Türk Hukukunda Anayasa Mahkemesi’ne Yapılacak Bireysel Başvuru Mekanizmasının İncelenmesi
Türkiye’nin insan hakları standardını yükseltmek ve Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınacak olan dava sayısının önüne geçmek amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı 2010 Anayasa değişikliği ile Anayasamıza girmiştir. Bireysel başvuru mekanizmasının başlıca getirilme sebebi AİHM önünde Türkiye aleyhine sonuçlanan dava sayısının azaltılmasıdır. Bu husus çerçevesinde bireysel başvuru mekanizması ile sorunların iç hukuk yoluyla çözülmesi amaçlanmıştır.
Düzenleme “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır” biçimindedir. Düzenlemeye bakıldığı noktada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile Anayasa arasında bir ilişki kurulduğu gözlemlenebilmektedir. Ayrıca Türk Anayasa Yargısı bakımından yeni bir dönemin başladığını söyleyebiliriz; zira bir Yüksek Mahkeme olan Anayasa Mahkemesi’ne artık herkes bireysel başvuru mekanizması ile gidebilecektir.
1. Bireysel Başvuruya Konu Olabilecek Hak ve Özgürlükler
Bireysel başvuruya konu edilebilecek haklar, Anayasanın 148. Maddesinde “Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi biri” şeklinde ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru incelemesinde, bir ihlal iddiasının konu bakımından yetki alanına girip girmediğini tespit ederken, temel hakkın hem Anayasa da hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer almasının yanında, Anayasa’nın ve AİHS’nin ortak koruma alanında olup olmadığı belirlenmelidir. Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlükler için bireysel başvuru yapılamaz; zira aynı zamanda bu haklar AİHS’de yer almalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sadece birinci kuşak haklar düzenlenir. Bazı temel hak ve özgürlükler kapsam dışında kalır; ancak AİHM yorumları ve içtihatları çok geniştir, bu kapsamda birtakım ekonomik ve sosyal hakları birinci kuşak haklar içinde yorumlanır.
Başvuruya konu olabilecek hak ve özgürlüklerin belirlenmesi hususuna yanıt vermek ancak Anayasa’daki temel haklar ve özgürlükler ile bunların AİHS kapsamının belirlenmesi ile mümkün olabilmektedir. Şekli bir yaklaşımla AİHS metnindeki hak başlıkları ile Anayasa’nın temel hak ve ödevler kısmı kıyaslanabilir. Maddi bir yaklaşım ele alınırsa eğer, Anayasa’nın temel hak ve ödevler kısmı dışındaki hükümler ile AİHS kapsamındaki hükümler kıyaslanabilir. Öğretide farklı yaklaşımların söz konusu olduğu belirtilebilir; ancak asli amacın insan haklarının kamu gücüne karşı korunması olduğu gözetilerek değerlendirme yapılması yerinde olacaktır. Anayasa’daki hükümde AİHS ek protokollerinden söz edilmemektedir. Ancak AİHS ile ek protokollerinin bir bütün olarak algılanması gerektiği kabul edilmiştir.
1.1. Kamu Gücü Kavramı ve İhlal Edilen Hak Kamu gücünün geniş anlamda tanımı;
yasama, yürütme, yargının tüm faaliyetleridir. Başvurucuların, aleyhine bireysel başvuruda bulundukları kamu gücünün ihlale yol açtığı iddia edilen işlemine, eylemine ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özetinin yapılması gerekmektedir. İhlal bir mahkeme kararından kaynaklanıyorsa eğer; mahkemenin adı, dava esas ve karar numarası gibi bilgiler dilekçede yer almalıdır. Yasadan kaynaklanan bir ihlal söz konusu ise yasanın numarası, yayımlandığı tarih gibi bilgilere dilekçede yer verilmelidir.
Mahkemenin resen temel hak ihlali tespiti yapması söz konusu değildir. Mahkeme sadece ihlal edildiği iddia edilen hakkı inceler. Bu kapsamda başvurucunun, ihlal edilen hak ve özgürlüğünü açıkça ve gerekçeli şekilde ortaya koyması gerekmektedir.
2. Başvuru Usulü
Bireysel başvuru, ek bir temyiz yolu olarak görülmekten ziyade kişilere temel haklarını korumaları bakımından sağlanmış bir itiraz mekanizmasıdır. Anayasa Mahkemesi’ne göre başvuru, temel hak ihlallerini önlemek için gidilen özel, istisnai ve ikincil bir hak arama yoludur. Bu mekanizmaya gidilmeden önce idari ve yargısal hak arama yollarının tamamlanması gerekmektedir. Temyiz, istinaf gibi kanun yolları tüketildikten ve karar başvurucu tarafından öğrenildikten; hak arama yolları yoksa ihlal öğrenildikten sonra otuz gün içinde başvuru yapılmalıdır. Bireysel başvurular; Anayasa Mahkemesi’nde bulunan bireysel başvuru noktası, mahkemeler ve Cumhuriyet Başsavcılıkları ve yurtdışı temsilciliklerinde gerçekleştirilmektedir.
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru noktasından ya da mahkemenin internet sayfasından temin edilebilen başvuru formunda başvurucu kamu gücü müdahalesinin hangi anayasal gerekçelerle ihtilaf halinde olduğunu göstermek zorundadır. Ayrıca ihlal edildiği öne sürülen hakkın belirlenmesi gerekmektedir. Başvurucunun ayrıntılı şekilde ihlal iddiasını dayandırdığı olayları göstermesi gerekmektedir. Başvuruyu aydınlatacak ve kararı etkileyebilecek tüm belgelerin başvuruya eklenmesi zorunludur; zira hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvuruculara aittir.
Bireysel başvurular başvurucu, başvurucunun kanuni temsilcisi ya da avukatı tarafından yapılabilmektedir. Düzenleme, bireysel başvuru yoluyla başvuracakları açıkça “herkes” olarak ifade eder; ancak ilgili kişinin düzenlemede sayılan hakların süjesi olması gerektiği kabul edilmektedir. Başvurucu bu noktada Anayasa’da yer alan haklardan birinin ihlal edildiğini ileri süren yaşayan gerçek kişidir. Kamu hukuku tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz; çünkü bireysel başvurunun temelinde vatandaşların temel hakları yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin İçtüzüğünün 59.maddesinde bireysel başvuru formunda olması gereken bilgiler şu şekilde belirtilmiştir: a) Başvurucunun T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, anne adı, baba adı, doğum tarihi, cinsiyeti, uyruğu, mesleği ve adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi. b) Başvurucunun tüzel kişi olması hâlinde; Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) numarası, unvanı, adresi ve tüzel kişiliği temsile yetkili kişinin adı, soyadı ve T.C. kimlik numarası, MERSİS numarasının bulunmaması hâlinde tüzel kişinin vergi numarası veya kayıtlı olduğu sicil ve numarası ile varsa telefon numaraları ve kayıtlı elektronik posta adresi. c) Başvurunun; 1) Avukat vasıtasıyla yapılması hâlinde; avukatın adı, soyadı, kayıtlı olduğu baro ve sicil numarası, yazışma adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi. 2) Avukat olmayan kanuni temsilci vasıtasıyla yapılması hâlinde; kanuni temsilcinin T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, anne adı, baba adı, doğum tarihi, uyruğu, yazışma adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi. ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti. d) Bireysel başvuru kapsamındaki güncel ve kişisel haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar. e) İhlal edildiği iddia edilen temel haklar ve bunlara ilişkin açıklamaların birbirleriyle ilişkilendirilerek ayrı ayrı yapılması. f) Başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların tarih sırasına göre yazılması. g) Başvuru yollarının tüketildiği veya başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih. ğ) Başvuru mazeret nedeniyle süresi içinde yapılamamışsa buna dair açıklamalar. h) Başvurucunun talepleri. ı) Başvurucunun Mahkeme önünde devam eden bir başka başvurusu varsa numarası. i) Varsa kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması talebi ve bunun gerekçeleri. j) Kısa mesaj (SMS) veya elektronik posta yoluyla bilgilendirme yapılmasını isteyip istemediği. k) Başvurucunun veya avukatının ya da kanuni temsilcisinin imzası. l) Varsa İçtüzüğün 73 üncü maddesi kapsamında maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik tedbir talebi ve bunun gerekçeleri. (3) Başvuru formuna aşağıdaki belgelerin ya da onaylı örneklerinin eklenmesi zorunludur: a) Kanuni temsilci veya avukat vasıtasıyla takip edilen başvurularda başvurucuyu temsile yetkili olduğuna dair mevzuata uygun belge. b) Harcın ödendiğine dair belge. c) Başvuru bizzat yapılmış ise başvurucunun kimliğini tespite yarar resmî belgenin onaylı örneği. ç) Tüzel kişi adına kanuni temsilcinin başvurması hâlinde, başvuru tarihi itibarıyla temsile yetkili olunduğunu gösteren resmî belgenin onaylı örneği. d) Nihai karar ya da işlemi öğrenme tarihini gösteren belge. e) Başvuruda ileri sürülen hak ihlali iddialarını temellendirecek belgelerin onaylı örnekleri. f) Tazminat talebi varsa uğranılan zarar ve buna ilişkin belgeler. g) Olağan ve olağanüstü kanun yolu başvuru dilekçelerinin onaylı örnekleri. ğ) Başvuru süresinde yapılamamışsa varsa mazereti ispatlayan belgeler. h) Adli yardım talebi varsa başvurucunun yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeler ile mevzuatta adli yardım talebinde bulunabilmek için öngörülen diğer belgeler. (4) Başvurucu, üçüncü fıkradaki belgeleri herhangi bir nedenle sunamaması hâlinde bunun gerekçelerini belirterek varsa buna ilişkin bilgi ve belgeleri başvuru formuna ekler. Mahkeme, mazereti kabul etmesi hâlinde ve gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleri resen toplar. (5) Başvuru formunda belirtilen bilgilerde ve başvuruyla ilgili koşullarda herhangi bir değişiklik olduğunda bunun Mahkemeye bildirilmesi zorunludur.
3. Başvuranın İlgili Olması
Başvurucunun kamu gücünün eylemi, işlemi ya da ihmali nedeniyle güncel, kişisel ve doğrudan hakkının ihlal edildiğini iddia etmesi gerekmektedir. Güncel bir hakkı ihlal edilen başvurucunun “mağdur” olduğunu ileri sürmesi gerekmektedir. Ayrıca başvurucunun, ihlalden “kişisel olarak ve doğrudan” etkilenmesi aranmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “potansiyel mağdur” kavramını kullanırken, Anayasa Mahkemesi bu kavramı kullanmamaktadır. Potansiyel mağdur; somut bir olaya dayanmayan başvurucunun, potansiyel ve kendine yaklaşan bir ihlal tehdidi altında olduğunu inandırıcı bir şekilde açıklamasıdır. Bu açıklama çerçevesinde bireysel başvurunun kabul edilmesi sağlanabilir. Kişisel olarak etkilenme noktasında başvurucunun söz konusu hak ihlalinden bizzat etkilenmesi aranır. Güncel bir hak ihlali hususunda aranan başvuru konusunu oluşturan temel hak ihlali iddiası, bireysel başvuru anında ve devamında mevcut olmasıdır. Doğrudan etkilenme noktasında ise kamu gücü ihlalinin başvurucuyu fiilen etkilemesi aranmaktadır. Başvurunun kabul edilmesi için başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli görülmez, ihlalden doğrudan etkilenmesi aranmaktadır.
4. Bireysel Başvuru Sonucunda Verilebilecek Kararlar
Anayasa Mahkemesi inceleme sonucunda çeşitli kararlar verdiği son aşama karar aşamasıdır. Kabul edilebilirlik, kabul edilemezlik, bölümlere sevk, ilke kararı gibi kararlardan söz edebilir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 50. maddesine göre “Davadan feragat hâlinde, düşme kararı verilir”. Anayasa Mahkemesi’nin İçtüzüğü hükmü ayrıntı düzenlenmiş, hangi hallerde düşme kararı verilebileceği belirtilmiştir:
- Başvurucunun davadan açıkça feragat etmesi
- Başvurucunun davasını takipsiz bıraktığının anlaşılması
- İhlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması
- Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi
Kamu gücü ihlalinin kabul edilmesi, mağdurun zararının giderilmesi gibi hallerde dostane çözüm sağlanmış olacağı için mahkemenin düşme kararı vermesi söz konusu olabilir. Bu hususa yönelik olarak AİHM’ in içtihatlarında, başvurucuların tatmin edici bir çözüme ulaşıp, mağdur statüsünü kaybetmeleri durumunun düşme nedeni sayılacağı belirtilmiştir. 6216 sayılı kanunun 51. maddesine göre başvuru hakkının kötüye kullanılması durumunda disiplin cezasına hükmedilmektedir. Bu hükme benzer bir hüküm Almanya’nın Anayasa Mahkemesi kanununda yer almaktadır. Almanya öğretisine göre bu hükmün amacı gereksiz yapılan bireysel başvuruları önlemektir; ancak hakkın kötüye kullanılması noktasında net bir ölçüt ortaya konulmamaktadır. Öğretide bu konuda verilen temel örnek ise önceden karara bağlanmış bir konuda, aynı gerekçelerle yapılan bireysel başvurunun hakkın kötüye kullanımını ifade etmesidir.
Anayasa Mahkemesi’nin kesin kararından önce başvurucunun, kamu gücünden kaynaklanan bir “hak ihlali iddiası” söz konusudur. Başvuru mekanizmasının son aşaması olan karar aşamasından önce bu sadece bir iddiadır, doğruluğu kesinleşmemiştir. Henüz bir ihlal tespiti yapılmadan, ihlal iddiasının sadece olasılık konumunda olmasına rağmen, verilecek kararın etkisiz olmaması ve amacına ulaşabilmesi için geçici tedbir kararı verilebilir. Uluslararası insan hakları koruma mekanizmalarında da verilen bu karar türünün, Anayasa Mahkemesi’nce de verilmesi bireysel başvuru mekanizmasının getirilme amacı ile örtüşmektedir; zira insan haklarının korunması amacına hizmet eden bir karar türü olduğu tartışmasızdır.
5. Kararların sonuçları
Anayasa’nın 153. maddesine göre “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir”. Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı başka bir yargılama merciine gidilemediği için verilen kararların şekli anlamda kesin olduğunu söyleyebiliriz. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı, kararın sonuçlarının yerine getirilmesi anlamına gelmektedir. Kararın bağlayıcı olması hususu kesin hüküm etkisinden kaynaklanmakta olup, Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrası bireysel başvuru kararlarının bağlayıcılığına dair hususları göz önüne sermektedir. Bu hükme göre “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” Bu hükmü destekleyen bir diğer düzenleme ise 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. Maddesidir. Bu hükme göre “Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.”
Kararların yerine getirilmesi noktasında, Anayasa’nın 138.maddenin son fıkrası yol gösterici olmaktadır. Bu hükme göre “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Bu kapsamda verilecek bireysel başvuru kararının yerine getirilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bununla birlikte, bireysel başvuru mekanizmasının en temel amaçlarından birinin hak ve özgürlüklerin korunması olduğu için verilecek karara uyulmaması bu mekanizmanın amacı ile ters düşmek anlamına gelir. Hukuk devletinin temellerinden olan kuvvetler ayrılığının, mahkeme kararlarının uygulanmaması ile zedeleneceği de unutulmaması gereken bir husustur.
6. Bireysel Başvuru Sonucunda Verilen İhlal Kararlarına Örnekler
Mahkemenin 21.7.2020 tarihli, başvuru konusu velayeti annesinde olan çocuğun annenin soyadını taşıması talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkı ile birlikte incelenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiası olan kararında, yapılan değerlendirme sonucunda ihlal kararı çıkmıştır.
Başvurucu anne, oğlunun adının ve soyadının değiştirilmesi için 9.11.2015 dava açmış olup, annenin soyadının kullanılması karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Bu talebe yönelik olarak dava dilekçesinde, ailenin mafya tehdidine maruz kaldıkları ve anne ile soyadı farklılığı nedeniyle kamu kurumlarında zorluklar yaşandığı belirtilmiştir. Mahkeme, soyadı değişikliği talebinin reddine karar vermiştir. Başvurucunun temyiz istemi reddedilerek karar onanmıştır. Başvurucu 6.12.2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
Yapılan değerlendirmede, Anayasa’nın 20.maddesinin ilk fıkrasındaki “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” hükmü göz önünde tutulmuş ve bu hükmün içine kişiye sıkı sıkıya bağlı kişilik hakkı olan, ad ve soyadı hakkının özel hayatın ayrılmaz bir parçası olduğundan dahil edilmiştir. Bu kapsamda isim ve soyadı hakkı 20.madde çerçevesinde incelenmelidir, sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın eşitlik ilkesine dair olan 10.maddesinin ikinci fıkrasına göre “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür”. Başvuru aynı zamanda eşitlik ilkesinin ihlalinden de söz ettiği için bu hüküm çerçevesinde de bir değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Mahkemenin önceki kararlarından çıkan sonuçlar değerlendirilmiştir. Örneğin “…erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil ettiği açıktır” şeklindeki ifadelere yer verilmiştir. Bununla birlikte, dava sırasında başvurucunun soyadı farklılığı sebebiyle yaşadığı zorlukların altı çizilmiştir. Başvurucunun talebinin haklı olup olmadığı hususunun mahkemece değerlendirilmediği belirtilmiştir.
Son aşamada ise Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkıyla birlikte ele alınan Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Mahkemenin 18.7.2018 tarihli başka bir kararında ise başvurucunun başörtüsü kullanması nedeniyle devlet memurluğundan çıkarılmasının din özgürlüğünü ihlal ettiği iddiası ile yapılan başvuru sonucunda Anayasa’nın 24.maddesinde düzenlenen din özgürlüğünün ihlal edildiği sonucu çıkmıştır. Yapılan değerlendirmede, Anayasa’nın 2.maddesinde yer alan “demokratik devlet” tanımı içerisinde din özgürlüğünün önemli bir yerde olduğu belirtilmiştir. Bireylerin toplum yaşamını da etkileyen önemli etkenlerden birinin din özgürlüğü olduğunun altı çizilmiş olup, uluslararası sözleşmelerin hemen hepsinde korunan bir hak olduğu üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte, bireylerin Anayasa’nın 24.maddesinde yer alan hükme göre dinini ve inancını açığa vurma hakkının engellenemeyeceği ifade edilmiştir. Bu hususlar çerçevesinde, “başvurucuya dinî inancı gereği başörtüsü kullanması nedeniyle devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi başvurucunun dinini açığa vurma hakkına bir müdahale teşkil etmektedir.” değerlendirmesinde bulunulmuştur.
Değerlendirme sonucunda, mahkeme başvurucunun dini inancından ötürü başörtüsü kullanması nedeniyle devlet memurluğundan çıkarılmasını demokratik devletin gereklerine aykırı olduğu sonucuna varıp, başvurucunun din özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
Sonuç
Devletin anayasal düzenini koruma görevini üstlenen Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru mekanizması ile yeni bir görev alanı oluşmuştur denilebilir. Buna göre bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması artık bireysel başvuru mekanizması ile anayasa yargısı tarafından sağlanmaktadır. Başta Almanya olmak üzere, birçok devletin anayasa yargısında yer alan bu mekanizma ülkemizde insan haklarının korunmasına yönelik önemli adımlardan biri olmuştur. Bu savımızı destekleyen rakamlara gelecek olursak, mekanizmanın başladığı 23 Eylül 2012 ile 30 Haziran 2020 arasında 272.672 başvurunun yapılmış olduğu görülecektir. Bireylerin bu mekanizmaya yıllar geçtikçe daha çok başvurduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesinin almış olduğu emsal kararlarla birlikte Türkiye’nin insan hakları standardını yükseltme amacıyla getirilen bu mekanizmanın sağladığı korumanın yadsınamayacak bir boyutta olduğu tartışmasızdır.
KAYNAKÇA
1-Bireysel Başvuru Mevzuatı; T.C. Anayasası, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun
2-Kanadoğlu K. , Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul
3-Şirin T. , Türkiye’de Anayasa Şikayeti, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul
4- Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları; (Şule Bayburt, B. No: 2017/38724, 21/7/2020, § …) ve (B.S., B. No:
2015/8491, 18/7/2018, § …)
