halini oluşturur. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.10.1995 tarih ve 306 sayılı kararı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.06.1998 tarih ve 1871 sayılı kararlarında, bir olay nedeniyle kaçmak olanağı bulunurken kaçmayarak saldırana karşı savunma yapmış olan kişinin meşru savunmada bulunduğunu kabul etmiştir. 13 2. Savunmanın Saldırıyı Yapana Yönelmesi Savunma sadece saldırıyı yapana karşı yönelmelidir. Saldırıyı yapanın dışında bir başkasına veya saldırıyı yapanla beraber başka kişilere yönelik yapılan savunma meşru savunma kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu bakımdan, meşru savunma ancak saldırıyı gerçekleştiren kişiye karşı yapılabileceğinden, saldırıyı kimin gerçekleştirdiğinin belli olması gerekir. 14 Yanılma halinde, TCK’nın 30. maddesinin hataya ilişkin kuralları uygulanmalıdır.

  1. Savunmanın Saldırı ile Orantılı Olması Meşru savunma haksız saldırıyı durduracak ölçüde olmalıdır. Madde gerekçesinde; “Savunmanın ‘saldırı ile orantılı biçimde’ olması, yani saldırıyı defedecek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uygunluk nedeninden yararlanacaktır.” denilmiştir. 15 Savunma ile saldırının orantılı olması hususu somut olaya göre iki açıdan değerlendirilmelidir. Bunlardan ilki savunma ve saldırı arasında kullanılan araçlar arasında bir orantılılık bulunmalı; ikinci olarak da savunma ile saldırı arasında zarar verilen haklar arasında bir orantılılık bulunmalıdır. Ancak bunlar dışında da orantıyı belirleyebilecek hususlar olabilir. Somut olayın niteliğine göre söz konusu hususlar incelenmeli ve sınırın aşılıp aşılmadığı bu şekilde tespit edilmelidir. Bu şartın bulunmaması halinde makalemizin devamında inceleyecek olduğumuz ve TCK’nın 27. maddesinde düzenlenen meşru savunmada sınırın aşılması halleri oluşmuş olacaktır.

III. Meşru Savunmada Sınırın Mazur Görülebilecek Bir Heyecan, Korku veya Telaş Nedeniyle Aşılması

TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında: ‘’Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.’’ denilerek hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması düzenlenmiştir.

Failin bir hukuka uygunluk nedeninin uygulanma şartlarının bulunmadığını bilerek hareket etmesi durumunda sınırın kasten aşılmasından söz edilir ve fail gerçekleşen bu neticeden tamamıyla sorumlu tutulur. 16 Bu durumda failin neticede bir saldırıya karşı hareket ettiği göz önünde bulundurularak fail için haksız tahrik hükümlerinin uygulanması muhtemeldir.

Failin bir hukuka uygunluk nedeninin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığını bilmemesi ve bilebilecek durumda olmaması durumunda ise hukuka uygunluk nedenlerinin taksirle aşılması söz konusu olacaktır. Bu durumda failin cezası, suçun taksirle işlenen suçlardan biri olması halinde, TCK’nın 27. maddesinin 1. maddesindeki hüküm kapsamında indirilecektir.

TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında ise: “Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” denilerek diğer hukuka uygunluk nedenleri hariç tutulup sadece meşru savunmaya ilişkin bir sınırın aşılması hali düzenlenmiştir.

Türk doktrininde mücbir sebeple sınırın aşılması denilen bu durumda fail, şaşkınlık, korku veya panik gibi etkin heyecan içerisinde hareket etmektedir. Böyle bir ruhi karışıklık içerisinde hareket eden failin kusur yeteneğine sahip olamayacağı ve dolayısıyla kusur da isnat edilemeyeceğinden fail cezalandırılamaz. 17 Bu düzenleme ile 27. maddenin birinci fıkrasındaki sınırın taksirle aşılması haline ilişkin düzenlemeye, failin taksirle sorumluluğuna, istisna getirilmiştir. Fıkra gerekçesinde bu husus: “Ancak son fıkra bu hususta da bir istisna getirmektedir: Sınırın taksirle aşılması, fail bakımından mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmeyecektir.” şeklinde belirtilmiştir. Bu hüküm, bir hukuka uygunluk sebebi değil kusurluluğu ortadan kaldıran bir haldir (CMK m. 223). 18 Nitekim bu fıkra kapsamına girecek somut olayda bir hukuka uygunluk nedeni olan meşru savunma aşılmış ve fiil hukuka aykırı bir hale gelmiştir. Bu halde kişinin o an bilinçli olduğu ancak saldırının etkisiyle meşru savunmanın şartlarını tespit edemeyip ona göre orantılı bir şekilde savunmayı gerçekleştiremediği kabul edilmiştir.

Sonuç

Çalışmamızda meşru müdafaanın korku, heyecan ve telaş halinde aşılması durumu incelenmiş ve belli bir teorik çerçeve dâhilinde sunulmuştur. Öncelikle çalışmamızda meşru müdafaanın hukuki niteliği ortaya konulmuştur. Roma hukukunda da tezahürü bulunan meşru müdafaa durumunda, saldırıya karşılık niteliğinde işlenen fiil hukuka aykırı görülmemiş olup meşru müdafaa halinin oluşması için ceza hukukunda düzenlenmiş birtakım koşullar bulunmaktadır. Bu koşullar saldırıya ve savunmaya ilişkin olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İlk olarak bir hakkı gasp etme amacıyla yapılmış bir saldırı gerçekleşmiş olmalıdır. TCK’de hak kavramının tanımı, kişilerin hukuk düzeni tarafından tanınan ve korunan menfaatleri olarak belirlenmiştir. Meşru savunmada bulunacak kişi, kendisine veya üçüncü kişilere karşı yapılan saldırının haksız ve hukuka aykırı olduğunun bilincinde olmalıdır. Ayrıca, meşru savunma saldırı tehlikesi geçtiğinde veya henüz başlama tehlikesi olmadığında yapılamaz. Savunma haline ilişkin şartlar ise öncelikle savunmanın kaçınılmaz ve defetme amacıyla yapılmış olmasıdır. Bununla beraber savunma, saldırıyı yapana yönelik olmalıdır. Son olarak, savunma saldırıyla orantılı olmalıdır. Yani savunma, saldırıyla gerek kullanılan araçlar bakımından gerek de zarar verilen haklar açısından orantılı olmalıdır. TCK m. 27’nin ilk fıkrasında hukuka uygunluk nedenlerinin kast olmaksızın aşılmasına yer verilmiştir. İkinci fıkrada ise hukuka uygunluk nedenlerinden meşru savunma özel olarak düzenlenmiş ve meşru savunmanın heyecan, korku veya telaştan dolayı orantılı olma prensibinin aşılması ele alınmıştır. Bu durumda failin yine meşru savunmadan yararlanacağı belirtilmiştir. Makalemizde ikinci fıkradaki bu durum değerlendirilmiş ve sınırın bu hallerde aşılması ayrıntılı olarak incelenmiştir.

DİPNOT

  1. Artuk, M. E. / Gökcen, A. (2017), Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, s. 419.
  2. Dönmezer, S. / Erman, S. (1994), Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım Cilt 2, 11. Baskı, Beta Yayıncılık, İstanbul, s.
  3. .
  4. Koca, M. / Üzülmez, İ. (2019), Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 12. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, s. 277.
  5. Özgenç, İ. (2015), Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, s. 349.
  6. Hakeri, H. (2013), Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, s. 262 -263.
  7. Karar için bkz. Özbek, V. Ö. / Kanbur, M. N. / Doğan, K. / Bacaksız, P. / Tepe, İ. (2012), Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Baskı, Seçkin Yayıncılık, s. 283.
  8. Artuk / Gökcen, s. 426.
  9. Demirbaş, T. (2016), Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, s. 286.
  10. Artuk / Gökcen, s. 426
  11. Gözler, K. (2019), Hukuka Giriş, 16. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa, s. 439.
  12. Artuk / Gökcen, s. 428.
  13. Demirbaş, s. 290.
  14. Ermeydan, İ. (2014), “Yargıtay Kararları Işığında Meşru Savunmada Sınırın Aşılması”, FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, S. 3, s. 143.
  15. Özgenç, s. 351.
  16. Artuk / Gökcen, s. 435.
  17. Demirbaş, s. 339.
  18. Demirbaş, s. 337.
  19. Artuk / Gökcen, s. 488-489.

KAYNAKÇA

  • ARTUK, M. E. / GÖKCEN, A. (2017), Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara.
  • DEMİRBAŞ, T. (2016), Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016.
  • ÖZGENÇ, İ. (2015), Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara.
  • KOCA, M. / ÜZÜLMEZ, İ. (2019), Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 12. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara.
  • GÖZLER, K. (2019), Hukuka Giriş, 16. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa, 2019.
  • HAKERİ, H. (2013), Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013.
  • ERMEYDAN, İ. (2014), ‘’Yargıtay Kararları Işığında Meşru Savunmada Sınırın Aşılması’’, FSM İlmi Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, S. 3, s. 131-170.
  • ÜNAL, E. (2021), “Heyecan, Korku veya Telaş Sebebiyle Meşru Savunmada Sınırın Aşılması Ve Türk Hukukundaki Uygulaması”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.12, S.2, s. 671-684.