Muris Muvazaası, Denkleştirme ve Tenkis Davaları
1. GENEL OLARAK
Türk Hukukunda kural olarak; sağlıklı, özellikle temyiz kudretini haiz, bir başka ifade ile ayırt etme gücüne sahip kimseler sağken taşınır ve taşınmaz malları üzerinde diledikleri şekilde tasarrufta bulunabilmektedirler.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 1 No.’lu Ek Protokolünün 1. maddesinde mülkiyet hakkı; “Her gerçek ve tüzel kişinin, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır…” denilerek koruma altına alınmıştır. Maddenin devamında da mülkiyet hakkının ancak kamu yararı sebebiyle, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun şekilde sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Böylece kişilerin sahip olduğu mülkiyet haklarının sınırsız da olmadığı, ancak hangi hallerde sınırlanabileceği belirlenmiştir.1 Türkiye ise henüz yürürlüğe girmeden önce, 10 Mart 1954 tarihli 6366 sayılı Kanun ile ek protokolü onaylamıştır.
Öte yandan Anayasa’nın Mülkiyet Hakkı başlıklı 35. maddesi de; “(1)Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. (2) Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. (3) Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” ifadeleriyle AİHS hükmüne paralel bir şekilde mülkiyet hakkını koruma altına almış ve devam eden maddelerde ise temel hakların etkin koruma altında olmasını sağlayacak ilkeleri düzenlemiştir. Miras haklarının detayları ile miras kazandırma türleri ile sınırlamalar ise Türk Medeni Kanunu’nun Miras Hukuku hükümlerini içeren 495 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Mülkiyet hakkı, malike yasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla malı üzerinde serbestçe tasarruf hakkı sağlar. Ancak bu hakların özellikle, miras bırakanın mal varlığını mirasçılardan kaçırmak amacıyla kullanılması halinde hukuk düzeni bu tasarrufları korumaz. Miras bırakanın vefatından sonra muvazaa sebebiyle tapu iptal ve tescil davası, tenkis veya denkleştirme davaları ile hukuka aykırı bu tasarruflar ile hakkı ihlal edilen kimseler korunmaktadır. Bu davaların açılması için önel şart ise davacının, miras bırakanın vefatı anında mirasçılık sıfatını kazanmasıdır. Zira mirasçılar, mirası bir bütün olarak miras bırakanın ölümü halinde kazanırlar. Hukuk düzeni, kimin daha uzun yaşayacağını ve kimin kime mirasçı olacağını bilemeyeceğinden; bu davalar miras bırakanın sağlığında açılamayacaktır.
4721 sayılı TMK’nın 505. maddesine göre; “(1)Mirasçı olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan miras bırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir.(2) Bunlardan hiçbiri yoksa, miras bırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir.” denilmek suretiyle miras hukuku bakımından mal varlığı üzerindeki tasarruf özgürlüğünün çerçevesi açıkça düzenlenmiştir.
Bu kapsamda öncelikle miras bırakanın yapmış olduğu sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla, TMK m.505’deki tasarruf edilebilir sınırı aşıp aşmadığı tespit edilmelidir. Türk hukukunda yasal mirasçılığın mı yoksa tasarruf hürriyetinin mi daha üstün olduğu noktasında yasal mirasçılık daha üstün tutularak tasarruf hürriyeti sınırlandırılmıştır.2
2. MURİS MUVAZAASI (TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI)
2.1. Taşınmaz Satışının Bağışlama Amacıyla Muvazaalı Olarak Tesisi
Muvazaa; tarafların yaptıkları sözleşmenin hiç hüküm doğurmaması veya görünüşteki sözleşmeden başka bir sözleşmenin hükümlerini doğurması hususundaki anlaşmalarıdır3 . Muvazaanın amacı bakımından şayet taraflar sözleşmenin hiç hüküm doğurmaması niyetinde iseler basit muvazaa, görünüşteki sözleşmenin ardında tarafların iradesi başka bir sözleşme yapmaya yönelikse nitelikli muvazaa gündeme gelecektir.
Hemen belirtilmelidir ki; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.
Bir kimsenin, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla yaptığı karşılıksız kazandırmaları; satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesi ise muris muvazaası kapsamına girmektedir. Bu eyleme karşı, mirasçılık sıfatını kazanan kimse, muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açabilecektir.
Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde miras bırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Bu nedenle, miras bırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde muris muvazaasına dayanarak tapu iptal ve tescil davası açma olanağı bulunmamaktadır. Mirasçılardan mal kaçırma amacının varlığının kabulü için de temlikin gerçek yönünün, yani miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer vermeyecek biçimde ortada olması lazımdır.4
2.2. Sözleşmenin Geçerliliği
Taşınmaz devirlerinde muvazaa uygulamada genellikle mirası azaltmak amacıyla tarafların aslen bağışlama sözleşmesi kurma niyetinde iken taşınmaz satış sözleşmesi yapması; veya rüçhan hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla aslen taşınmaz satış sözleşmesi kurma niyetinde iken bağışlama sözleşmesi kurulması şeklinde görülmektedir. Bilindiği üzere nitelikli muvazaanın sonucu kural olarak görünüşteki sözleşmenin geçersiz sayılmasına karşın gizli işlemin, geçerlilik şekil şartlarını sağlaması koşuluyla, geçerli sayılmasıdır.5
Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
Ancak belirtmek gerekir ki taşınmaz devri için yapılan sözleşmelerin hukuken geçerli bir sebebe dayalı olarak tapu siciline tescili ile resmi şekilde yapılması geçerlilik şartıdır ve muvazaanın varlığı halinde yalnızca görünüşteki satış sözleşmesi değil, bağışlama sözleşmesi de geçersiz olacaktır. Sonuç olarak, her iki kazandırma da geçerli sebebe dayanmadığından, tapudaki tescil baştan itibaren yolsuz ve mülkiyet esasen miras bırakandan hiç çıkmamış olacaktır.6 Nitekim yukarıda ifade edilen İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda uygulama da bu yönde şekillenmiştir. 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, miras bırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
“Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına…” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, 1.4.1974 tarih, 1/2 sayılı İBK)
2.3. İspat
Genel ispat kuralına tabi olarak muvazaayı da iddia eden ispat yükü altındadır. Ancak bu durumda üçüncü kişiler, özel bir ispat şekli olmadan muvazaayı ispat edebilir.7 Şüphesiz ki bu halde davacı bakımından tanık da kullanılabilir bir ispat aracıdır. Ancak Yargıtay’ın bir görüşüne somut olayın özelliklerine göre dikkat etmekte yarar vardır: muvazaaya ilişkin dava açan mirasçının kendisine de muvazaalı veya açık bir bağışlama ile miras bırakan tarafından kazandırma da bulunulduğu durumlarda, burada bir “paylaştırma” yapıldığı gerekçesiyle dava reddedilmektedir.8
Uygulamada muvazaalı taşınmaz satışını ispat için en sık görülen yöntemler; özellikle de tanık beyanları ile de desteklenmeleri halinde şunlardır:
- Miras bırakanın sözde satmış olduğu malı sözde satın alan kişinin ekonomik durumunun o sırada bu bedeli ödemeye uygun olmadığının anlaşılması (sözde satın alan kişinin eşine devir varsa eşinin normalde geçimini nasıl sağladığı da bu noktada önem kazanmaktadır.),
- Sözde alıcının, miras bırakan ile ilişkisinin niteliğinin, ona ivazsız bir kazandırma yapıldığını göstermesi (Miras bırakanın devir sırasındaki yaşı, devir sırasında sahip olduğu ölümcül bir hastalık da bu ihtimali güçlendirecektir.)
- Sözde satıcının devir zamanında bu malı satmaya, sözde alıcının da bu malı almaya hiç ihtiyaçlarının olmaması.9
Sonuç olarak muris muvazaası kavramının varlığından söz edilebilmesi için, İBK’da değinildiği üzere miras bırakan taşınmazın temliki işlemini mutlaka terekeden mal kaçırmak amacıyla yapmış olmalıdır. Bu amacın varlığı, her somut olay özelinde ayrı değerlendirme yapılarak hâkim tarafından takdir edilecektir. İfade edildiği üzere Yargıtay, miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasını aramaktadır. O halde uygulamada, tespiti çok zor olan bu hususun aydınlığa kavuşması için delillerin eksiksiz toplanması ve ayrıca birlikte ve isabetli biçimde değerlendirilmesinin de büyük önem taşıdığı ifade edilmektedir.
3.TENKİS DAVASI 3.1. Genel Olarak
Tenkis davası, miras bırakanın tasarruf özgürlüğünü aşarak saklı pay sahibi mirasçıların miras hakkına yaptığı tecavüzün giderilmesi ve miras bırakanın yaptığı tasarrufun kanuni sınırlar içerisine çekilmesi için açılan bir davadır. Miras bırakanın terekesi üzerinde özgüre tasarruf edebileceği oranın aşılması ve saklı payların ihlali halinde başvurulabilecek bir hukuki çare olarak düzenlenmiştir. Ancak murisin (miras bırakanın) ölümü halinde açılabilen bir dava olup muris sağken bu davanın açılması mümkün değildir.
Tenkis davası, TMK’nın 560/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, miras bırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.”
Miras hukukumuzda tenkis yaptırımı; tenkis davası açılarak talep edilebileceği gibi açılmış bir davada tenkis def’i olarak da ileri sürülebilir.
3.2. Sağlararası Kazandırmalarda Tenkis Davası
TMK m.565 hükmünde ise tenkise tabi sağlararası tasarruflar sınırlı olarak sayılmıştır. Maddede düzenlenenler haricinde, miras bırakan sağlığında mal varlığı değerleri üzerinde serbestçe tasarruf edebilecektir.10 Ancak 565. madde kapsamında kalan sağlararası kazandırmalar, tıpkı ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabi olacaklardır.
TMK 565. madde hükmüne göre; “Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabidir:
1. miras bırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya, miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna mal varlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi, 2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar, 3. miras bırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde adet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar, 4. miras bırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar”
Buna ek olarak TMK’nın 567. maddesindeki hükümle hayat sigortalarına ilişkin satınalma bedelleri de tenkise tabi kazandırmalar arasında düzenlenmiştir. Şu kadar ki; bu bedeller ister sağlararası kazandırmayla ister ölüme bağlı tasarruf ile üçüncü kişi lehine kazandırılmış olsun, karşılıksız olduğu sürece tenkise tabi tutulacaktır. Buna göre; “miras bırakanın kendi ölümünde ödenmek üzere üçüncü kişi lehine hayat sigortası yaptığı veya böyle bir kişiyi lehdar olarak sonra belirlediği ya da sigortacıya karşı olan istem hakkını sağlararası veya ölüme bağlı tasarrufla karşılıksız olarak üçüncü kişiye devrettiği hallerde, sigorta alacağının miras bırakanın ölümü zamanındaki satınalma değeri tenkise tabi olur.”
Miras bırakanın ölüme bağlı kazandırmalarının tenkisi için miras bırakanın tasarruf özgürlüğünü aşarak tasarrufta bulunmuş olması ve bunun sonucunda mirasçıların saklı paylarına halel gelmiş olması dışında bir şart aranmamaktadır. Ancak sağlararası kazandırmaların tenkisi için birtakım şartların varlığı gerekmektedir. Şu kadar ki kazandırma, kişinin kendi malvarlığından başkasının lehine bir aktarım sağlamış olmalıdır. Bunun sonucunda lehine kazandırma sağlanan kişinin malvarlığının aktifinde bir artış gerçekleşmeli ya da aktifinde bir azalma gerçekleşmesi gerekirken bundan, yani bir borcundan kurtulmalıdır11. Tenkisi talep edilebilecek bir sağlararası kazandırmanın her şeyden önce ivazsız, bir başka ifadeyle karşılıksız yapılmış olması gerekir12. Kısmen karşılıklı kazandırmanın söz konusu olduğu durumda (karma kazandırma) ise ancak karşılıksız olan kısmın tenkisi talep edilebilecektir13.
3.3. Tenkis Talebinin İleri Sürülmesi, Tarafları ve Tenkiste Geri Verme
Tenkis yaptırımının hukuki sonucu, yapılan kazandırmaların saklı payların ihlali ölçüsünde geçersiz olmasıdır. Lehine kazandırma da bulunulan kişinin tenkis talebini iradi olarak kabul etmemesi halinde saklı paylar üzerindeki ihlalin giderilmesi için tenkis talebinin dava ya da tenkis def’i yoluyla ileri sürülmesi gerekecektir.
Türk Medeni Kanunu’nun 560. maddesi uyarınca “(1)Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, miras bırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. (2)Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, miras bırakanın arzusunun başta türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır.”
Tenkis davasının, tenkis def’inden önemli bir farkı vardır. Lehine kazandırma yapılan kişiye yöneltilen ve iradi olarak kabulü ile tenkise tabi kazandırmalarda geçersizlik sonucunu doğuran tenkis talebi ile tenkis davasına konu kazandırmaların, öncelikle edimleri ifa edilmiş kazandırmalar olması gerekmektedir. Tenkis def’i ise yerine getirilmemiş olan tenkise tabi
kazandırmalar açısından saklı paylı mirasçılara tanınmış olan bir hukuki imkândır14. Nitekim tenkis davasından farklı olarak, hâlihazırda açılmış olan bir davada tenkis def’ini ileri süren, saklı payı ihlal edilen mirasçı, bu kez davalı konumunda olacaktır.
TMK m. 560/1 uyarınca tenkis davası açma hakkı kural olarak yalnızca saklı paylı mirasçılara aittir. Ancak saklı paylı mirasçı olmanın dışında koşullar da gerçekleşmelidir. Tenkis davası açabilecek saklı paylı mirasçıların aynı zamanda bu sıfatı miras bırakanın ölümü anında haiz olmaları gerekir15. Bir başka ifadeyle mirasçılık sıfatı hiç kazanılmamış ya da yasal mirasçı olma hakkını sona erdiren mirastan feragat, mirastan çıkarma, mirastan yoksunluk yahut mirasın reddi gibi hallerin varlığında tenkis davası açma hakkı ya hiç doğmayacak, ya da ortadan kalkacaktır.
Öte yandan tenkis davası açma hakkına
sahip olmak için bir başka koşul, saklı paylı mirasçıların saklı paylarının ihlal edilmiş olmasıdır. Nitekim TMK m.560 hükmünde, saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, ifadesiyle bu şart düzenlenmiştir. Dolayısıyla tenkis davasında davacı olabilmek için miras bırakanın saklı paylı mirasçısı olmanın yanı sıra, saklı paylı mirasın, miras bırakanın yaptığı tenkise tabi bir kazandırma ile ihlal edilmiş olması gerekir.
Saklı paylı mirasçı sayısının birden fazla olması durumunda her bir mirasçı, diğerlerinden bağımsız olarak tek başına tenkis davası açabilecektir16. Öte yandan dava, ister tek mirasçı, ister tamamı tarafından açılmış olsun, mahkeme tarafından verilecek hüküm yalnızca dava açanlar bakımından hüküm ifade eder. Dava açmayan diğer mirasçılar bakımından sonuç doğurmaz17.
Ayrıca tenkis davası açan mirasçılar, tenkis davası ile birlikte terditli yahut sonradan açacakları bir dava ile muris muvazaası sebebiyle tapu iptal ve tescili davası da açabileceklerdir. Nitekim ilgili bir İçtihadı Birleştirme Kararı’nda bu husus şöyle ifade edilmiştir;
“…Miras bırakanın yaptığı temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçe ile Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayalı muvazaa nedeniyle iptal-tescil davası da açabileceklerine… karar verildi.” (Yargıtay İBK, 22.05.1987 T, 1986/4 E., 1987/5 K.)
Tenkis davası en erken miras bırakanın ölümü anından itibaren açılabilir. Ölümle birlikte 6100 s. HMK m.50-51’de düzenlenen taraf ve dava ehliyeti sona ereceğinden tenkis davasının miras bırakan aleyhine açılması mümkün değildir. O halde tenkis davasının davalısının, murisin tenkise tabi kazandırmaları lehine yaptığı mirasçılar yahut üçüncü kişiler olacağı sonucu çıkmaktadır. Nitekim Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.
“…Miras bırakanın saklı pay kurallarını gidermek amacı ile yaptığı temliki tasarruftan sonra, bundan yararlanan kişinin, miras bırakanın bilgi ve talimatı dışında sırf saklı pay sahibi mirasçıları bu haklardan yoksun kılmak için, durumu bilen üçüncü kişilere taşınmazları temlik etmesi halinde, kötü niyetli bu kişilere karşı saklı pay sahibi mirasçılar tarafından tenkis davası açılabileceğine üçte ikiyi aşan oyçokluğuyla 13.01.1975 gününde karar verildi.”(Yargıtay HGK, 1974/7 E., 1975/1 K., 13.01.1975 T)
Tenkis davası, mirasçıların saklı paylarında gerçekleşen ihlali öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçinceye kadar açılabilecektir(TMK m.571/1). Öte yandan bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlayacaktır(TMK m.571/2).
Kanunda belirlenen süreler hukuki niteliği itibariyle hak düşürücü süreler olup bu sürelerden sonra dava açma hakkı sona erecektir. Öte yandan söz konusu sürelerin aşılmış olduğu taraflarca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, hak düşürücü sürelerin kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle hakim tarafından da davanın her aşamasında re’sen dikkate alınacak hususlardandır.
4. DENKLEŞTİRME (İADE) DAVASI
4.1. Genel Olarak
Mirasta denkleştirme, Türk Medeni Kanunu’nun miras hukukunu düzenleyen üçüncü kitabında 669-675 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayrıca TMK m. 573 gibi mirasta denkleştirme kurallarına gönderme yapan birtakım maddeler de mevcuttur. Mirasta denkleştirme, mirasın paylaşılması işlemlerinden biridir.
Denkleştirme (iade) davası; kanuni mirasçının, miras bırakanın sağlığında miras bırakandan karşılıksız olarak aldığı malların ve değerlerin tespiti ile terekeye iadesini amaçlayan bir davadır. Bir başka ifadeyle miras bırakanın henüz sağken yasal mirasçıları lehine ve miras paylarına mahsuben yaptığı kazandırmaların aynen veya mevcut değilse değerinin miras ortaklığına geri verilmesi veya lehine kazandırma yapılan mirasçının miras payından mahsup edilmesidir. Hem tespit hem eda davasıdır18.
Amaç, kanuni mirasçılar arasındaki eşitliliğin sağlanması19, bozulan dengenin yeniden kurulmasıdır. Miras bırakan bazı yasal mirasçıları lehine karşılıksız sağlararası kazandırmalarda bulunmuş olabilir. Denkleştirme ile bu kazandırmaların, mirasın paylaşılması esnasında ya terekeye aynen iade edilmesi ya da miras paylarına mahsup edilmesi sağlanmaktadır. Miras bırakanın mirasçı olmayan kişilere karşı yapmış olduğu karşılıksız kazandırmaların iadesi talep edilemez. Sadece karşılıksız kazanım elde etmiş mirasçılara karşı açılabilir.
Bu kapsamda öncelikle miras bırakanın yapmış olduğu sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla, TMK m.505’deki tasarruf edilebilir sınırı aşıp aşmadığı tespit edilmelidir. Türk hukukunda yasal mirasçılığın mı yoksa tasarruf hürriyetinin mi daha üstün olduğu noktasında yasal mirasçılık daha üstün tutularak tasarruf hürriyeti sınırlandırılmıştır20.
4.2. Mirasta Denkleştirmenin Koşulları
Denkleştirmeye tabi bir kazandırmadan söz edilebilmesi için ilk şart, kazandırmanın miras bırakanın sağlığında yapılmış olmasıdır21. Nitekim MK m.669’un birinci fıkrasında “..miras bırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası kazandırmaları…” ifadesi ile Kanun Koyucu bu şartı düzenlemiştir.
Ölüme bağlı tasarruflar ise denkleştirmeye tabi değildir. Zira sağlararası kazandırma da tasarrufa konu mal varlığı murisin malvarlığından henüz sağken çıkmış olduğu halde ölüme bağlı tasarrufta henüz terekeden eksilen mal varlığı değeri söz konusu değildir22.
Yargıtay; rücu şartıyla yapılan bağışlamaların (TBK m.292) ise ancak miras bırakanın ölümü ile şartsız bağış haline geldiğinden bahisle bağışta bulunan murisin sağlığında karşı taraf için bir kazandırma yapmadığı gerekçesiyle bu tür bağışlamaları denkleştirmeye tabi tutmamaktadır23.
Miras bırakanın vefatı anında henüz ifa edilmemekle birlikte şayet sağlığında yaptığı karşılıksız kazandırma taahhüdü, lehine kazandırma taahhüdünde bulunulan kişiye bir alacak hakkı sağlıyorsa bu kazandırma taahhütleri de denkleştirmeye tabi tutulabilecektir24 . Ancak yapılan işlem tasarruf işlemi olmayıp mirasçının elinde herhangi bir değer olmadığından denkleştirme işlemi fiilen gerçekleşmeyecektir25. Denkleştirme alacaklısı olan yasal mirasçıların bu alacak haklarının denkleştirilmesini talep etmeleri gerekecektir.
Bir kazandırmanın denkleştirmeye tabi olabilmesi için, kazandırmanın miras bırakanın sağlığında yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Ayrıca bu kazandırmanın ivazsız, bir diğer deyişle karşılıksız yapılmış olması gerekir. Bu kazandırma, karşı tarafın malvarlığının aktifinde bir artışa veya malvarlığının aktifinde gerçekleşmesi beklenen bir azalmaya engel olma biçimde gerçekleşebileceği gibi pasifinin azaltılması veya artmasına engel olunması şeklinde de gerçekleşebilir26. Kazandırıcı işlemin karşılığını oluşturan ivazın para olması şart değildir, belirli bir hizmet yahut emek de ivaz konusu olabilir27.
Denkleştirmeye tabi olabilecek, miras bırakanın sağlığında yapılmış ve ivazsız bir sağlararası kazandırmanın; ayrıca miras bırakanın malvarlığından yapılmış olması gerekir. Dolayısıyla kazandırma sonucunda miras bırakanın malvarlığında azalma meydana gelmelidir28. Böylece bu şekilde bir karşılıksız kazandırma almayan mirasçıların miras paylarında azalma meydana gelecektir.
Son olarak bu nitelikleri haiz bir kazandırmanın, yasal mirasçılar lehine ve onların miras payına mahsuben yapılmış olması gerekir. Türk Hukuku’nda baskın görüş, yasal mirasçı sıfatına murisin vefatı anında sahip olmanın yeterli olduğudur29. Murisin vefatı anında yasal mirasçı sıfatını haiz olan kimse, bu sıfatı denkleştirme anına kadar taşımalıdır. Kazandırmanın miras payına mahsuben yapılmış olması ise kazandırma lehtarı kişinin kazandırma anında mirasçı olabilecek konumda olmasını gerektirmez. Murisin ölümü anında yasal mirasçı sıfatını kazanmış olmak yeterlidir. Örneğin bir kimse sağlığında, lehine ve miras payına mahsuben ivazsız bir sağlararası kazandırıcı işlem yaptığı kişi ile bu işlemden sonra fakat vefatından önce evlenmişse, evlendiği kimse yasal mirasçı sıfatını eşinin ölüm anında kural olarak kazanmış olacaktır.
4.3. Mirasta Denkleştirmenin Tarafları
Denkleştirme için öncelikle miras bırakanın iradesine göre hareket edilmelidir. Miras bırakan altsoyuna yapmış olduğu ve kanunen denkleştirmeye tabi olan MK m.669/2 kapsamındaki kazandırmaları denkleştirmeden muaf tutabileceği gibi altsoyuna yapmış olduğu, bu kapsamda yer almayan karşılıksız kazandırmaları ve altsoy dışındaki diğer yasal mirasçıların a yapmış olduğu karşılıksız kazandırmaların denkleştirilmelerini isteyebilecektir. O halde denkleştirme borçluları da bu beyana göre belirlenecektir. Ayrıca miras bırakanın yapmış olduğu sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla, TMK m.505’deki tasarruf edilebilir sınırı aşıp aşmadığı tespit edilmelidir.
Miras bırakan mal varlığı üzerindeki tasarruf edilebilir miktarı aşmış ve bahse konu herhangi bir beyanı da yoksa Kanun’un ilgili hükümlerine göre denkleştirme borçlusu tayin edilecektir.
Denkleştirme alacaklısı ise tüm yasal mirasçılar olabilecektir. Denkleştirme borçlusu için aranan şartların aynısı denkleştirme alacaklıları bakımından da geçerlidir. Dolayısıyla atanmış mirasçılar ve miras bırakanın ölümü anında mirasçılık sıfatını hiç kazanamamış kimseler (mirastan çıkarılma, yoksunluk, feragat gibi nedenlerle) veya mirasçılık sıfatını geçmiş etkili biçimde kaybedenler (mirasın reddi) denkleştirme alacaklısı olamazlar.
Miras bırakan, yasal mirasçılardan bazılarını denkleştirmeden muaf veya denkleştirmeyle yükümlü tutabileceği gibi benzer şekilde bazı yasal mirasçılarını münhasıran denkleştirme alacaklısı olarak tayin edebilecektir.
4.4. Denkleştirmeye İlişkin Davalar
MK m. 669-675 arasındaki hükümlerde denkleştirmenin şekli, şartları ve hesaplanması gibi konular düzenlenmesine rağmen denkleştirme davası açıkça düzenlenmemiştir. Ancak doktrin ve uygulamada, denkleştirme işlemlerinde ihtilaf halinde denkleştirme davası açılabileceği kabul edilmiştir30. Bu ihtilaf iki şekilde ortaya çıkabilecektir. İlki; denkleştirme yükümlülüğünün var olup olmadığı veya varsa ne kadar miktarla sınırlı olduğu hususunda doğacak uyuşmazlıktır. İkincisi; denkleştirme yükümlülüğünün ifasından kaçınma durumunda ortaya çıkar. İlk ihtimalde açılacak dava bir tespit davası niteliğinde olacaktır. Denkleştirme yükümlülüğünün ifasından kaçınma durumunda ise açılan dava kuşkusuz eda davasıdır.
Denkleştirme davası, aynı tenkis davasında olduğu gibi miras bırakanın ancak geçerli işlemlerine karşı açılabilecektir31. Hukuka aykırı işlemlerin akıbeti ise iptal davasına konu olacaktır.
Denkleştirme, mirasın paylaşılması işlemlerinden biridir. Bu sebeple denkleştirmeye yönelik talepler de kural olarak mirasın paylaşılması esnasında dermeyan edilmelidir32 . Ancak paylaştırmadan önce denkleştirmenin varlığı veya denkleştirme miktarına ilşkin bir ihtilaf yahut tereddüt varsa bu husus, mirasın paylaşılmasına geçilmeden önce tespit davasına konu olabilir.
Denkleştirme yükümlülüğünün ifasını sağlamaya yönelik eda davasının açılabilmesi için, eda davasının doğası gereği, denkleştirme yükümlülüğünün varlığının tespit edilmiş yahut ihtilafsız olması gerekmez. Mahkeme, denkleştirme yükümünün ifasını sağlayacak eda kararını vermeden önce, denkleştirme yükümlülüğünün olup olmadığı ve miktarına ilşkin bir tespit kararı da vermiş olacaktır. Ancak bu dava, tespit davasından farklı olarak ancak mirasın paylaşılması aşamasında açılabilecektir.
Denkleştirme davasının açılabileceği sürelere ilişkin Kanun’da açıkça bir düzenleme olmamakla birlikte denkleştirme, mirasın paylaşılması işlemlerinden biri olduğundan, buna yönelik davaların da en geç mirasın paylaşılmasının sonuna kadar açılması gerektiği kabul edilmektedir33 . Ancak Yargıtay; denkleştirme davasının mirasın paylaşımının tamamlanmasından itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılabileceğini kabul etmektedir 34.
Birden fazla yasal mirasçı, denkleştirmeyi isteme hakkına sahipse ve bunlardan sadece biri veya birkaçı denkleştirme talep etmişse bu durumda, Yargıtay’a göre verilen hüküm denkleştirme talep eden mirasçıları etkileyecektir. Nitekim kararlarda dava, davacının miras payı oranında hükme bağlanmıştır. Aynı şekilde Yargıtay, mirasta denkleştirmeye konu şeyin değeri ne olursa olsun taraflar yararına takdir edilecek avukatlık ücretinin, davacının miras payına kadar hesaplanacağını belirterek davanın miras payı oranında hükme bağlanacağını kabul etmiştir35 .
DİPNOT
1 HANAĞASI, İlhan; Mülkiyet Hakkı, Danıştay İnsan Hakları Komisyonu
2 YAZAR, İbrahim; Miras Hukukunda Tenkis, Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017, s.6
3 Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, Cilt I, 2016, p.411
4 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 28.7.2020 T, 2017/1247 E, 2020/47 K.
5 Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, Cilt I, 12. Bası, s. 133-134. Ayrıca Bkz. Yargıtay 1. HD, 25.09.1992 tarih, 8043/10713; Yargıtay 1. HD. 2012/3117 E, 2012/6467 K, 31.5.2012 T
6 Dural/Öz, Türk Özel Hukuku, Cilt IV, Miras Hukuku, 2018, s. 263
7 Yarg. HGK, 03.06.1964, 335-D.2/391 (Olgaç, C.I, s.199)
8 1. HD, E. 2004/7005, K 2004/7526, t. 26.06.2004; 1.HD, E 2011/7019, K 2011/10389, t. 17.10.2011 (www.kazanci.com)
9 Dural/Öz, Türk Özel Hukuku, Cilt IV, Miras Hukuku, 2018, s. 262 vd. Ayrıca bkz.: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 19.02.2015 T, 2014/3070 E, 2015/2553 K: “…Somut olaya gelince, miras bırakanın mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, temlike konu taşınmaz dışında murisin başkaca mal varlığının olmadığı, bir kimsenin tek mal varlığını yaşam süreci içerisinde ihtiyacı olmadığı hâlde elden çıkarmasının yaşamın gerçeklerine ve hayatın olağan akışına uygun düştüğünün söylenemeyeceği, davalının satış bedelini ödediğini de kanıtlayamadığı, akitte gösterilen değer ile taşınmazın gerçek değeri arasında aşırı fiyat farkı olduğu hususları dosya kapsamı ile sabit olup bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın temlikteki gerçek amacının mirasçıdan mal kaçırma olduğu ve temlikin muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. …”
10 HATEMİ, Hüseyin; s.56
11 EREN, Fikret; Borçlar Genel, s.181; KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip / HATEMİ, Hüseyin/ SEROZAN, Rona/ARPACI, Abdulkadir; Borçlar Hukuku Genel Bölüm, C. 1, 4. Baskı, İstanbul 2008 s.114-115
12 HATEMİ, Miras, s.48
13 İYİDİNÇ, Necati; Türk Miras Hukukunda miras bırakan Tarafından Yapılan Sağlararası kazandırmaların Tenkisi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.25
14 DURAL/ÖZ, Miras Hukuku, s.288
15 İYİDİNÇ, Necati; Türk Miras Hukukunda miras bırakan Tarafından Yapılan Sağlararası kazandırmaların Tenkisi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.70
16 OĞUZMAN, Miras, s.247
17 HATEMİ, Miras Hukuku, s.47
18 Dr., DEMİR, Remzi; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunumuza Göre Açılan Tenkis Davası ile Mirasçıların Açabileceği Diğer Davaların Karşılaştırılması, YBHD, Yıl 5, Sayı 2020/1, s.341
19 OĞUZMAN/ÖZ; s.87
20 YAZAR, İbrahim; Miras Hukukunda Tenkis, Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017, s.6
21 Yargıtay 2. HD. 2009/14753 E, 2009/21912 K, 17.12.2009 T (Çevrimiçi – Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)
22 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, İade Mefhumu, s.145
23 Yargıtay 2. HD. 24.11.1983 T, 8974/9210; Yargıtay 2. HD. 2010/3175 E, 2011/5469 K, 28.03.2011 T (Çevrimiçi – Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)
24 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, s.467; Aksi yönde bkz.: İMRE/ERMAN, s.507
25 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, İade Mefhumu, s.140; Yazara göre böyle hallerde murisin taahhüt ettiği ancak ifasını talep eden mirasçıya karşı taahhüt konusu edimin denkleştirmeden muaf olduğunu ispatlamadıkça, diğer mirasçılar denkleştirmeyi def’i yoluyla ileri sürüp ifadan kaçınabilirler. Ayrıca bir kazandırma oluğu şüphesiz olan bu alacak hakkının mirasın paylaşılması sırasında denkleştirilmesini sağlayabilirler.
26 OĞUZMAN/BARLAS, s.136; KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, İade Mefhumu, s.139
27 Yargıtay 1. HD. E. 2011/9268, K. 2011/9970, T. 06.10.2011 (Çevrimiçi – Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)
28 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, İade Mefhumu, s. 146
29 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, İade Mefhumu, s. 103
30 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Miras, s.483 vd.; DURAL/ÖZ, s.332; Yargıtay HGK E. 1966/2-1510, K. 99, T. 21.02.1968
31 Yargıtay HGK E. 1966/2-1510, K. 99, T. 21.02.1968
32 OĞUZMAN, s.328
33 KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Miras Hukuku, s.484-485; DURAL/ÖZ, Miras Hukuku, s. 333
34 Yargıtay 2. HD, E. 2862, K. 5059, T. 11.11.1969; Karar eleştirisi, DURAL/ÖZ, s.333 Ayrıca tenkis davasında öngörülen bir senelik zamanaşımı süresinin denkleştirme davaların da söz konusu olamayacağına ilişkin bkz. Yargıtay 2. HD, E. 3338, K. 3903, T. 14.09.1953
35 Yargıtay 2. HD., E. 494, K. 676, T. 02.02.1976; Yargıtay 2. HD, E. 1885, K. 1935, T. 27.03.1984
