Hekimin Vekaletsiz İş Görmeden Sorumluluğu
ÖZET
Hekimlik mesleği, konusu insan yaşamı ve insan vücudu olması sebebiyle diğer meslekler göz önüne alındığında kritik öneme haiz bir meslektir. Serbest çalışan bir hekim mevzubahis olduğunda bu hekimin hukuki sorumluluğunu doğuran çeşitli sebepler mevcut olabilmektedir. Bunlar; sözleşme öncesi görüşmelerden doğan sorumluluk (culpa in contrahendo), haksız fiil, vekaletsiz iş görme ve elbette sözleşmedir. Bunlar arasında sözleşme, gerçek hayatta en çok karşılaşılan sorumluluk kaynağıdır. Hekimlik sözleşmesi denilen bu sözleşme, hekim ile hasta veya kanuni temsilcisi arasında gerçekleştirilmektedir. Genel itibarıyla bu sözleşmenin de vekalet sözleşmesi hükümlerine tabi olduğunun doktrinde kabul edildiğini söylemekle yetinelim. Bizim ise bu yazıda konu edeceğimiz şey hekimin tüm sorumluluk kaynakları değil, vekaletsiz iş görmeden sorumluluğu olacaktır.
Anahtar kelimeler: Hekim, hasta, sorumluluk, vekaletsiz iş görme
GİRİŞ
“Hekimlik mesleği uzun bir bilimsel ve akli geçmişe, geleneğe dayanan; aynı anda doğayı bilmek, insanı tanımak ve el becerisine sahip olmak gibi yetenekleri gerektiren kendine özgü bir meslektir” (Hakeri, 2010, 2. 205). Hem insan sağlığıyla doğrudan ilgili olması hem de tarih boyunca var olan bir meslek olması sebebiyle de hekimin sorumluluğu meselesi her dönem tartışılmıştır. “Hekimin, sağlık ve tıp hukukuna ilişkin kuralları kusurlu olarak ihlal etmesi sebebiyle, idarî ve cezaî sorumluluğu ya da hastasına vermiş olduğu zararı tazmin etme yükümlülüğü anlamında özel hukuk (medeni hukuk) sorumluluğu karşımıza çıkmaktadır” (Özdemir, 2016, s.35). Herhangi bir kurum veya kuruluşa bağlı olmadan serbest şekilde çalışan bir hekimin hastaya karşı sorumluluğunun, culpa in contrahendo, sözleşme, haksız fiil ve vekaletsiz iş görme çerçevesinde olabileceğini ifade etmiştik. Kısaca bunlara değinecek olursak, “culpa in contrahendo” sorumluluğu, tarafların sözleşme kurmak amacıyla görüşmelere başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Görüşmeler nedeniyle artık tarafların bir takım yükümlülüklere uyma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu yükümlülükler ihlal edildiğinde ise sorumluluk ve dolayısıyla tazminat söz konusu olmaktadır” (Arslan, 2020, s. 402). Hekimin kendisine başvurmuş bir hastayı tedavi yetkinliği varmışçasına oyalaması veya henüz sözleşme kurulmamış olmasına rağmen yanıltıcı içerikte bilgi verilmesi culpa in contrahendo sorumluluğuna örnek olarak gösterilebilir. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu sorumluluk türü istisnai niteliktedir.
Başlangıçta belirttiğimiz üzere bağımsız bir hekimle hasta arasındaki ilişki çoğu zaman sözleşmeye dayanmaktadır. “Hekim ile hasta arasındaki sözleşme ilişkisi çoğunluk tarafından, “tedavi sözleşmesi” ya da “hekimlik sözleşmesi” olarak adlandırılmaktadır” (Yavuz İpekyüz, 2006, s. 13). Hekimlik sözleşmesi sebebiyle hekimin sorumluluğunun doğabilmesi belli şartlara tabidir. Bunlar; sözleşmenin varlığı ve geçerliliği, hekimin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerinin ihlali, hekimin kusurunun bulunması, bir zarar oluşması ve bunlar arasında illiyet bağının varlığıdır. Hekimlik sözleşmesinin hukuki niteliğine dair de doktrinde çeşitli görüşler mevcuttur. İşin özelliğine göre bunların vekalet sözleşmesi, eser sözleşmesi, hizmet sözleşmesi ve kendine has özellikleri bulunan (sui generis) sözleşmeler başlığı altında incelendiğini söylemekle yetinelim. Bir diğer sorumluluk kaynağı ise hekimin haksız fiil sorumluluğudur. “Hasta ile hekim arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı durumlarda yahut vekaletsiz iş görme hükümlerinin de şartları yoksa haksız fiil sorumluluğu gündeme gelecektir. Bununla beraber, taraflar arasında kurulmuş geçerli bir hekimlik sözleşmesi olsa bile, hekimin hastanın beden ve ruh bütünlüğüne yönelik her türlü davranışı aynı zaman da haksız fiil de teşkil edebilir” (Özdemir, 2016, s.39). Böyle bir durumda hasta, tazminat isteminin kaynağını sözleşmenin ihlaline dayandırabileceği gibi, haksız fiile de dayandırabilir. Nitekim Borçlar Kanunu md. 60, “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” hükmünü içerir.
Hekimin sorumluluğunun bir diğer kaynağı ise gerçek vekaletsiz iş görme veya gerçek olmayan vekaletsiz iş görmedir. “Taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin olmadığı ve hastanın rızasının da olumlu ya da olumsuz yönde var olmadığı durumlarda, hekimin, hastanın yararına tıbbî bir müdahalede bulunması halinde vekâletsiz iş görmeden söz edilmektedir” (Özdemir, s.37). Bu çalışma kapsamında da önce hukuki sorumluluk ve vekaletsiz iş görme kavramları, ardından hekimin vekaletsiz olarak iş gördüğü durumlar ve son olarak gerçek vekaletsiz iş görme durumunda ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme durumunda hekimin sorumluluğunun ne şekilde olacağı tartışılacaktır.
1. Hukuki Sorumluluk ve Vekaletsiz İş Görme Kavramları
a. Hukuki Sorumluluk Kavramı “Sorumluluk kavramı, bir kişinin zarar veren bir olgu nedeniyle bu zararı gidermekle yükümlü olduğu ve başkasının zarar görmesini gerektiren bir şeyden (hayvan bulunduranın sorumluluğu, TBK m. 67) veya bir kimseden (adam çalıştıranın sorumluluğu, TBK m. 66) dolayı gerçekleşen sonucu üstlenmek zorunda kaldığı durumu ifade eder” (Karahasan, 2003, s.60). Bu açıdan sorumluluk hukuku en temelde zarar görenin zararını karşılama amacı taşır. Hukukumuzda sorumluluk “kusurlu sorumluluk” ve kusursuz sorumluluk” olmak üzere iki ana başlık altında incelenir. Her ne kadar sorumluluğun doğması kişinin kusuruna bağlı olsa da, kusur olmaksızın sorumlu olunduğu durumlar da mevcuttur (TBK md.60 vd). Hekimin tıbbi faaliyetlerinden doğan sorumluluğun ise kural olarak kusur sorumluluğuna dayandığı ifade edilmektedir (Yılmaz, 2010, s.13). Hekim tarafından gerçekleştirilen faaliyetin sonucunun sadece hekimin hakimiyet alanına bağlı olmaması sebebiyle, sorumluluğuna gidilebilmesinin belli şartları vardır. “Ancak tıbbi yükümlülüklere aykırı ve hukuki açıdan özensiz bir davranış söz konusu ise ve meydana gelen zarar bu özensiz davranışla, tıbbi yükümlülüklere aykırılıkla uygun illiyet bağı içerisinde bulunuyorsa hekimin hukuki sorumluluğu gündeme gelebilir” (Şenocak, 2007 s.241). Bu sorumluluk da daha çok sözleşmesel ilişkiye dayanmaktadır. Yukarıda da bahsedildiği üzere “hekimlik sözleşmesi” olarak isimlendirilen bu sözleşme, “hekimin teşhis, tedavi ve müdahale edimini üstlendiği, buna karşılık hastanın bu edime karşılık gelen ücreti ödemekle yükümlü olduğu, açık ya da zımni irade açıklamalarıyla kurulan, tam iki tarafa borç yükleyen, ani edimli, rızai bir sözleşmedir” (Özay, 2006, s.29). Fakat hekimi tazminat yükümlüsü kılan sorumluluk kaynağı sadece hekimlik sözleşmesi değildir, vekaletsiz iş görmenin de önemli bir yerinin olduğunu belirtmek gerekir.
b. Vekaletsiz İş Görme Kavramı “Vekaletsiz iş görme; bir kimsenin hukuken yetkili veya yükümlü olmaksızın, başka bir kimsenin işini, o kimse yararına veya kendi ya da üçüncü bir kişinin yararına görmesidir” (Eren, 2014, s.738). Yukarıda gerçek vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme gibi bir ayrımın olduğunu söylemiştik. Bu tanım, her ikisini de kapsaması açısından yerinde olmaktadır. Vekaletsiz iş görmede başkasının işini gören kişi “iş gören”, işi görülen kişi ise “iş sahibi” olarak isimlendirilmektedir. “Vekâletsiz iş görmenin, iş görme, işin başkasına ait olması ve işi yapanın vekâletinin olmaması gibi üç objektif öğesi; iş görenin belli bir amaca yönelmiş iradesinin olması gibi bir sübjektif öğesi bulunmaktadır” (Özdemir, 2001, s.94). Kanunda ise vekaletsiz iş görme kavramı doğrudan tanımlanmamıştır. Fakat “işin görülmesi” başlıklı TBK md. 526’da gerçek vekaletsiz iş görme şu şekilde açıklanmaktadır: “Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür”. Bu açıklamayı da yaptıktan sonra vekaletsiz iş görmenin hukuki niteliğine değinmekte yarar var. Bu konuda doktrinde, sebepsiz zenginleşme (Birsen, 1967, ss.17- 18), hukuki fiil (Özdemir, 2001, s.89) ve hukuki işlem (Tandoğan, 1957, s.40) olmak üzere farklı görüşler bulunmaktadır. Bunlardan birine katılmak gerekirse, gerçek vekaletsiz iş görmenin hukuki niteliğinin sözleşme benzeri ilişki olduğu görüşü bize daha yakın gelmektedir. Çünkü her ne kadar arada sözleşme olmasa bile işi görenin iradesi ile iş sahibinin varsayılan iradesi uyuşmaktadır. Dolayısıyla hukuki işlemlere uygulanan hükümlerin uygulanması gerektiğini söylemek gerekir. Bütün bu kavramsal girizgahtan sonra hekim-hasta ilişkisi içerisinde vekaletsiz iş görmenin hangi durumlarda ortaya çıktığını ve ne şekilde çözümlenmesi gerektiğini yakından inceleyelim.
2. Hekimin Vekaletsiz İş Gördüğü Durumlar
a. Acil Durumlar Acil durum kavramı her ne kadar yerine ve zamanına göre değişiklik gösterebilecek nitelikte olsa da, hasta ölüm tehlikesi içerisinde ise veya hastanın ağır bir zarara uğraması muhtemelse acil bir durumun bulunduğu kabul edilir (Dünya Sağlık Örgütü 2005 raporu, 2005, 260). İlk durumda hekimin amacı hastayı hayatta tutmak olacakken ikinci durumda ağır zararın meydana gelmesini engellemek veya zararı hafifletmek ve bu yönde tedbirler almak olacaktır. Hasta Hakları Yönetmeliği md. 24’te de “Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir.” hükmü yer almaktadır. Bu hükümde belirtilen hekimin müdahalesini meşru kılan, hastanın muhtemel iradesinin varlığıdır (Reyhani Yüksel, 2016, s.799). Dolayısıyla tam da bu yüzden acil durumlarda hastanın rızasının alınmasının mümkün olmadığı durumlarda hekimin yaptığı müdahale gerçek vekaletsiz iş görme olarak değerlendirilmektedir. Hatta hekimin bu müdahalesi hukuka uygun olmakla beraber, bir yükümlülüktür de aynı zamanda. Nitekim Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi md. 3’te “Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun, gerekli bakımın sağlanamadığı acil vakalarda, mücbir sebep olmadıkça ilk yardımda bulunur. Diş tabibi de, kendi sahasında aynı mükellefiyete tabidir.” şeklinde bir düzenleme yer almaktadır. Her ne kadar aynı nizamnamenin 18. maddesinde hekimin hastayı reddedebileceği düzenlense de, acil durumlar bu maddenin istisnası niteliğindedir.
“Acil durumlarda hasta-hekim ilişkisi üç şekilde kurulabilir. Hasta hekime getirilebilir, hekim hastanın yanına gidebilir veya hekim hastaya tesadüfen rastlayabilir. Üç durumda da hekimin hakimiyet alanı içerisindeki hastaya müdahale etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Hekim tüm bu durumlarda hastanın muhtemel iradesine dayanarak zorunlu tıbbi tedbirleri alabilmelidir” (Şenocak, 1998, s.104).
b. Tıbbi Müdahalenin Genişletilmesi Tıbbi müdahalenin genişletilmesi durumu daha çok hekim ile hastanın daha önce kararlaştırdıkları bir tedavi esnasında gelişen durumlar neticesinde hekimin kararlaştırılan müdahaleyi zorunlu olarak aşması şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda müdahalenin genişletilmesinin gerçek vekaletsiz iş görme olarak değerlendirilebilmesi, hastanın iradesini yansıtamayacak durumda olmasına bağlıdır. Bu türde hekim ile hasta arasında bir sözleşme vardır fakat bu sözleşmenin sınırının aşılması bahis mevzu olmaktadır (Şahin, 2019, s.151). Mesela “basit bir apandisit ameliyatı yapmak için hastanın karnını açan hekimin safra kesesinin ciddi ölçüde iltihaplandığını görerek gerekli müdahaleyi yapmasında durum böyledir” (Özay, 2006, s.106). Elbette hekim ile hasta arasında akdedilmiş sözleşmenin aşılması, yani müdahalenin genişletilmesi belli şartların varlığına tabidir. Genişletilen tıbbi müdahalenin hastanın daha önce rıza gösterdiği müdahaleden daha ağır riskler taşımaması, hastanın rızasının alınmasının gecikmenin doğuracağı riskler nedeniyle mümkün olmaması ve ölüm tehlikesi nedeniyle zorunlu olmadıkça önemli, hayati organların alınmaması gerekmektedir (s.106). Bu şartlar somut olayda hekimin tıbbi müdahalesini genişletmesinin hukuka uygun addedilebilmesinin zorunlu unsurlarıdır. Son olarak, hekimin müdahalenin genişleyebileceğine dair bir öngörüsünün de olmaması gerekir. Yani ihtiyacın, müdahale öncesinde değil müdahale esnasında hâsıl olması gerekir. Başka bir deyişle, ameliyattan önce, böyle bir müdahalenin genişlemesi zarureti doğacağına ilişkin tahmin mümkün olmamalıdır. Belirtmek gerekir ki; hekimin bu tahmini, tıptaki standartlara göre kabul edilebilir olmalıdır (Ayan, 1991, s.61). Tam da bu noktada bir Yargıtay kararının altını çizmek gerekir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir: “…Davacı, davalı doktor Necati Güvenç’e böbrekteki taşı ameliyatla almak üzere izin vermesine rağmen, yaptığı ameliyat sırasında rızası olmadan böbreğini tamamen almak suretiyle kendisini bu uzvundan haksız yere mahrum etmesinden dolayı duyduğu elem ve teessüre karşılık 1.000.000 lira manevi tazminat talep etmiştir. Gerekçe: 1. Davacının böbreğindeki taşı almak için yapılan ameliyata, böbreğin arz ettiği iltihabi durum karşısında; ameliyata tevessülün (taşın alınması) davacının sağlığını tehlikeye koyacağı, böbreğin alınmasının tıbbi bir zaruret neticesi olduğu, normal ve gerekli olanın yapılmış bulunduğuna, 2. Böbrek alma keyfiyetinde davalıya, atfı kabil bir kusur bulunmadığı gibi, böbreğin alınmasının kesin bir zararı ifade etmediği, yaranın kapatılıp izin istihsaliyle, ikinci bir ameliyata geçilmesinin sağlık bakımından sakıncalı görüldüğü ve bu durumda tıbbın gerektirdiği şekilde hareket edilmiş bulunulmasına göre; davalı doktorun sorumlu olmadığına ve açılan bu manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir” (Yarg. 4. HD. 5.3.1971, E. 1970/10853, K. 2096). Karardan da anlaşılacağı üzere hekimin, gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir zararı önlemek amacıyla hastanın varsayılan iradesini esas alarak bir müdahale de bulunması hekimin sorumluluğuna gidilebilmesi için yeterli değildir. Çünkü şartların oluştuğu somut olayda vekaletsiz iş görme hükümlerine göre hekimin müdahalesi hukuka uygundur.
3. Hekimin Sorumluluğu
a. Gerçek Vekaletsiz İş Görme Durumunda Hekimin Sorumluluğu Borçlar Kanunumuzun 527. maddesi vekaletsiz iş görenin sorumluluğunu şu şekilde düzenlemiştir: “Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir. İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur”. Bu düzenlemede vekaletsiz iş görmenin unsurları sayılmamıştır. Bundan dolayı sorumluluğun unsurlarını genel hükümler ışığında belirlemek gerekir. Dolayısıyla, TBK m. 527 ve genel hükümler birlikte düşünüldüğünde, gerçek vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan sorumluluğun unsurları; gerçek vekaletsiz iş görmeden doğan bir borcun ihlali, bu ihlalden bir zararın doğması, ihlal ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması ve kusurdur (Şahin, 2019, ss.154-155). Kusur bakımından ilgili kanun maddesi özel bir düzenlemeye gitmiştir. Buna göre vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan sorumluluk kusura dayanan bir sorumluluktur. İşi gören “her türlü ihmalinden” sorumlu olur. Dolayısıyla hekim, hem ağır ihmalinden hem de hafif ihmalinden sorumlu olacaktır. Bununla beraber maddede zikredilen sorumluluğun “daha hafif” olarak değerlendirebileceği hususlar, hekimler bakımından göz önüne alındığında tartışmalı bir husustur. Bir görüşe göre, hekimin vekaletsiz iş gören sıfatıyla tıbbi müdahalede bulunduğu durumlarda muhtemel daha büyük bir zararın gerçekleşmesine engel olunduğundan dolayı hekimin sorumluluğunun daha az takdir edilmesi gerekir. Tersi durumda hekimin tıbbi müdahalede bulunma noktasında çekingen davranabileceği açıktır (Şenocak, 1998, s. 106). Diğer bir görüş ise, hekimler bakımından sorumluluğun hafifletilmesi kuralı uygulanamaz. Çünkü olayın ivedi olması, gösterilmesi gereken özen açısından haklı sebep oluşturamaz ve hekimin her hal ve şartta özenli hareket etmesi asıldır. (Ayan, 1991, s.106).
Üçüncü bir görüşe göre ise, yukarıda bahsettiğimiz acil durumlar ve tıbbi müdahalenin genişletilmesi durumlarını ayrı ayrı ele almak gerekir. Hekimin sorumluluğunu ameliyat gibi bir tıbbi müdahalenin genişletilmesi esnasında TBK md. 527 f. 1, ikinci cümle uyarınca daha hafif takdir etmek hekim ile hasta arasındaki akdin dayandığı güven esasını zedeleyeceği için kabul edilemez. Bununla beraber, yukarıda bahsettiğimiz Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi 3. maddesi uyarınca hekimin tıbbi müdahalede bulunmak zorunda olduğu durumlarda daha önce hasta ile arasında bir güven ilişkisinin tesis edilmiş olmamasından hareketle hekimin göstereceği özenin ölçüsü daha hafif takdir edilebilir; ancak acil durumlarda dahi hekimin kendisinden beklenen özenin her zaman en üst seviyede olduğu ve insan sağlığını ilgilendiren bir durumun söz konusu olduğu akıldan çıkarılmamalıdır (Aydın,2014 ,s.32). Burada önemli olan nokta, hekimler bakımından sorumluluğun çerçevesinin çok geniş tutulması halinde hekimler üzerinde baskı oluşması muhtemel olduğundan, hekimlerin üzerindeki baskıyı azaltmak gerektiğidir. Fakat böyle bir durumda dahi, özen yükümlülüğünün devam ettiği açıktır. b. Gerçek Olmayan Vekaletsiz İş Görme Durumunda Hekimin Sorumluluğu Yukarıda yer verdiğimiz Türk Borçlar Kanunu’nun 527. maddesinin ikinci fıkrasında gerçek olmayan vekaletsiz iş görme düzenlenmektedir. Aynı hükümde böyle bir durumda “beklenmedik hâl”den de sorumlu olunacağı düzenlenmiştir. Beklenmeyen hâl, “borçluya yüklenemeyen bir sebepten dolayı ifanın imkânsız hâle gelmesi veya kötüleşmesidir” (Tandoğan, 1957, s.219). Hekim açısından değerlendirildiğinde, beklenmeyen hâlin “hekimin kusuru olmaksızın meydana gelen komplikasyonlar olduğu söylenebilir” (Şahin, s.160). TBK m. 527 2. fıkraya göre hekimin beklenmedik halden sorumluluğu için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlardan ilki, hastanın, hekimin müdahalesini yasaklamış olması ve bu yasaklamayı hekimin bilmesidir. Bu yasaklamaya rağmen müdahaleyi gerçekleştiren hekimin sorumluluğu gündeme gelir (Demir, 2009, s.270). Yani hastanın iradesinin hekimin müdahale etmemesi yönünde olmasına ve bunun da hekim tarafından bilinmesi durumunda ortaya çıkacak kazalardan hekim sorumlu olacaktır. Bu durumda hekim, müdahalenin hasta için faydalı olduğuna ve yasaklamanın makul olmadığına dayanamaz (Şenocak, s.107). İkinci şart ise, kanunun lafzında geçtiği üzere hastanın yasaklamasının hukuka veya ahlaka aykırı olmamasıdır. Yani yasaklama hukuka veya ahlaka aykırı ise hekimin beklenmeyen halden sorumluluğu gündeme gelmez. Yine maddenin devamına göre, hekim müdahale olmasaydı dahi zararın ortaya çıkacağını ispat ederse sorumluluktan kurtulacaktır. Fakat sonuç olarak hekim, iradesi aydınlatılmış bir hastanın bilinçli olarak bir tedaviyi açıkça reddettiğini bilmesine veya bilmesinin gerekli olmasına rağmen tıbbi müdahalede bulunması neticesinde hastanın uğradığı tüm zararlardan ve hatta meydana gelen kazadan bile sorumlu olacaktır (Demir, s.270).
SONUÇ
Sonuç olarak, hekim-hasta ilişkisi çerçevesinde hekim, hastaya verdiği zararlar sebebiyle hukuki olarak sorumludur. Bu sorumluluğun kaynağı büyük oranda sözleşme olmakla beraber, sözleşme öncesi görüşmelerden doğabileceği gibi, haksız fiilden de doğabilir. Bunların dışında, hekimin bazı durumlarda hastanın rızasını almadan ivedi şekilde müdahalesi gerekebilir. Bu durumda Türk Borçlar Kanunu’nun vekaletsiz iş görme hükümleri ışığında bir değerlendirme yapmak gerekecektir. Bu durumların, acil müdahaleler ve tıbbi müdahalenin genişletilmesi şeklinde görünümünün olabileceğini ifade etmiştik. Vekaletsiz iş görmeyi, işi görenin vekalet sahibi olmamasına rağmen iş sahibinin menfaat alanına girerek iş görmesi olarak tanımlamıştık. Gerçek vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme biçiminde ikiye ayrıldığı da ifade edilmiştir.
Gerçek vekaletsiz iş görmede hekim, hastanın varsayılan iradesine uygun olarak müdahalede bulunmaktadır. Gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede ise, hastanın müdahaleyi yasaklamış olmasına rağmen hekim bilinçli şekilde müdahalede bulunmaktadır.
Dolayısıyla, gerçek vekaletsiz iş görmeden farklı olarak beklenmeyen halden sorumluluğu doğmaktadır. Gerçek vekaletsiz iş görmede ise hekimin sorumluluğu daha farklı biçimde takdir edilir. Acil durumlarda sorumluluk daha hafifken, tıbbi müdahalenin genişletilmesi durumunda sorumluluğu tam olacaktır. Nitekim birinde önceden hazırlıklı ve hastane ortamında ameliyathanede gerçekleşen bir müdahale varken, diğerinde hazırlık olmaksızın acil durumda müdahale söz konusu olmaktadır. Fakat her durumda hekim, somut şartların durumuna göre üzerine düşen özeni göstermediği takdirde sorumlu olacaktır.
KAYNAKÇA
- Arslan, F. (2020). Hekimin Sorumluluğunun Belirlenmesi Bakımından Hekim İle Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuki Mahiyeti. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 26 (1), 400-422. DOI: 10.33433/ maruhad.695558
- Ayan, M. (1991).Tıbbi Müdahalelerden Doğan Hukuki Sorumluluk, Ankara: Kazancı Yayınları.
- Aydın, Ö. (2014). Üremeye Yardımcı Tedavi Yöntemlerinden Doğan Hukuki Sorumluluk, İstanbul: Legal Yayınevi. DEMİR, Mehmet, “Hekimin Hukuksal Sorumluluğunun Kaynakları ve Özel Hastane-Kamu Hastanesi Ayırımı”, Ali Naim İnan’a Armağan, Ankara 2009, s. 263-283.
- Eren, F. (2014). Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara: Yetkin Yayınları
- Hakeri, H. (2010). Tıp Hukuku. Ankara: Seçkin Yayıncılık.
- Özay, M. (2006). Estetik Amaçlı Müdahalelerde Hekimin Hukuki Sorumluluğu. Ankara: Yetkin Yayınları.
- Özdemir, H. G. (2001). Roma ve Türk Hukuklarında Vekaletsiz İş Görme (Negotiorum Gestio). Ankara: Seçkin Yayınevi. Özdemir, H. (2016). Hekimin Hukuki Sorumluluğu. Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,11 (1), 33-81.Retrieved fromhttps://dergipark.org.tr/tr/pub/eruhfd/issue/35553/394697
- Şahin, M. (2019). HEKİMİN GERÇEK VEKÂLETSİZ İŞ GÖRMEDEN KAYNAKLANAN SORUMLULUĞU. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1 (1), 135-168.
- Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/pub/asbuhfd/issue/47438/585648
- ŞENOCAK, Z. (1998). Özel Hukukta Hekimin Sorumluluğu, Ankara: AÜHF.
- Şenocak, Z. (2007). Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Özel Sorunları: Tıbbî Standartlar ve İspat, Sağlık Hukuku Kurultayı, Ankara.
- Tandoğan, H. Mukayeseli Hukuk ve Hususiyle Türk-İsviçre Hukuku Bakımından Vekâletsiz İş Görme, İstanbul. Yavuz İpekyüz, F. (2006). Türk Hukukunda Hekimlik Sözleşmesi. İstanbul: Vedat Kitapçılık.
- Yılmaz, B. (2010). Hekimin Hukuki Sorumluluğu, Ankara: Seçkin Yayıncılık.
- Reyhani Yüksel, S. (2016). HEKİMİN VEKÂLETSİZ İŞ GÖRMEDEN DOĞAN SORUMLULUĞU. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Hukuk Araştırmaları Dergisi 2015/2 Sayısı, 793-804. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/maruhad/issue/27556/289911
