Tüketici kelimesi, bir ticari ilişkide zayıf konumda olan tarafı niteler. Ticari, sınai veya mesleki emeller ile hizmet ya da mal sunanlara karşı, güçten yoksun taraf olan tüketici, korunmaya muhtaçtır. Dünya tarihinde bu ihtiyacı amaç edinerek hazırlanmış, kilometre taşı mahiyetinde olan bazı hukuki çalışmalar mevcuttur. 19 Haziran 1215 tarihinde imzalanmış olan Magna Carta, tüketicilerin korunması açısından atılmış ilk somut adım konumundadır. Keza Sultan II. Bayezid tarafından 1502 yılında yayınlanan Kanunname-i İhtisab-ı Bursa fermanı da dünya tarihindeki ilk tüketici kanunu olma özelliğini taşımaktadır. Fakat tüketicinin korunmasına yönelik en kapsamlı çalışmalar 19. yüzyılda yaşanan Sanayi Devrimi’nin ardından gerçekleşmiştir. Çünkü Sanayi Devrimi ile birlikte artan üretim, tüketimin de çoğalmasını tetiklemiştir. Bunun sonucunda da kazuistik niteliğe sahip kanuni düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Bu gelişmeler ile günden güne gelişen Tüketici Hukuku’nun Türkiye’deki en güncel hâli 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ dur. Şüphesiz ki bu kanunumuzdaki en temel amaç, tüketiciyi muhafaza ederek toplumun zarar görmesini engellemektir.

Bu yazıda, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ un, pratikte tüketicilerin sıkça mağduriyetinin gözlemlendiği ve uyuşmazlıklara fazlaca konu olan, “ayıplı mal” ve “ayıplı hizmet” özelindeki işlevi ele alınacaktır.

1.TKHK’ nin Ayıplı Mal Özelindeki İşlevi

“Ayıplı Mal” kavramı, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ un 8. maddesinin ilk fıkrasında “Tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan mal” şeklinde tanımlanmıştır. Ayıplı mal, tüketiciler tarafından en fazla dava yoluna başvurulan uyuşmazlık konularından birisidir. Bu duruma olağan hayat akışında sıkça rastlanılmasının en temel gerekçelerinden bir tanesi, satıcı olan tarafların, genellikle kendilerinden mesleki bilgi ve birikim açısından daha yetersiz konumda olan tüketicilerden yarar sağlama amacıdır. Bu tip hak ihlalleri ile baş etmek açısından tüketiciler üzerindeki en temel sorumluluklar, haklarını bilmek ve hukuk yollarına başvurmaktır.

O hâlde burada cevaplanması gereken soru şudur : “Satın Alacağı Malın Ayıplı Çıkması İhtimaline Karşı Tüketicinin Bilmesi Gereken Bilgiler Nelerdir?” Öncelikle bilinçli bir tüketici, malın ayıplı olduğunun anlaşılmasının ardından sahip olacağı seçimlik hakları kat’i surette bilmelidir. Bu seçimlik haklar, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ un 11. maddesinin ilk fıkrasında şu şekilde sıralanmıştır: “a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme.” Tüketici, bu seçimlik haklarından birini kullanma serbestisine sahiptir. Bu talebe olumsuz biçimde karşılık verecek satıcının cevabı, hukuka aykırı olacaktır. Satıcı, tüketicinin tercih edeceği talebi yerine getirmekle mükelleftir. Bu bilgilerin haricinde bilinmesi önem arz eden bir başka durum da zamanaşımı unsurudur. Kanunlarda ya da taraflar arasındaki sözleşmede aksine yönelik bir hüküm bulunmadığı müddetçe, ayıplı maldan doğan sorumluluk, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayıplı olan mal, konut veya tatil amaçlı taşınmaz ise zamanaşımı süresi beş yıla çıkmaktadır.

Ayıplı malda zamanaşımı konusuyla alakalı çok önemli bir husus daha bulunmaktadır. O da şudur ki; “Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.” Yani satın alınan malda, tüketicinin incelemesinin ardından fark edemeyeceği boyutta saklanmış veyahut gözle görülür olmayan bir ayıp mevcut ise zamanaşımı hükümleri uygulama alanı bulmamaktadır. Şüphe yok ki bu hüküm ile kanun koyucu, tüketicilerin yaşayacağı mağduriyetleri en aza indirgemeyi amaç edinmiştir. Ayrıca Yargıtay’ın da bahsedilen hükme dair vermiş olduğu temel mahiyette kararlar mevcuttur. Dolayısıyla bu kararlardan birini incelemekte fayda vardır. Bahse konu olan olayda davacı taraf, davalı otomobil şirketinden bir araba satın almıştır. Bu araç muadilleriyle kıyas edildiğinde, yeni bir arabada bulunmaması gereken arıza türlerine sahiptir. Bunun üzerine davacı vekili, satılan aracın ayıplı üretildiği iddiasıyla birlikte aracın şanzımanın tamirinde takılan parçanın da gizli ayıplı olduğu ve onarımın hatalı yapıldığı iddialarına dayanarak bahsi geçen otomobil şirketine dava açmıştır.

Davalı vekili ise tacirler arasındaki alım satımlarda ayıptan kaynaklanan her türlü davanın TTK.nun 25/4.maddesi gereğince 6 aylık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, dava tarihi itibariyle bu sürenin dolduğunu bildirerek davanın reddini talep etmiştir. Birinci derece mahkemesinin almış olduğu kararın ardından davacı vekili kararı temyiz etmiştir. Bunun üzerine Yargıtay vermiş olduğu kararında, araçtaki arızanın kullanımdan ya da eskimeden değil aracın üretimi esnasında takılan parçanın arızalı olmasından yani üretim hatasından kaynaklandığını, davalıların gizli ayıptan dolayı kusurlu olduğunu belirterek davacı tarafı haklı bulmuştur. Gizli ayıp mevcut olduğundan zamanaşımı hükümleri uygulanmamıştır.

2. TKHK’ nin Ayıplı Hizmet Özelindeki İşlevi

Ayıplı hizmet, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ un 13. maddesinin ilk fıkrasında “Sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmet” tanımına tabidir. Ayıplı mal özelinde bahsedilen sorunlara, ayıplı hizmet konusunda da sıkça rastlanılmaktadır. Dolayısıyla uyuşmazlıklara ve davalara ayıplı hizmetin sıkça konu olduğu gözlemlenmektedir. Bu sebeple TKHK’ nin ayıplı hizmet özelindeki işlevine de değinmekte fayda vardır.

Sözleşmede belirlenen koşullar çerçevesinde ifa edilmeyen bir hizmete karşı tüketici, kanunlar tarafından korunmaktadır. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ da tıpkı ayıplı malda olduğu gibi ayıplı hizmete maruz kalan tüketiciye de bazı seçimlik haklar sunulmuştur. Bu haklar 15. maddenin ilk fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre ayıplı bir hizmete tabi tutulan tüketici, hizmetin yeniden görülmesini, ayıp neticesinde ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımını, ayıp oranında bedelden indirim talep etmeyi ve son olarak sözleşmeden dönmeyi sağlayıcıdan isteyebilir. İletilen bu talep, sağlayıcı tarafından yerine getirilmek zorundadır. Ayrıca tüketicinin Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca sağlayıcıdan tazminat talep etme hakkı da saklıdır. Zamanaşımı konusunda kararlaştırılan süre, ayıplı malda geçerli olan zaman dilimi ile aynıdır. Buna göre “Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir.” Yine önemle belirtmek gerekir ki; ayıp ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse, yani gizli ayıp mevcut ise, zamanaşımı hükümleri uygulanmayacaktır. Anlatılan bu hususları daha iyi kavramak adına yine örnek bir Yargıtay kararını ele almakta fayda vardır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’ nin vermiş olduğu bir karara konu olan olayda; davacı taraf olan tüketici, 2009 yılında davalı tatil tesisi ile bir devre tatil sözleşmesi akdetmiştir. Tüketici tesise gittiğinde, tesisin sözleşmede ve tanıtım ilanlarında belirtilen özelliklerden yoksun olduğunu, vaat edilen hususlardan daha farklı olduğunu gözlemleyerek, devre tatil hakkını kullanmayı reddederek dava açmıştır. Birinci derece mahkemesi, tüketicinin sözleşmeden dönme talebini kabul ederek, devre tatil sözleşmesi bedelinin davacıya iade edilmesini kararlaştırmıştır. Bunun üzerine davalı kararı temyiz etmiştir. Fakat Yargıtay 13. Hukuk Dairesi de, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı yerinde bularak, kararı onamıştır.

Sonuç

Bir ticari ilişkide zayıf konumda olan tüketici, ticari, sınai veya mesleki amaçlar ile hizmet ya da mal sunanlara karşı hukuk tarafından korunmaya muhtaçtır. Tüketicinin bilgi ve tecrübesizliğinin istismar edilmesinin önüne geçilmek maksadıyla, yüzlerce yıldır süregelen kanuni çalışmalar mevcuttur. Bu çabaların Türkiye’deki neticelenmiş en güncel hâli 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ dur. Tüketicilerin günlük yaşantılarında en sık mağduriyet yaşadığı ve de davalara sıkça konu olan “Ayıplı Mal” ve “Ayıplı Hizmet” kavramlarına ilişkin hususlar da bu kanunda düzenlenmiştir. TKHK, her ne kadar olası uyuşmazlık ihtimallerini çeşitlendirmek ve detaylandırmak açısından tam manasıyla yeterliliğe sahip olmasa da, her gün binlerce tüketicinin mağduriyetlerini gidermek adına başvurdukları en önemli kanuni düzenleme konumundadır.

Hukukçular, toplumun zarar görmesini engellemek maksadıyla, tüketicilerin hakları hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilmeleri açısından gönüllü hukuki çalışmalar gerçekleştirmelidir. Buna yönelik hukuki farkındalık faaliyetlerinin sayıları artırılmalı, kamunun yararı gözetilmelidir. Bu sayede yaşanılan mağduriyetlerin sayısı azaltılarak, daha bilinçli bir tüketici topluluğunun oluşması sağlanacaktır.

KAYNAKÇA

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (2013), T. C. Resmi Gazete, 28835, 7 Kasım 2013.

Y13HD, 3.3.2016, 2017/2401, 2016/6543, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası

Y19HD, 2.5.2005, 2005/4127, 2005/4899, Kazancı İçtihat Bilgi Bankası