Hukuk, insan davranışlarını düzenleyen ve devlet tarafından müeyyidelendirilen bağlayıcı kurallar bütünü olarak tanımlanır. Daha geniş olarak; birey, toplum ve devletin hareketleri ile birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, ortak yaşamın huzur ve güven içinde sürdürülmesini sağlayan, kamu gücü ile desteklenen yetkili organlar eliyle ve usulüne uygun olarak adaleti yerine getiren ve güvence altına alan kurallar bütünüdür. Bu yazımızda, hukukun bu tanımındaki “…birey, toplum ve devletin hareketleri ile birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen…” kısmından yola çıkarak tanıma ve tenfiz kavramlarını anlatma gayesindeyiz. Zira tanıma ve tenfiz, “uluslararası” karaktere sahip olan hukuk terimleri olduğundan, tanımda yer alan birey, toplum ve devlet kavramlarının küresel ölçekteki farklı görünümlerini de değerlendirmek elzemdir.

Her birey farklıdır. Toplum farklı bireylerin ortak bir bilinçle bir araya gelmesinden oluşur -bu bireyler farklı tarzlar ve özellikler gösterse dahi gündelik yaşamda sahip olduğu görüşleri, kavramları, düşünceleri, siyasal veya geleneksel olguları oluşturan biçimlerin tamamı olan toplumsal bilinçle hareket eder. Doğal olarak bireylerin bu aktivitesi, devlet eliyle kontrol edilen hukukun da toplumla aynı paralelde yol almasına sebep olur. Bu noktada diyebiliriz ki bireyler ve dolayısıyla toplumların değer yargıları değiştikçe hukuk da değişir – toplumlar yaşadıkça hukuk da yaşar, canlıdır.

Her toplum farklıdır. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında çok sayıda toplum bulunmaktadır. Bu kitlelerin belki birtakım evrensel değerlere sahip olduğu savunulabilse de herhangi ikisinin tamamen aynı olduğu savunulamaz. Bu bizi yukarıdaki açıklamalarımızdan faydalanarak şu noktaya götürecektir: Dünyanın herhangi iki ülkesinin hukuku farklıdır, farklı hukuk disiplinlerinde mevcut normlar da birbirinden farklı olacaktır. Tam burada zihinlere şu soru gelecektir: Belirli bir olay ya da olgu sebebiyle iki farklı hukukun, hukukun uygulanacağı yer, tarafların vatandaşlıkları ve benzeri gibi doneler de devreye girdiğinde, hangisinin neye göre işletileceği durumunda ne olacaktır? İşte, uluslararası hukuk kavramları olan tanıma ve tenfiz bizleri bu noktada çözüme götüren kavramlardır.

Tanıma

Bir mahkeme kararı ancak verildiği ülke sınırları içinde geçerlidir. Yani o karar sonucunda ortaya ne gibi sonuçlar çıkıyorsa, ortaya çıkan sonuç etkisini o ülkenin sınırları içerisinde doğurmaktadır. Tanıma, yabancı bir ülkede karar verilen bir mahkeme hükmünün kesin hüküm etkisinin bir başka ülkede kabul edilmesi demektir. Bir ülkenin egemenlik sınırları içerisinde yargı organı tarafından verilen bir kararın, başka bir ülkede de hüküm ve sonuç doğurabilmesi, o kararın tanınması ve tenfiziyle sağlanmaktadır.

O hâlde milletlerarası usul hukukunda tanıma ile kastedilen “bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü” dür. Ancak bir ülkede verilen mahkeme kararının, başka bir ülkede kesin hüküm kuvveti gösterebilmesi için, verildiği ülkede bu kararın kesinleşmiş olması gerekmektedir; aksi hâlde kararın kesin hüküm etkisinden ve kesin delil teşkil etmesinden söz etmek mümkün olmayacaktır. Bunun yanında, yabancı mahkeme kararı tanındığında, bu kararın verildiği ülkede kabul edilenden daha kapsamlı bir kesin hüküm etkisinin tanınması mümkün değildir.

Tanınan bir mahkeme kararı, kararı tanıyan kesin hüküm etkisi gösterir. Bu sebeple, aynı hususta bir dava açılması halinde kesin hüküm itirazı ile karşılaşılacaktır. Bu durumda tanınan karar, Türk mahkemelerinde açılmış bir davada kesin delil etkisi de gösterecektir. Yabancı ülke mahkemelerince verilmiş olan kararların tanınmadığı durumlarda ise ilgili kararın tanımanın gerçekleşmediği ülkede hüküm ve sonuç doğurmayacağı oldukça doğaldır. Ancak bu durum, yabancı ülke kararının hakim tarafından takdiri delil olarak nazara alınabileceği sonucunu ortadan kaldırmaz.

Tenfiz

Tenfiz, yabancı ülke mahkemelerince verilen kararların, kararı tanıyan ülkede icrai niteliğinin kabul edilmesi demektir. Bu, tanımadan farklı olarak, tanınan yabancı mahkeme kararlarına icra kabiliyeti kazandırmaktadır. Yani tenfiz, “bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı1 olarak tanımlanmaktadır.

Bilinmektedir ki mahkeme kararları nitelikleri itibarıyla eda, tespit ve inşai kararlar olarak üçe ayrılır. Davacının dava açmak için hukuki yararının bulunması gereken eda davası, davacı tarafından davalının bir iş yapması veya yapmamasına karar verilmesini istemesini konu alan dava türüdür. Tespit davaları somut, eyleme dönüşmüş hukuki bir olgunun yanı sıra bir hukuki ilişkinin varlığının tespitine ilişkin davalardır. İnşai davalarda ise davacı taraf, bir hukuki durumun ortadan kaldırılmasını, değiştirilmesini ya da yeni bir hukuki durumun var edilmesini talep etmektedir.

Tenfizin yukarıdaki tanımı ile birlikte davalar nitelikleri bakımından değerlendirildiğinde, eda davaları sonucunda verilen kararların hem tanınması ve de hem tenfizi mümkünken, tespit davaları ile inşai davalarda verilen kararların yalnızca tanınması mümkün olacaktır.

Bu arada bahsetmek gerekir ki, bir yabancı mahkeme kararının tenfizi için öncelikle o kararın tanınmasına gerek yoktur. Halihazırda tenfiz edilen bir yabancı mahkeme kararı, o kararın tanınmasını da beraberinde getirir.

Kanun koyucu, icra kabiliyetini haiz etki doğuran tenfizin şartlarını kapsamlı olarak düzenlemiş ve fakat tanımada, bu şartlardan bir tanesinin aranmayacağını kabul etmiştir. Buna göre, tenfiz için aranan şartlardan, kararın verildiği ülke ile Türkiye arasında karşılıklı işlem şartının gerçekleşmesi, tanımada aranmayacaktır.

Tanıma ve Tenfizin Şartları

Yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50. ve 59. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bir yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizinde öngörülen şartlar MÖHUK’ta belirlenmiş olup kanunkoyucu, bu konuda mahkemeye takdir yetkisi vermemiştir. Eğer tanıma ya da tenfizi talebinde bulunulan yabancı mahkeme kararı kanunda öngörülen ve aşağıda değineceğimiz şartları taşımamakta ise mahkeme, bu karara ilişkin talebi reddedecektir.

MÖHUK md. 52’ye göre “kararın tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir.” Yani, tanıma ve tenfiz davası ilamın diğer tarafında talep edilebileceği gibi; ilamın tanınması ve tenfizinde hukuki yararı olan “üçüncü kişilerce de” talep edilebilir. Bununla birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun “her davada o davaya konu olayın somut özellikleri çerçevesinde, hâkim tarafından değerlendirilmelidir. Bir hakkın, mahkeme kararına gerek olmaksızın, başka bir yolla ve aynı ölçüde güvenli olarak elde edilebilmesinin mümkün olduğu hallerde, o hakla ilgili olarak dava açılmasında hukuki yarar bulunmazken; o hakkın ancak, mahkeme kararı ile elde edilebileceği hallerde, hukuki yararın varlığının kabulü gerekir. Kanunkoyucu, bir hakkın dava dışı bir yolla elde edilebileceğini açıkça düzenlememiş ve hak sahibinin ayrıca bir ilam almasına gerek bulunmadığını özellikle vurgulamamışsa ve o hak ancak mahkemeden alınacak kararla sağlanabilecekse, o kararın verilmesini istemede hukuki yararın varlığı kabul edilmelidir”2 şeklindeki kararıyla tanıma ve tenfizdeki hukuki yararın varlığını vurgulamıştır.

Tanıma ve tenfizi istenen yabancı mahkeme kararına ilişkin şartlar şu şekilde sıralanabilir:

a. Yabancı Mahkemeden Verilmiş Bir Karar Olması Tanıma veya tenfizi talep edilen mahkeme kararının, asıl olarak yabancı bir egemenlik altındaki mahkemeden verilmiş olması gerekmektedir. Kararı veren ülkenin uluslararası ortamda tanınan bir ülke olup olmamasından ziyade bu noktada önemli olan bağımsız bir egemenlik altında kararın verilmiş olmasıdır. Bunun yanı sıra bu kararın mahkeme kararı olup olmadığının tespiti için, verildiği ülke hukukuna bakılacaktır. Eğer kararın verildiği ülkede, bu karar bir mahkeme kararı değilse, doğal olarak, tanıma ve tenfizdeki şartlar gerçekleşmediği için talep reddolunacaktır.

Ayrıca, her ne kadar tanınması talep edilen kararın, bir “mahkemeden” verilmiş olması gerektiğini belirtmiş olsak dahi bazı ülke hukuklarında bazı hukuki uyuşmazlıkların çözümü mahkemede değil, idari organlar önünde çözülebilmektedir. Bu kararların tanıma ve tenfizinin mümkün kararlardan olup olmadığını çözümlemek için, verilen kararın o ülkede yargısal denetimi haiz olup olmadığına bakmak gereklidir. Bu karar, verildiği ülkede yargısal denetime tabi ise, bu kararlar tanıma ve tenfiz sürecine dahil olabilecektir.

Türkiye’nin taraf olmadığı bir antlaşmaya dayanarak oluşturulmuş bir mahkeme tarafından verilmiş bir kararın, Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurması mümkün olmadığını, bunun MÖHUK md. 50’den açıkça anlaşılabildiğini belirtmemiz gerekir. Bunun yanı sıra tarafların aralarındaki uyuşmazlığı sulh yolu ile çözümlediği hallerde, bu sulh mahkeme kararı ile tespit edilmiş ise, yapılan bu tespit tanıma ve tenfiz konusu olabilecektir.

b. Kararların Hukuk Davalarına İlişkin Olması Tanıma ve tenfizi istenen yabancı mahkeme kararlarının, özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerden doğan ihtilaflara ilişkin kararlar olması gerekmektedir. Yani, bir ülkenin idare veya ceza mahkemelerinden verilen kararlar diğer ülkelerde hüküm ve sonuç doğurmayacaktır. İstisnaen, MÖHUK md. 50/2’ye göre, “Yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümlerin de tenfiz kararının istenebileceği düzenlenmiştir. Yabancı mahkeme kararını özel hukuk karakterli olup olmadığının incelemesini, tanıma veya tenfiz talebi yapılan mahkeme yapacaktır.

c. Kararın Kesin Hüküm Kuvvetinde Olması Yabancı bir mahkeme kararının tanınması veya tenfizi için, kararın verildiği ülke hukukuna göre kararın kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bu, hakimin artık davaya bakamaması, yani; davadan elini çekmiş olması demektir. Kararın kesin hüküm kuvvetinin iki şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunlar maddi anlamda kesin hüküm ve şekli anlamda kesin hükümdür.

Maddi anlamda kesin hüküm, hükmün konusunu içeren husus hakkında geçerlidir. Ancak şekli anlamda kesin hüküm ise tarafların davadan bekledikleri amaçları gerçekleştirmekte, ancak taraflar arasındaki ihtilafı değil görülmekte olan davayı sona erdirmektedir. Yani diğer bir söyleyişle, verilen karara karşı kanun yollarına başvuru yolunun kapalı olduğu kararlar, şekli anlamda kesin hüküm teşkil eden kararlar anlamına gelir.3 Yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfize konu olabilmesi için Türk hukukunda, verildiği ülke hukukuna göre olağan kanun yollarına başvurulamayacak nitelikte olması yeterlidir. Kararda, verildiği ülke hukukuna göre olağan kanun yollarının tüketildiğine ilişkin kesinleşme şerhinin verilmiş olması gereklidir.

d. Karşılıklı İşlem Şartı Hukuki olmaktan ziyade politik nitelikli bir düzenleme olan karşılıklılık şartı, MÖHUK md.54/4’te düzenlenmiştir. Kanunda yer alan bu düzenleme, kararın verildiği yabancı ülke ile Türkiye arasında kanuni, fiili veya uluslararası antlaşmalara dayanan bir karşılıklı işlem şartının varlığını aramaktadır. Ancak, eğer yabancı ülke kararlarının tenfizinde, kararın verildiği ülkede karşılı işleme ilişkin fiilen olumsuz bir uygulama mevcutsa, kararın tenfizinde uluslararası antlaşmada veya kanunda bu şartın kabul edilmesi yeterli görülmemektedir. Buna ilişkin olarak Yargıtay kararları da bu duruma paraleldir.4 e. Kararın Yetkili Mahkemeden Verilmiş Olması Yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde yetki meselesi, yetki kurallarına aykırılığın tenfiz talebini nasıl etkileyeceğini de dahil olmak üzere iki şekilde değerlendirilmiştir. Öncelikle, tenfize konu olay Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir uyuşmazlıkla ilgili olmalıdır (MÖHUK md.54/b-c.1). İç hukuk bakımından yetki kuralları ya da kamu düzenine ait yetki kurallarının, uluslararası özel hukuk bakımından münhasır yetki kuralı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarından yalnızca taşınmazın aynına ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin uluslararası yetkisinin münhasır yetki olduğu kabul edilmektedir. Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren konuda yabancı mahkemelerden karar alınmış ise hakim re’sen Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin ihlal edildiğini değerlendirecek ve yabancı mahkeme kararının tenfizi talebini bu sebeple reddedecektir.

İkinci olarak karar, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi olmayan devlet mahkemesinden verilmiş olmalıdır (MÖHUK md. 54/b.c.2). Kanunkoyucu bu şart ile ilgili olarak, uyuşmazlık konusu olay veya taraflar ile gerçek bir bağlantısı olmayan ülke mahkemelerinden verilen kararların tenfizine engel olmak istemiştir. Aşırı veya aşkın yetki kuralları çerçevesinde kendini yetkili gören bir ülke mahkemelerinden karar verilmesi, tabii hakim ilkesinin ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Tabii hakim ilkesinin ihlali aynı zamanda, adil yargılama ilkesinin ihlali kapsamında görülüp kamu düzeninin de müdahalesini gerektirebileceği kabul edilmektedir. Bu halde aleyhinde tenfiz talebinde bulunan kişinin talebi ile hakim, re’sen aşkın yetkinin varlığını değerlendirebilecektir. Hakim, kararı veren ülke mahkemelerinin yetkisinin aşkın yetki olduğu sonucuna ulaşır ise yabancı mahkeme kararı tenfiz şartını yerine getirmediğinden, tenfiz talebi reddedilecektir.

f. Yabancı Mahkeme Kararının Kamu Düzenine Aykırı Olmaması Yabancı ülke mahkemelerinden verilmiş ve Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurması istenen mahkeme kararlarının, Türk kamu düzenine aykırı sonuçlar içermemesi gerekmektedir. Buna istinaden, yabancı mahkeme kararının hüküm fıkrasının kamu düzenine aykırılığının taraflarca ileri sürülmesine gerek kalmadan hakim kendiliğinden değerlendirmeye alacaktır. Ancak bu tarafların kamu düzenine aykırılık iddiasında bulunmamalarına engel teşkil etmez. Bu halde hakim gerekli incelemeyi yapacak ve hükmün kamu düzenine aykırı olup olmadığına karar verecektir.

Yabancı mahkeme kararlarının gerekçesiz olmasının tenfize engel teşkil edip etmediği hususunda ise doktrinde ve yargı kararlarında farklı yaklaşımlar bulunsa da bu görüş aykırılıkları 10.02.2012 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ile giderilmiştir. Yargıtay “Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının, kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağına ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına” karar vermiştir.5 g. Savunma Hakkına Riayet Edilmiş Olması Yabancı ülke mahkemelerinde davanın görülmesi aşamasında, davalının savunma hakkına riayet edilip edilmemesi tenfiz bakımından önemlidir. Aleyhine tenfiz talebinde bulunulan kişinin savunma hakkına riayet edilmemiş olması, tek başına tenfize engel görülmemektedir; savunma hakkına riayet edilmeyen kişinin bu yönde talepte bulunması gerekmektedir, meğer ki savunma hakkının ihlali kamu düzenine aykırılık teşkil edecek nitelikte olmasın. Ancak bu durumda, savunma ilgilinin itirazda bulunması şartı aranmamalıdır. Kişi, savunma hakkında riayet edilmediği için, yabancı mahkeme kararını tenfiz edilmemesi yönünde itirazda bulunmamış ise kural olarak hakim savunma hakkına riayet edilmemiş olmasını re’sen dikkate almayacaktır. Yargıtay kararlarına göre savunma hakkına riayet edilip edilmeme meselesi, Türk hukukunun anladığı anlamda değil, hükmün verildiği yabancı ülke hukuk anlayışı değerlendirilerek tespit edilecektir.6

Tanıma ve Tenfiz Usulü

Yabancı mahkeme kararlarının tenfizi ve tanınması için uyulması gereken usuli işlemler MÖHUK’da kapsamlı olarak düzenlenmiştir. Düzenleme dışı bırakılan alanlarda, lex fori prensibinin uygulanması gereğince, HMK’da yer alan kurallar uygulama alanı bulacaktır.

MÖHUK md. 51/1’e göre, yabancı mahkeme kararlarının tenfizi ve tanınması için görevli mahkeme asliye mahkemesi olarak kabul edilmiştir.7 Aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizine ilişkin davalarda, aile mahkemeleri görevli mahkemedir.8 Yine kanunun aynı maddesine göre “Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sakin olduğu yer mahkemesinden; Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden” şeklinde Kanunkoyucu tarafından yetkili mahkemeye ilişkin irade ve bu kararların tenfizi ve tanınması için daima yetkili bir mahkemenin hazır bulundurulması arzusu ortaya konmuştur.

Tanıma ve tenfiz davaları basit yargılama usulüne göre görülecektir (MÖHUK md. 55). Kanunun 52. ve 53. Maddelerinde öngörülen şartları haiz ve usulüne uygun dilekçeyi alan yetkili mahkeme, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebligat çıkartacaktır. Kendisine tenfiz talebinde bulunulan taraf, ancak kanunda öngörülen tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.

Mahkemenin yapacağı inceleme neticesinde vereceği karar, ilamın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine yönelik olabilir. Hakimin vereceği karar, yabancı mahkeme ilamının altına yazılır ve hakim tarafından mühürlenip onaylanır (MÖHUK md.56). Bu şekilde tanınmasına veya tenfizine karar verilen yabancı ilamlar, Türk mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi Türkiye’de hüküm ve sonuç doğururlar. MÖHUK’un 57. Maddesine göre, tanıma veya tenfiz isteminin kabul veya reddine ilişkin olarak verilen kararlar, genel hükümler çerçevesinde temyiz edilebilecektir. Temyiz, kararın icrasını durdurur. Kanun koyucunun tenfiz usulü hakkında sevk ettiği bu hükümler tanıma bakımından da geçerlidir.

İhtilafsız yargı alanında, örneğin isim değişikliği gibi, verilen yabancı mahkeme kararlarının tanınması da aynı hükümlere tabi tutulmuştur (MÖHUK m.58/2). Ayrıca, tanıma veya tenfizine karar verilen yabancı mahkeme kararları, tanıma veya tenfiz anından itibaren değil, yabancı mahkemenin kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ve sonuç doğuracaktır (MÖHUK md. 59).9 Bununla birlikte yabancı mahkemelerden verilen kararların tanınması ve tenfizi için Kanunda herhangi bir süre öngörülmemekle birlikte, her zaman için tanıma ve tenfiz talebinde bulunulabilir. Yargıtay’ın bu hususla ilgili olarak “Yabancı ilamın taraflarından birinin uzunca bir süre bu ilamın tanınmasını ve tenfizini istememiş olması, ölümünden sonra, hukuki yararı bulunan davacının bunu istemesine engel değildir. Yabancı ilamın tanınması için Kanunda bir süre de öngörülmemiştir. Kendisine karşı tenfiz istenen kişi ancak tenfiz ve tanıma şartlarının mevcut olmadığı veya ilamın yerine getirilmesine engel bir sebebin ortay çıkmış olduğunu öne sürerek isteğe karşı koyabilir (5718 s. K. md. 55/2). Bunun dışında bir itiraz sebebi kabul edilmemiştir”10 şeklinde kararı bulunmaktadır.

KAYNAKÇA

  1. 1. ÇELİKEL, A./ERDEM, B., Milletlerarası Özel Hukuk, b.13, İstanbul 2014, syf. 87
  2. ”HGK, 30.11.2011 T ve E. 2011/2-593 K. 2011/726
  3. DOĞAN, V., Milletlerarası Özel Hukuk, Ankara 2017, syf. 111
  4. 11.HD. 30.01.2009 T ve E. 2008/1284 – K. 2009/980
  5. YİBGK, 10.02.2012 T. ve E. 2010/1 – K. 2012/1
  6. 2. HD. 08.04.2009 T. ve E.2009/532 – K. 2009/6718
  7. 11. HD. 07.02.2011 T. ve E. 2009/8462 – K. 2011/1250
  8. 8. HD. 06.05.2014 T. ve E. 2014/1978 – K. 2014/8824
  9. 2. HD. 15.05.2014 T. ve E. 2014/8263 – K. 2014/11388
  10. 2. HD. 30.06.2014 T. ve E. 2014/8245 – K.2014/15006