Konsinye Satışlarda Hasarın Geçişi
Ticari hayatta satım için bırakma sözleşmeleri (konsinye satış sözleşmeleri) önemli bir yer tutmaktadır. İsviçre’de saatçilik sektörü vesilesiyle ortaya çıkmış ve inşaat malzemeleri, gıda ürünleri, elektronik eşya, tekstil ürünleri, otomotiv vb. birçok sektörde ticari faaliyet alanının menfaatlerine göre uygulamaları bulunmaktadır.
Günümüzde en basit anlatımla; konsinye satışı, bir işletmenin daha önceden tespit edilen bir fiyatla ya da günün koşullarına göre satılmak üzere diğer bir işletmeye malların mülkiyeti devir edilmeksizin, diğer bir anlatımla malların mülkiyetinin satıcıda kalması kaydıyla, konsinye malı alan durumundaki kimseye verilmesi olarak açıklanabilir.
Satım için bırakma sözleşmeleri ticari alanda geniş bir yer bulduğu gibi ayrıca birçok hukuki sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede satım için bırakma sözleşmesinin hukuki sorunlarından biri olan hasarın geçişi sorunu ele alınmıştır.
1.SATIM İÇİN BIRAKMA SÖZLEŞMESİ İLE ZİLYETLİĞİN VE MÜLKİYETİN NAKLİ
Öncelikle satım için bırakma sözleşmelerini daha iyi anlamak adına tanımlamak gerekirse; taraflardan birinin (bırakan, malik) kararlaştırılan bedel karşılığında, bir malı diğer tarafın (satım için alan) kendi adına ve hesabına satması için ona teslim etmeyi ve diğer tarafın da belirlenen bedeli ödeme veya malı geri verme taahhüdünü içeren sözleşme türüne “satım için bırakma sözleşmesi “ denilmektedir.
Satım için bırakma sözleşmesinde tarafların malın üçüncü bir kişiye satılması yönündeki ortak amaçları bu sözleşmeyi karakterize eden önemli bir noktadır. (Nebiye Teoman, Satım İçin Bırakma Sözleşmesi, 1989, s.18 )
Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi’nin E.1996/2138, K. 1996/3334, 10.05.1996 Tarihli Kararı:
“Bilindiği üzere konsinye satış olarak tabir edilen ve aslı satım için bırakma sözleşmesi olan bu tür ilişkide, taraflardan biri kararlaştırılan bir bedel karşılığında, bir malı diğer tarafa ( satış için alan ) da, belli bir bedeli ödemeyi veya geri vermeyi yükümlenmektedir. Bu durumdan da anlaşılacağı üzere satım konusu şey üzerindeki zilyetlik malın satımına veya iadesine kadar satıcıya geçmektedir. Bu tür satım işlerinde satım konusu mal üzerinde doktrinde satıcının vedia ilişkisi olduğu kabul edildiği gibi, satılacak şey üçüncü kişiye sonradan satılıp teslim edilecekse, mülkiyetin teslim anında ise satılan üçüncü kişiye geçeceği dahi kabul edilmektedir. ( Bkz. Dr. H. Tandoğan Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.I/1 sh.23 vd. Ank. 1985. Dr. Ş. Akyol, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, 1. Fasikül, sh. 53 ist. 1994 ). Görüldüğü gibi bu tür satım ilişkisinde mülkiyet hakkı bakımından tam bir görüş birliği doktrinde dahi mevcut değildir.”
“Satım İçin Bırakma Sözleşmesi’nin” hukuki niteliği, yani aynî mi yoksa rızaî mi olduğu konusu tartışmalıdır. Doktrinde ise baskın görüş, bu sözleşme tipinin rızaî nitelikte olduğu yönündedir. Çünkü Borçlar Kanunu’nun genel sistemi rızaî sözleşmelere dayanmaktadır ve ayrıca satış için bırakma sözleşmesinde de sözleşme konusu malın teslim edilmesi gerekmeksizin sözleşme kurulabilmektedir. Bundan ötürü de rızaî sözleşme niteliğindedir.
Sözleşmenin aynî olduğunu ileri sürenlerce, sözleşme şeyin teslimi ile tamam olduğundan yalnız satış için alanın kararlaştırılan bedeli ödeme veya şeyi geri verme alternatif borcu vardır ve böylece satış için bırakma sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Ancak sözleşmenin aynî niteliği kabul edilmeyince bu görüşün dayanağı kalmamaktadır.
Ancak TANDOĞAN’a göre satış için bırakma sözleşmesi, “şarta bağlı tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme”dir. Çünkü bu sözleşmenin asıl amacı, şeyin üçüncü kişiye satılması ve kararlaştırılan bedelin şeyi bırakana verilmesidir; şeyin teslimi borcu ile kararlaştırılan bedelin verilmesi bir mübadele ilişkisi içindedirler; fakat şeyi alan onu geri vermek yolunu seçerse bu mübadele ilişkisi ortadan kalkar. (Halûk Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri (Akdin Muhtelif Nevileri), s.19-20.; Cevdet Yavuz, Türk Borçlar Hukuku- Özel Hükümler, s. 27-28). (Katma Değer Vergisinde Vergiyi Doğuran Olay Olarak Teslim – Güneş Yılmaz, Doktora Tezi, 2009 S. 87 Dipnot:325)
Satım için bırakma sözleşmesi, Borçlar Kanunumuzda tanımlanmadığı gibi özel olarak düzenlenmiş bir sözleşme türü de değildir. Yukarıda belirtildiği şekilde doktrinde farklı görüşler olmakla birlikte genel görüş atipik bir sözleşme olduğu yönündedir.
Satım için bırakma sözleşmesi, bırakılan malın mülkiyetini naklinin amaçlanması bakımından temlik borcu doğuran bir sözleşmedir. Başlangıçta malın zilyetliğinin nakil edilmesi gerekir. Satım için bırakılan malın geri verilmesi seçeneği dışındaki durumda ikinci aşama olarak, bırakanın borcu malın
mülkiyetinin nakli olacaktır. Buna karşılık satım için alanın kararlaştırılan bedeli ödeme veya malı geri verme borcu vardır.
Bu bağlamda; mülkiyetin geçme anının tespiti, satım için bırakma sözleşmesi açısından hasarın geçişi açısından da önem taşımaktadır.
Zira malın mülkiyetinin geçme anı, zilyetliğin nakli anı ile aynı değildir.
Bu konuda farklı görüş bulunmakla birlikte baskın görüş eğer mal üçüncü kişiye satılmış fakat daha sonra teslim edilecekse, malın mülkiyeti satıldığı anda satım için bırakılan kimseye, malın teslimiyle ise üçüncü kişiye geçmektedir.
Malın üçüncü kişiye satılmasıyla teslimi aynı anda ise; satışla mülkiyet doğrudan doğruya üçüncü kişiye geçmekte ve satım için malın bırakıldığı kişi ise hiç malik konumuna girmemektedir. (Haluk TANDOĞAN, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri Cilt I, İstanbul, Vedat, 2008,)
2. SATIM İÇİN BIRAKMA SÖZLEŞMESİ AÇISINDAN HASARIN GEÇİŞİ
Sözleşmenin kurulmasından sonra taraflara yüklenemeyen durumlar yüzünden; borcun ifasına ya da gereği gibi ifasına engel olan bir zararın ortaya çıkması halinde bu zararın kime ait olacağı hasarın geçişi sorununu ortaya çıkarmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun B. Yarar ve Hasar başlıklı 208. Maddesinde:
“Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir.
Taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer.
Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer.”
denilmekte olup; yasa koyucunun açık iradesi tanışır malların satışında zilyetliğin devri ile hasarın alıcıya geçmesi yönündedir.
Ancak satım için bırakma sözleşmelerinde; her ne kadar taşınır malın zilyetliği satım için bırakılana teslim ile nakledilmekte ise de; bu malın teslim edilme sebebi satım için bırakılanın bunu üçüncü bir kişiye satmasının sağlanmasıdır. Satım için bırakılan, bu malları üçüncü kişiye sunmakta; mallar üçüncü kişiye satıldığında malın satıldığını satım için bırakana haber vermekte ve bu tarihte satım için bırakan, satım için bırakılana, irsaliye ve fatura düzenlemektedir.
Dolayısıyla satım için bırakılan, malların satılması için bir nevi aracılık yapmaktadır. Vergi mevzuatında da konu bu şekilde anlaşılmaktadır. (Katma Değer Vergisi Kanunu
- 10 (d) bendi uyarınca, “komisyoncular vasıtasıyla veya konsinyasyon suretiyle yapılan satışlarda, malların alıcıya teslimi” vergiyi doğuran olaydır. Burada alıcıdan kasıt, nihai alıcıdır. Zira komisyoncu ve konsinye satış yapanlar, sadece aracı olduklarından, mal bu kişilerce satılıp alıcıya teslim edilmediği sürece, malın bu kişilere teslimi durumunda vergi yükümlülüğü doğmamaktadır. Bkz. Bilici, N.: Türk Vergi Sistemi, 31. Bası, Ankara 2013,
- 134; Önceli Kumrulu/Çağan, 22. Bası, Ankara 2013,
- 407.) (Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayın tarihi: Eylül 2013Cilt: 29 Sayı: 3 S.71 Dipnot 98 Yazar: Yeşim
- Atamer, Gül Okutan Nilsson)
Ancak bu aracılığı bir komisyoncu gibi düşünmemek gerekir zira komisyoncu malı kendi adına ve fakat 3.kişi hesabına satmakta iken; konsinye satışta satım için bırakılan, malı kendi namına ve hesabına satmaktadır. Ayrıca yine satım için bırakılan komisyoncudan farklı olarak; bir komisyon ücreti karşılığı değil, satım için bırakan tarafından kararlaştırılan bedelden yukarı satmak suretiyle bir kar elde etmek amacıyla satmakta olup; daha önce de belirtildiği üzere satamadığı malları da iade etme hakkına sahiptir.
Tüm bu hususları somutlaştırmak gerekirse; bir saat üreticisi (bırakan malik) mağazada satılması için elindeki saatleri mağaza sahibine (satım için bırakılan) zilyetliğini bırakmaktadır. Mağaza sahibi, saat üreticisinin saatler için talep ettiği bedelden daha yukarı bir bedelle satarak kar elde etmeye çalışmakta ve satış halinde mağaza sahibi belirlenen bedeli saat üreticisine ödemektedir. Taraflar arasında bir süre belirlendi ise ve bu süre içerisinde satılmaması halinde mağaza sahibinin saat üreticisine malı geri vermesi gerekmektedir.
Saatlerin satılması ihtimalinde; aynı anda teslim gerçekleşmekte ise zilyetlikle birlikte mülkiyet de satın alan kişiye (alıcıya) geçmekte olup; dolayısıyla hasar sorumluluğu da aynı anda satım için bırakan malikten alıcıya geçmektedir. Satışın gerçekleşmesi akabinde alıcının malı henüz teslim almadığı durumda ise; malın mülkiyeti satıldığı anda mağaza sahibine geçtiğinden alıcıya teslime kadar hasar sorumluluğu mağaza sahibine, teslim akabinde de alıcıya geçmektedir.
SONUÇ
Her ne kadar hasarın geçişinin tespiti, mülkiyetin geçişi ve teslim durumlarına göre farklı farklı olabilmekte ise de; hukukumuzda sözleşmelerin serbestisi ilkesi esas olduğundan ve satım için bırakma sözleşmelerinin de Borçlar Kanunumuzda özel olarak düzenlenmediği dolayısıyla genel hükümler çerçevesinde taraflarca serbestçe belirlenebileceği düşünüldüğünde; hasarın geçişinin tespiti taraflar arasında imzalanan sözleşmede işin özelliklerine göre serbestçe belirlenebilecektir.
