Türk hukukunda, ticaret şirketleri esas olarak şahıs şirketleri ve sermaye şirketleri olarak iki gruba ayrılmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 124. Maddesinin 2.fıkrasında kollektif şirket ile komandit şirket şahıs; anonim, sermayesi paylara bölünmüş komandit ve limited şirketin ise sermaye şirketi olduğu açıkça düzenlenmiştir. Bu çalışma kapsamında ise sermaye şirketlerine atanabilecek kayyımın türü, şartları ve yetki/görev alanı incelemesi ele alınacaktır. Bir şirkete kayyım atanmasındaki amaç, alacaklıların, ortakların ve şirketin menfaatini birlikte nazara alarak korumaktır. Mahkemece bir sermaye şirketine kayyım üç görev kapsamında atanabilir: Danışma kayyımı, denetim kayyımı ve yönetim kayyımı. Hazırlanan bu incelemede şirkete atanan yönetim kayyımı ve denetim kayyımı ele alınacaktır. Sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahalenin sebepleri arasında iflasın ertelenmesi sayılabilir. Bir anonim şirketin iflas erteleme başvurusu yapması anından itibaren mahkeme tarafından şirkete bir kayyım ya da kayyım heyeti atanmaktadır. Bu kişilerin görevlendirilme amacı yönetim kurulunun işlemlerinin denetimi ve onayıdır. Öte yandan, anonim şirketlerde ortaklar arasındaki bazı ihtilafların yargı eliyle çözümü sürecinde de şirketin yönetimi kayyımın gözetim ve denetimi altına alınabilmektedir. Sermaye şirketlerine mahkeme aracılığıyla yönetim kayyımı ya da denetim kayyımı atanmasına olanak veren dört değişik sebep hüküm altına alınmıştır: 1) İflasın Ertelenmesi Davası Açılması 2) Şirket İçi Menfaat İhtilaflarına Ait Davalarda Şirket Varlığının Korunması 3) Organ Eksikliği Sebebiyle Canlandırma 4) Ceza Hukuku Alanında Tedbir Olarak Kayyuma Devir

2. SERMAYE ŞİRKETLERİNE YÖNETİM KAYYIMI ATANMASI

Yönetim kayyımı; bir kimseye ait olan veya sahipsiz malların yönetimi için atanan kayyım şeklinde tanımlanabilir. Yönetim kayyımlığı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku Kitabının “Vesayet” kısmında düzenlenmiştir. Düzenlenen hükme göre: “Vesayet makamı yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hallerde yönetim kayyımı atayabilir. 1. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse, 2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa, 3. Bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa, 4. Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, 5. Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa.” Bir malvarlığı unsurunun bulunması söz konusu olup, bu malvarlığının yönetimden yoksun olması halinde yönetim kayyımı atanabilmektedir. Malvarlığındaki yönetimin eksikliği, gerçek kişilerde malvarlığını yöneten kişinin ölümü veya malvarlığını yönetmesinde engellerin ortaya çıkmasından, tüzel kişilerde ise organ eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Yönetim kayyımının görev ve yetkileri kapsamında ise Türk Medeni Kanunu’nun 460. Maddesinin 1.fıkrası yol gösterici niteliktedir; “Kayyım bir malvarlığının yönetim ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise yalnız o malvarlığının yönetimi ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir” 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda sermaye şirketlerinde şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.Sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme aracılığı ile çağrısını düzenleyen Türk Ticaret Kanunu’nun 412. Maddesinde düzenlenen hükümdür; ”Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir. Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve Kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararında, kayyımın, görevlerini ve toplantı için gerekli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir” şeklinde düzenlenmiştir.

2.1. Ceza Hukuku Alanında Koruma Tedbiri

Olarak Yönetim Kayyımı Atanması Ceza soruşturması veya kovuşturması aşamasında atanacak kayyım ile ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun şirket yönetimi için kayyım tayini başlıklı 133. Maddesinde düzenlenen hüküm şu şekildedir: “Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur. Düzenlenen hükme göre, suçun şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde bir sermaye şirketine yönetim kayyımı atanabilir. Bu durumda yönetim kayyımını atama yetkisi ceza hâkimine ya da mahkemesine aittir. Hâkim ya da mahkeme soruşturma veya kovuşturma sürecinde sermaye şirketine, şirket işlerinin tümüyle yürütülmesiyle ilgili olarak yönetim kayyımı atayabilecek ve yönetim organının yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiğini atama kararında açıkça belirtecektir.

2.2. İflasın Ertelenmesi Davasında

Kayyım Atanması İflasın ertelenmesi davasında atanacak yönetim kayyumu ile ilgili olarak İcra İflas Kanunu’nun erteleme tedbirleri başlıklı 179. Maddesi şu şekildedir: “Mahkeme, iflâsın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarını onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır. Kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları ve iflâsın ertelenmesine ilişkin talep 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usul ile mahkeme tarafından ilân ve ticaret siciline tescil ettirilir. Mahkeme bu arada erteleme talebini karara bağlar. İflâs ertelenmişse kayyım her üç ayda bir şirketin projeye uygun olarak iyileştirme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder, mahkeme bu rapor üzerine veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporuna göre, erteleme istemini değerlendirir ve iyileştirmenin mümkün olamayacağı kanaatine varırsa erteleme kararını kaldırır. Hükümden de anlaşılacağı üzere, iflasın ertelenmesi talebinde, mahkeme envanter düzenlemesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi için derhal bir yönetim kayyımı atayabileceği gibi, yönetim kurulu kararlarının onaylanması için de denetim kayyımı atayabilir. Şirkete denetim ya da yönetim kayyımlarından birisini tercih etme yetkisi mahkemenin takdirinde bulunmaktadır. Ancak bu durumda yönetim kayyımı atanmasının şartı şirketin iflas erteleme talebiyle mahkemeye başvurmasıdır.

Ayrıca üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri de kayyımın görevini icra ederken belli başlı ilkelere uygun hareket etme prensibidir. Bu ilkeler şu şekilde sıralanabilir; 1- Pay sahiplerinin menfaatini korumalıdır, iflas erteleme davalarında ise alacaklıların menfaatini de korumalıdır. 2- Kayyum denetimindeki şirket bir grup şirketi ise grup menfaati korunmalıdır, 3- Denetim kayyumu olarak atanan heyetin görevi “şirket denetimi” kavramının dışında kalan bir görevdir. Ancak yine de kayyum heyeti, görevlerini, tedbirli bir yöneticinin özeniyle ve maddede yer alan atıf sebebiyle TMK M. 2’de yer alan dürüstlük kurallarına uyarak yerine getirmelidir.

2.3. Medeni Kanun Hükümlerine Göre Şirketin

Organsız Kalması Durumunda Yönetim Kayyımı Atanması TMK m. 427/4; “Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa” şeklindeki hüküm şirketin organsız kalması olarak ifade edilmektedir. Şirketin organsız kalması hem anonim hem de limited şirket için bir fesih sebebi olabilmektedir. Bu şirketlere yönetim kayyımı atanabilmesi için öncelikle şirketin yönetim organından yoksun kalması ve bu yoksunluğun başka bir yolla giderilememesi zorunludur. Anonim şirkette genel kurulun toplanmaması, eğer yönetim kurulu varsa ve süresi de dolmamışsa, şirkete yönetim kayyımı atanmasının sebebi sayılamaz. TTK M. 530 anonim şirketlerde, M. 636/2 de ise limited şirketlerde organ yokluğunu ve bunun sonuçlarını düzenlemiştir. TTK m. 636/2’ye göre;“(2) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. (4) Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.” Maddede mahkemenin gerekli önlemleri alabileceği belirtilmiş, fakat hangi tedbirleri alacağı gösterilmemiştir. Ancak, organ boşluğu nedeniyle açılan fesih davasında, yönetim kurulunun olmaması veya seçilememesi durumunda talep üzerine şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verebilecektir.

Kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TTK M. 530/2 de sadece organ yokluğu haline özgülediği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye vermiş görülmektedir. Bu kapsamda TTK M.636/4 de şu şekilde bir düzenleme yapılmıştır; “Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.” Anonim şirketlerde ise kayyım tayini, şirket organlarındaki yoksunluk sonucu ortaya çıkan yönetim boşluğunun başka yollardan giderilememesi şartına bağlıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 3.10.1985 tarih ve E.1985/4821, K.1985/5036 tarihli; “Hakimin hangi hallerde şirketin idaresi konusunda tedbir alabileceği TTK 435 maddesinde gösterilmiştir. Bu hallerden birisi de şirketin organlarından birisinin eksik olmasıdır. Sulh Hukuk Mahkemesince davalıların talebi ile davalı şirketin organsız kaldığı gerekçesiyle 3 kişilik kayyım heyeti tayin edilmiştir. Oysa olayımızda bu şart gerçekleşmiş değildir. Yönetim kurulu üyelerinden birinin mahkumiyeti nedeniyle organsız kalmaz. Yönetim kurulu üyesinin azalığının düşmesi halinde ana sözleşmenin 11. Maddesi aracılığıyla TTK m. 315. Maddesi gereğince yönetim kurulunun onun yerine geçici olarak bir ortağı ilk genel kurula kadar seçmesi mümkün olduğuna göre organsızlık söz konusu değildir. Bu itibarla mahkemenin yasal şartları taşımayan kayyım tayini kararını iptal etmesi sonucu itibariyle doğrudur” şeklindeki kararında bu durum açıkça ifade edilmiştir.

Bu bilgiler ışığında, sermaye şirketlerine yönetim kayyımı atanabilmesi için belli başlı şartlarının bulunması ilgili hükümler ile zorunlu tutulmuştur. Özetle, bunlardan birincisi sermaye şirketlerinin yönetim organlarının olmaması ya da seçilememesi sebebiyle şirket hakkında fesih davasının açılmasıdır. Yönetim organı eksikliği nedeni ile fesih davası açılmamışsa, ya da şirket iflasın ertelenmesi talebi ile mahkemeye başvurmamışsa, sermaye şirketinin kötü yönetimini gerekçe göstererek yönetim kayyımı talebinde bulunmak mümkün değildir. Yargıtay 11. HD: 18.12.2018 tarih 2017/2553 E – 2018/8029 K. sayılı “…Yerel mahkeme kararında 26/12/2008 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında şirketin tasfiyesine ve tasfiye kurulu olarak yönetim kurulunun görevlendirilmesine karar verildiği, anonim şirkete kayyım atanmasının kural olarak şirketin organsız kalması halinde talep edilebilecek bir tedbir olduğu, 12/01/2017 havale tarihli ticaret sicil müdürlüğünden gelen cevap yazı ve aynı yöndeki bilirkişi raporuna göre davalı şirketin halen tasfiye halinde olduğu, tasfiye memuru olan yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin devam ettiği, davalının organsız kalmasının söz konusu olmadığı, şirket organlarının görev başında oldukları, … uyarınca kötü yönetim nedeniyle kayyım tayini talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. ……. mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA….” Kararı sermaye şirketlerine yönetim kayyımı atanabilmesi için gerekli şartları açıklayıcı niteliktedir.

3. TÜRK MEDENİ KANUNU UYARINCA ATANAN KAYYIMIN KONUMU, GÖREVLERİ, GÖREV SÜRESİ

Anonim veya Limited şirketlere kayyım atanması halinde şirket normal faaliyetlerine devam edebilmektedir. TMK M. 458/2 hükmü uyarınca ise kayyımın görev süresi ve ücreti ise, kendisini atayan mahkeme tarafından belirlenir. TMK M.469 hükmü uyarınca ise kayyım şirket malvarlığının yönetimi ve gözetimi ile görevlendirilmiş ise, yalnız o malvarlığının yönetim ve korunması için gerekli olan işleri yapabilir. Kayyımın, bunun dışındaki işleri yapabilmesi, temsil olunanın vereceği özel yetkiye, temsil olunan bu yetkiyi verecek durumda değilse kendisini atayan mahkemenin iznine bağlıdır. Yönetim kayyımlığı, kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınması ile sona erer.

4.KAYYIM ATANMASINA İLİŞKİN EMSAL KARARLAR

1- “Anonim Şirketlerin yasal ve zorunlu organları Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Denetim Kuruludur. Anonim Şirketlere yönetim kayyımı atanması koşulu Medeni Yasasının 427/4.maddesinin açık hükmünden anlaşılacağı üzere Anonim Şirketin zorunlu organlarından yoksun kalmasıdır. Somut olay bu doğrultuda ve davalı şirketin zorunlu organlarından yoksun olmadığı (-ki bu hususta davacının iddiası yoktur-) göz önüne alındığında, davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkin koşulların gerçekleşmediği kuşkusuzdur. Türk Ticaret Kanununun hiçbir maddesinde, ortaklardan birisinin genel kurulun ya da müdürün aldığı kararla şirketi veya pay sahiplerini zarara uğratması durumunda, mahkemeden yönetim kayyımı talep edebileceğine ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Davacının alınan kararların kendisini zarara uğrattığı gerekçesine dayanarak, sermaye şirketlerinin yapısına tamamen aykırı, kanununda yer verilmeyen bir talebi ileri sürerek mahkemeden şirkete yönetim kayyımı talep etmesi hukuka uygun değildir. Özetle ve öz olarak, davalı şirketin yasal organlarından yoksunluğunun mevcut olmaması, davacının dayanağı sebeplerinde şirkete yönetim kayyımı atanmasını gerektirecek sebeplerden olmaması nedeniyle, davacının bu hususta ki istemi yerinde bulunmamıştır.” İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/926 E. 2019/956 K 2- “…Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, davacıya ait taşınmazın şirkete satılmasında ve sermaye artırımında usulsüzlükler yapıldığını, Ticaret ve Sanayi İl Müdürlüğü tarafından şirket yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, şirket yöneticilerinin daha fazla zarara yol açmaması için kayyım atanması gerektiğini ileri sürerek, şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir. Davalı vekili, şirketin tasfiyesine karar verildiğini, kayyım atanmasına gerek bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak tüm dosya kapsamına göre, 26/12/2008 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında şirketin tasfiyesine ve tasfiye kurulu olarak yönetim kurulunun görevlendirilmesine karar verildiği, anonim şirkete kayyım atanmasının kural olarak şirketin organsız kalması halinde talep edilebilecek bir tedbir olduğu, 12/01/2017 havale tarihli ticaret sicil müdürlüğünden gelen cevap yazı ve aynı yöndeki bilirkişi raporuna göre davalı şirketin halen tasfiye halinde olduğu, tasfiye memuru olan yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin devam ettiği, davalının organsız kalmasının söz konusu olmadığı, şirket organlarının görev başında oldukları,… uyarınca kötü yönetim nedeniyle kayyım ayini talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA…” Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/2553 E. 2018/8029 K..

3- “Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, davacıya ait taşınmazın şirkete satılmasında ve sermaye artırımında usulsüzlükler yapıldığını, Ticaret ve Sanayi İl Müdürlüğü tarafından şirket yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, şirket yöneticilerinin daha fazla zarara yol açmaması için kayyım atanması gerektiğini ileri sürerek, şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir. Dava, davalı anonim şirkete kayyumu atanması istemine ilişkindir. Mahkemece, işbu dava açıldıktan sonra yapılan 26.12.2008 tarihli genel kurul toplantısında şirketin tasfiyesine ve tasfiye kurulu olarak yönetim kurulunun görevlendirilmesine karar verildiği, anonim şirkete kayyım atanmasının kural olarak şirketin organsız kalması halinde talep edilebilecek bir tedbir olduğu, davalı şirketin halen tasfiye halinde olduğu, tasfiye memuru olan yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin devam ettiği, davalının organsız kalmasının söz konusu olmadığı, şirket organlarının görev başında oldukları, kötü yönetim nedeniyle kayyım tayini talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davacı tarafça 26.12.2008 tarihli genel kurul toplantısında alınan şirketin tasfiyesine ve tasfiye kurulu olarak yönetim kurulunun görevlendirilmesine dair kararın iptali için Edremit 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/81 Esas sayılı dosyası ile genel kurul kararının iptali davası açıldığı ve davanın kabulüne karar verildiği ileri sürülmüştür. Bu durumda, anılan dava eldeki davayı etkileyecek mahiyette olup, kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, kesinleşmemişse bekletici mesele yapılıp sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 18.12.2018 tarih, 2017/2553 E. – 2018/8029 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/1263 E. 2020/3992 K 4- “Dava, limited şirket müdürünün haklı sebeple azli ve şirkete tedbiren kayyım atanması istemlerine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde TTK’nın 630/2. maddesi uyarınca davalının şirket müdürlüğünden azline, işbu davadaki talepleri karara bağlanana kadar davalının müdürlük görevinden tedbiren el çektirilmesine ve bu süreçte şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Somut olayda kayyım atanması talebi, geçici olarak davanın devamı sırasında talep edilmiş olup hükümden sonra kayyım atanmasına ilişkin bir talep bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece davacı vekilinin tedbiren kayyım atanmasına ilişkin talebi yanılgılı değerlendirilmek suretiyle kararın kesinleşmesinden sonraki dönem için kayyım atanması doğru olmadığından davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3736 E. 2020/1929 K. Hukuk Dairesi, 2017/2553 E. 2018/8029 K..

5- “Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin açılan davanın usulden reddedildiğini, davalının şirkette ortak ve müdür sıfatını haiz olduğu, davalı tarafından davacılardan Feyzullah’a vekaletnameyle işleri yürütmesi için yetki verilmişse de vekaletle işlerin yürütülemediği, taraflar arasında mevcut soruşturma dosyaları nedeniyle şirketin bundan sonra sağlıklı şekilde yürütülmesinin mümkün görülmediği, davalının ayrıca taahhüt ettiği sermaye borcunu da yerine getirmediği, TTK 219 gereği görevinin gereklerini yerine getirmeyen ve şirketin işleyişini engelleyen davalı yerine kayyum atanmasının gerekli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı …’in şirket müdürlüğünden azline, birleşen dosyada davacılarca önerilen…’un yönetim kayyumu olarak atanmasına, kayyuma şirket müdürlüğü ve şirketi yönetmek üzere iki yıl süre verilmesine, kayyuma şirket bütçesinden ödenmek üzere asgari ücret ödenmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.” Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/7438 E. 2014/20307 K.

6- “Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin %20 hissedarı olduğunu, davalı şirketin 17/06/2016 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan 3-4-5-6 ve 7. maddelerine olumsuz oy kullandığını ve muhalefetini de tutanağa derc ettirdiğini, kararların hukuka ana sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, zira bilançoda dip notlar bulunmadığını, faaliyet raporundan şirketin işleyişi hakkında bilgi sahibi olunamadığını, huzur hakkının iyiniyet kurallarına bağdaşmadığını ileri sürerek anılan kararların iptaline, şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, yasal mevzuatta belirlenen standartlara uygun bir faaliyet raporunun sunulmadığı, şirketin kötü gidişi hakkında ne gibi önlemler alındığı ve ne düşünüldüğünün faaliyet raporunda yer verilmediği, bilanço ve gelir tablosunun gerçekçi olmadığı ve fiili durumu yansıtmadığı, fiktif rakamlar içerdiği, usulüne uygun olmayan bilançoya dayalı olarak yönetim kurulu üyelerinin ibrasının yersiz olduğu, davacı ortağın yönetim kurulu üyeliğine ücret almadan talip olması hususunun değerlendirilmeden ve faaliyeti bulunmayan, sürekli zarar eden bir şirket için 3.000.- TL huzur hakkının da yerinde olmadığı, yönetim kurulunun seçimine ilişkin 6 numaralı gündem ile alınan kararın iptali de talep edilmişse de yönetim kurulu üyelerinin seçiminin 1200 red oyuna karşılık 3600 kabul oyu ile belirlendiği, söz konusu yönetim kurulu üyelerinin yasaya uygun çoğunlukla seçildiği, yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin iptal isteminin yersiz olduğu, davalı şirketin yasal çoğunlukla seçilmiş yönetim organının bulunduğu, kayyım atanmasını gerektirir bir durumun söz konusu olmadığı gerekçesiyle dava konusu 3, 4, 5 ve 7 numaralı gündem maddeleri yönünden davanın kabulüne, 6 numaralı gündem maddesi ve davalı şirkete kayyım atanması yönünden davanın reddine karar verilmiştir.…davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA…” Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/336 E. 2019/8055 K.

7- “Dava, iflasın ertelenmesi talebine ilişkindir. İflasın ertelenmesi için davacı şirketin borca batık durumda bulunması ve sunacağı ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme projesi kapsamında, şirketin iflas halinden kurtulacağına dair somut bir beklenti olmalıdır. Davacı şirketin borca batık halde bulunduğu tartışmasızdır. …Öte yandan dava tarihi itibariyle ve halen yürürlükte olan 6103 sayılı Kanun ile değişik İİK’ nın 179/a birinci fıkrasında, “Mahkeme, iflasın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarını onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır.” hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, iflasın ertelenmesi istemi üzerine anılan İİK’nın 179/a. maddesi uyarınca derhal kayyım atanması gerekirken, bu hükme uyulmaması da usul ve yasaya aykırı olmuştur. Ne var ki karar Dairemizin 29.03.2013 gün ve 2013/ 669-1996 E.K. sayılı kararı ile onanmış olduğundan, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile kararın yukarıda açıklanan hususlarda inceleme yapılmak için bozulması gerekmiştir.” Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 2013/4916 E. 2013/7949 K.