GİRİŞ

Bir davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi alacak davası mı olup olmadığının belirlenmesi Türk Hukuk sisteminde kimi zaman çok ince ayrımlarla belirlenmekte olup, Yargıtay kararlarında da bu ince ayrım yer yer farklı kararların verilmesine sebebiyet vermektedir. Bu ayrımın açılacak davalara sirayeti ise dava sürecinde alacağın türünün belirlenmesi ile yapılacak işlemin bedel artırım mı yoksa ıslah hükümlerine mi tabi olacağı hususunda önemli rol oynamaktadır. Çünkü hukuk sistemimizde bedel artırım ve ıslah hükümlerine farklı hukuki yollar uygulanmakta olduğundan dava açarken belirlenen belirsiz alacak-kısmi dava ayrımı davanın seyri için önem arz etmektedir. Bu makalemizde öncelikle belirsiz alacak davası, kısmi dava tanımlamalarına ve Yargıtay kararları ışığında belirsiz alacak ve kısmi dava açıldığına kanaat getirilen bazı ifadelere değinilecek olup, yine bu alacak davası türlerinde uygulanan ıslah ve bedel artırım uygulamalarının TBK’nın 99. maddesinde belirtilen “ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir” hükmünün Yargıtay kararlarında nasıl uygulandığına değinilecektir.

1. BELİRSİZ ALACAK DAVASI TANIMI VE YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA HANGİ İFADE VE İŞLEMLERİN BELİRSİZ ALACAK DAVASI AÇILDIĞINA KANAAT GETİRDİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Belirsiz alacak davası, Hukuk Muhakemeler Kanunu (“HMK”)’nun 107. maddesinde; “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde tanımlanmıştır. 22.07.2020 tarihli kanun değişikliği ile bu maddenin 2. bendi değişikliğe uğrayarak; “Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” halini almıştır. Belirsiz alacak davası, alacaklının gerekli tüm özeni göstermesine rağmen alacağın miktarını veya değerini davanın açıldığı anda tam ve kesin olarak belirlemesinin imkânsız ya da alacaklı tarafından belirlenemeyecek olduğu durumlarda açılabilir. Belirsiz alacak davası, davacıya sınırsız bir usulü imkân oluşturmamakta, davacının dava açıldığı tarih itibariyle “alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde” davacıya tanınan bir yasal imkân oluşturmaktadır. Bu makalemizde belirsiz alacak davasının daha tartışmalı ve net olmayan durumlarına ilişkin Yargıtay kararlarını incelemekte fayda görmekteyiz.

1.1. Yargıtay’ın Dava Öncesi İhtarname

Gönderilmesi ile Artık Belirsiz Alacak Davası Açılamayacağına İlişkin Kararı Belirsiz alacak davasının tanımından sonra hangi durumlar için Yargıtay kararlarında belirsiz alacak davası olamayacağına değinmek faydalı olacaktır. Yargıtay kararlarında ihtarname ile bedel belirlendikten sonra davanın belirsiz alacak olarak açılamayacağı vurgulanmaktadır.

  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15.11.2013 tarihli ve 2012/19128 E., 2013/20655 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir;

“Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 109/2 ve 107. maddesine göre davacının açıkça talep konusu uyuşmazlığın miktarını kendisi tarafından keşide edilen ihtarname ile 45.000,00 TL olduğunu belirlemiş olmasına rağmen, bu bedelin yalnızca fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL’si tutarında kısmi dava açmış olduğundan, uyuşmazlık konusunun davacı tarafça açıkça belirlenmiş olması nedeni ile kısmi dava açmakta hukuksal yararı bulunmadığı gibi, yine davanın konusu ve davacının açık talebi karşısında, ortada belirsiz alacak davasının koşullarının da bulunmadığı gerekçesiyle HMK 114/h maddesi uyarınca, davanın hukuksal yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir”.

Söz konusu Yargıtay kararında; ihtarname ile talep konusunu belirleyen tarafın belirsiz alacak davası açmasında ve aynı zamanda kısmi dava açmasında, hukuksal yarar yokluğu olduğu ifade edilerek davanın reddine karar verilmektedir.

Aslında uygulamada; talep sonucunun belirlenmesi bakımından bir imkânsızlık olmadığı ve davacıdan beklenemeyecek bir durum bulunmadığı halde, sırf daha kolay ve daha masrafsız şekilde dava açabilmek için belirsiz alacak davası tercih edilmektedir. Hatta işverene gönderilen ihtarnamede alacağını küsuratı ile belirleyen kişi, daha sonra bu talebini belirsiz alacak davası olarak açmaktadır. Örneğin; işverene gönderdiği ihtarnamede 187.600,00-TL alacak talep eden işçi vekili, daha sonra açtığı davada kıdem, ihbar tazminatı, hafta sonu ve fazla çalışma tazminatı gibi yedi ayrı talebinin her birisi için yüzer Türk Lirası olmak üzere toplam yedi yüz Türk Liralık bir belirsiz alacak davası açmak isterse, burada belirsiz alacak davasının koşullarının mevcut olduğu söylenemeyecektir. Zira davacı, talep sonucunu küsuratı ile belirlemiş, hesaplamış ve ihtarname göndermiş yani belirlenememiş bir husus kalmamıştır. Yine kayıt dışı bir işlemi bulunmayan bir işverene karşı talep sonucunu belirleyecek olan davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı yoktur. Örneğin; bir kamu iktisadi işletmesinde çalışan işçi bakımından, kayıt dışı ücret ödendiğinden söz edilemez. Bunun gibi müracaatı üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan alacağı bilgi ile talep sonucunu belirleyebilecek olan davacı işçi belirsiz alacak davası açamayacaktır. Hatta davada talep sonucunun belirlenmesi için gereken bilgileri işverenden isteyerek de işçinin eda davası açabilmesi mümkündür.1 Alacaklı talep sonucunu kesin olarak belirleyebilecek bilgi ve belgelere ulaşabilecek durumda olmasına rağmen gerekli emek veya zamanı harcamamışsa, HMK’da belirtilen şekilde imkânsızlık veya beklenememe durumunun bulunmadığını, bu nedenle belirsiz alacak davasının açılamayacağını kabul etmek gerekir.2

1.2. Yargıtay’ın Davada Bilirkişi İncelemesine

Gidilmesinin Belirsiz Alacak Davasının Açılabilmesi İçin Yeterli Olmadığına İlişkin Kararı Bir alacağın bilirkişilerce tespit edilmesi ile davanın niteliğinin belirsiz alacak olduğuna kanaat getirilmesi hukuken doğru değildir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.3

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.06.2015 tarihli ve 2015/22-1052 E., 2015/1612 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir;

“…Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir”.

Kısacası, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı, dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.4

2. BELİRSİZ ALACAK DAVASINDA BEDEL ARTIRIM VE TBK 99. MADDENİN BELİRSİZ ALACAK DAVASINDA UYGULANACAK BEDEL ARTIRIM TALEBİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

2.1. Yargıtay Kararları Kapsamında Belirsiz

Alacak Davasında Uygulanan Bedel Artırımı

  • HMK’nın 107. maddesinin 2. bendi kapsamında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Bu belirleme işlemi hukuk sistemimizde bedel artırım talebi olarak adlandırılmaktadır. Belirsiz alacak davalarında taraflar, bedel artırım talep ederek taleplerini arttırabilmektedirler. Bedel artırım ıslah işleminden farklı olup, belirsiz alacak davalarında alacağın belirli hale gelmesi durumunda alacak değerinin yükseltilmesi durumunda, yapılan işlem ıslah olarak anılmayacaktır. Buna ilişkin aşağıda örnek Yargıtay kararlarına yer vermekteyiz. Islaha ilişkin detaylı anlatım kısmi dava anlatılırken ayrıca değinilecektir.

“Belirsiz alacak davası açan davacı, alacağı belirlenebilir hâle geldikten sonra kesin talep sonucunu mahkemeye bildirecektir. Bu belirleme, dilekçelerin değişiminden yani davalı tarafın delillerini mahkemeye sunmasından sonra söz konusu olabileceği gibi, tahkikat sırasında, özellikle delillerin incelenmesi aşamasında da olabilir. Her hâlde talep sonucunun belirlenmesi tahkikat sonuna kadar yapılabilir ise de, bu belirlemenin daha önceki aşamada yapılmasına da engel yoktur.”5

  • Bedel artırım talebi tahkikat aşaması tamamlandıktan sonra dahi yapılabilen hukuki bir işlem olarak karşımıza çıkmaktadır.

“Dosya içeriğine göre, dava belirsiz alacak davası türünde açılmış, Bozma kararından sonra davacı tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesinin 2 nci fıkrası gereğince verilen talep artırım dilekçesi ile talep sonucu artırılmıştır. Mahkeme kararının gerekçesinde belirtildiğinin aksine, somut uyuşmazlıkta bozmadan sonra yapılan bir ıslah işlemi söz konusu olmayıp, davacı tarafından talep artırım hakkı kullanılmıştır. Hukuki nitelik itibariyle talep artırım işlemi ıslah olmadığından, bozmadan sonra yapılan bir ıslah da söz konusu değildir.”6

2.2. Belirsiz Alacak Davasında Bedel Artırım

Yapılırken TBK’nın 99. Maddesine İlişkin Değerlendirme TBK madde 99’un 2. bendi; “Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.” şeklindedir. Belirsiz alacak davası olarak açılan bir davada bedel artırım yapılırken TBK madde 99 değerlendirmesiyapıldığında, belirsiz alacak davası açarken belirtilen ülke parası ya da ülke parası dışında belirlenen bedel, bedel artırım talebi ile değiştirilemeyecektir. Bedel artırım talebi sadece miktar üzerinden bir değişiklik hakkı vermekte olup belirsiz alacak davası açıldığında davada Türk Lirası cinsinden talepte bulunan tarafın yargılama sırasında bu tercihinden dönerek bedel artırım dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemez.

  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 05.02.2020 tarihli ve 2019/2408 E. 2020/140 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir;

“Yargıtay ’nin 12/11/2019 tarihli 2019/296 E., 2019/7125 K. sayılı bozma ilamında; somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK’nın 99. maddesi (BK 83. md) uyarınca konusu para olan borcun ülke parasıyla ödeneceği, ancak ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise alacak ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahip olduğu, ancak yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişinin bu kararından geri dönemeyeceği, somut olayda davacıdan davalı Banka tarafından döviz cinsinden erken kapama komisyonu alınmış ise de, davada TL cinsinden talepte bulunan davacı alacaklının yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde yabancı para üzerinden hüküm tesisinin doğru görülmediği belirtilerek davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, açıklanan gerekçe ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce bozma ilamına uyulmuş, dava dilekçesinde TL cinsinden talepte bulunan davacının maddi hata yapıldığı yönündeki itirazı haklı görülmemiş, ayrıca davacının ıslahla dahi bu kararından dönemeyeceği kabul edilerek, davanın belirsiz alacak davası olduğu da dikkate alınıp dava tarihindeki kur üzerinden Dairemizce kabul gören alacak tutarı 17.891,49-Euro’nun TL karşılığı hesaplanmıştır. Buna göre davacı, 61.476,94-TL erken kapama komisyon alacağı talebinde haklı olup, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile hükmün kaldırılarak (hükmün kesinleşen kısımlarının tekrarı ile)davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir”.

Bu aşamada; sonuç olarak belirtmek gerekirse, belirsiz alacak davasında yapılan bedel artırım ile TBK’nın 99. maddesi uyarınca taraflardan birinin seçimlik hakkını belirlemiş olması halinde (örneğin; dava dilekçesinde Türk Lirası cinsinden talepte bulunulması halinde) taraflardan birinin bu talebinden dönemeyeceğinin kabulü gerekecektir. Aşağıda buna ilişkin olarak, emsal Yargıtay kararına yer vermekteyiz.

“Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 99. maddesi (818 sayılı BK’nın 83. maddesi) uyarınca yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcun vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bu şekilde talepte bulunan alacaklının artık bu tercihinden dönerek borcun yabancı para olarak aynen ifasını istemesi mümkün değildir. Somut olayda da, davacı taraf dava dilekçesiyle davada tercih hakkını kullanmış ve borcun Türk lirası üzerinden ödenmesini istemiş, 08/04/2015 tarihli dilekçesiyle ise talebini HMK’nın 107. maddesi gereğince 752.021 Amerikan doları olarak arttırmış böylece alacağın yabancı para üzerinden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. bu itibarla, mahkemece davacı tarafın, dava dilekçesiyle tercih hakkını kullandığı ve borcun Türk lirası üzerinden ödenmesini istediği, bundan sonra tercihinden dönüp yabancı para üzerinden tahsil isteyemeyeceği gözetilerek hüküm kurulması gerekirken davanın kabulüne, 752.021,00 Amerikan doları alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir.”7 Söz konusu Yargıtay kararları kapsamında dava dilekçesinde Türk Lirası cinsinden seçimlik hakkı kullanıldığında, HMK’nın 107. maddesi kapsamında bedel artırım ile dava değeri yabancı para olarak talep edilemez. Çünkü TBK’nın 99. maddesi, seçimlik hakkın bir kere kullanılmakla gerçekleştirildiğini belirtmekte olup, Yargıtay kararları TBK’nın 99. maddesinde belirtilen hakkın ıslah ya da bedel artırım ile değiştirilemeyeceğini belirtmektedir.

3. KISMİ ALACAK DAVASI TANIMI VE YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA HANGİ İFADE VE İŞLEMLERİN KISMİ DAVA AÇILDIĞINA KANAAT GETİRİLDİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

HMK madde 109; “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” şeklindedir. Kısmi dava açılabilmesi için, talep konusunun yani edimin bölünebilir olması gerekmektedir. Başka bir deyişle, kısmi dava niteliği itibariyle bölünebilir talepler için söz konusudur. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Davacının aynı davalıdan farklı hukuki ilişkilere dayanarak birden fazla talebi varsa, bunlardan birini veya birkaçını talep ederek açtığı dava kısmi dava değildir.9

3.1. Yargıtay’ın Belirli İfadeleri Kısmi Dava

Olarak Gördüğüne İlişkin Kararı

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.5.2019 tarihli ve 2016/22-1166 E. 2019/576 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir;

“…Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde ‘fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması’ ya da ‘alacağın şimdilik şu kadarını talep ediyorum’ şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır”.

Davacı, dava sebebi olarak gösterdiği hukuki ilişkiden doğan alacağının tümünü mü, yoksa yalnız bir kısmını mı dava ettiğini açıkça bildirmeli veya “fazlaya ilişkin haklarımı saklı tutuyorum” ya da “alacağımın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” gibi bir ifade kullanmak suretiyle dolaylı bir şekilde de olsa kısmi dava açtığını belli etmelidir.10

4. KISMİ DAVA VE BELİRSİZ ALACAK DAVASI KARŞILAŞTIRILMASI

  • Kısmi dava ile belirsiz alacak davası arasındaki farklılıklardan en önemlisi; davacıların dava dilekçesinde göstermiş olduğu talep sonuçlarıdır. Bu aşamada; davacının, alacağının hepsini mi yoksa sadece dava dilekçesinde göstermiş olduğu belirli kısmının mı hüküm altına alınmasını istediği önem arz etmektedir. Davacı taraf her ne kadar alacağının belirli bir kısmını geçici dava değeri olarak dava dilekçesinde göstermiş olsa da alacağının tümünün karar altına alınmasını istiyor ise açtığı dava belirsiz alacak davası olacaktır.
  • Burada dava dilekçesinde belirtilen geçici bir değer talep sonucu olmayıp, talep sonucu alacağın tümünün hüküm altına alınması istenmektedir. Sonuç olarak; alacaklı dava dilekçesinde gösterdiği geçici değerin hüküm altına alınmasının yanı sıra yargılama sırasında belirlenen alacağının tümünün hüküm altına alınmasını istemektedir.11
  • Kısmi davada ise davacı mahkemeden sadece dava konusu yapmış olduğu kısmın karar altına alınmasını istemekte, hâkim de taleple bağlılık ilkesi gereğince sadece dava konusunda belirtilen kısım hakkında karar verebilmektedir.
  • Belirsiz alacak davasında; davacı, HMK madde 107 kapsamında alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin ardından davanın başında bildirdiği talep sonucunu iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın belirlenebilen tutara kadar arttırabilmektedir.12 Kısmi davada ise davacı, dava konusu yaptığı kısmi talebini belirsiz alacak davasında olduğu gibi arttıramaz. Davacı, söz konusu talebi ancak ek dava veya ıslah yoluna başvurmak suretiyle arttırabilir.13 Dolayısıyla, belirsiz alacak davasında bir ek dava yahut aynı davada dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması söz konusu olmamaktadır.
  • Belirsiz alacak davasında zamanaşımı alacağın tamamı için kesilmektedir. Kısmi davada zamanaşımı sadece davaya konu edilen miktar bakımından kesilmektedir. Kısmi davada dava dışı tutulan kesim için zamanaşımı ancak ek davaya veya ıslaha başvurulması halinde kesilmektedir. Aynı durum faizler için de geçerli olmakta ve belirsiz alacak davasında talep sonucuna konu kılınan alacak hakkında faiz, davanın açıldığı tarihten itibaren, tüm alacak bakımından işlemeye devam etmekte iken; kısmi davada sadece davaya konu edilen kısım bakımından faiz işlemeye devam etmektedir.14
  • Açılan kısmi davada talep edilen miktar için dava tarihinden, ıslahla artırılan miktar içinse ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmelidir. Aşağıda buna ilişkin Yargıtay kararına yer vermekteyiz.

“Davacı vekili bilirkişi raporu alınmasından sonra 09.07.2015 tarihli dilekçeyle ‘davanın belirsiz alacak davası olduğunu’ açıklamak suretiyle talep artışı yapmış ve gerekli harcı yatırmıştır. Mahkemece, dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulmadığı gerekçesiyle kısmi davada talep edilen miktarlarla sınırlı olarak isteklerin kabulüne karar verilmiş, 09.07.2015 tarihli dilekçe dikkate alınmamıştır. Dava dilekçesinde belirsiz alacak davası açıldığı açıklanmamış olmakla, davanın türü kısmi dava olarak kabul edilmelidir. Islah ile davanın türü değiştirilemez. Kısmi davada fazlaya dair hakların saklı tutulması zorunlu olmayıp talep edilmeyen miktarlar bakımından davacı tarafın hakkından feragat ettiği sonucuna varılması mümkün değildir. Davacı vekili tarafından verilen 09.07.2015 tarihli dilekçede talep artışına gidilmiş ve gerekli harç yatırıldığından dava konusu miktarların ıslah yolu ile arttırıldığı kabul edilmeli ve sözü edilen dilekçedeki taleplerde gözetilerek isteklerle ilgili karar verilmelidir”.15

4. KISMİ DAVADA ISLAH YAPILMASI İLE TBK’NIN 99. MADDESİNİN YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 12.11.2019 tarihli ve 2019/296 E. 2019/7125 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir;

“Somut olayda davacıdan davalı Banka tarafından döviz cinsinden erken kapama komisyonu alınmış ise de, davada TL cinsinden talepte bulunan davacı alacaklının yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde yabancı para üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiştir”.

  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2020 tarihli ve 2019/4294 E. 2020/2692 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir;

“Dairemiz uygulaması ve konuyla ilgili tbk’nın 99/3. maddesi uyarınca, yabancı para cinsinden borcun ödenmesi konusunda alacaklının seçim hakkı söz konusu olup bu hak bir kez kullanılmakla tükenir ve artık ıslah dilekçesi ile dahi değiştirilemez…………. davacının seçimlik hakkını bu paranın “aynen ödenmesi” biçiminde kullandığı kuşkusuzdur. Bu durumda, davacının seçimlik hakkını ıslah yoluyla “ödeme günündeki kur üzerinden tahsil” olarak değiştirmesi söz konusu olamayacağından, ………….. yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi,….” Yukarıda belirtildiği üzere TBK’nın 99. maddesi, dava açan tarafa tek seferlik bir seçimlik hak tanımaktadır. Kısmi dava açılırken bu seçimlik hak kullanıldığında, daha sonrasında ıslah hükümleri kapsamında da seçilen seçimlik hak değiştirilemeyecektir. Yani dava kısmi dava da olsa belirsiz alacak davası da olsa TBK’nın 99. maddesi kapsamında seçimlik hak dava açılırken seçilmiş olduğundan, belirsiz alacak bedel artırım ya da ıslah yolu ile değiştirilemez.

“Davacı tarafça, başlangıçta TL cinsinden talepte bulunulabilecekken, bu tercih edilmemiş ve döviz olarak alacağın tahsili istenmiştir. Bu itibarla TL cinsinden talepte bulunma hakkından feragat edilmiş sayılacağından, artık bir daha ıslah yolu ile dahi TL üzerinden talepte bulunulamaz”.16 “Davacı, dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tutarak kira alacağı için 8.000.- TL’nin, meslek birlikleri ve RTÜK payları için 2.000.- TL’nin ihtarname tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini istemiş, ıslah dilekçesinde ise dava dilekçesinde sözleşmeye göre talep edilen alacak miktarı 8.000 TL’nin, dava tarihinde 5.685,53 USD’ye karşılık geldiğini belirtip bunun mahsubu ile bu kalem yönünden taleplerini 79.274,47 USD arttırarak 84.960.- USD’nin, ihtarname tarihinden itibaren işleyecek Devlet Bankalarının 1 yıl vadeli Amerikan Dolarına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte fiili ödeme günündeki TL karşılığını talep etmiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacı, dava dilekçesinde sözleşme bedelini TL üzerinden istediğinden bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi ile borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceğinin gözetilmemesi yerinde olmamış, kararın bu yönden davalı yararına bozulmasını gerektirmiştir”.17

Sonuç Olarak;

Davanın açıldığı tarihte, davacının açacağı davada, talep sonucunun miktar yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemediği veya söz konusu miktar yahut değerin belirlemesinin imkansız olduğu durumlarda, dayandığı hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirterek açtığı davaya belirsiz alacak davası denir. Belirsiz alacak davasında davacı tahkikat sonunda, belirsiz olan alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda, başka bir deyişle geçici (asgari) talep sonucunun kesin talep sonucuna dönüştüğü anda iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini arttırabilir. Bu artırım, bedel artırım olarak değerlendirilmekte olup, TBK’nın 99. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, bedel artırım ile TBK’nın 99. maddesinde belirtilen seçimlik hakkın değiştirilemeyeceği Yargıtay kararlarında belirtilmiştir.

Davacının, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil şimdilik belli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava denir.18 Kısmi davada yapılacak alacak belirlemesi, ıslah olarak değerlendirilmektedir. Islah ile TBK’nın 99. maddesi ile aynı anda değerlendirildiğinde, Yargıtay kararları kapsamında, ıslah ile de TBK’nın 99. maddesinde belirtilen seçimlik hak değiştirilemeyecektir.

DİPNOT

  1. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 15, Özel S., 2013, s.933-968 (Basım Yılı: 2014).
  2. Simil,Cemil s. 184-185 (özellikle dn.: 637)
  3. H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448.
  4. Simil, Cemil Belirsiz Alacak Davası, I. Bası, İstanbul 2013, s. 225.
  5. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 02.03.2020 tarihli ve 2019/5988 E. 2020/1845 K. sayılı kararı.
  6. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 25.11.2019 tarihli ve 2019/6528 E. 2019/21446 K. sayılı kararı.
  7. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2017 tarihli ve 2016/3036 E. 2017/1768 K. sayılı kararı.
  8. Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 272; Buna karşılık, niteliği itibariyle bölünebilir olma ifadesini karşılayan bir misal bulmak zordur. Kuru, Ders Kitabı, s. 146.
  9. Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema: Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, Ankara 2016, s. 306.
  10. Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 273.
  11. Simil, s. 107.
  12. Kuru/Arslan/Yılmaz, s.299
  13. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Ders Kitabı, s.266.
  14. Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz, s. 299.
  15. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 07.11.2019 tarihli ve 2015/35227 E. 2019/19369 K. sayılı kararı.
  16. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 27.05.2013 tarihli ve 2012/12824 E. 2013/10935 K. sayılı kararı.
  17. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.09.2020 tarihli ve 2018/5609 E. 2020/3562 K. sayılı kararı.
  18. Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2014, s. 264 (Ders Kitabı); Akil, Cenk: Kısmi Dava, Ankara 2013, s. 63.

KAYNAKÇA

  • ARSLAN, Ramazan/YILMAZ, Ejder/TAŞPINAR AYVAZ, Sema: Medeni Usul Hukuku, 1. Baskı, Ankara 2016 DARENDE, İhsan M.: Belirsiz Alacak Davası-Kısmi Dava İlişkisi, Leges Hukuk Dergisi, Y. 2012 (Ocak), S. 25, s. 11-26. ERCAN, İbrahim: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Belirsiz Alacak Davası, Medeni Usul Ve İcra İflas Hukukçuları Toplantısı, İzmir 2012, s.102-183.
  • KURU, Baki/ARSLAN, Ramazan/YILMAZ, Ejder: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 25. Baskı, Ankara 2014. KURU, Baki: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2015. (Ders Kitabı)
  • KURU, Baki: Medeni Yargıda Kısmi Alacak Davası Öldü, Yaşasın Belirsiz Alacak Davası Ve İdari Yargıda Yaşasın Genişletilmiş Kısmi Alacak Davası, Prof. Dr. Ramazan Arslan’a Armağan, C.2, Ankara 2015, s. 1063-1072. (Makale) PEKCANITEZ, Hakan/ATALAY, Oğuz/ÖZEKES, Muhammet: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2014. (Ders Kitabı)
  • PEKCANITEZ, Hakan: Manevi Tazminat Alacakları Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılabilir Mi?, Medeni Usul Ve İcra İflas Hukuku Dergisi, Y.2015/1, C.11, S.30, s. 21-41. (Makale)
  • SİMİL, Cemil: Belirsiz Alacak Davası, İstanbul 2013.
  • 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
  • 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu