Limited Şirketlerde Haklı Sebeple Fesih
Giriş
Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulan ve ortak sayısı elliyi aşmayan bir sermaye şirketidir. Limited şirketler kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için kurulabilir. Esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur. Şirket, ticaret siciline tescil ile birlikte tüzel kişilik kazanır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) “Sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçları” kenar başlıklı 636. maddesinin 1. fıkrası uyarınca limited şirketler aşağıdaki hâllerde sona erer: a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle, b) Genel kurul kararı ile, c) İflasın açılması ile, d) Kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinde. TTK’nın 636. maddesinin devam eden 2. ve 3. fıkraları uyarınca; yukarıda sayılanlara ek olarak uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından birinin mevcut olmadığı veya genel kurulun toplanamadığı hallerde, ayrıca haklı sebeplerin varlığında da şirketin feshinin mümkün olabileceği belirtilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki, limited şirketlerin sona erme halleri TTK madde 636’da sayılanlarla sınırlı değildir. Şirketin sona ermesi kanunda öngörülen diğer sona erme halleriyle de mümkündür.
İşbu makalemizin konusunu limited şirketlerde haklı sebeplerin varlığı halinde ortaklara tanınan fesih hakkı oluşturmaktadır.
I- Haklı Sebeplerin Varlığı Halinde Fesih
TTK’nın 636. maddesinin 3. fıkrası uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde ortaklardan her biri şirketin feshini mahkemeden isteyebilir. Kanun koyucu haklı sebeplerin varlığı halinde ortaklardan her birine şirketin feshini isteyebilme hakkı tanımışsa da nelerin haklı sebep teşkil ettiğini açık bir biçimde belirtme yoluna gitmemiş, bu hususu mahkemenin takdirine bırakmıştır. Haklı sebebin belirlenmesi hususunda takdir yetkisine sahip olan mahkeme, fesih kararı yerine, fesih talebinde bulunan ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de hükmedebilir. Burada taleple bağlılık ilkesinin bir istisnasını görmekteyiz. Diğer bir deyişle; davacının talebi şirketin feshi olsa dahi, şayet mahkeme fesih kararı yerine şirketin ayakta kalmasını yerinde görürse bu doğrultuda uygun başka bir çözüme de hükmedebilecektir. Hangi hallerin haklı sebep sayıldığı hususu kanun koyucunun bir tanımlama yahut örnekleme yapmaması nedeniyle yargı içtihatlarıyla ve doktrin ışığında şekillenmektedir.
Yargı kararlarındaki haklı sebep sayılan hallere bakıldığında; İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin bir kararında, “Türk Ticaret Kanununun 636. maddesinin 3. fıkrası haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın şirketin feshini isteyebileceğini düzenlemektedir. Ancak söz konusu maddede haklı sebebe ilişkin bir tanıma veya haklı sebebin sınırına ve kapsamına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemektedir. Anonim şirketlerde de haklı sebeple şirketin feshinin düzenlendiği 531. maddede de aynı şekilde bir tanım, sınır veya haklı sebebe örnek bulunmamaktadır. Ancak uygulamada genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kar payının sürekli azalması haklı sebep olarak kabul edilmiştir. Yine gerek uygulamada gerekse müstekar Yargıtay uygulamalarında, şirketin devamının imkansız olduğu durumlarda, yine davacıların taleplerinin dürüstlük kuralına aykırı olmadığı ve feshe ilişkin koşulların gerçekleştiği durumlarda şirketin feshine karar verilebileceği kabul edilmektedir. Dolayısıyla haklı sebeple fesih hakkının düzenlendiği Türk Ticaret Kanununun 636.maddesi gereğince yapılacak değerlendirme de, haklı sebep olarak ileri sürülen olayların dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi, gerekmektedir.” şeklinde belirtildiği üzere uygulamada genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kar payının sürekli azalması haklı sebep olarak kabul edilmektedir. 1 Şirketin devamının imkansız olduğu durumlarda, yine davacıların taleplerinin dürüstlük kuralına aykırı olmadığı ve feshe ilişkin koşulların gerçekleştiği durumlarda şirketin feshine karar verilebileceği kabul edilmektedir. Yargıtay uygulamasına göre tarafların ortağı olduğu limited şirketin öz sermayesini yitirmesi, zarar etmesi, kuruluş gayesinin gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi gibi durumlar da haklı neden sayılmaktadır. 2 Şirket ortağının bilgi alma ve inceleme hakkının engellenmesi durumunda haklı nedene dayalı fesih davası açmadan evvel dikkat etmesi gereken bir noktayı belirtmekte yarar vardır. Şöyle ki; Yargıtay’ın bir kararında, “ (…) ortağın bilgi alma hakkının TTK 636/3 maddesinde öngörülen haklı nedenle fesih sebebi sayılabilmesi için ortağın maddede öngörülen usule uygun şekilde bilgi alma hakkını kullanması buna rağmen şirket müdürünün ortağın bilgi alma hakkını yasaya aykırı olarak engellemiş olması gerektiği, şirket kayıtlarına göre davacı da dava tarihi itibarıyla şirket müdürü olup, bu sıfatı ile şirket kayıtlarına her zaman ulaşmasının mümkün olduğu ve davalı tarafından engellendiği hususu da ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl davada davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’ nun 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.” şeklinde ifade edildiği üzere şirket ortağının bilgi alma hakkının engellenmesi TTK’nın 636. maddesinin 3. fıkrası uyarınca haklı nedenle fesih sebebi sayılabilmesi için ortağın bilgi alma hakkını kullanması için TTK madde 614’de belirlenen hukuki yollara başvurmuş olması ve buna rağmen şirket müdürünün ortağın bilgi alma hakkını yasaya aykırı olarak engellemiş olması gerekir. 3 Bu hukuki yollar tüketilmeden bilgi alma hakkının ihlal edildiği iddiası fesih için haklı sebep teşkil etmeyecektir.
Haklı nedene dayalı fesih davasında mahkeme, fesih sebebi olarak ileri sürülen hususta davacının kusurunun bulunup bulunmadığını inceleyecektir. İnceleme neticesinde şayet davacının daha fazla kusurlu olduğu tespit edilirse fesih davasını açamayacağından davanın reddi durumu gündeme gelecektir. Konu üzerine Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararda,“Öte yandan, bir ortağın haklı nedenlerle ortaklığı feshini talep edebilmesi için, bu nedenin meydana gelmesinde kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Zira, hiç kimsenin kendi kusuruna dayalı olarak hak talep edemeyeceği genel bir hukuk kuralıdır. Taraflar arasında bir çok hukuk ve ceza davasının bulunduğu çekişmesizdir. Bunlardan sadece davacı hakkında özel evrakta sahtecilik suçundan açılan ceza dosyası mahkumiyet kararı ile sonuçlanmış, temyiz edilmesi nedeniyle de bu karar henüz kesinleşmemiştir. Esasen, mahkemece de bilirkişi incelemesi yaptırılarak haklı nedenlerin var olup olmadığı da tespit ettirilmemiş, atanan kayyım raporları ve derdest dosya içerikleri ile yetinilmiştir. Bu durum karşısında, öncelikle davacının ortaklık sıfatını ilgilendiren davanın sonucunun beklenilmesi, şayet ortak olmadığının tespiti halinde aktif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın ret edilmesi, ortak olduğu kesinleşirse taraflar arasındaki görülen diğer davaların sonuçlarının dikkate alınması, haklı neden veya nedenlerin olup olmadığı, davacının kusursuz veya daha az kusurlu bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve gerektiğinde uzman bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.” şeklinde belirtildiği üzere davacının kusursuz veya daha az kusurlu bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. 4 Şayet mahkeme, davada ileri sürülen sebeplerin haklı neden teşkil ettiğine kanaat getirirse bu durumda şirketin feshinin son çare olması nedeniyle hemen fesih kararı verme yoluna gitmeyecek, ilk olarak alternatif başkaca çözümler uygulanmasının mümkün olup olmadığını değerlendirecektir. Başka bir ifadeyle mahkeme ancak son çare olarak fesih kararı verebilecektir.
II. Davacı
Kanun koyucu fesih hakkını ortakların tamamına tanımıştır. Dolayısıyla ortak sıfatına sahip olmayan müdürler, alacaklılar veya üçüncü kişiler ile şirketten ayrılarak ortaklık sıfatını kaybeden kişiler, haklı nedenle şirketin feshini talep edemezler. 5 Fesih davası ancak şirket ortakları tarafından açılabilecek olmakla birlikte şayet ortağın, ortaklık sıfatıyla ilgili bir ihtilaf söz konusu ise Yargıtay kararları uyarınca öncelikle ortaklık sıfatına ilişkin ihtilafın çözümlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Aksi halde ortaklık sıfatının bulunduğu netleşmedikçe fesih davasının devamı mümkün olmayacaktır. Yargıtay’ın bir kararında da bu husus “Fesih ve tasfiye davasını açanın, öncelikle gerçekten ortaklık sıfatını taşıması gerekmektedir. Hatta bu sıfatını, kararın kesinleşmesine kadar devam ettirmek zorundadır. Somut uyuşmazlıkta davacının ortaklık sıfatını etkileyecek şekilde aleyhine Ankara 9.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2005/2 esas sayılı dosyasında diğer ortakların imzasını taklit ederek kendisini ortak gösterdiği, yine başka kararlar aldığı ve ortaklık sıfatının bulunmadığı iddialarını içerir dava açılmıştır. Fakat, mahkemece bu dava sonucu beklenmeden, başka bir anlatımla davacının ortaklık sıfatının bulunup bulunmadığı tam olarak açıklığa kavuşturulmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir….Bu durum karşısında, öncelikle davacının ortaklık sıfatını ilgilendiren davanın sonucunun beklenilmesi, şayet ortak olmadığının tespiti halinde aktif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın ret edilmesi(…)” denmek suretiyle davacının ortaklık sıfatına ilişkin ihtilafların çözümlenmeden fesih davasının neticelendirilmesinin mümkün olmadığı, fesih davasında diğer davanın/davaların bekletici mesele yapılması gerektiği ifade edilmiştir. 6
III. Davalı
Fesih davasının kime yöneltileceği hususunda kanunda açık bir düzenleme yer almadığından bu husus dava açılması aşamasında tereddütlere yol açmıştır. Yargıtay kararlarına bakıldığında husumetin şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesinin yerinde olacağını söylemek mümkündür. Tereddütte yol açan asıl nokta davalı olarak şirket tüzel kişiliği yerine şirket ortaklarının gösterilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Zira Yargıtay’ın bu konuda farklı zamanlarda farklı değerlendirmelerde bulunduğu görülmektedir. Örneğin, Yargıtay’ın bir kararında, “Dava, haklı nedenle limited şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi istemine ilişkin olup, davanın kural olarak şirket tüzel kişiliği hasım gösterilerek açılması gerekmektedir. Mahkemece, davalı şirketlerin yanında diğer ortaklar yönünden de davanın kabulüne karar verilmiş ve anılan davalılar da vekalet ücretinden sorumlu tutulmuştur. Oysa bu türden bir davada fesih ve tasfiyesi istenen şirket dışındaki davalı ortaklara husumet yöneltilmesi mümkün değildir. Bu durum karşısında mahkemece, davalı şirketler dışındaki davalılar bakımından davanın husumet nedeniyle reddi gerekirken kabulüne karar verilerek vekalet ücretinden sorumlu tutulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.” şeklinde belirtildiği üzere fesih ve tasfiyesi istenen şirket dışındaki davalı ortaklara husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir. 7 Aynı Dairenin bir başka kararında ise, “(…) şirketin her iki ortağının da davada taraf olması nedeniyle ayrıca davanın şirkete yöneltilmesinin gerekmediği gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.” şeklinde ifade edilmek suretiyle şirket ortaklarının tümünün davada taraf olması halinde davanın ayrıca şirkete yöneltilmesinin gerekmeyeceğinden bahisle bu hususun davanın reddi sebebi teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. 8 Son olarak Yargıtay’ın farklı bir kararına bakıldığında, “Eldeki dava, 6762 sayılı TTK’nın 549/4. maddesine (6102 sayılı TTK 636 . maddesi) dayalı olarak limited şirketin feshi istemine ilişkin olduğundan, davanın feshi istenilen şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekmektedir. Somut olayda, davacı tarafından şirket tüzel kişiliğine değil şirketin diğer ortağı olan davalıya husumet yöneltilmiştir. Limited şirketin feshi davasında davanın şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, şirket ortağının davalı tarafta yer alması doğru görülmemiştir. Birleşen davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde ifade edildiği üzere limited şirketin feshi davasında davanın şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, şirket ortağının davalı tarafta yer alması doğru görülmemiştir. 9 Neticede, bu tür davalarda husumetin şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesi yerinde olacaktır.
IV. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Davada görevli ve yetkili mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesidir.
V. Süre
Bu tür davalarda kanunda herhangi bir süreye yer verilmemiştir. Ancak davacının, fesih için haklı sebeplerin oluşmasının bilincinde olarak uzunca bir süre dava açmaması, Medeni Kanun m. 2 uyarınca dava hakkının düşmesi sonucunu doğurabilir. 10 Bu konuda takdir hakkı yargıca aittir. 11
VI. Sona Erme
Mahkeme, yargılama sonunda şirketin feshine karar vermesiyle birlikte tasfiye memurunu da atayacaktır. Tasfiye halindeki bir limited şirket, ortaklarıyla olan ilişkileri de dahil olmak üzere, tasfiye sürecinin sonuna kadar tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını “tasfiye halinde” ibaresi eklenmiş olarak kullanmaya devam eder (TTK m. 533/2, c. 1); ancak tasfiye aşamasında şirket organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır (TTK m. 533/2, c. 2). 12 Mahkeme kararıyla şirketin sona ermesi halinde şirketin tasfiye sürecine girmesi mahkemenin yapacağı bildirim üzerine şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Tasfiyenin tamamlanmasının akabinde şirketin unvanı sicilden silinir ve böylece tüzel kişiliği sona erer. 13
DİPNOT
- İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2016/341, K. 2020/177, T. 18/02/2020, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/adli-yargi-ilk-derece-mahkemeleri/istnbl-6-asliye-ticaret-mahkemesi-e-2016-341-k-2020-177-t-18-2-2020 (E.T. 04.06.2023).
- Yargıtay 11. HD, E. 2016/4003, K. 2017/7027, T. 7.12.2017, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2016-4003-k-2017-7027-t-7-12-2017 (E.T. 05.06.2023).
- Yargıtay 11. HD, E. 2021/2754, K. 2022/6606, T. 04.10.2022, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2021-2754-k-2022-6606-t-4-10-2022 (E.T. 04.06.2023).
- Aynı yönde bkz; Yargıtay 11. HD., E. 2015/11340, K. 2016/6490, T. 13.6.2016, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2015-11340-k-2016-6490-t-13-6-2016 (E.T. 05.06.2023).
- Çiltaş, N. (2022), 6102 Sayılı TTK Uyarınca Limited Şirketin Sona Ermesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, s. 100, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp (E.T. 05.06.2023).
- Yargıtay 11. HD., E. 2006/8022, K. 2007/10474, T. 09.07.2007, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2006-8022-k-2007-10474-t-09-07-2007 (E.T. 05.06.2023).
- Yargıtay 11. HD., E. 2015/8203, K. 2016/6913, T. 22.6.2016, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2015-8203-k-2016-6913-t-22-6-2016 (E.T. 05.06.2023).
- Yargıtay 11. HD., E. 2017/4264, K. 2019/1216, T. 18.2.2019, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/11-hukuk-dairesi-e-2017-4264-k-2019-1216-t-18-2-2019 (E.T. 05.06.2023).
- Yargıtay 3. HD., E. 2019/4697, K. 2019/9564, T. 2.12.2019, https://www.lexpera.com.tr/ictihat/yargitay/3-hukuk-dairesi-e-2019-4697-k-2019-9564-t-2-12-2019 (E.T. 05.06.2023).
- Poroy, R. / Tekinalp, Ü. / Çamoğlu, E. (2019), Ortaklıklar Hukuku II, Güncelleştirilmiş 14. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, s. 587.
- Poroy / Tekinalp / Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku II, s. 587.
- Siğa, M. V. (2021), Limited Şirketin Sona Ermesi ve Tasfiyesi, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri, s. 99. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp (E.T. 05.06.2023).
- Tekinalp, Ü. (2020), Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 5. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul, s. 198.
KAYNAKÇA
- ÇİLTAŞ, N. (2022), 6102 Sayılı TTK Uyarınca Limited Şirketin Sona Ermesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp (E.T. 05.06.2023).
- POROY, R. / TEKİNALP, Ü. / ÇAMOĞLU, E. (2019), Ortaklıklar Hukuku II, Güncelleştirilmiş 14. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
- SİĞA, Murat V. (2021), Limited Şirketin Sona Ermesi ve Tasfiyesi, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp (E.T. 05.06.2023).
- TEKİNALP, Ü. (2020), Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 5. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
